İçeriğe geç

Acımasız mafyam

Bölüm 24 · 2 dk okuma

Acımasız mafyam

Bölüm 24

23. Bölüm

Efsun’dan;

Gaz lambasının titrek, altın sarısı ışığı ahşap duvarlarda süzülürken kulübenin içindeki o sessizlik, hayatım boyunca hissettiğim en huzurlu melodiye dönüşmüştü. Dışarıda uluyan rüzgar, sınır tellerinin ardında kalan o silah sesleri, canımızı almak için ant içmiş düşmanlar... Hepsi bu kapının ardında kalmıştı.

Başım Asaf’ın göğsündeydi. Omzuna sardığım beyaz bezin üzerinden elini geçirmiş, beni dünyanın en kıymetli hazinesiymişim gibi sımsıkı sarmalamıştı. Kulağım göğsündeydi; ritmik kalp atışları, ruhuma üfleyen bir ninni gibiydi.

"Uyumadın mı?" diye fısıldadı Asaf. Sesi, uykusuzluğun ve yorgunluğun verdiği o boğuk, pürüzlü tonla saçlarımın arasında yankılandı.

"Uyumak istemiyorum," dedim başımı hafifçe kaldırıp ona bakarak. "Gözlerimi kapattığımda her şeyin bir rüya olmasından, uyandığımda kendimi yine o mahallede, o çaresizliğin içinde bulmaktan korkuyorum. Senin kollarında olmak... bana rüya gibi geliyor."

Asaf, sağlam olan eliyle çenemi kavrayıp başımı hafifçe yukarı kaldırdı. O koyu gözlerinde ilk kez hiçbir şüpheye, hiçbir karanlığa yer bırakmayan saf bir aşk parıldıyordu.

"Rüya değil, güzelim," dedi, parmak ucuyla yanağımı okşayarak. "Sınırın ötesine geçtik. O geçmiş, o mahalle, canını sıkan her ne varsa hepsi o tellerin arkasında çürüyecek. Ben nefes aldığım sürece kimse seni benden alamaz, kimse senin canını yakamaz."

Titreyen sargılı ellerimi onun çıplak, sıcak göğsüne koydum. Kalbinin benim dokunuşumla nasıl hızlandığını hissetmek içimi eritiyordu.

"Peki ya sen?" diye sordum, gözlerimin içine dolan yaşları gizlemeden. "Benim için omzundan vuruldun, canını ortaya koydun. Seni kaybetme düşüncesi bile beni öldürüyor Asaf. Eğer sana bir şey olsaydı..."

"Şşş..." diyerek parmağını dudaklarıma bastırdı. "Bana hiçbir şey olmaz. Ben senin aşkınla kuşanmışken, hiçbir kurşun beni yıkamaz."

Eğildi ve dudaklarımızı birleştirdi. Bu öpücük, az önceki o telaşlı kaçışın, kan kokulu kavgaların acısını silmek istercesine inanılmaz derecede derin, yavaş ve tutkuluydu. Dudaklarındaki o sıcaklık içimdeki tüm korku kırıntılarını yakıp kül ederken, sargılı ellerimle boynuna daha da sıkı sarıldım. Acıyı hissetmiyordum; ellerimdeki sızı, onun aşkının yanında devede kulak kalıyordu.

Biz bu yabancı dağ başında, geçmişin küllerinden yepyeni bir yangın doğurmuştuk.

Odanın kapısı hafifçe tıklandığında birbirimizden yavaşça ayrıldık. Giren Karan’dı. Üstündeki deri ceketin omuzları karla kaplanmıştı; dışarıda hava iyice soğumuş, kar serpiştirmeye başlamıştı. Elindeki feneri söndürüp kapının yanına bıraktı ve bize baktı. Yüzündeki o her zamanki alaycı tavır, yerini garip bir kabullenişe bırakmıştı.

"Çevre temiz," dedi Karan, ellerini birbirine sürterek şöminenin yanına yaklaşırken. "Peşimizdekiler sınırı geçemedi. Muhtemelen polisle başları belada. Bizim için birkaç gün güvenli burası. Ama sonra..."

"Sonrasını sonra düşüneceğiz, Karan," diyerek sözünü kesti Asaf. Sesi yine o korumacı otoritesine bürünmüştü ama bakışları hala benim üzerimdeydi. "Şimdi sadece dinleneceğiz."

Karan başını salladı, göz ucuyla sargılı ellerime ve Asaf’ın omzuna baktı. "Yaralılar koalisyonu..." diye mırıldandı hafif bir tebessümle. "Ben yandaki küçük odadayım. Bir ses duyarsanız tetikteyim."

Karan odadan çıktığında, Asaf beni yatağın içine doğru biraz daha çekti ve kalın battaniyeyi üzerimize örttü. Beni arkamdan sımsıkı sarıp göğsüne bastırdığında, sırtımda hissettiğim o yoğun sıcaklık beni bir kez daha sarmaladı.

Onun kollarının arasında, yabancı bir ülkenin bu ıssız dağ kulübesinde gözlerimi huzurla kapattım. Artık kaçak değildim, tutsak değildim.

Ben, celladıma ait, onun kalbine mühürlenmiş aşık bir kadındım. Ve bu mühür, bizi ölüme bile götürse, asla sökülmeyecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.