Atlas Ege Karpan
Karşımdaydı. İrileşmiş gözlerle bakıyordum ona. Sonra yaka kartına ilişti gözlerim.
Profesör doktor Atlas Ege Karpan
Yazıyordu. Birde profesör mü olmuş yani! Ben ondan daha çok çalışmıştım.
Beyaz önlüğü, dağınık kumral saçları, siyah kumaş pantolonu ile karşımdaki koltuklarda oturuyordu. Gözlerimi sıkıca kapatıp kafamı iki yana salladım. Benim olduğumu fark etmiş olacak ki gözleri irileşmiş şekilde dosyaya bakıyordu. Ağzının içinde sessizce "Safir Mila Anka..." diye gevelediğini duydum.
Onun arkasında oturan sarı saçlı, kahve gözlü yakışıklı bir doktor, büyük bir tebessüm ile bana bakıyordu. Sonra o konuşmaya başladı.
"Hoşgeldiniz. Mülakatta size soracağımız soruları doğru şekilde cevaplamanızı istiyorum Safir Mila hanım." Dedi adam elindeki dosyayı incelemeye başlarken. Bir yerde kaşları çatıldı ve tekrar bana döndü. "Bir yıl önce bir olay olmuş. Bir hasta kan kaybından vefat etmiş. Ve siz, normalde hiç göstermediğiniz bir panik içinde koridorda kendinizden geçmişsiniz. Sakinleştirici ile kendinize gelmişsiniz. Bu olayın tekrarlanmaması için neler yaptınız?"
Kafamı önüme eğip derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım. "Bu sadece bir kerelik bir olay. Birdaha yaşanmayacak. Gerekli ilaçları aldım. Dosyada reçeteleri duruyor bakarsanız. Bu hale gelmemin sebebi kendi üstüme çok gitmem. O gün bütün meslektaşlarımdan özür diledim ve hastaneden kovuldum. O hastanede beş yıl boyunca hiç bir hastaya zarar vermedim. En riskli ameliyatlara girdim. Hiç bir hastam vefat etmedi. O gün, kalp ritim bozukluğumdan kaynaklı ufak bir kriz geçirdim. Panik atak yani. Hastanın ölüm sorumluluğu bana ait değildi. Başka bir doktor bakabilirdi ama bakmadı. Ben zaten o hastanede diken üstündeydim. Beni istemiyorlardı. Şimdiden bu hastanede de böyle olaylar yaşayacaksam söyleyin ki bende başlamadan bitireyim."
Sarı saçlı doktor tekrar söze girdi.
"Sizi temin ederim ki bu hastanede böyle şeyler yaşanmaz. Bu konuda size hak veriyorum bu yüzden kafanıza takmayın. Hastanemizi tercih etmenizin sebebi nedir?"
"Beni kabul eden tek hastane olmanız. Bir yıldır işsizim. Nereye gidersem gideyim hiçbir hastane beni kabul etmedi. Yüzüme baka baka akıl hastası olduğum söylendi. Şuan çok şaşkınım çünkü siz bunu söylemediniz."
Benimle aynı yaşlarda olan açık kahve uzun saçlı bir kadın doktor lafa girdi. "Söylemek istemedim ama, akıl hastası olduğunuz bariz belli oluyor zaten Safir hanım. Bu hastanenin prestiji yüksek! Aynı şeylerin yaşanmayacağı ne malum?"
Ağzımı açacağım sırada Atlas konuştu.
"Sezen, sakin ol. Safir hanım kendisi dedi ilaç kullandığını. Böyle yaparak olayı büyütüyorsun. Bence, bir daha yaşanmayacak olan bu problemi daha fazla büyütmeyin sevgili meslektaşlarım. Mülakat bitmiştir. Hayırlı olsun Safir hanım."
Aldığım nefes boğazımda kaldı. Gözlerim iri iri Atlas'a bakıyordum. Sırayla herkes çıktığında yanıma geldi. "Seninle konuşmak istiyorum. Hemen!" Dedi ve kolumdan tutup çekiştirmeye başladı. Şok olduğum için tepki veremedim. Beni kimsenin görüş açısının olmadığı tenha bir koridora soktu. Sonra kolumu bırakıp elleri ile saçlarını karıştırdı.
"Ne işin var senin burada?! Karşıma niye çıktın!? Bunca yıl sonra birde!"
Gözlerimi bağırışın etkisi ile kapatıp, hep oynayıp kanattığım baş parmağım ile yine oynadım ve yine kanattım. Bakışları oraya değdiğinde, elini elimin üstüne koyup uzaklaştırdı. "Şu hareketinden nefret ediyorum. Kendine zarar verme! Sana hep söyledim. Niye yapıyorsun? Bir dakika bir dakika... O dosyadaki reçeteler sahteydi değil mi?"
