İçeriğe geç

Acımasız mafyam

Bölüm 12 · 4 dk okuma

Acımasız mafyam

Bölüm 12

12. Bölüm

Efsun’dan;

Sabahın ilk ışıkları odanın tüllerinden içeri süzülürken, zihnim yavaş yavaş kendine geliyordu. Sırtımda hissettiğim o yoğun sıcaklık ve belimi sıkıca saran güçlü kollar, bir an için dün geceki kabusun geride bıraktığı tatlı bir huzur gibi hissettirmişti. Ama gözlerimi tamamen açıp odanın yabancı duvarlarına baktığımda, acı gerçek bir tokat gibi yüzüme çarptı.

Ben güvende değildim. Bir sığınakta değildim.

Beni kolları arasında tutan adam, beni kendi rızamla buraya getirmemişti. Asaf, beni kaçırmıştı. Hayatımı, özgürlüğümü elimden alıp beni bu eve kapatmıştı. Ve ben, dün gece sırf geçmişimin hayaletlerinden, o mahallenin soytarısı Emre’den kaçmak için, beni kaçıran adamın yatağına sığınmıştım. Bu çelişki içimi kemirirken, gözlerimden bir damla yaşın yastığa süzülmesine engel olamadım. Kendimden nefret ediyordum. Beni buraya hapseden bu adama karşı hissettiğim o tuhaf, güvenli his beni korkutuyordu.

Hafifçe kımıldanıp belimdeki çelik gibi sert kollardan kurtulmaya çalıştım. Ama hareket etmemle birlikte arkamdaki beden daha da gerildi. Asaf, uykulu ama bir o kadar da sahiplenici bir ses tonuyla mırıldandı:

"Nereye kaçıyorsun yine?"

Sesi, sabahın verdiği o boğuklukla her zamankinden daha derinden gelmişti. Sırtımı göğsüne daha da bastırdı. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.

"Bırak beni, Asaf..." dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Dün gece... sadece kötü bir rüya görüyordum. Beni odama geri bırak."

Asaf yavaşça doğruldu, dirseğinin üzerinde yükselerek tepemden bana baktı. O koyu gözleri, sanki ruhumun en derinlerine kadar sızmak istiyordu. Yüzümdeki yaş izini gördüğünde kaşları hafifçe çatıldı. Başparmağıyla yanağımdaki ıslaklığı yavaşça sildi. Bu dokunuş hem canımı yakacak kadar sert hem de canımı bağışlayacak kadar yumuşaktı.

"Kimin için ağlıyorsun sen?" diye sordu, sesi tehlikeli bir fısıltıya dönmüştü. "Hala o Emre denen herifi mi düşünüyorsun? Seni ondan kurtardım Efsun. Seni yanıma aldım. Bunu o kafana ne zaman sokacaksın?"

"Sen beni kurtarmadın!" diye bağırdım birden, içimdeki öfke korkumu bastırmıştı. "Sen beni kaçırdın! Beni buraya kilitledin!"

Asaf’ın gözleri anında karardı. Tam bana cevap vermek üzere çenesini sıkmıştı ki, aşağıdan gelen ani bir gürültü ikimizin de donup kalmasına neden oldu. Evin dış kapısının sertçe açılıp kapanma sesi yankılandı.

Asaf, beni kaçırdığından beri bu eve kimsenin yaklaşmasına izin vermezdi. Bu yüzden gelen her kimse, kesinlikle davetsiz ve tehlikeli biriydi.

Asaf yataktan hızla kalktı. Üzerindeki tişörtü düzeltirken belindeki silahı kontrol etti ve bana döndü. "Burada kalıyorsun. Sesini bile çıkarma," diye emretti. Sesi az önceki yumuşaklığından tamamen arınmış, ölümcül bir tona bürünmüştü.

Ancak o odadan çıkamadan, kapı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı.

Eşikte beliren adam, uzun boylu, dağınık koyu renk saçlı ve gözlerinde umursamaz bir tavır taşıyan biriydi. Üzerindeki siyah deri ceketi ve yüzündeki o alaycı gülümsemesiyle, sanki kendi evine giriyormuş gibi rahat görünüyordu. Gözleri hızla odayı taradı, Asaf’ın üzerindeki gerginliği fark etti ve en sonunda yatakta çarşafa sarınmış bana odaklandı.

"Vay, vay, vay..." dedi yabancı, ıslık çalarak. Sesi pürüzlü ve dalga geçer gibiydi. "Demek büyük Asaf sonunda aradığı ganimeti bulmuş. Ama sanki misafirin pek de gönüllü kalıyor gibi görünmüyor, ne dersin?"

Asaf bir adım öne çıkarak adamın görüş açısını kapattı, eli doğrudan belindeki silaha gitti. "Sana bu eve bir daha adım atmayacaksın demiştim, Karan," diye kükredi Asaf. "Buraya nasıl girdin?"

Karan, elindeki maymuncuk setini cebine atarken omuz silkti. "Beni bilirsin, kilitler sadece benim için birer davetiyedir. Hem, duydum ki mahalleyi ayağa kaldırıp bir kızı kaçırmışsın. Merak ettim, kimmiş bu Asaf’ı bile kurallarını yıkmaya zorlayan şanslı kız?"

Karan, Asaf’ın yaydığı o ölümcül auraya hiç aldırmadan bana doğru bir adım atmaya yeltendi. Ama Asaf saliseler içinde silahını çekip Karan’ın alnının tam ortasına doğrulttu.

"Bir adım daha atarsan, o beynini bu duvara kazırım Karan," dedi Asaf, sesi buz gibi soğuktu. "Onunla ne işin, ne de konuşacak tek bir kelimen var. Defol git bu evden."

Karan ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı ama yüzündeki o sinir bozucu gülümseme hiç kaybolmadı. Bakışlarını Asaf’ın omzunun üzerinden bana sabitledi.

"Gidiyorum, sakin ol dostum," dedi Karan, göz kırparak. Ardından bana bakıp sesini biraz daha alçalttı: "Görüşeceğiz, küçük tutsak. Asaf’ın yanında hayatın pek de sıkıcı geçmeyecek gibi görünüyor."

Karan arkasını dönüp holün karanlığında kaybolurken, Asaf silahını indirmeden arkasından baktı. Odanın içindeki hava öylesine ağırdı ki, nefes almak bile güçleşmişti. Asaf yavaşça bana döndü. Gözlerindeki o karanlık sahiplenme duygusu, şimdi arkasından gelen bu yeni tehlikeyle daha da perçinlenmişti.

"Gördün mü?" dedi Asaf bana doğru yürüyerek. "Seni bu evden dışarı çıkardığım an, arkamdaki sırtlanlar üzerine çullanmak için bekliyor. Sen sadece benim yanımdasın Efsun. Sadece benim."

Arkadaşlar öncelikle merhaba bu bölüm fazla geç kalmış olabilir ama tekrar yaninizdayim iyi okumalar lütfen yorum yapmayı unutmayın seviliyorsunuz 🥰🥰

Bölüm sonu

2 yorum