🗡2 Saat Sonra...🗡
"Evet Lee Ha Ra hanım, sizi dinliyorum. Şikayetiniz nedir?"
Ha Ra, annesinin çıkmasıyla rahat bir nefes verdi ve karşısındaki savcıya dönerek anlatmaya başladı.
"Aslında şikayetçi değilim. Yani başıma gelenlere rağmen. Beni zorla annem getirtti buraya ama size en başından beri her şeyi anlatacağım."
Genç kız derin bir nefes alıp verdikten sonra Lee Know'u gördüğü ilk günden itibaren yaşadığı her şeyi anlatmaya başladı.
"Ben... Lise son sınıf öğrencisiyim. Bir gün futbol turnuvamızı izlerken yanıma yakışıklı bir adam geldi. Maça odaklandığım için onu pek fark edememiştim ama arkadaşım Yun Hee bana karşı olan bakışlarını anlatmıştı. Çok umursamamıştım. Nasıl olsa bir daha görmeyeceğim diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bir gün yeniden karşıma çıktı ve bana yıllardır kafayı taktığı manyak biri olduğunu söyledi. Yıllarca gizliden gizliye nasıl sevdiğini anlattı. Sonra aynı gün telefonuma mesajlar geldi. Ondan geldiği barizdi. Bende cevap yazdım. Ama ondan kurtulmak istedim ve ona peşimi bırakması için bir kumpas kurdum. Bu da ters tepti ve o beni yanlışlıkla omzumdan vurdu. Bugün de bir adam beni kaçırmaya kalkıştı. Büyük ihtimalle onun düşmanıydı."
Genç savcı buraya kadar sabırla dinledi Ha Ra'yı. Daha sonra sözünü kesti ve sorusunu yöneltti.
"Peki kim bu adam? Yani sana kafayı takmış olan?"
Ha Ra biraz daha düşündü. Arabada duyduğu kadarıyla anımsıyordu yalnızca.
Hatırlamaya çalıştı.
Aklına gelince de parmağını şıklatarak hızlıca söyledi.
"Lee Know."
Savcı Jiwoo'nun asıl şaşırma aşaması ise işte tam olarak burada başlıyordu. Kardeşinin ismini duyduğu andan itibaren!
"Pe-peki seni bugün kaçırmaya çalışan adamlar sana başka bir şey söyledi mi? Nasıl kurtuldun ellerinden? Üstelik... Neden şikayetçi değilsin?" diye sordu hiç bozuntuya vermeden bir savcı edasıyla.
Ha Ra gerçekleri her zamanki gibi direkt söyledi.
"Evet, anneme bir adamdan mesaj iletmesini istediler. Hwang Hyunjin'di galiba. Beni kurtaran da Lee Know'un kardeşi gibi bir şeyi olduğunu söyleyen adamdı. İsmi Felix. Ona bir can borcum var savcı hanım. Üstelik Lee Know'dan şikayetçi olmamamın sebebi çok fazla. Yani o sadece mertçe karşıma çıktı ve beni yıllardır sevdiğini söyledi. Zorla alıkoymadı. Evet, vurdu ama yanlışlıkla oldu ve bu vurulma meselemde de kaşınan bendim. Onun bana karşı olan samimiyetini gördüm. Beni vurduğu zamanki pişmanlığını, korkusunu, içinde yaşattığı aşkı... Bu yüzden ondan şikayetçi değilim. Ama lütfen, anneme böyle söylemeyin."
Jiwoo, anlıyorum dercesine başını salladı ve Ha Ra'ya tebessüm ederek güven verircesine konuşmasına devam etti.
"Merak etme, aramızda ama bana her şeyi en başından detaylıca anlatmalısın," dedi ve Ha Ra'yı can kulağıyla dinlemeye başladı.
Kardeşinin kendisinden bile sır gibi sakladığı, çok değer verdiği bir kişiyi şans eseri bulmuştu nasıl olsa?
Kardeşinin kendisine anlatmadıklarını bu şeker kızdan zevkle dinleyecekti. Üstelik işin içinde yine çökertmek istediği mafya Hwang Hyunjin vardı. Bu kız kendisi için her hâlükârda önemliydi.
🗡
"Beceriksiz herifler! Bir işi beceremeden geberdiler!"diye bağırarak önündeki masayı tek çırpıda bir kenara fırlattı Hyunjin.
Ardından sinirlerine hâkim olmaya çalışarak sağ kolu sayılabilecek adama döndü. İşaret parmağını sallaya sallaya bu görevi ona verdi.
"Bu işi sana veriyorum. Tek bir kişi kaldı. Kim Jiwoo! Onu bana getireceksin. Mutlaka getirmelisin. Aksi takdirde seni onların ellerine bırakmam kendi ellerimle gebertirim. Git ve bana o savcıyı getir! Git!"
Adamı odadan çıkınca kıracak bir şeyler daha aradı ama bulamadı. Bundan dolayı duvara kafasını vurmaya başladı. Bir 10 ya da 15 defa bu işi tekrarladıktan sonra kendinden emin bir şekilde konuşmasına devam etti.
"Kim Jiwoo... Lee Know benimle uğraştığına bin pişman olacak. Bin pişman... "
...
