Ateşin közleri sönmeye yüz tutmuşken dışarıdan hırlama sesleri duyuldu. Önce tek bir gölge, sonra birkaç çift parlayan göz… Kurtlar mağaranın önünde belirdi. Birbirleriyle alçak seslerle iletişim kurar gibi hırlıyorlardı. Bariyerin önüne yaklaştıklarında tahtaları ve taşları koklamaya başladılar. Ardından dişlerini gösterip sertçe saldırdılar, bariyer gıcırdayarak sallandı. Kurtlar, insan kokusunu almıştı. Dişlerinin gıcırtısı ve hırlamaları içeriye kadar ulaşıyordu. Selene ürkek bir çığlık attı.— “Ragnar! Gitme… ne olur gitme!” Ama Ragnar çoktan doğrulmuştu. Bariyerin önüne ilerlerken başını ona çevirdi. Bakışlarında kararlı bir soğukkanlılık vardı.— “Hemen döneceğim.” Sesi ne kadar sakinse adımları da o kadar netti. Bariyerin yanına varınca daha önce hazırladığı tahta basamaklara çıktı. Yukarıdan kurtların gözleri, ateşin parıltısında kan kırmızısı gibi parlıyordu. Hırlayarak, dişlerini göstererek bariyeri zorluyorlardı.Ragnar yere çömelip ağır bir taşı kavradı. Selene’nin kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyordu, nefesi kesik kesikti.— “Hayır… hayır yapma, sana zarar verecekler!” Ragnar son bir bakış attı Selene’ye, dudaklarının kıyısında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Ardından taşı tüm gücüyle sürünün önüne fırlattı.Taşın sert çarpışı mağarayı yankılattı. Kurtlar bir anda irkildi, geri sıçradılar. Hırlayarak geriye çekildiler, karanlığın içinde gölgeleri dağıldı. Ama sesleri hâlâ etrafta dolaşıyordu. Bu onların sadece bir uyarı olduğunun işaretiydi: daha sonra tekrar geleceklerdi. Ragnar yavaşça aşağı indi, ama yüzündeki ciddiyet Selene’nin korkusunu hafifletmeye yetmedi. Selene hâlâ titriyordu, gözlerinde hem endişe hem de… kaygıyla karışık bir güven ışığı vardı.
Ragnar ağır adımlarla bariyerden geri döndü. Ellerinde toz ve ufak çizikler vardı. Yine de dik yürüyordu. Ateşin ışığı yüzüne vurduğunda sert hatları daha da belirginleşti. Selene hâlâ dizlerini karnına çekmiş, kollarını kendine sarmış hâlde titriyordu. Onu görünce hızla ayağa kalktı. — “Sen… delirdin mi?!” dedi sesi titreyerek. “Kurtların tam önüne çıktın! Seni parçalayabilirlerdi!” Ragnar kısa bir an durdu, bakışlarını onun üzerinde gezdirdi. Kaşları hafifçe çatıldı, sesi kısık ama sakindi: — “Ama parçalayamadılar.” Selene öfke ve korkunun karıştığı bir adım attı ona doğru: — “Bir daha böyle yapma! Kendini tehlikeye atma!” Ragnar’ın yüzünde küçücük bir gülümseme kıpırdadı, ama gözleri sertti. — “Senin gibi bir düşmanıma zarar gelsin diye mi bekleyecektim?” Selene donakaldı. İçinde bir şey sıkıştı, sözleri boğazına düğümlendi. Gözleri istemsizce doldu, ama hemen başını çevirdi. Ragnar adımlarını yavaşlatarak ateşin yanına oturdu. Ellerini alevlere doğru uzatırken sakin bir sesle devam etti: — “Alış. Ben buradayken kurtlar sana yaklaşamayacak.” Selene, onun bu soğukkanlılığı karşısında sessiz kaldı. Kalbi hâlâ çarpıyordu. “Düşmanım olmasına rağmen bana kalkan oluyor…” diye geçirdi içinden. Ragnar, gözlerini ateşin dans eden alevlerinden ayırmadan ekledi: — “Ama bu bariyer daha uzun süre dayanmaz. Yarın daha sağlam bir şey inşa etmemiz gerek.” Selene dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı. Ses çıkaramadı ama kalbinin derinlerinde, ilk kez onunla aynı tarafta olduklarını hissetti.
