İçeriğe geç

Acı Tatlı Hayat

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Acı Tatlı Hayat

Bölüm 9

Bir Gönül Davası: 2. Bölüm

(İki hafta sonra)

Hazal

Giray'ın o gece evimde sabahlamasının üzerinden iki hafta geçmişti. Tuna'nın iş seyahatinden dönmesi ile her zamanki rutinimize dönmüştük, tabii Giray'ın sürprizleri de devam ediyordu. Sabah yine erkenden kalkıp, uykucu kuzenimi güç bela uyandırdım, kahvaltı hazırladığım esnada, Tuna, tam arkamdan sinsice yaklaşıp, yanağımı ısırmıştı. Uyuz işte!

-AGH! Ne yapıyorsun kuzen ya? Poğaça mı zannettin yanağımı? Off! Acıdı ama!

-Kıyamam, acıdı mı? Özür dilerim, kurabiyem.

Yanağıma bir öpücük kondurup, sofrayı hazırlamaya yardım etti. Birlikte kahvaltı ettikten sonra, işe gittik. Beni, şirketime bıraktıktan sonra, holdinge doğru yola çıktı o da. Ofisime girdiğimde, masamda yine kırmızı gala zambaklarından oluşan bir buket, bir küçük paket, ve bir de küçük bir zarf vardı. Masama yerleşir yerleşmez, ilk olarak kutuyu açtım. Oldukça güzel bir kolye vardı, sonra küçük zarfa baktım. Küçük dediğim de, orta boy iște, içinde bir mektup vardı.

"Hazal'ım... Yarası saklı meleğim... Artık daha fazla içimde tutamıyorum hissettiklerimi, hayaline sarılarak daldığım uykulardan, korkuyla uyanıyorum. Hani o gece geldiğimde, sana demiștim ya, sana zarar gelirse, seni koruyamazsam, buna dayanamam diye... Biliyor musun? Hâlâ korkuyorum... İnan bana, ne yapıyorsam, hepsi sana olan așkımdan... Hemen karșılık vermeni beklemiyorum, zamana ihtiyacın olduğunun farkındayım. Kendini hazır hissettiğinde, evimin de, kalbimin de kapıları sana ardına kadar açık. Seni seviyorum...

Giray-"

Bu kesinlikle hiç beklemediğim bir şeydi. Aklım da kalbim de allak bullak olmuştu. Gerçekten beni bekler miydi? Duygularımdan emin olmam aylar sürse bile, bekler miydi? Bilmiyorum, bu duygulara fazlasıyla yabancıyım. İlk defa biri benim için bu kadar korkuyor, böyle sevilmeye hiç alışık değilim. Günün geri kalanında, bu ve benzeri düşüncelerle boğuşurken, bir yandan da işime odaklanmaya çalıştım. Belki biraz kafam dağılır diye umuyordum, ama nafile!

Giray

O kahrolası tehditleri almaya devam ediyordum, ve sinirlerim bozuluyordu. Göndereni bulamıyor olmak ise daha çok sinirimi bozuyordu. Derken, aldığım bir telefon, her şeyi değiştirdi.

-Alo?

-Uzun zaman oldu değil mi, komiserim? Yaklaşık bir 2 yıl kadar?

Ejder... Beni tehdit edenin, o it herif olduğunu anlamalıydım.

-Vay, vay vay! Ejder bey, katil suç mahalline geri mi döndü yoksa?

Gür bir kahkaha sesi duymam ile, yüzümü buruşturdum. Kahkahası bile midemi bulandırıyor. İğrenç herif!

-Daha değil, komiser. Karşılaşmamıza daha vakit var. Mutlu olma şansımı elimden aldığınıza pişman olacaksınız!

Bu sefer gülme sırası bendeydi, Damla ile mi mutlu olacaktı? Peki soruyorum, insan sevdiğini korkutur muydu? Canını acıtır mıydı? Onu ölüme sürükler miydi?

-Hadi ama! Gerçekten ona aşık olduğuna inanmamı mı bekliyorsun? Sen sadece ruh hastası bir yaratıksın. Eğer onu seviyor olsaydın, onu korkutmak veya daha kötüsü, onu ölüme sürüklemek yerine, onu gerçekten severdin. Onun canını acıtacağına, onu kendinden bile sakınırdın, Ejder! Bana tatava yapma!

Sustu, haklı olduğumu biliyordu. Kabullenmek istemiyordu sadece.

-Haklısın... Belki de ben sevmeyi beceremedim... Yine de... Belki bir şansım olabilirdi, bu şansı siz elimden aldınız!

Off! Sabır çekip, telefonu suratına kapattım. İnanın ona laf anlatamazdım. Kendi yaptığı hatalar yüzünden bizi suçlayıp, intikam adı altında, canımızı yakmasına izin vermeyeceğim. Mümkün değil! Suç mahalline geri dönecek elbet, o zaman hesaplașacağız. Dava dosyalarına tekrar göz gezdirmek istedim, o gizli tanığın ifadesini okudum bir kez daha...

