İçeriğe geç

Acı Tatlı Hayat

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Acı Tatlı Hayat

Bölüm 10

Ameliyat

(1 Hafta sonra/ Ameliyat günü)

Asel

Hepimiz hastane koridorlarında, Asi'nin ameliyatından gelecek iyi bir haberi bekliyorduk. Ben arada sırada bazı hastalarla ilgilenmek için ayrılmak zorunda kalıyordum, ama yine de aklım hep Asi'deydi. Tuna'nın hali perişandı, onu hiç böyle yorgun görmemiştim. Korkusu gözlerinden okunuyordu.

-Tuna, biliyorum korkuyorsun, ama Asi güçlü kızdır. Eminim bu ameliyattan sağ salim çıkacak. Göreceksin.

-Umarım, Asel. Çünkü birini daha kaybedemem. Aynı acıyı bir kez daha yaşayamam.

Tuna için üzülüyorum doğrusu, Asi'yi o kadar çok seviyor ki, eğer ona bir şey olursa, Tuna'nın yaşayacağı acıyı düşünmek bile istemiyorum. Hazal'ın bahsini ettiği, ve Asi'nin de hayal meyal hatırladığını söylediği Giray komiser ise, Karabasan denen o şerefsiz herifin peşindeydi. Akşam saatlerinde, nöbetim olduğu için hastanede kalmıştım. O sırada, Asi çoktan ameliyattan çıkmıştı. Hazal ve diğerleri evlere dağılmışken, Tuna hâlâ bekliyordu.

-Tuna, eve git istersen. Yorgunluktan geberecek gibisin. Hem, ben haber veririm sana.

Tuna, yüzünde yorgun bir ifadeyle bana baktı. İnatçılık yapacağını anlamıştım.

-Sen nöbetin bitince git istersen, Asel. Benim gitmeye niyetim yok. Denizkızım uyanana kadar, onun iyi olduğuna emin olana kadar buradayım.

İnatçı işte! Asi, tam da kendi gibi birini bulmuş. Tencere kapak misali. Kalkıp, yoğun bakımda, hareketsizce yatan arkadaşıma baktım son bir kez.

-Uyan, Asi... Ne olur uyan... Hepimiz seni bekliyoruz.

Uzaklaştım oradan, Asi'nin uyanması lazımdı... Bizim için, Tuna için savaşmak zorundaydı...

Tuna

Saatlerdir bekliyorum, gözümü bile kırpmadım. Yüreğimde öyle bir ağırlık var ki, tarif etmeye kelimelerim yetmiyor. Gözlerim doldu, 4 koca yılın ardından ilk defa. Yerimden kalktım, camın ardında uyuyan denizkızıma baktım.

"Renksiz hayaller dolu dökülen gözyaşlarım

Ezikliği kalbimde yaşanmış tüm aşkların

Tüm acı anıları bana bırakıp gitme

Beni bana ver artık peşinden sürükleme

Duymak istiyorum, duymak istiyorum

Kalbimde ruhunu duymak istiyorum

Görmek istiyorum, görmek istiyorum

Gözümde gözünü görmek istiyorum

Şarkıyı mırıldanırken, gözlerimden akan iki damla yaşı fark ettim, bir de sesimin titrediğini. Umursamadım, içimdeki yangını gözyaşlarım bile dindiremezdi.

"İncitme kalbimi bırakıp gitme

Sana kendimi verdim beni yok etme

Ne olur suskun durma bir şeyler söyle

Karanlığın içinde kaybolma öyle

Duymak istiyorum, duymak istiyorum

Kalbimde ruhunu duymak istiyorum

Görmek istiyorum, görmek istiyorum

Gözümde gözünü görmek istiyorum

Duyabilsem kalbini okuyabilsem seni

Sessiz feryatlarını acı ağıtlarını

Tüm haykırışlarını hissetmek istiyorum

Sana yaklaşıp senle ölmek istiyorum

Duymak istiyorum, duymak istiyorum

Kalbimde ruhunu duymak istiyorum

Görmek istiyorum, görmek istiyorum

Gözümde gözünü görmek istiyorum

İncitme kalbimi bırakıp gitme

Sana kendimi verdim beni yok etme

Ne olur suskun durma bir şeyler söyle

Karanlığın içinde kaybolma öyle

Duymak istiyorum, duymak istiyorum

Kalbimde ruhunu duymak istiyorum

Görmek istiyorum, görmek istiyorum

Gözümde gözünü görmek istiyorum "

Șarkıyı mırıldandıktan sonra, geri dönüp, sandalyeye oturdum. Perişan haldeydim. Ne kadar saat öylece bekledim bilmiyorum, uyuyakalmıșım.

-Tuna, kalk hadi.

Uyandığımda sabah olmuştu çoktan, Asel tepemde bekliyordu.

-Günaydın, uykucu. Asi uyandı bile, seni sorup duruyor.

Asi'nin adını duyunca, uyku sersemi halimden eser kalmadı. Hemen ayağa kalktım.

-Normal odaya alındı, gel yanına gidelim.

Yanına gittiğimizde, onun iyi olduğunu görmek beni o kadar rahatlattı ki, anlatamam. Kalp ameliyatı olmuştu, boru değil. Konuşmalarımız arasında, biraz bahsetmişti babasının ve rahmetli babaannesinin yaşadıklarından. Onlar gibi kalp hastası olmaktan korkuyordu. Korktuğunun başına geleceğini hiç düşünmemiştim. Yüzünde yorgun, ama zafer dolu bir gülümseme vardı. Başucundaki sandalyeye oturup, elini tuttum.

