İçeriğe geç

Acıbadem Kurabiyesi

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Acıbadem Kurabiyesi

Bölüm 1

Hayat Neydi?

-Safir Mila Anka-

Bu hayat, bana gülmedi.

Belki sevmedi,

Belki bilmedi ama ben kendim güldüm. Bir şekilde, bir yerlerde hep güldüm. Safir ben. Safir Mila. Annesinin kıymetsiz kızı, babasının bilmediği canı, kardeşinin idolü, üvey abilerinin oyuncağı. Ben birilerinin gözünde hep farklıydım. İçimi yakan, kimsenin aşkı olamamam. Hiç yıkılmadım ama, aşk beni yıktı, aşk beni deli yaptı, aşk beni hasta etti. Aşk bir veremdi. En kötüsü de bu vereme yakalanmam oldu.

Zordu hayat.

Annemin haberi olduğu halde taciz edilirken, annemin beni kurtarmamasından öğrendim,

Annemin "Benim mutluluğum, senin hayatından daha mı önemli Safir!" Demesinden öğrendim.

Belki bana zorunu gösterdiği için gülmedi hayat.Kötü adamlar gülmez, kötü hayatlarda gülmez öyleyse.

Soğuktu hayat.

Ben bir parça elbise ile soğuk odalarda kalınca öğrendim. Yüzümü defalarca buzlu sulara soktuklarında öğrendim. Vücudumdan akan kan soğuktan donduğunda öğrendim. İnsanların bana davranışlarından öğrendim. Hayat işte, en çok hayat soğuktu.

Sıcaktı hayat.

Her yerimde sigara söndürülünce öğrendim. Kızgın demirler ile yaralarımı dağladıklarında öğrendim. Hayat, bana nasıldı? Bilemem. Ama hayattı işte. Boğazını kesmek istesen bile bir şeyler engel olurdu. Hayattı bu, yaşamaya bir şekilde alışırdın. Zayıflıkların senin en büyük gücün olurdu. Geldim bir şekilde buraya kadar. Hayat nasıldı bilmiyorum. Asıl hayat, ben doktor olunca başlayacaktı.

🩺

Annem.

Yüreğimin orta köşesini dağlayan kadın

Zümrüt Yakı

Eskiden Zümrüt Anka idi.

Ben sekiz yaşındayken soyadı ile birlikte hayatı da değişti. Keşke sadece onun hayatı değişseydi. Soyadı değişen oydu. Ama hayatı değişen ben ve kardeşim Elmas'tan başkası değildi.

Kardeşim yedi yaşında,

Ben sekiz yaşındaydım.

Annem nikah masasına oturdu.

Erdem Yakı ile evlendi.

Onun kader ipleri Erdem Yakı'yla bağlıydı artık.

Bizide kelepçelere bağladı.

Erdem Yakı'nın oğulları,

Kutay ve Devran Yakı tarafından.

Erdem, eskiden iyi bir adam gibi geliyordu bize. Evlendikten sonra herşey değişti. Oğullarının bana yaptıklarına göz yumuyordu. Hadi onu anladım.

Annem....

Zümrüt gözlü annem.

Görmezden geliyordu.

Sadece bana

Diğer kızına yapılmasına izin vermiyor, beni önlerine atıyordu.

Benim annem

Bir kızı için dünyayı feda eder,

Bir kızını da dünya için feda ederdi.

Soğuk oda vardı bir tane. Duvarları rutubet kokardı, içindeki demir yatak paslıydı. Her gün gelirdim ben buraya. Bu yatağa yatırılıp taciz edilirdim. Annem bunun için beni hazırlardı. Ağlamak yasak, Kutay ve Devran'ın yüzüne bakmak yasak, izin almadan odadan çıkmak yasak.

YASAK!

YASAK!

YASAK!

Yasaklar arasında büyüdüm hep. Kırmızı gecelikler giydirirdi annem ince bedenime. Elmalı parfümden sıkar hazırlardı beni. Diğer kızına el sürdürmez, göz değdirmezdi.

