İçeriğe geç

Acıbadem Kurabiyesi

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Acıbadem Kurabiyesi

Bölüm 4

Geri Dönüş

Baba

Babam

Babam Kutay Anka

Hiç göremediğim babam

Benim varlığımı bilmeyen babam

Annem, babamla evlendiği gün bana hamile kalmış. Babamla hayatlarını yaşayamadığı için beni suçlamıştı. Babama, hamileliği boyunca hiç bir şey söylememiş. Ben doğunca evimizin bodrum katında saklamış. Ben sekiz yaşına kadar orada kalmıştım. Annem ara sıra gelip yemek getirirdi. Ben kaçmayayım diye başımı okşar, sevgi gösterisi yapardı. Küçük olduğum için inanır, gitmezdim. Sekiz yaşındayken beni ve kardeşimi alıp başka bir adam ile evlendi. Sonrası zaten malum. Bu sabah, benim evimde, benim koltuğumda oturuyordu annem.

🩺

İçeri girdiğimde annemi gördüm. Koltukta Elmas'la sarılmış, kendilerince hasret gideriyorlardı. Ağlasam ağlardım ama yapmayacaktım.

Hiddetle öne atılıp Elmas'ı kendime çektim. "Safim, Ne yapıyorsun?" Dedi ve burnunu çekti Elmas. Ağlamıştı! Benim kardeşim acımasız annesi için ağlamıştı.

Tabi ağlayacak!

Annen bir tek sana kötü tarafını gösterdi Safir! Annenin biricik bebeği, senin kardeşin!

"Sus Elmas! Bu kadının burada ne işi var? Nasıl alırsın içeriye?" Gözlerimi devirip elimle şakaklarımı ovuşturdum. "Birde, benim koltuğuma, benim evime," bastırarak söyledim. "Benim kardeşime dokunmuş! Zihniyeti pis bir kadın, kıyafetleri temiz bile olsa bu eve adımını atamaz! Defol git bu evden. Defol!" Diye bağırdım.

Elmas ellerini iki yana yumruk yapmış ve dişlerini sıkıyordu. "Senin evin öyle mi? Biz birlikte aldık bu evi! Bu ev, nasıl bizim evimiz ise, bu kadında bizim annemiz! Eğer evden gidecekse, ilk önce benim cesedimi çiğneyecek Safir!"

Tam o an dilim keçeleşmeye başladı. Dünyam dönüyordu. Kardeşim, bu yaşına kadar büyüttüğüm,okuttuğum kardeşim! Nasıl bana eziyet çektiren bir kadına anne diyebilirdi? Düşecek gibi olduğumda kanepenin yanındaki sehpaya tutundum. Bu bir atak belirtisiydi. Sikerlerdi atağı. Şuan sırası değildi.

Tek elimi havaya kaldırdım. Dur işareti yapar gibi birkaç saniye öyle kaldım. "Tamam. Madem siz anne kız bu evde yaşamak istiyorsunuz, yaşayın o zaman! Ben kendime yeni bir ev bulurum. Çünkü annemin, sen bir kadın değilsin! Sen hiçbir şey olamazsın! Okullara gitmeyi hak etmiyorsun! Dediği kızı bir doktor oldu." Annemin yüzüne eğilip kafamı salladım. Tek elimi yumruk yapıp göğsüme vurdum. "Ben doktor oldum anne. Senin, bodrumlara kapattığın kızın doktor oldu! Dünya için öldüreceğin kızın, dünyadaki insanları yaşatıyor anne! Aman dikkat et sevgili kardeşim. Bu cani kadın seni de kapatmasın bodrumlara. Ne haliniz varsa görün!"

Evden sadece telefonum ile çıktım. Ne yapacağımı bilemedim. Kalp ilacım yanımda yoktu ve başım dönüyordu. Yoldan bir taksi çevirip hastaneye gittim. Telefon kılıfımın içinde acil durum parası olduğu için taksiciye parayı verip koşarak hastaneye girdim.