-Günaydın, denizkızım. Nihayet uyandın.

-Ben uyandım da, sen uykunu alamamış gibisin.

-Senin için ne kadar endișelendiğimi bir bilsen, böyle konuşmazdın.

Elini avucumdan kurtarıp, yanağıma koydu. Mayıșır gibi olmuștum.

-Korktuğunu anlamak zor değil, ama bak, iyiyim.

-Şükürler olsun ki iyisin, denizkızım.

Asi

Tuna'nın korkusunu anlamamak için aptal olmak lazım. İyi olduğumu söylesem bile, kolay kolay sakinleșeceğini sanmıyorum. Her ne kadar, uykusunu aldığını söylese de, gözlerindeki yorgunluk geçmemişti.

-Hadi uyu biraz daha, sevgilim. Yorgun duruyorsun hâlâ.

Zaten fazla yer kaplamıyordum hasta yatağında. Dikkatlice yanıma uzandı, omzuma başını koyup, uyudu hemen. Çok geçmeden, Giray komiser geldi ziyarete.

-Geçmiş olsun Asi hanım. Görüşmeyeli uzun zaman oldu, öyle değil mi?

Güldüm, kendisini geç de olsa hatırlatmıştım. İfademi alırken, oldukça anlayışlı davranmıștı.

-4 yıl oldu komiserim. Kimliğimi öğrenmişsiniz. Geç bir tanışma olacak ama...

-Asi Miroğlu, Tuna bahsetmese, o gizemli tanığın sen olduğunu öğrenemezdim.

-Giray Evirgen, ifademi alan, ve Hazal'ın dilinden düşürmediği komiser.

Hazal'ın adını duyunca, Giray'ın gözlerinin parlaması ve gülümsemesi, aralarında bir şey olması ihtimalini güçlendirdi. Kesinlikle ikisi arasında bir şey var, ama hayırlısı.

-Ta kendisi, Hazal ne kadar bahsetti bilmiyorum ama...

Manidar bir şekilde gülümsediğimde, bir șeyleri anladığımı fark etmiş olacak ki, gözlerini şüpheyle kıstı. Bu haliyle oldukça komik ve sevimli olmuştu.

-Bir șeyler biliyorsun sen.

-Aslında, her şey ortada diye düşünüyorum. Anlaması zor değil, Hazal senden bahsederken, aynı böyle gülümsüyordu.

Yüzü, biraz daha aydınlandı. Kesinlikle Hazal'a karşı bir şeyler hissediyor, anlamadığım ise neden birbirlerine bu kadar uzak durdukları. Neyse, bunu da anlarız.

-Öyle mi dersin?

-Gördüğümü söylüyorum, komiserim. Yalan borcum mu var?

Tek kaşımı kaldırınca komik durduğum doğrudur. Giray da böyle düşünüyor olacak ki, kahkahalarla gülmeye başladı.

-Peki öyle olsun. Umarım dediğin gibidir.

Bütün bu kargaşa bittiğinde, ikisinin arasını yapmak şart oldu. Oldu da, Tuna'dan bir temiz fırça yemem umarım. Bir hafta gözetim altında kaldıktan sonra, taburcu olmuştum. Babamdan tecrübe ile sabittir ki, bundan sonra kendime fazlasıyla dikkat etmem gerekiyordu. Bu konuda, kızların ve Tuna'nın çabalarını görmemek için aptal olmam lazımdı. Öte yandan, tehditler tam gaz devam ediyordu. Öyle ki hastaneden çıkmamdan yaklaşık 3 hafta sonra, evlerimize silahlı saldırı düzenlenmiști ve kıl payı kurtulmuștuk, bu da yetmezmiş gibi, "Bir dahaki sefere bu kadar şanslı olamayabilirsiniz." diyordu beyefendi. Bu durum, sadece Giray'ın değil, diğer beylerin de isyan etmesine sebep oldu. Bu nedenle de güvenlik önlemleri alındı. Umarım bir an önce bu pislikten kurtuluruz.

Berk

Bütün bu olanlar beni korkutuyor, bu kargaşada Dila'yı kaybetme ihtimalini düşünmek bile uykularımı kaçırmaya yetiyor. Bu olanlar için, Asi'ye de kızamam, onun hiç bir suçu yok. Ne yapacağımı bilmiyorum, elim kolum bağlı oturmak sinirimi bozuyor, o saldırıda bu kadar şanslı olamayabilirdik.

-Berk, volta atıp durmayı keser misin? Sinop hapishanesindeki mahkum gibi, bir öteye bir beriye, dolanıp duruyorsun. Başım döndü!

Sıkıntıyla oturdum, bu halimi fark eden Dila'nın yüzü düştü. Sarılıp, saçlarımla oynayarak beni sakinleştirmeye çalıştı. Biraz daha iyi hissetmiştim.

-Korktuğunu biliyorum, ama bunu da atlatacağız.

-Umarım.

Dila

Bütün bu olanlar, hepimizi çok yordu. Ancak umursamaz davranmak da olmaz, burada kuzenim söz konusu. Namlunun ucunda onun hayatı dururken, görmezden gelemem. Berk korkuyor haklı olarak, onu da anlıyorum. Umarım bütün bu kargaşa bir an önce biter, șu an için, ölüm ile yaşam arasında, diken üzerinde durup, bir sonraki hamlemizi hesaplamaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.