İşkenceler....

Üvey abilerim, her akşam beni soğuk odada sadece taciz etmezlerdi. İşkence çektirirlerdi. Buzlu suların içinde kalırdım hep. Küçük bedenim yara bere doluydu. Kırbaç izleri, dikmek zorunda kaldığım bıçak izleri, bedenimde söndürülen sigaralar, kollarımı kesen kelepçeler ve daha niceleri..

Elbet bir gün biterdi.

Elbet bir gün o izler geçerdi.

Safir Mila Anka bir gün susturulamaz olurdu. Sesini üvey abileri bastıramazdı. Ona dokunan eller kırılırdı.

Elbet bir gün...

🩺

2008

O gün gelmişti. Küçük Safir on üç yaşındaydı. Annesi evden kaçmış, Erdem amcası zil zurna sarhoş olmuştu. Üvey abileri kafa dağıtmaya gitmişlerdi. On iki yaşındaki kız kardeşi Elmas ile birlikte evden kaçacaklardı.

Kardeşinin elinden tutup oyuncaklarını örgü bir çantanın içine koydu. Büyük evin garaj kapısından kaçacaklardı. Kardeşinin elini sıkı sıkı tutan Safir, merdivenlerden parmak ucunda iniyordu. Kolunda ve karnında gazlı bezler, üstüne geçirdiği elbisenin altında beyaz kanlı bir şort vardı. Gözleri kan çanağı gibiydi. Kardeşi ise onun aksine, şeker pembe bir tişört, beyaz fırfırlı bir etek ve beyaz spor ayakkabılarını giymişti. Saçları iki yandan toplu, pembe tokalar ile süslenmişti. Bir an düşündü Safir, ben kardeşimden bir yaş küçük olsam böyle olur muydu diye.

Olmazdı Safir, annenin kıymetli kızı Elmas'ı idi. Gerçek hayatta bile Elmas Safir'den daha değerliydi.

Yavaş adımlar garaj kapısına gelince durdu. Safir kardeşine dönüp, fısıltıyı aratmayan sesiyle "Elmas, sessiz ol tamam mı? Yakalanırsak kurtulamayız." Dedi. Elmas anlamayan gözlerle elini ensesine götürdü. "Nereye gidiyoruz Safim? Burası çok güzel." Safir, ellerini kardeşinin saçlarında gezdirdi. "Daha iyi bir yere gidiyoruz. Sana daha güzel bir hayat bulmaya gidiyoruz Elmas." Elmas kafasını aşağı yukarı salladı.

İki kız kardeş el ele garaj kapısından çıktılar. Ev çevre yolunun oralarda olduğu için kolaylıkla bir taksi bulup binmişlerdi. Safir, evden çıkarken Erdem'in kasasından aldığı yüklü bir miktar parayı ve annesinin pırlanta kolye ve küpe setini yanına almıştı. Taksi bir karakolun önünde durduğunda ikiside aşağıya indi.

Safir, kardeşinin elini hala bırakmıyordu. Ulaştığı binaya bakarken derin bir nefes alıp verdi. İçeriye kardeşi ile birlikte girdiler. Safir, bulduğu bir polis amcaya herşeyi anlattı ve kardeşi ile bir sevgi evine gönderildi.

Sevgi evinin müdürü onları hoş bir şekilde karşıladı. Safir'in durumu kardeşinden daha kötü olduğu için müdüre hanımı onunla konuşmaya karar verdi.

Birlikte geniş bir pencereden denizin göründüğü odaya girdiler. Müdüre hanım, Safir'i korkutmak istemediği için klasik sorular soracaktı. konuşmaya başladı.

"Hoşgeldin Safir. Sana sorular soracağım ve sende cevaplar vereceksin tamam mı?"

"Tamam müdüre hanım."

"Şöyle başlayalım; en sevdiğin renk ne?"

"Kırmızı, annem beni abilerimin yanına yollarken hep kırmızı saten dantelli gecelikler giydirirdi."

