Ertesi sabah, ateşin külleri hâlâ için için yanarken, Ragnar sessizce doğruldu. Elini mağara ağzına kaldırıp dışarıyı işaret etti. — “Bugün başlamalıyız. Bariyer olmadan burada bir gece daha geçiremeyiz.” Selene derin bir nefes aldı, ayağındaki sızıya rağmen başını salladı. İkisi de mağaradan çıkıp topladıkları dalları, metal parçalarını ve kumaşları sürükleyerek dışarı taşıdılar. Ragnar, kalın dalları yere çakıyor, metal parçaları destek olarak kullanıyordu. Selene de elinden geldiğince yardım ediyor, kumaş parçalarını bağlamak için yırtıp ip gibi kullanıyordu. Sessizlik içinde uyumlu bir şekilde çalıştılar; yalnızca dal kırılma sesleri, metalin sürtünmesi ve rüzgârın uğultusu vardı. Selene ağır bir dalı taşırken aniden ayağı kaydı. Kumla taşın birleştiği yerde bileği burkuldu. Bir anda acıyla sendeleyip yere çöktü. — “Ahh…” diye inledi, eliyle bileğini tuttu. Ragnar hemen başını kaldırdı, hızla yanına geldi. Kaşları çatılmış, yüzündeki soğuk ifade bu kez yerini kaygıya bırakmıştı. — “Ayağın…” dedi, kısık bir sesle. Selene nefesini sıkıştırarak cevap verdi: — “Sanırım burktum… ama geçer…” Tam ayağa kalkmaya çalışırken Ragnar’ın eli omzuna indi. Onu nazik ama kararlı bir şekilde durdurdu. — “Daha fazla zorlamayacaksın.” Selene bir an ona bakakaldı. Sesindeki kesinlik, karşı çıkmasına izin vermedi. Ragnar eğildi, Selene’yi kolundan destekleyip oturttu. Sonra çantasından dün buldukları ilk yardım malzemelerinden bandajı çıkardı. — “Bırak, ben sararım.” Selene gözlerini kaçırdı, ama içten içe şaşkındı. Daha dün sırtına güvenemediği adam şimdi onun ayağına dikkatle bandaj sarıyordu. Parmaklarının sertliğiyle birlikte garip bir özen de vardı. Selene’nin içinden geçenler yankılandı: “Neden… neden düşmanım bana yardım ediyor? Neden ben dün onun yarasına baktım, şimdi o bana bakıyor? Bu nefretin arasına neden sürekli bu tuhaf bağ karışıyor?” Ragnar bandajı sıkıca bağladıktan sonra başını kaldırdı. Bakışları kısa bir süreliğine Selene’nin gözlerinde takılı kaldı. Sonra hemen geri çekilip ayağa kalktı. — “Artık otur. Ben hallederim.” Selene sessizce başını eğdi. İlk kez, onun soğuk sesinde gizli bir koruma duygusu hissetmişti.
Ragnar dalları tek başına sürükleyip çakmaya başladığında Selene, mağaranın girişinde oturmuş onu izliyordu. Ayağı bandajlıydı, her adımda zonkluyor gibiydi. Elleri istemsizce dizlerine kenetlendi. “O çalışıyor… ben ise oturuyorum. Ona yük oldum. Dün onun yarasına ben baktım, şimdi o benim ayağıma. Ama ben sadece engel oluyorum.” İçinde giderek büyüyen suçlulukla dayanamadı. Yanında duran ince dallardan birkaçını aldı, güçlükle doğruldu. Ragnar hemen fark etti. — “Ayağını zorlamamanı söyledim.” Selene inatla başını salladı. — “Oturup seni izlemeyeceğim. Bari ipleri bağlarım. Ellerim sağlam.” Ragnar bir an onu süzdü, gözlerinde sertlik ve sabır arasında gidip gelen bir ifade vardı. Sonunda kısa bir baş hareketiyle onay verdi. Selene, kumaş parçalarını dalların etrafına sardı, Ragnar ise kalın kütükleri çakıp metal parçalarını destek olarak yerleştirdi. Sessiz ama uyumlu bir ritimle çalıştılar. Selene’nin elleri hızla bağlar yapıyor, Ragnar’ın güçlü kolları bariyeri sağlamlaştırıyordu. Bir süre sonra mağaranın önünde dallardan, metalden ve kumaştan yapılmış ilkel ama korunaklı bir set yükseldi. Aralarındaki sessiz işbirliği, ateşin çıtırtıları kadar netti. Bariyerin önünde yan yana oturduklarında, Selene derin bir nefes aldı. — “Böyle yan yana çalışacağımızı hiç düşünmezdim.” Ragnar başını ona çevirdi. Gözlerinde kısa bir süreliğine bir gölge belirdi, sonra sert bakışlarını Selene’nin üzerine dikti. — “Ben de.” Sesi kısa, keskin ve mesafeliydi. Bu cümle havada asılı kaldı, ateşin dumanı gibi ağır ve karanlık. Ama içlerinde ikisi de biliyordu: O kırılgan işbirliği, hem onları hayatta tutuyordu hem de geçmişlerinin yaralarını tekrar tekrar hatırlatıyordu.
