Unutamamıştı
İnsan zaten kendini kandırır
Unutulmazdı.
Aşk unutulamazdı
Bedenim onun kollarında dışarı çıktık. Bütün hastane dışarıdaydı. Kalbim olduğundan daha hızlı atıyordu. Onun kollarında olduğum için. Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Beni bir banka oturtup cebinden çıkardığı kalp ilacımı uzattı.
Kalp ilacımın onda ne işi var?!
"İç şunu." Dedi
"Sende ne işi var?" Dedim
İlacı elime tutuşturup su bulmaya gitti. Giderken "Nefret ettiğim bir özelliğinde bu!" demeyi ihmal etmedi. O sırada hastanenin içinden bir anons sesi duyuldu. "Dikkat dikkat! Yangın alarmı yanlışlıkla devreye girmiş. Hastalar ve doktorlarımız lütfen içeriye geçin." Bu ses birkaç kez daha tekrarladığında elinde bulduğu su şişesi ile geliyordu.
"Ne bekliyorsun Safir? Yutsana şu ilacı!" Derken, su şişesinin kapağını açıp bana uzattı. İkiletmeden ilacı içtim. Tam gidecekken onu durdurdum. "Gerçektende unutmuşsun. Aşk unutulamaz Atlas." Dedim. Atlas dilini damağına vurup ellerini beline koydu. "Haklısın. Aşk unutulamaz. Ben sana zaten aşkımı unuttuğumu söylemedim. Benim aşkım sen değildin Safir. Kendini daha fazla üzme bu konuları açıp. Senin yerinde Gülşah olsaydı aynısını yapardım. Meslektaşımsın." Dedi ve gitti.
Zordu hayat. Şimdi birdaha öğrendim zor olduğunu. Ben gitmezdim, gidemezdim. Ardımda bıraktığım yürek benim için çarparken gidemezdim. Eskiden gazlı bezlerle sardığım kırık kalbim tekrar parça parça oldu. Görmesem bile hissettim. Artık hiçbir kalp ilacı etki etmezdi. Artık bir kalbim yoktu. Kalbimi yok ettiler. Kalbimin sesi yok oldu. Zihnimdeki seslerde sustu bu sefer. Sanki anladılar kalbimin kırıldığını. Bir an herkes sustu. Belkide ben kendi zihnimde susturdum. Hepsi mutlulukla şakıyorlardı. Belki ben üzüntüyle feryat figan ağladığım için herkesi susturdum. Ya da kalbim kırılmadı, öldü. Bedenimde onun gittiği yoldan gitti. Nasıl yaşardı artık bedenim? Beni az önce bırakıp giden kollar yokken nasıl yaşardı?
Gözlerimin dolduğunu hissetmemiştim. Omzuma dokunan ellerle irkilip ana geri döndüm. O gün mülakatta gördüğüm sarı saçlı, kahve gözlü yakışıklı doktor elinde iki kahve bardağıyla karşımda dikiliyordu.
"Safir, iki saattir sesleniyorum duymuyor musun?" Dedi.
Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp uzattığı kahveyi aldım.
"Üzgünüm dalmışım. Kahve için teşekkür ederim bu arada." Dedim ve kahveyi yudumladım. Benim sevdiğimden değildi. Atlas olsa hangisini sevdiğimi bilirdi.
Tebessüm edip kahvesini içti.
"Ben Murat. Tanışmak bu güne nasip oldu. Bu akşam gelişinin şerefine bizim çocuklarla gittiğimiz mekana gidelim dedik. Bizim tayfayla."
Kaşlarım havalandı.
"Bizim tayfa?"
"İkizler, Gülşah, Didar, Sezen, ben, sen, Atlas. Kafa dağıtmaya ihtiyacımız var zaten. Gelecek misin?" Dedi ve tebessüm etmeye devam etti.
"Olur" dedim. "Benimde ihtiyacım var zaten kafa dağıtmaya. Konumu atarsanız sevinirim."
"Sen evinin konumunu at. Ben seni almaya gelirim. Yani senin için sorun olmazsa." Omzunu indirip kaldırdı.
Kaşlarım çatıldı ama araba su yakmıyordu. Beleş diye kabul edecektim. "Tabi atarım."
Birkaç konu daha konuşup yanımdan ayrıldı. Bende gelen giden hastalarla ilgilenip mesaim bitince eve döndüm.
🩺
Eve geldiğimde üstüme siyah saten bir elbise giydim. Elbisenin kolları askılıydı. Saçlarımı salık bıraktım. Kırmızı bir ruj sürdüm. Siyah far ile göz kapağımı çerçeveledim. Maskara sürdükten sonra hazırdım. O sırada Elmas'ın sesi duyuldu.