Müdüre iç çekip karşısındaki kıza baktı. Elinde tuttuğu kalemi çevirmeye başladığında konuşmaya devam etti. "En sevdiğin koku ne Safirciğim?"

"Elma, annem bana hep elma kokulu parfümden sıkardı."

"Bende elma kokusunu çok severim. En sevdiğin yemek ne peki?"

"Tavuk sote! Annem bana ilk defa elleri ile yemek hazırlamıştı. Gerçi yedikten sonra aniden uyuya kaldım. Gözümü açtığımda tekrar o soğuk odadaydım. Sonradan sorduğumda içine tatlı olsun diye uyku ilacı koyduğunu söylemişti. Annem yanına limonata bile yapmıştı biliyor musunuz? Birdaha hiç uyanmayacağımı bilsem bile tekrar kendi eliyle yaptığı o yemeği yerim."

Müdüre Filiz bir an çevirdiği kalemi elinden düşürdü. Karşısındaki kız çocuğuna baktı. Sonra öyle bir nefes verdi ki, karşısında dağ olsa yıkılırdı. Dayanamadı Filiz. "Nasıl dayandın Safir?" Diye sordu.

Safir'in kafası önüne düştü. Elleri ile oynamaya başladı."Ben, dayandım. Dizlerimin üstüne hiç çökmedim. Abilerimin yüzüne hiç bakmadım. Annemin sözünden çıkmadım. Kötü mü yaptım?" Dudaklarını büzüp kafasını çevirdi. Filiz daha fazla dayanamayıp, masanın etranından dolanıp küçük kızın bedenine kollarını doladı. "Korkma. Korkma küçük melek. Ben Filiz Kozan isem, hepsi bunların hesabını ödeyecek!"

Ödediler

Filiz Kozan sözünü tuttu.

Hem üvey abilerim hem Erdem amca hapis cezası aldı. Annemi bulamadılar ama.

🩺

Okudum.

Öyle bir çalıştım ki,

On sekiz yaşımda hem işte hem okulda zamanımı öldürdüm. Reşit olunca kardeşimi alıp sevgi evinden çıktım. Geniş bir apartman dairesine taşındık. Tıp fakültesini kazandım. En çok şiir yazdım. Kardeşimle beraber apartman dairesinsen taşınıp tripleks bir eve çıktık Hayatım tam düzene girmişti. Karşıma Atlas Ege Karpan çıkana kadar.

Aşk

Nedir aşk?

Benim o zamanlar bir rahatsızlığım çıktı ortaya. Kalp ritim bozukluğu. Sanki, onu tanıyınca bozuldu kalbimin ritmi. Öyle güzel anılarımız oldu ki.... Hiç bitmeyecek sandım. O güne kadar.

🩺

2017

Soğuk bir kış günüydü. Yirmi iki yaşındaydım. Beni dışarıya önemli birşey konuşmak için çağırmıştı. Gittim.

"Atlas, bak ne aldım! Acıbadem kurabiyesi. Sen çok seversin."

"Ayrılalım."

Elimdeki kurabiye paketini yere düşürdüm. Kafamı iki yana salladım.

"Ne? Birden bire ayrılmak istemenin sebebi ne!"

"Kendimce sebeplerim var Safir. Kurabiyeyi sen yiyebilirsin. Acıbadem kurabiyesini sende çok seviyorsun."

Atlas oturduğu banktan kalkıp uzaklaşmaya başladı.

"Birbirine düzgünce veda etmeyen iki insan, bir gün tekrar karşılaşırmış." Dedim. Soğuktan ağzımdan dumanlar çıkıyordu. Atlas arkasına döndü ama yürümeye devam etti. "Ben düzgünce veda ettiğimi düşünüyorum. Umarım tekrar karşılaşmayız." Dedi.

Ayrılık, ayrılık aman ayrılık...

Her bir dertten alan, yaman ayrılık.

Karın yeni bir asfalt oluşturduğu zemine, dizlerimin üzerine çöktüm.