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** **

"Olaydan 2 ay önce, Damla'nın tavırları, hal ve hareketleri birden bire değişmişti. O neşeli, cıvıl cıvıl kız gitmiş, yerine, daha ürkek, sürekli diken üstünde, paranoyak biri gelmiști. Bir gün, öğle molasında, bana Karabasan lakaplı birinin sürekli peşinde olduğunu, ondan korktuğunu, onun kendisini sürekli takip ettiğini ve tehdit bile ettiğini anlattı. Hem de en ince detayına kadar... Onu sakinleştirmeye çabaladım, ona bir söz vermiştim, o aşağılık adamdan koruyacaktım, en yakın dostumu. Bu paranoyak halleri böyle devam etti, her seferinde, elimden geldiğince korudum onu. Ta ki o güne kadar... Gözümün önünde kaçırmaya kalktılar, 4 kişiydiler, ikisinin suratlarına faça attım, Damla'nın kurtulabilmesi için. Bu sefer, beni de paket ettiler. Benim de huyum değil, öyle kolay kolay boyun eğmek. Yol boyunca etmediğim laf kalmadı. Bu sefer de, gözlerimi ve ağzımı bağladılar. Bir ay sürdü komiserim... Bütün o işkenceler, o çığlıklar, yalvarıșlar... Hepsi bir ay sürdü... Sonra, Ejder dedikleri o it geldi, Damla'ya silah çekti, o iki izbandut da çözdü onu, tuttular kollarından... Sonra tek bir kurşunla vurdu onu, yere yığıldı, ayaklarımın dibindeydi kanlar içindeki bedeni. O an bende kayış koptu işte komiserim. Bir hışımla kurtuldum iplerden, iki izbandutu da indirdim yere, o Ejder soysuzu kaçtı. Damla, yerde acı içinde kıvranıyordu... Çok çabaladım, ambulans gelene kadar hayatta tutmak için her şeyi denedim... Son nefesini verirken, bana ne dedi biliyor musun? 'Ailem, önce Allah'a, sonra sana emanet.' Öldü, komiserim... Kollarımda öldü! "

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** **

Boğazım düğüm düğüm olmuştu, ifadeyi bir kere daha okurken. Acısı büyüktü, herhangi bir kimsenin kaldıramayacağı kadar büyük...

Gün sonunda, sıkıntılı bir şekilde evime dönerken bile düşünüyordum. O aşağılık herif geri döndüğünde, Hazal'a zarar verebilirdi. İntikam alacak ya güya, ilk zarar vereceği kişilerden biri olurdu.

Onu koruyamazsam, o şerefsiz herif, Hazal'a zarar verirse, buna kesinlikle dayanamam. Kalbimi fethetmeyi başarabilen tek kadını kaybetmek, benim için, kalbimi sökmek gibi bir şey olurdu.

Bir dakika! Ne saçmalıyorum ben? Onu gerekirse kendi canım pahasına koruyacağım. Kafamdaki kötü düşünceleri bir kenara ittim ve evime gittim. Odama çıkıp, ılık bir duş alarak, sakinleşmeye çalıştım. Üzerimi değiştirip, yemeğimi yedim ve odama çıktım.

Her şeyin, eninde sonunda yoluna gireceği umuduna ve sevdiğim kadının hayaline sarılarak uykuya daldım.

(Günümüz/3 gün sonra)

Aradan geçen onca zaman boyunca; Hazal'ı mutlu etmeye ve onu korumaya çabaladım, Tuna'ya bir şey çaktırırsam, büyük ihtimalle beni yanlış anlayacaktı. Tuna'nın isteği üzerine yaptığım araştırma sonucu, gizemli tanığın isminin, Asi Miroğlu olduğunu öğrendim.

Kaderin oyunu işte, ikisini bir araya getirmişti. Bu durum, onu da hedef tahtasına koyuyordu tabii. Onu da en acilinden korumam gerekiyordu. Yoksa Tuna ikinci bir kaybı daha kaldıramazdı. Hazal konusuna gelecek olursak, hâlâ bekliyorum.

Belki de artık onun gönül meclisinde yerim yoktu, ya da isyanımı duymuyordu. Ona gönderdiğim son notta ise, şunlar yazılıydı:

"Bir gönül davası, anlatsam ağlarsın

Șișelere deniz koy, gemiler batsın..."

Tam umudumu kestiğim bir anda, hiç beklemediğim bir telefon almıştım.

-Alo?

-Șey... Giray, benim.

-Hazal?

-Numaranı kuzenimden aldım. Umarım rahatsız etmiyorumdur bu saatte.

-Yok, rahatsız etmiyorsun. Bir sorun mu var? Her şey yolunda mı?

-Haberin yok sanırım. O geri döndü...

-Nasıl?

-Ejder... Geri döndü... Bu sefer Asi ve beni hedef aldı... Korkuyorum.

Sesi titriyordu konușurken, ağlamaklı olduğunu tahmin ediyordum. Yüreğime tarifsiz bir ağırlık çöktü. Korktuğum başıma gelecekti.

-Șșș... Korkma, Hazal'ım... Korkma, yârim... Sana söz veriyorum, kurtulacağız o heriften.

-Giray, ben de senden bu konuda yardım isteyecektim. Lütfen dikkatli ol, olur mu? O ruh hastası herifin sana zarar vermesini istemiyorum.

Benim için endișelenmesi, beni daha da umutlandırdı. Yine de, sabretmeliyim. Onun için, bu operasyondan sağ salim çıkacak, ve bu kez gözlerinin içine bakarak itiraf edeceğim aşkımı.

Güzel düşünceler ve umutlarla uykuya daldım. Yarın benim için baya yorucu olacak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.