İçeriğe geç

Acımasız mafyam

Bölüm 15 · 4 dk okuma

Acımasız mafyam

Bölüm 15

15. Bölüm

Efsun’dan;

Tekerleklerin altındaki mıcırlı yolun sesi, arabanın içindeki o kasvetli ve ağır sessizliği bölmeye yetmiyordu. Başımı arabanın soğuk camına yaslamış, dışarıda hızla akıp giden ağaçları, puslu sabah manzarasını izliyordum. Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Bildiğim tek şey; sargılı ellerimin kucağımda, birbirine kenetlenmiş halde durduğu ve her tümsekte avuçlarımın içinin ince ince sızladığıydı.

Asaf yanımda oturuyordu. Bir eli bacağının üzerindeki silahtayken, diğer eliyle ara sıra şakaklarını ovuyordu. Sabaha kadar uyumamıştı. Gözlerinin altındaki o koyu halkalar ve gergin çenesi, sırtındaki yükün ne kadar ağır olduğunun kanıtı gibiydi.

Dikiz aynasından bize bakan Karan ise tam tersine, sanki ölümcül bir çatışmadan sağ çıkıp kaçmıyormuşuz gibi rahattı. Parmağıyla direksiyonda hafif bir ritim tutuyor, göz ucuyla beni süzüyordu.

"Yolumuz uzun, büyük patron," dedi Karan, sessizliği alaycı sesiyle sabote ederek. "Arkadaki küçük kuşun rengi solmuş sanki. Bir yerde durup soluklansak mı? Hem sargılarını da tazelemek gerekir belki."

Asaf, Karan'ın bu teklifine sadece ters bir bakışla karşılık verdi. "Durmak yok Karan. Güvenli bölgeye geçene kadar durmayacağız."

"Sen nasıl istersen..." Karan omuz silkti ve bakışlarını tekrar yola çevirdi. "Ama unutma, o sargıların altındaki kan kokusu buraya kadar geliyor. Ve biliyorsun, sırtlanlar kan kokusuna bayılır."

İçimi ürperten bu sözlerin ardından ellerime baktım. Beyaz sargı bezinin üzerinde hafif, pembeleşmiş kan lekeleri belirmeye başlamıştı bile. Asaf’ın bakışlarının bana döndüğünü hissettim. Elini yavaşça sargılı ellerimin üzerine koydu. Dokunuşu o kadar sıcaktı ki, titrememe engel olamadım. Ona karşı hissettiğim bu çekim beni deli ediyordu. O beni kaçırmıştı! Ama neden her canım yandığında gözlerim ilk onu arıyordu?

"Çok mu acıyor?" diye sordu Asaf. Sesi, Karan’a karşı takındığı o sert tavırdan çok uzaktı.

"Sadece... sızlıyor," dedim kısık bir sesle. Gözlerinin içine bakarak ekledim: "Beni nereye götürüyorsun Asaf? Gerçekten kilitlerin olmadığı bir yere mi, yoksa sadece daha büyük bir hapishaneye mi?"

Asaf derin bir nefes aldı. Parmakları, sargılı ellerimi acıtmadan hafifçe sıktı.

"Dağ evine gidiyoruz," dedi, gözlerini gözlerimden kaçırmadan. "Orada kimse yok. Ne benim düşmanlarım, ne de geçmişin gölgeleri... Orada sadece sen ve ben olacağız Efsun. Kendini toparlaman, iyileşmen için sana zaman vereceğim."

"Ve sonra?" diye üsteledim. "İyileştiğimde beni bırakacak mısın?"

Asaf bu soruma cevap vermedi. Bakışlarını tekrar dışarıdaki karanlık yola çevirdi. Onun bu sessizliği, aslında en net cevaptı. Beni asla bırakmayacaktı. Ben onun hem günahı, hem de vazgeçilmez tutsağıydım.

Saatler süren yolculuğun ardından araba ormanlık, dik bir patikaya saptı. Ağaçların arasından sıyrılan ahşap, iki katlı eski bir dağ evi görüş alanımıza girdiğinde havanın buz gibi soğuduğunu hissettim. Araba durduğunda Karan motoru kapattı ve arkaya döndü.