İç çekip kanayan baş parmağımı kendine doğru kaldırdı. Kaşlarını çatarak bana baktığında gözlerim ona değmiyordu. "Neredeyse dikiş atılacak duruma gelmiş! İnanmıyorum sana! Bir insan kendine bunu neden yapar? Hem sen niye sorularıma cevap vermiyorsun--"
"Yeter! Sus artık!" Elimi ondan kurtardım. "Benim en büyük yaram senin yokluğun oldu. O bile bu zamana kadar geçtiyse bu yara ne ki?" Çantamı düzeltip, saçımı geriye iteledim. "Varlığımdan rahatsız olduysan, sana değirmem gözlerimi. İşine ben yokmuşum gibi devam et! Ben öyle yapmaktan geri durmayacağım." Yanından ayrılacağım sırada bileğimden kavradı. "En azından sana olan acıbadem kurabiyesi borcumu ödiyeyim." Dedi. Tekrar bileğimi ondan kurtarıp gözlerimi gözleri hariç her yerde gezdirdim. "Acıbadem kurabiyesini sende çok seviyorsun. Kendin yiyebilirsin." Dedim ve yanından ayrıldım.
🩺
Eve geldiğimde Elmas uyumuştu. Halbuki ona uzun zamandır istediği, küçük kalpli kolyeyi almıştım. Saçlarının arasına küçük bir öpücük kondurup, kolye kutusunu baş ucuna koydum.
🩺
Kendime bir kahve yaptığım sırada telefonuma mesaj geldi. Bilinmeyen bir numaradan gelmişti.
053***Safir evinin konumunu at.
053***Kime diyorum çabuk.
Siz: Sen kimsin? Niye evimin konumunu atayım sana?
053***Verdiğim sipariş için diyorum. Atlas ben.
Siz: Ya sen mal mısın? Engelliyorum. Yazma daha.
053***Ayıp olacak adama hadi. Borçlu kalmayı sevmem. Sadece acıbadem kurabiyesi be kadın.
053***Safiiiiiir.
053***Ev değiştirmediysen adamı oraya gönderiyorum. Bağ bahçe sitesi no:28
Bu numarayı engellediniz
🩺
Sinirle ellerimi saçlarıma geçirip karıştırdım. Derin bir nefes verdikten sonra kahvemin son yudumlarına ulaştım. Yaklaşık on dakika sonra kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Getir'den bir çalışanı gördüm. Elindeki poşeti uzatıp gitti.
Getir mutluluk getirmez miydi?
Bu kurabiyeler sadece bana mazideki hüznü getiriyorda....
Göz devirip kapıyı kapattım. Paketi kenarı bırakıp adımlarımı banyoya yönelttim. Kaynar suda duş aldıktan sonra kalbim hızla çarpıntı yapmaya başladı. Adım atacakken daha çok hızlandı ve kısa süreli ataklardan olduğunu anladım. Kuş gibi nefes almak için çırpındım ama nafile. En son çare Elmas olmuştu.
"Elmas! İlacımı getir!"
Elmas'ın odasından sesler gelince rahatladım. Buzdolabının kapağı açıldı. Adımlar banyoya doğru yöneldi ve kız kardeşim önümde pembe şortlu pijama takımı ile dikiliyordu. Uyku bandı gözünün yarısını kapatmış, annemin saç tonundaki sarıya çalan kahverengi saçları dolaşmıştı. Yeşil gözleri zorla aralanıp bana ilacı ve suyu uzattı. "Al Safim, Soğuk değil su." İlacı içip suyu kafama diktim. "Sağol Elmam. Yat hadi sen." Dedim ve ayağa kalkıp saçını okşadım. Kafasını sallayıp odasına yöneldi.
Üstümdeki bornozdan kurtulup, geceliğimi giydim. O sırada beklediğim oldu ve Elmas'tan sevinç çığlıkları koptu. Kolyesini görmüş olmalıydı. Koşar adımlarla odama geldi. "Safim! Ya valla sen bitanesin! Valla öpecem seni gel buraya." Çift kişilik yatağa çıkıp yanağıma öpücük kondurdu. Bu gece burada yatmasına izin verdim. Saçlarını okşayarak uykuya daldım.
🩺
Ertesi sabah kalktığımda Elmas yanımda uyuyordu. Üzerimi değiştirmek için dolabıma yöneldim. Siyah kumaş pantolon, polo yaka beyaz tişort ve beyaz spor ayakkabı giyip spor siyah bir çanta taktım. Mutfak tezgahındaki kurabiyelere ters bir bakış atıp evden çıktım
Hastaneye vardığımda arabamı dün koyduğum yere park ettim. Adımımı atar atmaz etraf birsürü doktorla kaynadı. Herkes hoşgeldin diyordu. En sonunda hastane kantininde boş bir masa bulup oturdum. Yanıma dört doktor geldi. İkisi kız diğer ikisi erkekti ve erkekler birbirlerinin tıpa tıp aynısıydı.
Kısa, koyu kahve saçlı kız konuştu
"Ay, hoşgeldin! Umarım hastaneyi sevmişsindir. Yani ben çok severim. Sende sevdin değil mi? Yoksa sevmedin mi? Yok yok sevdin--"
Onun yanındaki mavi gözlü, siyah kıvırcık saçlı kız atıldı söze. "Sus Gülşah! Hoşgeldiniz Safir hocam. Anestezi uzmanı Doktor Safir Mila Anka sizsiniz değil mi?" Dedi. "Ben Didar. Az önce boş konuşan kız Gülşah. Bu çift yumurta ikizleride Emir ve Demir. Hastaneye hoşgeldiniz."
