Efsun’dan;
Asaf’ın o son sözleri odanın soğuk duvarlarında yankılanırken, içimdeki çaresizlik hissi daha da büyümüştü. Beni koruduğunu iddia ediyordu ama bunu beni kafese kapatarak yapıyordu. Karan’ın gidişinin ardından odada kalan sessizlik, yaklaşan bir fırtınanın habercisi gibiydi. Asaf, elindeki silahı yavaşça beline yerleştirirken sırtı hala bana dönüktü. Odanın ortasında, sanki görünmez bir duvar varmış gibi ikimiz de hareket etmeden bekledik.
"O adam..." diye fısıldadım, sessizliği cesaretimi toplayarak bölerek. "Karan... Kim o Asaf? Ve neden senin geçmişinden bahsedip duruyor?"
Asaf aniden bana doğru döndü. Adımları o kadar hızlı ve kararlıydı ki, gayriihtiyari kendimi yatakta geriye doğru çektim.
"Karan’ın kim olduğu seni ilgilendirmez, Efsun," dedi, her bir kelimenin üzerine basarak. "Onun söylediklerini de, buradaki varlığını da unutacaksın. Bu evde tek bir kural var: Sadece bana bakacaksın, sadece beni dinleyeceksin."
"Ben senin oyuncağın değilim!" diye isyan ettim, gözlerimin içine dolan yaşları gizlemeye çalışmadan. "Dışarıda bir hayatım vardı benim! Beni buraya kilitledin ve şimdi de düşmanlarının hedefi haline getiriyorsun!"
Asaf’ın çenesi kasıldı. Tam üzerime doğru eğilip beni susturacak bir hamle yapacaktı ki, evin alt katından gelen dehşet verici bir gürültü ikimizin de nefesini kesti.
GÜM!
Aşağıdaki büyük salon camlarının tuzla buz olma sesi evin içinde yankılandı. Hemen ardından gelen kurşun sesleri duvarlarda patlarken, Asaf saliseler içinde üzerime atılıp beni yatağın arkasına doğru siper etti.
"Karan! Arka kapı!" diye kükredi Asaf, silahını çekip kapıya doğru yönelirken. Aşağıdan Karan'ın da silahıyla karşılık verdiğini belirten patlama sesleri geliyordu. Ev bir anda tam bir savaş alanına dönmüştü.
Ne yapacağımı bilemez halde yerde büzülmüş, kulaklarımı tıkamışken koridorun diğer ucundaki gölgeyi çok geç fark ettim. Maskeli, tamamen siyahlar giymiş iriyarı bir adam, Asaf ve Karan’ın aşağıdaki çatışmaya odaklanmasını fırsat bilerek üst kata, tam üzerime doğru fırlamıştı. Bu adam Emre’nin adamlarından biri değildi; çok daha profesyonel, çok daha acımasızdı. Asaf’ın dışarıdaki güçlü can düşmanlarından biriydi.
"Bırak beni! Asaf!" diye çığlık attım ama sesim patlayan silahların arasında adeta boğuldu.
Siyah maskeli adam saçlarımdan kavrayıp beni merdivenlerin ters yönündeki odaya doğru sürüklemeye başladı. Çırpındım, tırnaklarımı adamın kollarına geçirmeye çalıştım ama gücüm yetmiyordu. Beni Asaf’ı köşeye sıkıştırmak için bir koz olarak kullanacaklardı.
Tam beni odadaki büyük Fransız balkonunun camına doğru yaslayıp kaçırmaya çalışırken, gözüm komodinin üzerindeki ağır, cam sürahiye kaydı. Ölüm korkusuyla gelen son bir güçle sürahiyi kavrayıp adamın kafasına savurdum. Sürahi adamın omzuna çarpıp büyük bir gürültüyle yerde parçalandı ama adam sarsılsa da beni bırakmadı; aksine öfkeyle beni yere doğru fırlattı.
Dengemi kaybederek, yerdeki o keskin, darmadağın olmuş cam kırıklarının üzerine avuçlarımın üstüne düştüm.
"Ah!"
Acı, parmak uçlarımdan başlayıp bütün vücuduma yayıldı. Cam parçaları, bütün ağırlığımla üzerlerine düştüğüm için avuçlarımın içine, etimin derinliklerine kadar batmıştı. Ellerimden süzülen sıcak kan anında yerdeki parkeyi kırmızıya boyamaya başladı. Adam beni kanayan ellerimden tutup acımasızca ayağa kaldırmaya çalışırken, odanın kapısı adeta menteşelerinden sökülerek patladı.
