İçeriğe geç

ADADAKİ DÜŞMANLIK

Bölüm 9 · 2 dk okuma

ADADAKİ DÜŞMANLIK

Bölüm 9

Hazırlık

Güneşin ilk ışıkları mağaranın taşlarına vurduğunda, Selene gözlerini araladı. İçeri süzülen ince ışık çizgileri, ateşin külleriyle birleşerek hafif bir sıcaklık hissi veriyordu. Başını çevirdiğinde Ragnar’la göz göze geldi. Onun gözkapakları hiç düşmemişti; uykusuz geçen gecenin izleri vardı ama bakışları hâlâ canlıydı. Selene, bir anlığına irkildi. — “Uyumamışsın…” diye fısıldadı. Ragnar dudaklarının kenarını hafifçe kıpırdattı. — “Günaydın.” Selene de istemsizce başını salladı. — “Günaydın.” O anda sessizliği bölen beklenmedik bir ses duyuldu: Selene’nin karnı guruldadı. Küçük, ama mağaranın içinde yankılanacak kadar netti. Selene’nin yüzü kızardı. Ragnar ise ilk kez gerçekten yumuşak bir ifade sergileyerek gülümsedi. — “Sanırım avlanma zamanın geldi.” Selene omuz silkti. — “Ben dışarı çıkıp bir şeyler arayacağım. Gelmek istersen gelebilirsin.” Birlikte mağaradan çıktılar. Rüzgâr sabahın serinliğini taşırken, etraf sessizdi. Uzakta denizin dalga sesleri yankılanıyordu. Kıyı boyunca ilerlediler, ara ara taşların arasına bakıp işe yarar bir şeyler aradılar. Daha önce hindistan cevizlerini buldukları yeri hatırlayıp oradan su ihtiyacını karşıladılar. Ormanın kenarına yaklaştıklarında çalıların arasında morumsu küçük meyveler parladı. Selene dikkatle eğildi, parmaklarına birkaç tanesini aldı. — “Yaban mersini…” dedi, sesi biraz umutla doluydu. Ragnar yanına çömeldi, meyveleri eline aldı. — “İşe yarar görünüyor. Zehirli değilse şanslıyız.” Bir süre sessizce dalları silkerek meyveleri topladılar. Ellerindeki küçük parçalarla kumsala geri döndüler. Kıyıya vardıklarında Ragnar’ın gözleri yeniden uçak enkazına takıldı. Sanki zihninde planlar vardı. Kararlı adımlarla enkaza yöneldi. Selene biraz geride kaldı, onu sessizce izledi. Ragnar, demir yığınlarının arasında dikkatle dolaşıyor, kırık parçaların arasından işe yarayabilecek her şeyi inceliyordu: sağlam kalmış kablolar, bükülmüş ama hâlâ kullanılabilecek metal parçalar, hatta yarısı yanmış bir battaniye parçası… Hepsini bir kenara ayırmaya başladı. Selene bu manzarayı izlerken, onun hayatta kalma konusundaki ciddi tavrını fark etti. Sessizliğin içinde sadece dalga sesleri ve Ragnar’ın metal parçalarını yerinden çıkarırken çıkardığı gıcırtılar duyuluyordu.

Ragnar sessizliği bozdu; sesi sabahın serinliğinde daha da ciddi duyuldu: — “Akşam kurtları gördüm. Sürü hâlinde dolaşıyorlardı… Çok kalabalıklar.” Selene’nin omuzlarına aniden soğuk bir korku çöktü; gözleri bir an büyüdü, nefesi kısa kesildi. Ragnar devam etti: — “Bu yüzden çok dikkatli olmalıyız. Mağaranın oraya çıkabilirler.” Selene’nin midesinde yeni bir ürperti yayıldı; çocukluğundaki o içten gelen kurt korkusu tekrar canlandı. Ragnar onu izledi, bakışında hem uyarı hem de bir çözüm arayan kararlılık vardı. — “Ama,” dedi düşük ama kararlı bir sesle, “eğer mağaranın önüne bir şey inşa edebilirsek, geçinebiliriz. Kendimize bir silah gibi bir şeyler de yapabiliriz. Aklımda bir fikir varsa, benimle paylaşabilirsin.” Selene, korkusunun içinden bir an için doğrulup Ragnar’a baktı. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu ama gözlerinde bir kıvılcım belirmişti; hayatta kalmak için düşünmesi gerektiğini biliyordu. Ağzını açtı, sesi titrek ama kararlıydı: — “Uçağın enkazındaki bazı metal parçalar kesilip sivriltilirse mızrak olur. Çalıları ve kalın dalları birbirine bağlayıp mağara ağzına bariyer yapabiliriz. Ve… küçük meşaleler —kuru hindistancevizi lifleriyle— gece nöbeti için kullanışlı olur.” Ragnar, Selene’nin önerilerini dinlerken hafifçe başını salladı; yüzündeki sertlik yumuşamaya devam ediyordu. — “Güzel,” dedi. “Ben enkazda işe yarar şeylere bakarım. Sen gerekliyse dalları ve ipleri topla. Akşam için bir planımız olsun.” Böylece sabahın kırılgan sessizliğinde, korku ile kararlılık iç içe geçti; ikisi de kısa süre içinde işe koyulmak üzere hazırlandılar.

Bölüm sonu

2 yorum