Gözlerim artık bulanık görüyordu. Bazı sesler duyuyor, cevap veremiyordum. Kaçıncı koridor bilemeden Atlas'ın odasına girdim. Artık atağım kaçıncı evredeyse sesleri bulanık duyuyordum. Sadece onun sesi netti. "Safir! Atak geçiriyorsun! Ve atak geçirirken bile neden benim yanımdasın? Beni bir bırak artık yalvarırım!"

Sesim titrek çıkıyordu ve kekeleyerek konuşuyordum. "İlacım.." dedim zorla. "Kalp ilacım sende vardı." Alayla güldü. "Ben eczane miyim? İlacın falan yok bende! Git acil hasta bölümüne, orada verirler."

"Ne olur yardım etsen?" Her bir zerrem zangır zangır titriyordu. En son dayanamadım. Tekrar dizlerimin üzerine çöktüm. Neden hep onun yanında çöküyordum? Onun yanında dizlerimin bağı mı çözülüyordu? Yoksa, söyledikleri çok mu ağır geliyordu? Hayır Safir! Ayağa kalk ve git. Onun yanında durma daha fazla.

Son gücümle tekrar ayağa kalkıp kapı kulbundan destek aldım. "Hepinizin canı cehenneme." Dedim dişlerimi sıkarak. Kapıyı açıp kendimi dışarı attım. Nefes alamadığımdan bağıra bağıra ağlamaya başladım. Yardımıma yüzünü seçemediğim birkaç meslektaşım koştu. Sonra bilincim kapandı. Ne oldu ne bitti göremedim.

🩺

Gözlerimi açtığımda bir hastane yatağında yatıyordum. Ben çok uyuyamazdım. On beş dakika falan uyumuş, sonra uyanmıştım. Kendime geldiğimde telefonumu aradım. En son Atlas'ın odasında bırakmıştım ama buradaydı. Açtığımda sayısız Elmas'tan arama gördüm. Birde ondan nefret içeren mesajlar. Genelinde, o kadının bizim annemiz olduğunu ve böyle söylememem gerektiği yazıyordu. Gözlerim tekrar dolduğunda dudağımı dişledim ve kafamı iki yana salladım. O sırada kapı tıklandı ve içeriye Didar girdi.

"Safir Hocam, müsait misiniz? Birde iyi misiniz?" Diye sordu Didar. Kendimi tutamadım. Belki de iki ay sonra bana iyi misin diye soran ilk kişiydi. Ağlayarak ona sarıldım. "Lütfen," dedim iç çekişlerimin arasından. "Lütfen bir kaç dakika böyle kalalım."

Bir kaç dakika on beş dakika oldu. Artık dizlerimin dermanı kalmamıştı. Yere çöktüğümde Didar'da benimle birlikte çöktü. Sırtımı sıvazlıyor, saçlarımı okşuyordu. "Buradayım. Sakin olmayın, içinizi dökün, bağırın, çağırın ama susmayın hocam. Ben bu hissi çok iyi biliyorum. Geçti demeyeceğim çünkü geçmeyecek. Geçmez. Sadece ne yapmak istiyorsanız onu yapın." Bu söyledikleri beni daha çok ağlatırken on beş dakika daha öylece kaldık.

Sonra ağlamalarım içli hıçkırıklara döndü. Didar sırtımı sıvazlayan ellerini geri çekmedi. "Didar, benim annem hiç böyle saçlarımı okşamadı, böyle sırtımı sıvazlamadı biliyor musun? Hiç kimse bana iyi misin diye sormadı. Bugün keşke bana ilaç vermeseydiniz. Ben bugün ölmek istedim Didar. İçimde minik bir kelebek vardı. Yirmi üç saati dolmuş, geriye bir saati kalmış bir kelebek. Bir saatimi, hala umudum olan bir şey yapmak için kullandım. Sonra ne fark ettim biliyor musun Didar? Benim bir saatim çoktan dolmuş. Sadece kendimi uykudayım sanıyormuşum." Kafamı iki yana salladım. "Ben o uykuyu, güzellik uykusu sanarken ebediyet uykusu olduğunu şimdi öğrendim. Ben kendimi güçlü sanarken, kelebeğin kanatlarının ne kadar ince olduğunu, ince olmasına rağmen dışındaki işlemelerin ve desenlerin onu güçlü ve güzel gösterdiğini anladım. Benim desenlerim gün geçtikçe ağardı,yaşlandı,soldu. Şimdide kanadım yok. Ne yapacağım Didar söyle bana. Böyle yaşanır mı Didar?"