"Safim! Karnım acıktı pizza sipariş edelim mi?" Diye sordu. Oflayıp telefonumdan pizza sipariş ettim.
"Sen kendin ye Elmam. Benim dışarıda işim var. Sipariş ettim." Dedim ve Murat'tan geldiğini söylediği bir mesaj aldım.
Evden çıktığımda Murat beni arabasında bekliyordu. Beni görür görmez arabasından indi. Benim kapımı açıp sürücü koltuğuna yerleşti.
Araba bir restoranda durdu. İçeri girdiğimizde, bizim tayfa diye bahsettiği herkes oturuyordu. Herkese baş selamı verip yerime oturdum.
"Çok güzel olmuşsunuz hocam." Dedi Emir mi yoksa Demir mi olduğunu bilmediğim. "Sağol Demir, ya da Emir"dedim. "Emir ben hocam." Dedi. Demin konuşan. Yani Emir işte.
Yemekte alerjim olan sazan balığı vardı. Sazan balığına alerji mi olurmuş dedirtir ama, benim her türlü balığa alerjim vardı. Yedikten sonra mideme taş gibi oturuyor ve kusturuyordu. Tabağıma dokunmayınca yine mülakatta gördüğüm kahve saçlı kadın konuştu."Safir? Niye balık yemiyorsun? Nasıl yiyeceğini bilmiyorsan gösterebilirim canım." Dedi ve samimiyetsiz diyebileceğim şekilde baktı. Ayar oluyordum bu kıza. Bozuntuya vermemek için "Sazanlar ve Sezenler beni rahatsız ediyor canım." Dedim ve sırıttım. Sonra Sezen önümdeki tabağı alıp balığı böldü. Böldüğü bir parçayı çatala saplayıp yüzüme yaklaştırdı. "Yemeyi bilmiyorum demiyorsunda. Aç ağzını. Bak uçak geliyor." Çatalı ani bir hareketle kavrayıp Sezen'in açık ağzına soktum. "Alerjim var Sezen." Dedim ve mendille ağzımı silip geriye yaslandım. Sezen, iri gözlerle bana bakıyordu. Aldırış etmedim.
Herkesin yemeği bitince içmek için restoranın bar kısmına geçtik. Murat bana rahatsız edici şekilde bakıyor, piç gülüşü yapmayı bırakmıyordu. Atlas bunu fark etmiş olacak ki kaşlarının çatıklığı kan dondururdu. Benim yanımda kalan içkiye uzanamadı. Yanındaki ikizlerden birinin omzuna dokundu. "Demir şu şişeyi bana uzat." Dedi. Demir mi Emir mi bilmediğim çocuk "Ben Demir bey değilim. Demir beyin kardeşi Emir beyim. Siz gözlüğüm olmadığından beni Demir bey sandınız. Ama ben Emir değil Demir beyim. En başından beridir beni Demir bey sandınız. Hayır, ben Emir beyin ikizi Demir beyim." Dedi. Herkesin kafaları uçmuştu. Ben dahil. Bir tek Murat içki içmiyordu. Atlas kontrollü içiyordu. En son Atlas yanındaki ikizlerden birinin omzuna şamar attı. Demir olduğunu varsayalım. İçkiye uzanıp Atlas'ın önüne bıraktı.
Atlas ve Murat hariç herkesin kafası uçmuştu. Artık birer birer eve dağılıyorlardı. Ben dışarıda arabamı arıyordum. O sırada yanıma Murat geldi. "Bebeğim, neyi arıyorsun." Dedi.
Bebeğim?
Kafam karışık olduğu için elimi enseme götürdüm. Çatallı çıkan sesimle "Arabamı arıyorum. Gördün mü?" Dedim. Sendelediğimde Murat beni bileğimden kavradı. Hem de aşırı sert şekilde. Benim derim hassas olduğu için hemen moraracağını biliyordum. Kolumu çekiştirirken daha çok acıttım. "Bugün senin arabanı değil, benim arabamı kullanacağız. Senin evine değil benim evime gideceğiz Safir." Beni omzumdan tutup kendime gelmem için sarstı. "Anlıyor musun Safir?!" Dedi. Gözlerim yarı açık yarı kapalı ona bakıyordum. Sonra beni tekrar bileğimden tutup arabasına doğru çekiştirdi. "Bırak!" Dedim. "Acıyor."
Bırakmadı.
Daha sert çekti.
Atlas olsa elimden tutardı. Bileğimden değil.
