İçeriğe geç

Açık Prangalar

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Açık Prangalar

Bölüm 10

(9)

Her çilenin, her zorluğun ardında aydınlık var derler. Yalan.... Ben bir aydınlık göremiyorum, bana geleceğini de düşünmüyorum. Ozaman neden bu zorlukları çekiyorum? "Yaptığın dağınıklığı toplamaya başla." Sakin kalması beni çileden çıkarıyordu. Sanki karşılıklı iki insan gibi oturup normal şeylerden bahsediyormuşuz gibi davranıyordu. "Toplamıyorum!" diyerek inatla onun yüzüne baktım. Soluk yeşil gözlerini saniyelik kapatarak derin bir nefes aldı. Kendini tutmaya, frenlemeye çalışıyordu. "Şeytanla oyun oynuyorsun bebeğim. Seni defalarca uyarmama rağmen vazgeçmiyorsun." gözlerimi akın eden yaşlara karşı koydum mantıklı düşünmeliydim, beni yönetmesine izin vermemeliydim. Kaya'nın da dediği gibi ona istediğini vermeyecektim. Kafamda dolaşan tilkilerin birinin kuyruğunu yakalamaya çalışırken gözlerim yerdeki cam parçalarına değdi. Dediği gibi beni bugün birçok kez uyarmıştı. Hala da uyarmaya devam ediyordu. Bir şekilde kendini sakinleştiriyordu, bana fiziksel hiçbir zarar vermemişti. Her ne planlıyorsa planının işlemesi için bana zarar gelmemeliydi. Dizlerimi kırarak yere eğildim. Eminim ki şu an aklında onun dediğini yaparak bu cam kırıklarını toplayacağımı düşünüyordu. Elime gözümü kestirdiğim büyük bir parça aldım, ucu keskindi; belki parmağımı değdirsem hemen kesilirdi. Kırılan tabak parçasının bir kısmında benim kanım vardı. Geriye adım atarken üzerine basmış olmalıydım. Elimdeki keskin parçayla doğrulduğumda yapacağım şey için hiç düşünmedim, çünkü düşünürsem bunu yapamazdım. Elimdeki kırık parçaı açıkta kalan boynuma, şah damarımın yakınına dayadım. Bunu yaparken gözlerim onunla buluştuğunda soğukkanlılığının içinde anlık bir afallama gördüm. Ancak bu çok kısa sürdü "Ne yaptığını sanıyorsun." her kelimenin üzerine basarak söylediği cümleyle dudaklarımda hafif bir gülümseme oluştu. "Senin dediklerini yaparak sana boyun eğmektense ölmeyi tercih ederim." söylemlerim ilk defa dudaklarımdan çok net ve keskin çıkmıştı açıkçası. Bir adım atarak bana yaklaştı bu hareketini beklemiyordum "Yaklaşma!" cümlesini kesip boynumla arasında mesafe kalmayan keskin parçayı derime biraz daha batırdım. Yeşil irisleri elime kitlendi. Gözlerini çekmeden ileri attığı adımı sükünetle geriye attı. "Kaya'yı arayacaksın, beni almaya gelecek. Eğer yapmazsan bir saniye bile düşünmem." evet onu kendi canımla tehdit ediyordum, ve şu ana kadar ilk defa dikkatini çekmiştim. Ellerini kumaş pantolonunu ceplerine rahatça yerleştirerek "Kaya..." komik bir şeyden bahsedercesine gülerek "Kaya gelip seni alacak öyle mi." kafasını sağa sola sallayarak gülmeye devam etti Halihazırda cebinde duran ellerinden birini çıkarttığında elinde telefonunu gördüm "Abin seni gelip alamaz." gözlerini telefonu indirip bir şeyler yapmaya başladı "Ya da şöyle söyleyelim, abin şu an elini bile kaldıramaz." kaşlarım çatıldı ne diyordu?" Şu oyununa bir son ver." "Ben oyun falan oynamıyorum!" bana cevap vermedi. Telefonuyla ilgilenmeye devam etti "Bana bak!" diye bağırdığımda kırık parça boynumda bir sızıya sebep oldu. "Şimdi ya bu yaptığına bir son verirsin, ya da kendi canına kıydıktan sonra abinin de ölümüne sebep olursun." Ben sözlerini anlamlandırmaya çalışırken telefonunun ekranını bana çevirdi. Kaya... Abim, bu oydu. Boş ve karanlık bir odada sandalyede otururken elleri ve ayakları bağlıydı. Yüzü ise çok kötüydü; dudağı patlamıştı, yer yer yüzünün bazı yerleri morarmıştı, beyaz gömleğinin yakalarına kan bulaşmıştı. Gözlerimin dolmasına engel olamadım. "Abi..." fısılttım ona ulaşmazdı, biliyordum. Kadraja bir adam girdi. Elinde gördüğüm silah kalbimin hızla çarpmasına sebep oldu. Abimin saçlarından tutarak kafasını yukarı kaldırdığında yüzü kameraya daha net yansıdı. Kendinde değil gibiydi. Yanındaki adam silahı kafasına dayadığında nefes alamadım. "Hayır, hayır lütfen yapma..." kelimeler ağzımda dolandı. Pars kafasını hafifçe sola eğerek "Elindekini bırakırsan neden olmasın." o bunu söyleyene kadar ellerimin bile titrediğini fark etmemiştim. Nasıl ki onu canımla tehdit ederken düşünmediğim gibi, boynumdaki cam parçasını geriye çekerken de hiç düşünmedim. Çünkü korktum, abimin ölmesinden korktum... Gözyaşlarım kaderin bana bir hediyesiymiş gibi yanaklarımdan süzüldü. Pars, iki büyük adımda yanıma gelerek hızla elimdeki parçayı alarak yere attı. Bu sırada telefonunu kapatarak cebine koymuştu. O boynumdaki küçük kesiğe parmağını değdirdiğinde "Abimi göster." diyerek cebindeki telefona uzandım, diğer eliyle hemen bileğimi tuttu. "Yeterince gördün." ona karşılık veremedim. Kendisi yeniden dikkatini boynuma verdiğinde iyice kapana kısılmış gibi hissettim. "Her ne olursa olsun, cesaretine hayran kaldım bal bebeğim..." fısıltısı kulaklarıma ulaştığında kafamı hafifçe yukarıya kaldırdım ve karşılaştığım zehir yeşili gözler adeta buradan bir çıkış yolu olmadığını fısıldıyordu....

Bölüm sonu

4 yorum