Kapı eşiğinde beliren Asaf, gözü dönmüş bir canavardan farksızdı. Benim kanlar içindeki ellerimi gördüğü an, gözlerindeki o karanlık ateş her şeyi yakacak boyuta ulaştı.
"Seni doğduğuna pişman edeceğim," diye fısıldadı Asaf. Sesi bir insanın çıkarabileceği en soğuk, en ürpertici tondu.
Asaf tek bir saniye bile tereddüt etmeden tetiği çekti. Adamın cansız bedeni yere yığılırken, Asaf saniyeler içinde yanımda bitti. Yere diz çöküp beni omuzlarımdan kavradı. Gözleri ellerime kaydığında, çehresinin nasıl bir acıyla gerildiğini gördüm.
"Efsun... Şşş, tamam, buradayım," dedi. Sesi ilk defa bu kadar titriyordu. Beni kucağına aldığı gibi koridordaki barut kokularının arasından geçirip kendi odasına taşıdı.
Asaf beni yatağın kenarına yavaşça bıraktı. Hemen banyoya koşup elinde büyük bir ilk yardım çantası, antiseptik solüsyon, sargı bezleri ve bir cımbızla geri döndü. Yerde, tam önümde diz çöktü.
"Ellerini bana ver," dedi. Sesi emir verir gibiydi ama gözlerinde tarif edilemez bir endişe ve panik okunuyordu.
Tereddütle, titreyen ve kanlar süzülen ellerimi ona doğru uzattım. Sağ elimi sol avucunun içine aldı. Dokunuşu, ellerimin acısını dindirmek istercesine inanılmaz derecede narindi. Cımbızı sterilize ettikten sonra gözlerimin içine baktı.
"Canın çok yanacak. Gözlerini kapat istersen," diye fısıldadı.
"Kapatmak istemiyorum," dedim dişlerimi sıkarak. "Kendi canımı yakan şeylerle yüzleşmek istiyorum artık."
Asaf derin bir nefes aldı ve cımbızın ucunu avcumun içindeki ilk büyük cam parçasına yaklaştırdı. Camı yavaşça, etimi daha fazla yırtmamaya çalışarak çektiğinde acıyla inledim ve gayriihtiyari kendimi geri çekmeye çalıştım. Ama Asaf boşta kalan eliyle bileğimi sıkıca tutarak beni sabitledi.
"Şşş... Kaçma benden. Dur, temizlemem lazım. Yoksa enfeksiyon kapacaksın," dedi. Sesindeki o karanlık, sahiplenici ton bu kez tuhaf bir şefkatle harmanlanmıştı.
Cam parçaları tabağa tıkırtıyla düşerken, her bir parçada Asaf’ın çenesinin sanki kendi canı yanıyormuş gibi kasıldığını görebiliyordum. Acının sıcaklığıyla gözlerimden yaşlar süzülürken, onun bu yakınlığı içimi altüst ediyordu.
"Neden yaptın?" diye sordum kısık, bitkin bir sesle. "Beni neden kurtardın? Beni bu eve kapatan sensin ama canım yandığında canın gidiyor gibi davranıyorsun. Sen nesin Asaf? Benim kurtarıcım mı, yoksa celladım mı?"
Asaf elindeki cımbızı bıraktı. Sargı bezini alıp ellerimi yavaşça sarmaya başladı. Sargıyı bileğime doğru dolarken durdu, başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. O koyu gözlerinde ilk defa bu kadar açık bir teslimiyet görüyordum.
"Seni bu dünyaya karşı ben koruyacağım Efsun," dedi, sargının ucunu sabitleyerek. "Gerekirse seni kendimden bile koruyacağım. Ama kimsenin, özellikle de benim düşmanlarımın sana dokunmasına izin vermem. Sen benim tutsağımsın... Ve benim olanı kimse benden alamaz."
Sargılı ellerimi yavaşça dudaklarına götürdü, acıyan avuç içlerimin üzerindeki sargı bezini hafifçe öptü. Bu hareket içimde bir yerlerin fena halde sarsılmasına neden oldu. Beni kaçıran bu adama karşı hissettiğim bu tuhaf sığınma arzusu, ellerimdeki cam kırıklarından çok daha derine batıyordu.
Arkadaşlar bu bölüm bu kadardı yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın 🥰🥰