Eğer güneş hala doğabiliyorsa, gün yeniden başlıyorsa zaman, akıyorsa hala bir şans vardır. Yani herkes böyle söyler böyle düşünür. Benim dünyamda artık güneş doğmuyor, bir şans var mı onu bile bilmiyorum... Duyduklarımın gerçekliğin sindirememiştim. Benim hayatım üzerinden, benim hayatıma müdahale edebiliyordu ve bu o kadar içler acısıydı ki... "Hayır" dedim sessizce sanki bunu kendime hatırlatıyor gibi, kendimi telkinler gibi söylemiştim. O ise bunu aldırış etmedi. Gözyaşlarımdan dolayı yüzüme yapışan saçlarımı parmaklarıyla nazikçe yüzümden çekti. "Bu kadar ileri gidemezsin" donuk bakışlarımı masaya çevirdim. " Bunu bana yapamazsın" bir damla daha yaş düştü yanaklarıma. "Kendini yıpratmanı istemiyorum" Ne diyordu bu adam? Ne saçmalıyordu? Gözlerim onun hemen önündeki yemek tabağına takıldı. Hala yüzümde olan temasını keserek yemekle dolu olan tabağa uzandım ve bir dakika bile düşünmeden tabağı yere fırlattım. Yerle buluşan tabak paramparça oldu, aynı benim hayatım gibi darmaduman oldu. Masada ne varsa elime ne geçerse hepsini yere fırlattım. Yerle buluşan her bir kırık parça beni temsil ediyordu. Hırsla onun şarap dolu bardağını elime alıp yere fırlattığımda ayağıma değerek parçalandı, ama acayı hissetmedim. Çünkü daha acılarını yaşıyordum Pars ise ani bir şekilde yerinden kalktı, sandalyesi yerle buluşmuştu. Masanın koyu yeşil örtüsünden tutarak örtüyü eline doladı. Bir saniye bile durmadı ve örtüyü tek bir hamle ile çekti. Benim teker teker uğraşarak yere fırlattığım her şey bir anda yerle bir oldu. Masa örtüsünü elinden atarak bana baktı "Böyle yapmalıydın, madem öfkeni dışa vuruyorsun bunun hakkını vermen gerekiyor." ayağımdan akan sıcak kanım yerle buluştuğunu hissediyordum. Onun gözlerinde kendi yansımamı görürken, bu hareketimin yanıma kalmayacağını anlamıştım. Bana bakarak kafasını hafifçe sağa eğdi "Ve insanlar yaptıklarının sonuçlarına katlanmalı, değil mi küçüğüm." Fazlasıyla sakindi, bu fırtına öncesi bir sessizlik miydi? Bir adım geriye attığımda ayak topuğuma batan cam parçası ile yerimde sabit kaldım. "Asuman hanım" diye sesini yükseltti birkaç saniye sonra beni yemeye çağırmak için odama gelen kadın salona girdi. Bizden birkaç adım uzakta durarak ellerini önünde birleştirdi. "Buyurun pars bey." Pars kadına bakmadı. Gözlerini benden çekmeden "İlaçlarım" dedi kadın ise sanki devamını beklemeden cümleyi biliyormuşçasına salondan ayrıldı. Ben ona bakmak istemiyorum. Gözlerinde değişik bir şey vardı, donuktu; sanki içeride hiçbir duyguya yer vermiyormuş da sadece nefes alıyormuş gibiydi. Adının Asuman olduğunu öğrendiğim kadın tekrar salona girdi, elinde ilaç kutularıyla. Onları hızla masaya bırakarak yanımızdan ayrıldı. Pars o orman yeşili gözlerini benden çekerek dikkatini ilaç kutularına verdi. Sükunetle her birinden birer tane çıkarırken ben ise kutuların üzerindeki ilaç isimlerini okuyordum. Hafızam güçlü değildi ancak bu ilaç isimlerini gördüğüme eminim. Bunlar kırmızı reçeteyle satılan ilaçlardandı bazıları Antiepileptikler, Antipsikotikler, Flufenazin ve daha niceleri. Bu tarz ağır ilaçlar bir tanı konulmadan kullanılmazdı. Ben ilaç kutuları üzerine düşünürken kendisi her bir ilaçtan birer tane alarak avucunda tuttu. Sayıları fazlaydı. Normal olmayacak bir insana göre kesinlikle fazlaydı. Hapları ağzına koyduğunda su olmadan ve zorlanmadan yuttu. "Şimdi bu yaptığın dağınıklığı kendin temizleyeceksin." Öyle mi sen salonu başımıza yıkarken kimse sana böyle demiyordu! "Senin dediğin hiçbir şey yapmayacağım" Sesin her ne kadar normal çıksa da içimde fırtınalar vardı. Birkaç adım atarak bana yaklaştı, benimle aynı hizaya gelebilmek için hafifçe eğildi. "Seni incitmek istemiyorum, ama sen bana başka çare bırakmıyorsun." Derin bir nefes alarak gözlerimi başka bir tarafa çevirdim. "Senden korkmuyorum." Sesim bir fısıltı gibi çıkmıştı. Onun ise gür sesiyle attığı kahkaha benim fısıltı mı bastırdı. İnsanlar gülünce samimi olurdu, ama Pars gülünce insanın içine sadece korku hissi yayılıyordu. Kahkahasını bir anda kesip benim çenemi sertçe tutarak ona bakmamı sağladı. "Şimdilik..." sesi az önceki gibi kahkaha atmaktan uzaktı "Şimdilik benden korkmuyorsun."
Bölüm 9
(8)