Yüzümü anlamsız bir tebessüm kapladı. "Hoşbuldum. Bende tanıştığıma memnun oldum arkadaşlar. Hastane çok güzelmiş." Dedim ve herkesle sıra sıra tokalaştım. İkizler, kahve dalgalı saça ve buz mavisi bir göze sahiplerdi. İçlerinden kim olduğunu bilmediğim çocuk "hocam valla çok güzel kadınsınız. Hocam olmasaydınız size yürürdüm." Dedi. Yanındaki kardeşi dirseğini konuşan kardeşine geçirdi. Konuşan çocuk inlerken ona dirsek atan bana kocaman bir tebessümle bakıyordu. Sonra söze girdi "Kusura bakmayın Safir hocam. O biraz patavatsız bir götverendir. Ama birşeyde haklı. Gerçekten çok güzelsiniz." Dedi ve tebessümünden fire vermedi. Bende aynı şekilde gülümseyip önüme bıraktıkları kahveyi yudumladım. "Sağol Emir." Dedim. Halbuki kim olduğunu bilmiyordum. O an herkes kocaman gözlerle bana baktı. Gülşah öne atılıp "Hocam....kim olduğunu söylemedi nereden bildiniz?" Dedi.
Kaşlarımı çatıp kafamı sağa yatırdım. "Hiç" dedim harfleri uzatarak. "Salladım tuttu." Omuz silkip kahvemi yudumladım. Diğerleri ise baş selamı verip yanımdan ayrıldı.
Koridorda yürürken tek bulmak istediğim Atlas'tı. Madem ayrılmak istemiyordu neden sevgiliymişiz gibi davranıyordu? Odasının önüne geldiğimde durdum. Kapı çalma nezaketini kenarı bırakıp içeri daldım. Dalmaz olaydım. İçeride hastası varmış ve ben kapıyı küt diye açınca ikisi birlikte hopladı. Gözlerim irileşirken, kapı kolunda olmayan elimle önüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp kapıyı örttüm. Kapıya sırtımı vermişken elimi kalbime götürüp derin bir nefes aldım.
Ben kapının arkasında beklerken kapı birden açıldı. Adımlarım sendeleyerek geriye gitti. Kapıyı kapatan kadın bana dik dik bakıp çıkışa doğru yöneldi. Kadının çıkışını fırsat bilip az önce çıktığım odadan tekrar içeri girdim.
Geniş bir odaydı. Deri koltulardan birine oturup gözlerimi kıstım. "Dün bütün gece uyumadım Atlas Ege. Yoksa sen mi gerçek ismini söylemek istersin unutamayan exim" dedim. Karşımda en ifadesiz şekilde duruyor ve kalemi ile oynuyordu. "Hayırdır Safir? Dün uyumayıp Instagram tiktok mu baktın?" Dedi. Gözlerimi devirip dudağımın yarısını yukarı doğru kıvırdım. "Siz erkekleri hiç anlamıyorum. Madem unutamayacaksın ne diye ayrılırsın ki?" İç çekip bakışlarımı tavana diktim. "Atlas, hâlâ seviyorsan söyle ki, tavrımı ona göre takınayım. Çünkü ben senden nefret ediyorum." Dedim ve kollarımı göğsümde birleştirdim.
Kaşları çatıldı. Sonra sırıtmaya başladı. "Güzel. Bende senden nefret ediyorum. Alt tarafı bir acıbadem kurabiyesini ne diye algıladıysan bilemem. Tadı o günkü gibi acı olur mu onu da bilemem. Dediğim gibi Safir. Ben sadece borcumu ödedim. O gün Issız adam filmi çekmek değildi niyetim. Sadece boynumdaki tasmadan kurtulmaktı. Şimdi çıkabilirsin."
Kaşlarımı çatıp ona baktım. Bayağı ciddi duruyordu. Oturduğum koltuktan kalkıp dışarı çıktım. Ağzımın içinde "şerefsiz, ahlaksız, utanması olmayan hayvan herif!" Diye geveledim. Yürürken gözlerim yangın alarmına ilişti. Dudağım iki yana zevkle kıvrıldığında geri dönüp odasının yakınında bulunan alarma yumruk atıp devreye geçmesini sağladım. Tek ihtiyacım olan şey rol yapmaktı. Dizlerimin üzerine çöküp yardım bekledim. Odasından sırıl sıklam çıktığında, ıslak vücudumu buldu gözleri. "Safir!" Dedi. Yanıma gelip belimden kavradı. Bir kolu sırtımdan geçtiğinde diğeri bacaklarımın altından geçti. Vücudum havalandığında bizi koşar adımlarla dışarı çıkarıyordu. O an anladım.
Yalan söylüyordu
Unutamamıştı.