"Yaşanmaz. Yaşanmaz ama, ölüm günün gelene kadar yaşamayı öğrenmelisin. Kanadına desenleri tekrar çizmelisin. Kanadını kalın kılacak şeyler bulmalısın. Bir şekilde öğrenmelisin. Şayet öğrenmezsen, toprağa girmeden, gözlerini kapamadan öldürürler seni." Diye fısıldadı Didar.

Kaç dakika öyle kadığımızı hesaplayamadım. Sonra içeri Atlas girdi. Kapıyı kapatacak eli durdu. Bir bana baktı, bir Didar'a. Tek kaşı havalandı. "Didar, dışarı çıkabilirsin." Dedi ve kapının önünden çekildi. Didar kafasını sallayıp beni yatağa oturttu. Sonra da çıktı.

Atlas ağır adımlarla bana yaklaştı. Yatağın yanında, benim çaprazımda bulunan koltuğa oturdu. Alaylı bir ses tonunda "Ne oldu yoksa annen mi döndü? Bu kadar şiddetli bir atak ancak buna sebep gerçekleşir." Dedi. Sinirden gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Sonra yataktan kalkıp Atlas'ın üzerine yürüdüm. "Sen eskiden bu kadar taş kalpli değildin. Sana ne oldu? Kim değiştirdi seni?" Başımı sağa yatırdım. "Ben sana ne yaptım Atlas?! Sana, seni sevmekten başka ne yaptım?! Hiç mi görmedi gözlerin? Hiç mi işitmedi kulakların? Ya en önemlisi hiç mi hissetmedi kalbin? Ben sana baktığım gözlerle başka hiç kimseye bakmadım. Çünkü sen benim aşkımdın. Sen o gözlerle kime baktın Atlas?!" Diye sitem ettim.

Atlas benim gibi başını sağa yatırdı. "Sen olmadığın kesin Safir. Sana daha öncede dedim. Bu konuları açma. Çok üzülürsün." Dedi. Ellerimi saçlarıma geçirdim ve geriye gittim. "Sen beni üzmekten başka birşey yapmadın ki! Neden bu kadar şiddetli bir atak geçirdiğimi merak mı ediyorsun? Annem geri döndü." Atlas kaşlarını çattı. "Nasıl? O kadın geri mi döndü? Safir, ben özür dilerim yani bilmiyordum." Dedi.

"O kadın geri döndü! Üstelik, benim kardeşim, o kadınla bir olup beni evden kovdu! Sonra sen, iki yıl benimle olan sevgilim, bana aşkın olmadığımı, bana aşk dolu gözlerle bakmadığını söyledin. Artık evim yok." Ellerimi iki yana açtım. "Her anlamda." Yatağın üzerinden telefonumu alıp odadan çıktım. Atlas arkamdan seslendi ama duymazlıktan geldim.

Hastanenin dışına çıktığımda yağmur yağıyordu. Gökyüzü bile benim bu halime acıyordu. Islanmak istedim. Kendi göz yaşlarım gökyüzünden akan yağmur damlaları ile karıştı. Dudağımı dişledim ve başımı öne eğdim. Bu kadarı fazlaydı. Kalbimi saracağım bir gazlı bez dahi kalmamıştı. Atlas'tan nefret etmek istiyor, ama edemiyordum. Kalbim onun için çarparken nasıl nefret edebilirdim? Ondan nefret etsem kalbi kırılır mıydı? Hayır onun kalbi kırılmasın. Ellerimi kalbine dokundurmuyor. Nasıl sararım kırıklarını? Gazlı bezimde kalmadı. Benden istese, kendi kalbimden söker, onun kalbine sarardım. Ne kadar o kabullenmese bile bu aşktı. Ben ne kadar kabullenmesem de o bana aşık değildi. Aşk unutulamazdı. Ben unutamazdım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.