"Kurabiyelerim..." Diyebildim. Atlas, beni az önce terk etmemiş gibi kurabiyelerim dedim. Belki birdaha acıbadem kurabiyesi yiyemeyecek olduğum için dedim. Belki de son kez onunla birlikte bu kurabiyeleri yiyemediğimiz için dedim. Titreyen ellerim ile kurabiyeleri kese kağıdının içine doldurdum. Sanki çok değerli bir eşyaymış gibi kese kağıdına sarıldım. Kalkmadım dizlerimin üstünden. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Yoldan geçen insanlar suratıma alayla baktılar. Umursamadım. Ben, vücudumu saran ellerin eksikliği olduğu için üşüyordum. O insanlar ise, soğuktan.

Ben, sadece çok üzüldüğüm zamanlar saçlarımı kestirirdim. Belime kadar uzanan siyah saçlarımı boynuma kadar kestirdim. Dedim ya en başında, aşk bir veremdi. En kötüsü de benim bu vereme yakalanmam oldu.

🩺

2019

Yirmi dört yaşındaydım. Tıp fakültesini bitireli bir yıl olmuştu. Bir hastanede çalışıyordum. Anestezi uzmanı olarak. Hâlâ unutamamıştım onu. Bir zaman sonra ilaçlar kullanmaya başladım. Kafamda bir takım sesler vardı. Bana sürekli

Sen Şeyma oldun!

Sen Safir değilsin!

Seni Şeyma yaptı O!

Şeyma! Şeyma!

Sana hep Şeyma dedi!

Diye sitem ediyordu. Artık Şeyma her kimse, o olduğumu düşünüyordum. Bir gün herşeyin kırılma noktası oldu.

🩺

2023

O gün hastaneye bir trafik kazasından altı yaralı geldi. Bir kadın gördüm. Adı Şeyma. O an zihnimdeki sesler, ordu gibi hücum ettiler.

ŞEYMA! SENİN SONUN, ONUN SONSUZU! SENİN SAHTE KİMLİĞİN, ONUN SENDE GÖRDÜĞÜ KİMLİK!

Elimdeki neşter yere düştü. Hastane koridorlarında elimi kafama vura vura susmasını istedim.

"Sus! Sus! Sus!"

SENİN SONUN, ONUN SONSUZU!

ONUN ŞEYMASI OLDU!

SEN ONUN ŞEYMASI OLDUN!

SENİN SONUN ONUN SONSUZU!

Tiz bir çığlık koptu dudaklarımdan. Kafama hala vuruyordum. Sesler susmadı. Şeyma uyanmadı. Ben bu seslerle yarım saat uğraşmışım. En son meslektaşım Nur, bana sakinleştirici yapmış. Şeyma yarım saatte kan kaybından ölmüş. Benim yüzümden ölmüş.

Hastaneden kovuldum.

Şeyma benim sonum oldu.

Onun sonsuzu oldu mu bilmem.

🩺

Günümüz

O olayın üstünden tam bir yıl geçti.

İşime ara verdim. Kardeşim avukat oldu. Gittiğim hiç bir hastane beni kabul etmemişti. Ancak bir yıl sonra bir hastaneye daha gitmeye karar verdim. Gün Güzeli hastanesi

Pembe salaş bir gömlek, bol paça kot pantolon ve beyaz bilekten bağlamalı topuklu ayakkabı giydim. Ayakkabım ile takım olan beyaz bir çanta taktım ve evden ayrıldım.

Küçük kırmızı arabama binip hastaneye gittim. Arabayı hastane otoparkına koydum. Dikiz aynasından rujumu tazeleyip arabadan indim.

Taş asfaltta ses çıkaran topuklu ayakkabılarımla dik yürüyordum. Belime kadar uzanan siyah saçlarımı omzuma itekledim. Mülakat olacağım odaya girip ortadaki sandalyeye oturdum. Doktorların yüzüne bakmadım ama... Birinin sesini duyunca kafamı kaldırmak zorunda kaldım. Ve onu gördüm

Atlas Ege Karpan

🩺

Bölüm sonu

1 yorum