İçeriğe geç

Acımasız mafyam

Bölüm 17 · 3 dk okuma

Acımasız mafyam

Bölüm 17

17. Bölüm

Efsun’dan;

​Gözlerimi araladığımda karşılaştığım ilk şey, arabanın tavanındaki loş ışıktı. Başım hala Asaf’ın dizlerindeydi. Yol boyunca sarsıntılardan etkilenmeyeyim diye beni sımsıkı tutan elleri, hala omzumun üzerindeydi. Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum ama dışarıdaki o vahşi puslu hava yerini zifiri karanlığa bırakmıştı. Orman yolundan çıkmış, daha ıssız, adeta terk edilmiş bir araziye sapmıştık.

​Araba nihayet durduğunda motorun o uğultulu sesi sustu. Karan dikiz aynasından arkaya, doğrudan bana baktı. Yüzündeki o her zamanki ukala gülümseme bu kez yoktu; yerini yorgun ama tetikte bir ifadeye bırakmıştı.

​"Güvenli bölgedeyiz patron," dedi Karan, kapısını açarken. "Ama burası lüks bir dağ evi değil, baştan söyleyeyim. Eski bir tütün deposu. Kimsenin burayı bulabileceğini sanmıyorum ama yine de gözümüzü dört açmalıyız."

​Asaf hafifçe kıpırdandı, saçlarıma dokunan parmaklarını yavaşça çekti. Beni incitmemeye çalışarak doğruldu ve kapıyı açtı. Dışarıdaki keskin, soğuk gece havası açık kapıdan içeri süzülüp yüzümü yaladı. Asaf tekrar eğilip beni kucağına aldığında bu kez itiraz etmedim. İtiraz edecek ne gücüm kalmıştı ne de isteğim. Kendimi onun göğsünün sıcaklığına, o tanıdık barut ve çam kokusuna teslim etmiştim.

​Deponun içi soğuk ve karanlıktı ama Karan çoktan bir fener yakıp köşedeki eski bir çekyatın üzerini temizlemişti. Asaf beni oraya yavaşça bıraktıktan sonra hemen yakındaki ahşap kasaların üzerine yerleştirdiği ilk yardım çantasına yöneldi.

​O sırada Karan, deponun paslı kapısını arkamızdan kapatıp sürgüyü çekti. Elindeki telsizi kurcalarken göz ucuyla bize bakıyordu.

​"Asaf," dedi Karan, sesini alçaltarak. "Bu kızın elleri... Dikiş atılması gerekebilir. Camlar derine batmıştı, sadece sargıyla kapatmak enfeksiyon riskini artırır."

​Duyduklarımla ürperdim. Dikiş kelimesi bile içimin çekilmesine yetmişti. Asaf dizlerinin üzerine çöküp ellerimi tekrar avuçlarının arasına aldığında gözlerindeki o karanlık endişenin daha da büyüdüğünü gördüm.

​"Ben hallederim," dedi Asaf, Karan'a bakmadan. "Sen dışarıyı kontrol et. Çevrede herhangi bir hareketlilik istemiyorum."

​Karan derin bir nefes alıp başını salladı. Gitmeden önce bana doğru eğildi, o tekinsiz ama bir o kadar da gerçeği haykıran gözleriyle doğrudan gözlerimin içine baktı.

​"Kendine dikkat et, küçük kuş," diye fısıldadı Karan. "Asaf’ın elleri bazen can yakar ama... Seni o ellerden başka koruyabilecek kimse yok bu dünyada. Bunu unutma."

​Karan deponun diğer ucundaki kapıdan karanlığa süzüldüğünde, koca mekanda sadece Asaf’ın nefes alışverişleri ve fenerin titrek ışığı kaldı. Asaf, çantadan çıkardığı steril iğne ve ipliği hazırlarken ellerimin titrediğini fark etti. Sol elimi kavrayıp avcunun içinde hafifçe sıktı.

​"Korkuyor musun?" diye sordu, sesi ilk defa bu kadar çaresiz ve yumuşak geliyordu.

​"Canımın yanmasından değil," dedim, gözlerimden bir damla yaş süzülürken. "Sana güvenmekten korkuyorum Asaf. Beni bu hale getiren sensin ama acımı dindiren de yine sensin. Bu... bu beni mahvediyor."

​Asaf bir anlığına duraksadı. Elindeki iğneyi kenara bırakıp iki eliyle yüzümü kavradı. Alnını tekrar alnıma dayadığında kalbinin göğüs kafesini zorlayan o ritmini hissettim.

​"Biliyorum," dedi fısıldayarak. "Seni kaçırdığım gün, hayatını mahvettiğimi biliyordum Efsun. Ama seni o cehennemde bıraksaydım, bugün bu eller kanamayacaktı... Çünkü sen hayatta olmayacaktın. Anlamıyor musun? Seni korumak için kendimi senin celladın yaptım."

​Gözlerini açtı. O koyu harelerinde ilk kez suçluluk duygusunu bu kadar net görüyordum.

​"Şimdi bana izin ver," dedi, bakışlarını ellerime indirerek. "Sadece acını dindirmeme izin ver."

​Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. İlk iğne darbesi avcumun içine girdiğinde acıyla inledim ve dişlerimi sıktım. Asaf, her dikişte adeta kendi canı yanıyormuş gibi nefesini tutuyor, yaralarıma hafifçe üflüyordu. O acının ortasında, onun bu korumacı ve karanlık sevgisinin beni nasıl da kendine bağladığını hissettim. Bu, sırlar ve kanla yazılmış bir tutsaklıktı ama artık kaçmak, Asaf’tan uzaklaşmak istediğimden emin değildim.

​Dikiş işi bittiğinde ellerimi temiz sargı bezleriyle tekrar sardı. Alnımdaki teri yavaşça sildi ve beni göğsüne doğru çekti. Başım onun omzundayken, deponun dışından gelen baykuş sesleri arasında sessizliğe gömüldük.

​Tam gözlerim uykuya dalmak üzereyken, deponun dış kapısı hızla vuruldu.

​TAK! TAK! TAK!

​Asaf saliseler içinde beni arkasına alıp silahını çekti. Gelen Karan’dı ama kapıyı açtığında yüzü bembeyazdı.

​"Asaf," dedi Karan nefes nefese. "Sadece düşmanların değil... Polis de dağ evindeki çatışmanın izini bulmuş. Bizi her yerde arıyorlar. Ve en kötüsü ne biliyor musun? Emre... polisle iş birliği yapıyor. Senin onu kaçırdığını resmen ihbar etmişler. Artık sadece bir çetenin değil, devletin de hedefindeyiz."

​Asaf çenesini sıktı, silahını beline yerleştirirken bana baktı. Artık geri dönüş yoktu. Bu yolculuk bizi ya tamamen özgür kılacaktı ya da bu karanlık deponun soğuk zemininde son bulacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.