Hayaller bitmezdi, ulaşılanlara yenisi eklenirdi... Benim hayallerim ise elimden alınıp başkasının eklemeleriydi... Araba kırmızı ışıkda durduğunda yüzüme vuran rüzgar hiddetini kesmişti. Ağlamam her ne kadar dursada gözlerimin içi yanıyordu. Gözlerimi ellerimle bir kez daha ovuşturarak açık camdan dışarı bakmayı sürdürdüm. Araç tekrardan hareket etmeye başladı. Şehirden uzaklaşıyorduk, bunu anlamam zor değildi. "Hepsi planlıydı..." Bu geceyi düşünürken sesim sessizliği böldü. "Bunların hepsi planlıydı dimi." Sormuyordum, çünkü öyle olduğunu biliyordum. Gözleri yoldan ayrılmaksızın konuştu, "Attığım her adımı, yapacağım her şeyi planlarım. Bu onlardan sadece biriydi." Gözlerimi kırpmaksızın ona bakıyordum. "Abimin sizinle çalışmak istemesini sağladın, bir amaç uğruna. Amacın onları iflas ettirmek mi?" Sorumu duyduğunda samimiyetsiz bir şekilde gülümsedi, bu gülümsemesi gerçekten ürkütücüydü. "Olayları çözmeye çalışıyorsun ama büyük resmi göremiyorsun." Anlamayarak ona baktım "Kaya'nın işleri umurumda bile değil miniğim." Dediği son kelimeyi düşünmemeye çalışarak diyeceklerini merakla bekledim. "Benim amacım farklı, yakın bir zamanda bunu öğreneceksin merak etme. Ancak o zamana kadar uslu duracaksın." " Senin dediklerini yapmıcam, kimsin sen! " Sesim sonlara doğru yükselmişti ve bu onun direksiyonu sıkmasına sebep olmuştu. " Amacın ne olursa olsun, istediğini alamayacaksın. Abim izin vermez. " Arabayı sağa kırdığında bir demir kapının önündeydik. Demir kapı yavaşca açılırken bana baktı. "Benim dediklerimi yapman senin iyiliğin için, Kaya'ya gelecek olursak abine fazla güvenme Bal. "Sinirle ona baktım. "İnsana en çok güvendikleri ihanet eder. " Kaşlarımı çattım. Ne diyordu? Demir kapı sonuna kadar açıldığında araba büyük alana girdi. "Abimler beni kurtaracak. " Dedim sessizce araba büyük bir malikanenin önünde durduğunda Pars araçtan indi. Sakin adımlarla benim kapıma doğru yürüdü. Kapıyı açıp üzerime doğru eğildiğinde " Hadi gelip alsınlar seni benden. Denesinler ve onlara bu dünyada yıkımı göstereyim. " Sözleri kulaklarıma ulaştığında kendime engel olamadan gözlerim doldu. Bu adam resmen beni kimsenin ondan çekip alamayacağını söylüyordu... Kolumdan tutarak beni arabadan indirdi. Tutuşu sert değildi ama kaçabileceğim kadar da gevşek bırakmamıştı. Gecenin karanlığında göz alacak şekilde aydınlatılmış evin büyük kapısından içeri girdik. "Yine ağlamacaksın." Dedi yürümeye devam ederek "Ağlarım ki sanane!" Dedim yüksek çıkartmaya çalıştığım sesimle. Geniş ve ferah bir alana geldiğimizde buranın salon olduğunu anlamıştım. Güzel ve ferah dizayn edilmesinin yanı sıra ağır bir enerjisi vardı salonun. "Ağlayınca eline bir şey geçmeyecek." Pars gömleğinin yaka kısmından bir iki düğme açarken duvara monte edilmiş raftan eline bir şişe aldı. Rafta daha nice şişelerde cabasıydı. Bir bardağa elindeki renksiz sıvıyı doldurdu. Koltuklardan birine kendini rahatça bıraktığında "Otur Bal." Dedi eliyle karşısını göstererek. Ayakta beklemem cidden saçmalık olduğu için hemen çaprazında kalan tekli koltuğa oturdum. "Çantam nerede? Onu alabilir miyim?" Çantamda pek bir şey yoktu ama bu adam sorgusuzca verirse bir zaman aralığında telefonumu kullanabilirdim. Zehir yeşilinden farksız gözleriyle bana bakarken sanki içimi okuyabiliyordu. Bu oldukça rahatsız ediciydi. "Çantanı içindeki telefon hariç sana verebilirim." Kafasını hafif sağa eğdi bunu derken. Sanırım gerçekten de aklımı okuyordu. "Benden telefonumu alamazsın. Beni kısıtlayamazsın!" Yüksek çıkan sesimle kaşları çatıldı. Renksiz sıvıdan büyük bir yudum alıp "Sesimizi yükseltmiyoruz" onun hırıltı gibi çıkan sesi ürpermeme sebep oldu. Ancak ona boyun eğmiyecektim. "Telefonumu vereceksin!" sesim ne kadar yüksek çıkabilirse o kadar bağırdım.Çatılı kaşlarla bana bakmayı sürdürdü. Oturduğu yerden kalkarak camların ormanı sunduğu manzaraya ilerledi. Bu sessizliği nedendi? Ani bir hareketle elindeki kalın camdan oluşan bardağı serçte yere attı. Yere saçılan camlarla hemen ayaklarımı oturduğum yerde yukarı çekmiştim. Ne yapıyordu bu adam. Bana doğru öfkeyle bir kaç adım attığında zaten hazırda bekleyen göz yaşlarım döküldü. "Bu evde sesini yükseltmeyeceksin!" Benim aksine o sesini yükseltince gerçekden daha ürkütücü oluyordu. Yanaklarımdaki yaşları sildim bana adım atarken ayakkabısının altında cam parçaları eziliyordu. Tam önümde durunca elini bana doğru uzattı. Olduğum yere sinerek koltukta daha da geriye gitmeye çalıştım. Gözlerindeki öfke alev alevdi. Ona alttan, yaş akan gözlerle baktım. Bir kaç saniye durdu, sanki kendini durdurmaya çalışıyordu. Elini geri çekti. "Yukarı çık..." Az önceki bağıran sesinin aksine daha kısık söylemişti bunu. "Ama be-" lafımı böldü. "Yukarı çık Bal! Beni ikiletme." Açıkcası şu an burda durmak istemiyordum. O fazla korkunçtu. Hızlı adımlarla salondan çıktım hiçbir şey denemeden. Büyük merdivenlerden yukarı kata çıktım. Ayaklarımda hala topuklu vardı bu yüzden cam batmamıştı. Geniş koridorda birden fazla kapı vardı. Hangisine girmem gerektiğini bilmiyorum ancak salondan gelen kırılma sesleriyle Pars'ın salonu yıktığını biliyordum. Öfkesine hakim olamıyordu. Eğer ondan kaçamazsam bu öfke bana zarar verir miydi?
Bölüm 7
(6)
Bölüm sonu
3 yorum
Bölüm gözükmüyor
1YanıtYen bölüm
Hesabımdaki yeni kurguyada bakmayı unutmayın...