"Geldik," dedi Karan, göz kırparak. "Romantik sığınağınız burası demek. Ben çevreyi kolaçan edeceğim. Asaf, sen kızı içeri taşı."

Asaf kapıyı açıp indi. Arabanın arkasından dolanıp benim tarafımdaki kapıyı açtı. Beni kucağına almak için eğildiğinde, "Kendim yürüyebilirim," diye mırıldandım.

"Ellerin bu haldeyken hiçbir yere dokunmanı istemiyorum," dedi sert bir kararlılıkla. Beni incitmekten korkar gibi yavaşça kucağına aldı. Başım göğsüne yaslandığında, kalbinin ne kadar hızlı attığını duydum. Bu hız, yorgunluktan mıydı yoksa yakınlığımızdan mı, kestiremiyordum.

Evin içine girdiğimizde, içerideki tozlu ama sıcak hava bizi karşıladı. Asaf beni salondaki büyük, deri koltuğa yavaşça bıraktı. Hemen şömineye yönelip odunları tutuşturmaya başladı. Ateşin kızıl aydınlığı odayı ısıtırken, Asaf yanıma gelip tekrar önümde diz çöktü. İlk yardım çantasını buraya da getirmişti.

"Şimdi ellerini açacağız," dedi. Gözlerinde yine o dünkü pansuman sahnesinin endişesi vardı.

Sargıları yavaşça çözmeye başladığında, kuruyan kan yüzünden sargının ete yapışan yerleri canımı yaktı. Dudaklarımı ısırdım, inlememek için kendimi zor tuttum. Asaf bunu fark ettiğinde durdu, eğilip avcumun içine doğru hafifçe üfledi. O sıcak nefes, sızlayan yaralarıma bir anlık da olsa can verdi.

"Geçecek," diye fısıldadı Asaf, gözlerimin içine bakarak. "Hepsi geçecek Efsun. Sana yemin ederim, sana zarar veren herkes bunun bedelini ödeyecek."

"Ya bana en büyük zararı sen veriyorsan?" diye sordum, gözlerimden bir damla yaş süzülürken. "Beni sevdiklerimden, hayatımdan kopararak zaten canımı yakmıyor musun Asaf?"

Asaf’ın elleri sargı bezinin üzerinde donakaldı. Yüzündeki o sert ifade bir anlığına kırıldı, yerini derin bir keder aldı. Tam konuşmak için ağzını açmıştı ki, dağ evinin kapısı sertçe açıldı.

Karan, elinde tuttuğu bir telsizle içeri girdi. Yüzündeki o alaycı gülümseme bu kez tamamen silinmişti.

"Asaf," dedi Karan, sesi oldukça ciddiydi. "Hızlı olsanız iyi olur. Telsiz frekansına sızdım. Peşimizdekiler bu dağın eteklerine kadar gelmişler. Burayı bulmaları an meselesi."

Asaf hızla ayağa kalktı, ellerindeki sargıyı alelacele sabitledi. Silahını belinden çıkarıp kurma kolunu çekti. Gözleri doğrudan bana odaklandı.

"Buraya kadar," dedi Asaf, sesindeki o ölümcül kararlılık geri dönerken. "Efsun, yukarı kata çık ve banyoya saklan. Ne duyarsan duy, kapıyı kilitle ve açma."

Beni yeni bir savaşın, yeni bir kan gölünün ortasında bırakıp gitmeye hazırlanıyordu. Gitmek mi istiyordum, yoksa onun burada ölmesinden mi korkuyordum? Bilmiyordum ama o an, Asaf’ın gitmesine izin vermemek için sargılı ellerimle onun gömleğinin yakasını kavradım.

"Gitme," diye fısıldadım. "Beni burada yalnız bırakma."

Arkadaşlar bölüm sonu sonraki bölümde görüşmek üzere son olarak yorum yapmayı unutmayın seviliyorsunuz 🥰 💗

Bölüm sonu

1 yorum