İçeriğe geç

Açık Prangalar

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Açık Prangalar

Bölüm 5

(5)

Zaman kimin aleyhine akardı? İyi günlerini bekleyen bir hasta için mi, yoksa ölüme gün sayan bir fani için mi?

Herşey fazlası ile fuluydu... Etrafımda olup biten olayları algılayamıyordum. Bir süre sonra sert eller yanaklarıma baskı uygulayarak ağzımı açtı. Dudaklarıma değen astım ilacımımı fark etmemle ciğerleri derince bir nefes çekmem bir oldu.

Boğazımı yakan hava ciğerlerime doluyordu. Kapalı olan gözlerimi açtığımda irislerim yeşillere tutundu. Bir eli belimi diğeri ise saçlarımdayken gözünü kırpmadan bana bakıyordu. O an gerçeklik algım sayesinde olanları hatırladım. Ben, kriz geçirmiştim ve ilacı dudaklarıma deydiren Pars'tı.

Benim nefesimi kesen ardından tekrar nefes almamı sağlayan oydu...

Bitkin gözlerle ona baktığımda tutuşundan kurtulmak isteyerek hareket etmeye çalıştım. "Şu an sadece nefes almaya çalış, aksi takdirde olmasını istemeyeceğin şeyler olucak." Keskin ve sert fısıltısıyla kurduğu cümle ürpermemi sağladı.

Tehditinin altındaki anlam neydi? Aklıma gelen şeyler olma olasılığı yoktu dimi...

Önümüzde duran siyah Ranger Rover marka araba ile Pars kolumdan çekerek arabaya yöneldi. Kapıya açan valeye yardım ister gözlerle baktım. Vale ise gözlerini çekerek başını eğdi... Neden herkes susuyordu, neden kimse karşı çıkmıyordu?

Ben arabanın ön koltuğuna oturduğumda Pars sertçe kapıyı kapattı. Kendisi aracın önünde dolanıp şoför koltuğuna rahatça oturdu. Kendi kapısını kapattığında yaptığı ilk iş kapıları içerden kilitlemek oldu. Arabayı çalıştırıp ana yolda sürürken benim aklımdaki tek şey hangi bilinmezliğe sürüklendiğimdi...

Gözlerimdeki yaşlar benden izin almadan yanaklarıma süzüldü. Elimin tersi ile göz yaşlarımı silmem fayda etmiyordu. Pars çatık kaşlarla gözlerini saniyelik bana değdirip tekrar yola baktı. "Ağladığın için tekrar kriz geçirirsen," yaşlı gözlerle ona baktım "Astım ilacını sana vermem Bal." Çenisini sıkarak söylemişti bu kelimeleri.

Gözlerimi ondan kaçırarak başka yerlere bakerken ağlamamı durdurmaya çalışıyordum. Ne kadar yüzümü ellerimle silsemde yaşların yenileri ekleniyordu. Krizim tekrar edebilirdi ancak kendimi durduramıyordum. Dudaklarımı aralayarak " Durmuyor ki..." Dedim kesik nefeslerim arasında.

O ise gözlerini bir kaç saniyeliğine kapatıp açtı, bir şeylere tahammül edemezcesine. Sinyal vererek arabayı sağa çekerek durdurdu. Arka koltuğa uzanarak bir şey aldı. Aldığı şeyi bana uzattığında bunun bir şişe su olduğunu yaşlı gözlerimle zor fark ettim.

Suyu almak içim elimi uzattığımda parmaklarımız birbirine temas etmişti. Teması hissettiğim an hızlıca şişeyi aldım, sanki parmaklarımın uçları karıncalanmıştı. Burnumu çekerek şişenin kapağını açtım. Bir kaç yudum aldığımda miden daha fazlasını kabul etmedi.

Şişeyi tekrar ona uzattım elimden alarak kendi tarafındaki kapıyı açtı. Yaşlı ve meraklı gözlerle Pars'a baktım. Şişedeki suyun birazını eline döktü ardından bana dönerek iyice yaklaştı. Kendimi ondan uzak durmak için geri çekerek arabanın kapısına yaslandım "Sabrımı sınamakla kalmıyorsun..." Dedi derin bir sesle yeşil gözlerine baktığımda ona karşı gelmemem gerektiğini bana anlatıyordu.

Islak elini yüzüme yaklaştırdığında kaçacak bir yerim kalmamıştı. Elindeki ıslaklıkla yüzümü kavrayarak nemli suyu yüzüme değdirdi. Eline tekrar su döktü yüzümü bir kez daha avucunun içine aldığında göz yaşları ile yanan tenim ferahlığa kavuşmuştu. O dikkatle yüzümü elleri arasında tutarak bana ferahlığı veriyordu. Avucu bütün yüzümü kapladığı için bir kaç defa suyu yüzüme değdirmesinde resmen yüzümü yıkamakla eş değer bir durum olmuştu.

Onun yeşilleri dikkatle yüzüme bakıyordu. Bense şu an bana olan yakınlığından dolayı başka hiçbir şeye bakamıyordum. "Evet, böylesi daha iyi." Dedi Pars bir kaç saç tutamımı geriye atarak. Ben ise sadece bakmakla kalmıştım. Ağlamam durmuştu, durdurmuştu...

Uzaklaşarak kendi tarafındaki kapıya kapattı ve arabayı yeniden çalıştırdı. Yol yeniden altımızda akmaya başladı. "Nereye gidiyoruz?" Diye sordum ağlamaktan pürüzlü çıkan sesinle.

Direksiyonu sağa kırarken bana bakmadan "Yolumuz uzun, uyu istersen." Dedi. Sertçe burnumu kaşıdım, "Yolun uzun yada kısa mı olduğunu sormadım. Nereye gittiğimizi sordum." Dedim kararlı bir ses tonuyla.

"Bana karşı dik başlılık yapma, emin ol ki o küçük başını hiç düşünmeden ezerim!" Dedi yarım ağız gülerek. Gülümsemesi çok korkunçtu. Öfkesini kontrol etmek istercesine söylediği cümle kararlı yanımın kaçıp saklanmasını sağladı. "Uyu istersen." Dedi az önce gözlerinde görülen öfke bir kaç saniye sonra yok olmuştu.

Nasıl bir adamdı o. Az önce öfke saçan gözleri şimdi normal bakıyordu.

"Uyumak istemiyorum." Dedim sessizce mırıldanarak. Beni duydumu bilmiyordum ancak hiçbir tepki vermemişti. Umurumda da değildi. Kendi tarafıma döndüğümde hiç düşünmeden camı sonuna kadar açtım. Ona dönüp baktığımda benden tarafa sadece göz ucuyla bakıp tekrar önüne çevirdiğini gördüm gözlerini.

Tenime çarpan sert rüzgar önce yüzüme çarpıyor ardından arabaya doluyordu. Rüzgar bile sert vuruyordu bu gece tenime. "Abi..." Dedim rüzgara karışan fısıltımla. "Bir bilinmezliğe sürükleniyorum. Neredesin abi..." Rüzgar mümkünmüşcesine dahada sert vurdu yüzüme "Ben biliyorum, sen beni bırakmazsın ki." İçime titrek bir nefes çektim. "Lütfen gel abi, gel ve beni çekip kurtar bu bilinmezlikden..." İçime çektiğim nefes ciğerlerimi yaktı.

Fısıltılarım rüzgara karışmıştı, rüzgar onları abime ulaştırır mıydı?

Bölüm sonu

4 yorum