Tam o an bir ses duydum. "Murat! Bırak onu!" Diyordu Atlas. Bir yandan bize doğru koşuyordu. "Lanet olsun! Bu nereden çıktı?" Dedi Murat. Kolumu hala bırakmıyor ve beni arabaya bindirmeye çalışıyordu. Kolumu ondan kurtarmak istiyordum ama olmuyordu. Arabaya binmemek için çok güç sarf ettim. Hatta bacaklarım titriyordu. En son aramızdaki mesafe kısaldı.
Atlas Murat'ı ittirip, Murat'ın beni çekiştirdiği bileğimden tutunca inledim. Kolumu kendine yaklaştırıp baktığında kaşları çatıldı. Neden bileğimden tuttu ki? O benim elimi tutardı. "Lan Murat!" Diye kükredi Atlas. "Seni gebertirim! Uzak dur bu kızdan!" Bileğimden aşağı kayınca elimi buldu eli. Sıkıca kavrayıp yürütmeye başladı. Birkaç kez sendeledim ama beni tuttu. Eli öyle sıkı tutuyordu ki elimi, o an ölümümün o eller tarafından gerçekleştirilmesini istedim.
Onun arabasına geldiğimizde koltuğa eğilip torpido gözünden krem çıkarttı.
"Bileğini getir Safir." Dedi net bir sesle. "Getirmem" dedim. "Acıyor."
"Ben acıtmam."
"En çok sen acıttın!" Dedim kısık sesimle. Derin bir nefes verip bileğimi kendine çekti. Kremi sürdükten sonra elleri elime tırmandı. O gün kanattığım baş parmağımı buldu parmakları. Torpidodan ne ara aldığını bilmediğim bir yara bandını, parmağıma sardı. "Acıttım mı Safir?" Dedi yumuşak bir ses tonunda.
"Acıttın" dudağımı büzdüm. "Ama bileğimi değil." Atlas'ın elini kaldırıp kalbime koydum. "Buramı acıttın. Ritmi bozuldu biliyor musun? Sen gittin diye oldu hepsi! Ama olsun. Ben hâlâ seviyorum seni." Kocaman bir gülümseme taktım suratıma. Sonra elini benden geri çekti. Üşüdüm. Soğuktan değil, o ellerin eksikliğinden.
"Safir," dedi. Sesi titredi. "Ben gittim. O gün gittim ben senden."
"Seviyorum. Gitmemen için büyük bir neden değil mi?"
"Kalbini kırdım Safir!"
"Ellerin çok büyük Atlas. Geri sararsın sen."
"Benim yüzümden en sevdiğin kurabiyeyi yiyemiyorsun Safir!"
"Sen ye! Ben yemiş kadar oluyorum Atlas. Sana olan sevgim, kurabiyelere olan sevgimden daha fazla, yetmez mi?"
"Sen benim aşkım değilsin ki Safir!"
Duraksadım. Omzumu silktim.
"Sen benim aşkımsın yetmez mi?"
"Yetmez amına koyayım! Sevmiyorum seni Safir! Ama senden gidemiyorum da!"
"Gitme Atlas." Sesim yalvarır gibi çıkıyordu. "Senin ellerin olmadan ben çok üşüyorum. Başka bir ele değmedi bedenim. Soğuktu çünkü o eller. Seviyorum be adam! Yetmez mi?"
"Yetmez. Ben sevmiyorum Safir! Vazgeçmen için yeterli değil mi?"
"Ben annemden bile vazgeçmedim ki. Senden nasıl vazgeçeyim?"
"Annen gibi gitmem mi gerekiyor? Giderim o zaman." Arabasına doğru yürüdü. Ben yere çökmüş ağlıyordum. Atlas'ın beni terk ettiği gün gibi, Dizlerimin üzerinde hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Arabanın kapısını açan elleri duraksadı. Derin bir nefes verip geri yanıma geldi. Benim gibi çöktü dizlerinin üzerine. "Safir," dedi. Sesi yumuşacık çıkıyordu. "Gitmiyorum, buradayım." Dedi. Kafamı kaldırdım. "Annem gibi olma tamam mı Atlas? Sende beni abilerime verme tamam mı? Çocuktum toparladım. Ha, birde sen vardın. Şimdi sende yoksun! Nasıl toparlarım? Ellerin olmadan nasıl kalkarım yerden?"
"Ellerim burada Safir. Tutunmak istersen buradayım. Ama arkadaşın olarak."
Arkadaş?
Arkadaş mı?
Nasıl arkadaş?
Arkadaş mı olacağız?
Ben onunla arkadaş olamam ki!
Beni yerden kaldırdığında arabaya bindirdi. Kendisi sürücü koltuğuna oturdu. Araba gitmeye başlarken midem bulanmaya başladı. "Kusacağım. Arabanı sağa çek!" Dedim. Kaşları çatıldı. "Ne-" dedi.
