İçeriğe geç

Acımasız mafyam

Bölüm 23 · 3 dk okuma

Acımasız mafyam

Bölüm 23

22. Bölüm

Efsun’dan;

Nefes nefese, karanlığın ve yabancı çam ağaçlarının kokusunun birbirine karıştığı ormanın derinliklerine doğru ilerliyorduk. Bastığımız toprak artık bizim ülkemize ait değildi; üzerimizdeki gökyüzü aynıydı belki ama attığımız her adım bilinmezliğe uyanıyordu.

Asaf, omzundan sızan kana ve her adımda aldığı darbelere rağmen beni kucağından bir an olsun indirmemişti. Başımı göğsüne yaslamış, kulağımı kalbine dayamıştım. O kadar hızlı, o kadar güçlü çarpıyordu ki, o ritim beni bu dondurucu soğukta hayata bağlayan tek melodiydi.

"Asaf, yalvarırım bırak beni," diye fısıldadım, sesim titreyerek. "Omzun kanıyor. Canın yanıyor, hissediyorum. Yürüyebilirim."

"Hayır," dedi Asaf, dişlerinin arasından soluyarak. Sesi dondurucu rüzgarı bile kesip geçecek kadar kararlıydı. "Senin ayakların yere basmayacak Efsun. Bu topraklarda sana değecek tek şey benim gölgem olacak."

Karan hemen önümüzden gidiyor, elindeki feneri sadece önümüzü görebileceğimiz kadar kısık bir açıyla açık tutuyordu. Birkaç dakika daha yürüdükten sonra ağaçların arasından eski, paslı bir minibüsün karaltısı belirdi. Karan hızla aracın kapısını açtı.

"Atlayın!" diye fısıldadı Karan. "Bunu buraya iki gün önce bıraktırmıştım. Anahtarı üzerinde. Buradan yirmi dakika mesafede eski bir avcı kulübesi var, oraya sığınacağız."

Asaf beni arabanın arka koltuğuna yavaşça yerleştirdi ve hemen yanıma çöktü. Karan şoför koltuğuna geçip motoru çalıştırdığı an, araba sarsılarak hareket etti. Farları yakmadan, sadece ay ışığının yardımıyla ağaçların arasındaki patikadan süzülüyorduk.

Karanlık koltukta Asaf’a doğru sokuldum. Elim omzundaki ıslaklığa değdiğinde içim ürperdi. Sıcak, yapışkan kan parmak uçlarıma bulaşmıştı.

"Çok kan kaybediyorsun," dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken. "Neden her şeyi göze alıyorsun benim için? Ben sadece... sadece senin kaçırdığın o kızdım. Neden canını ortaya koyuyorsun?"

Asaf, sağlam olan eliyle yüzümü kavradı. Karanlıkta parıldayan gözleri doğrudan gözlerimin en derinine odaklandı. Yüzümü kendine doğru çekti, dudaklarımızın arasındaki mesafe yok denecek kadar azaldı.

"Çünkü sen benim nefes alma sebebimsin Efsun," dedi, sesi adeta içimi eriten bir kadife gibiydi. "Seni o mahallede ilk gördüğümde, içimdeki o karanlık adamın ilk kez aydınlandığını hissettim. Ben seni kaçırmadım... Ben seni bu dünyaya karşı kendime sakladım. Şimdi canım yansa ne yazar? Sen benim yanımda, ellerin ellerimdeyken ben acıyı hissetmiyorum."

Sargılı, sızlayan ellerimi yavaşça onun göğsüne koydum. Dudaklarımız karanlıkta büyük bir özlemle birleşti. Bu öpücük, ardımızda bıraktığımız barut kokulu savaşın, dökülen kanların ve çekilen acıların tek tesellisiydi. Dudaklarındaki o sıcak ve sahiplenici his, ruhumdaki tüm yaraları dikiş dikiş kapatıyordu.

Araba durduğunda Karan arkaya döndü. "Geldik. Hadi, içeri geçelim."

Eski, ahşap avcı kulübesinin içine girdiğimizde tozlu bir sıcaklık karşıladı bizi. Karan hemen köşedeki gaz lambasını yakıp ortalığı hafifçe aydınlattı. Asaf beni odadaki tek yatağın üzerine yavaşça bıraktı.

"Ben dışarıdayım," dedi Karan, elindeki silahı kontrol ederek. "Çevreyi kolaçan edeceğim. Asaf, o omza dikiş atılması gerek. Malzemeler çantada."

Karan kapıyı arkasından kapatıp gittiğinde, odada sadece gaz lambasının titrek ışığı ve ikimizin nefesleri kalmıştı. Asaf yatağın kenarına çöktü, derin bir nefes alıp siyah gömleğinin düğmelerini tek tek çözmeye başladı. Omzundaki yara, merminin sıyırıp geçtiği derin ve kanlı bir yarıktı.

Hızla yataktan doğruldum. "Ben yapacağım," dedim kararlılıkla.

"Efsun, ellerin..." dedi Asaf, sargılarıma bakarak endişeyle kaşlarını çatarak. "Yaralarını zorlayacaksın."

"Umurumda değil!" diye bağırdım hafifçe, gözlerimdeki aşkla ona bakarak. "Sen benim için kurşunların önüne atıldın. Şimdi izin ver, ben de senin yaralarını sarayım. Lütfen."

Asaf itiraz etmedi. Gözlerindeki o derin teslimiyetle bana baktı. İlk yardım çantasından alkolü ve sargı bezlerini çıkardım. Sargılı ellerim sızlasa da, onun omzundaki kanı temizlerken sadece ona odaklanmıştım. Alkollü pamuğu yarasına bastırdığımda çenesi kasıldı, kasları gerildi ama gözlerini bir an bile gözlerimden ayırmadı.

"Canını yakıyor muyum?" diye fısıldadım, yanağına küçük bir öpücük kondurarak.

"Sen bana dokunurken benim canım yanamaz Efsun," dedi, sağlam eliyle belimi kavrayıp beni kendine daha da çekerek.

Yarasını temizleyip sargı beziyle sıkıca sardıktan sonra ellerimi onun çıplak göğsüne koydum. Kalbinin benim için nasıl deli gibi attığını hissetmek, içimdeki o büyük aşkı daha da harlıyordu. Başımı onun yaralı olmayan omzuna yasladım.

"Biz şimdi neyiz, Asaf?" diye sordum kısık bir sesle. "İki kaçak mı, yoksa..."

Asaf çenemi yavaşça kaldırıp gözlerimin içine baktı. Gözlerinde ilk kez gelecek kaygısından arınmış, saf bir aşk vardı.

"Biz artık tek bir ruhuz Efsun," dedi, dudaklarını dudaklarıma yaklaştırarak. "Sınırları, düşmanları, geçmişi geride bıraktık. Bundan sonra ne bir kaçış var ne de bir kilit. Sadece sen ve ben."

Yabancı bir ülkenin bu ıssız dağ kulübesinde, dışarıda esen dondurucu rüzgara inat, içimizdeki o yangınla birbirimize sarıldık. Ve ben o gece, beni kaçıran adamın kollarında, hayatımın en güzel esaretini yaşadığımı bir kez daha anladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.