"Çek arabayı sağa!" Direksiyonu ani bir manevrayla sağa kırdı. Araba durduğunda hemen indim. Yere çöküp kusmaya başladım. Atlas arabadan indi. Hatta gelip arkadan saçlarımı tuttu. İşim bitince bir peçete uzattı. Kendime geldiğimde, heyecanla gökyüzünü işaret ettim.
"Bak! Bak! Gökkuşağı!"
Atlas işaret ettiğim yere bakınca sert bir nefes verdi. "Gökkuşağı değil o şapşal. Takımyıldızı."
"Hangi takım? Galatasaray mı? Fenerbahçe mi?" İşaret parmağımı havaya kaldırıp gözlerimi kıstım.
"Ha, Beşiktaş. Anladım. Yıldızlar beyaz, gökyüzü siyah. Okey okey. Benim açımdan tüm parçalar yerine oturdu. Siz devam edebilirsiniz!"
"Safir, sen salak mısın? Küçük ayı, büyük ayı, olur ya hani."
Korkuyla geri kaçtım. Fısıltıyla
"Ayı mı? Nerede?! Arabaya binelim!"
Atlas göz devirdi.
"Allah'ım ne günah işledim ben?! Safir, sadece arabaya bin."
Omuz silktim. "Yok. Binmem ben sana küstüm. Yıldızların hangi takımlı olduğunu söylemedin." Bir kere daha omuz silktim. "Binmem banane binmem."
Atlas derin bir nefes verip beni koltuk altımdan tutup ayağa kaldırdı. Beni önüne geçirip ellerini omzuma koydu. En son arabaya bindiğimizde sızdım. Ama sesleri duyabiliyordum.
Eve geldiğimizde Atlas şiir gibi "Safir, geldik hadi kalk." Diyordu. Denedim ama gözlerimi açamadım. En son, emniyet kemerimin açıldığını hissettim. Sonra Atlas arabadan inip benim kapımı açtı. Beni kucaklayıp eve çıkardı. Duymadığımı sanıyordu ama duyuyordum. "Özür dilerim Safir. Sende başkasını gördüm. Sana sen gibi bakmadım. Özür dilerim." Diye sayıklıyordu.
Bende kimi gördü?
Ben onun sonsuzu değil miyim?
Hayır. Sen Şeymasın sen Safir değilsin. Senin sonun onun sonsuzu Onun Şeyması.
Kısık çıkan sesimle "sus! Sus! Lütfen sus!" Diye inliyordum. Evin önüne geldiğimizde Atlas çantamdan anahtarı arıyordu. "Safir, anahtar nerede?" Diye sordu. Sesler bulanık çıkıyordu. "Bilmem ki. Sende mi?" Diye sordum. Atlas bugün kaçıncı olduğunu saymadığım sert bir nefes verdi. Sonra kapıyı çaldı.
Elmas kapıyı açtığında "Atlas, siz barıştınız mı? Hele şükür ya! Safim sizin şarkınızı açıp açıp triplere giriyordu." Diye bağırdı. Ama sesinde sadece benim anlayabileceğim tonda derin bir hüzün vardı.
Kendime geldiğimde onun ağzına sıçacaktım. Sonra Atlas'ın sesi duyuldu. "Hayır Elmas. Sevgili ablan benimle aynı hastanede çalışıyorda o yüzden bu haldeyiz. Meslektaşım olduğu için yanlış anlama."
Elmas alayla güldü. Hüzünlü bir gülüş olduğunu anladım. "Hadi ya! Beni de her gün aynı adliyede çalıştığım, kafası kel hakim bey eve kucağında getiriyordu zaten." Atlas ofladı. "Safini kucağına atmamı istemiyorsan sus Elmas. Haydi! Çekil kenara." Elmas sanırım kenara çekildi. Hâlâ Atlas'ın kucağında eve giriyordum. Sonra beni yatağa bıraktı. Üzerime örtülen sıcaklığa sokuldum. Elmas'a birşeyler anlatmaya başladı.
"Ablanın baş ucuna ağrı kesici bırak. İçki onda baş ağrısı yapar. Nane limon kaynat. İçtikten sonra en çok o iyi geliyor. Ha, birde ayakkabılarını çıkart. Öyle rahat uyuyamaz. Ben kaçıyorum. Allah'a emanetsiniz."
Unutmamış.
Aşk unutulamazdı
Bugün iki kez Atlas'ın kucağındaydım
Bunlar bana evrenin bir işareti!
Elmas Atlas'ı geçirince ofladı. Yanıma gelip sertçe ayakkabılarımı çekiştirip çıkardı. Üzerime bir pijama takımı giydirirken içli hıçkırıklarını duyuyordum. Neden ağlıyordu bu şimdi?