(5 Ay Sonra)
Tuna
Nihayet, başımızdaki bu beladan kurtulmuștuk. Her şey yoluna girmiști, ancak Giray ve Hazal'ın ilişkisi konusuna gelecek olursak hâlâ diken üstündeydim.
Gerçi bu zamana kadar bir kez olsun üzmemiști kuzenimi ama... Bilmiyorum. Biraz fazla korumacı davranıyorum sanırım. Bir sabah, Giray'ın bana attığı mesajla iyice gerilmiștim.
Benimle bir konuda konuşmak istediğini söylüyordu. Gelmesini söyledim. Konunun ne olduğunu az çok tahmin edebiliyordum, ancak bu konuşma için kendimi hiç hazır hissetmiyordum. Şirkete gittikten 1 saat sonra, Giray geldi.
-Hoșgeldin, Giray. Otursana.
Karşımdaki koltuklardan birine oturdu. O da en az benim gibi gergindi.
-Tuna, Hazal ile aramızda olanları bu şekilde hastanede öğrenmeni istemezdim.
-Olan oldu artık. Sıkma canını.
-Tuna, kardeşim bak benim niyetim ciddi. Öyle gönül eğlendirmek bana ters biliyorsun.
Elbette ki biliyordum. Giray, hiç bir zaman öyle kazanova olmadı. Olmak da istemezdi zaten. Daha önce ciddi düşündüğü bir ilişkisi olmuştu ama onun da sonu hüsranla bitmişti. Kız, onunla ciddi düşünmüyordu. Ondan sonra da zaten yanında hiç başka birini görmedim.
-Biliyorum, Giray. Seni tanıyorum.
-Hazal'ı çok seviyorum, ilk gördüğüm günden beri ona olan sevgim bir gün olsun azalmadı.
-Sadede mi gelsen artık, Giray?
-Tuna, ben Hazal ile evlenmek istiyorum.
Duygusallașmıștım, belli etmemeye çalıșsam da gözlerim dolmuştu. Hazal, kuzenden öte, kardeşimdi benim. Bir șey diyemezdim, itiraz da edemezdim, ama bu demek değil ki onu süründürmeyeceğim. O kadar kolay değil.
-Karşı çıkacak değilim, ancak süründürmeden de bırakmam. Haberin olsun.
Güldü sadece, dalga geçmediği belliydi, samimi bir şekilde gülüyordu.
-Canın sağ olsun, kardeşim.
Giray, kalkmadan önce muzip bir şekilde gülümsedi.
-Eh, artık müsait bir zamanda, sizi hayırlı bir iş için ziyaret ederiz, Tuna bey.
-O kadar emin olmayın komiserim, daha cevabını almadınız.
Kahkahalarla güldü ve odadan çıktı. Keyifli bir şekilde koltuğa geri oturdum. Acaba benim kuzenime nasıl bir sürpriz yapacak?
Asi
Evin içinde dört dönüyordum. Alman kurdu köpeğimiz Wolfie, peşimden geliyordu, daha önce bahsetmeyi unuttum ama Wolfie daha orta boylu bir köpekti. O yüzden evin içinde gezmesinde bir sıkıntı yoktu. Wolfie peşimde dolanınca, tabii yavru kedilerimiz Fırtına ve Zeyna'da peşinden geldi. Zeyna ismini Dila seçmişti elbette, Berk'in ona taktığı lakabı, kedimize isim olarak vermişti. Neyse, biz asıl konuya gelelim; Giray ile dün akşam konuştuğumda, bana Tuna ile konuşacağını ve niyetinin ciddiyetini anlatmaya çalışacağını anlatmıştı ve ben de iyice gerilmiștim, Tuna'nın vereceği tepkiyi merak ediyordum, umarım kavga etmemișlerdir. Telefonum çalınca, hemen açtım. Giray arıyordu.
-Alo? Hasar büyük mü komiserim?
-Sakin ol, Asi. Sandığın gibi bir tepki vermedi. Sadece ufak bir gözdağı verdi hepsi bu. Yardımın lazım.
-Şükürler olsun, ödüm koptu kavga edeceksiniz diye.
-Merak etme, her şey yolunda. Bana yardım edecek misin?
-Elbette, aklından ne geçiyor?
Her şeyi duymayı bekliyordum ancak kesinlikle, Giray'ın Hazal'a evlilik teklifi yapmayı düşündüğünü duymayı beklemiyordum. Ciddi bir şok yaşamıştım.
-NE?! Ciddi misin sen?
-Bu konular hiç şakaya gelir mi? Elbette ki ciddiyim.
-Bu harika! Ne yapmam gerekiyor?
-Hazal'ı oyalamanı isteyeceğim senden, her şey hazır olduğunda, sana atacağım konuma gelirsiniz.
-O iş bende, sen hiç meraklanma.
Telefon konuşmasından sonra, hemen hazırlandım. Wolfie, Fırtına ve Zeyna'nın yemeklerini verirken, Hazal'ı aradım.
-Alo? Hazal'cığım, rahatsız etmiyorum değil mi?
-Alo, Asi? Müsaitim canım, nasılsın?
-İyiyim, sen nasılsın?
-İyiyim ben de, şey diyecektim. Bugün seninle ikimiz vakit geçirelim diyorum. Eğer sen de istersen.
-Olur, çok isterim. Birazdan çıkarım evden, seni de alırım, beraber gideriz.
-Olur.
Telefonu kapattıktan sonra, çabucak evi toparladım, Fırtına, Zeyna ve Wolfie'nin yemek ve su kaplarını doldurdum, yedek kapları her ihtimale karşı hazırladım. Daha sonra, üzerimi değiştirdim. Çok geçmeden, Hazal'ın arabası, kapının önünde belirdi.
-Asi'ciğim, hazırsan gidelim mi?
-Hadi gidelim, önce biraz alışveriş yapalım diyorum, ne dersin?
-Olur, hatta harika olur.
Birlikte önce mağaza mağaza gezmeye başladık. Hazal'ın hiç bir şeyden haberi yoktu, ben ise ona tonla kıyafet denettiriyordum. En sonunda, Hazal, benim seçtiklerimi es geçip, kendisi bir şeyler bakmaya başladı. Mavi, ışıltılı, omuz detayları ve beli yine ışıltılı bir gümüş rengi olan, dizlerinin bir tık üstünde biten, çok güzel bir elbiseyi beğenmişti. Elbiseyi denedikten sonra, bir an bile tereddüt etmeden almaya karar verdi. Uygun bir çift ayakkabı da aldıktan sonra, mağazaları gezmeye devam ettik. Aslında bahaneydi bu alışveriş, hem kız kıza vakit geçirip sohbet ediyorduk, hem de onu oyalamıș oluyordum. Bir başka mağazaya girdik, inat etti, benim için de bir şeyler bakmak istiyormuș. Lacivert, gümüş işlemeli, kalem etek bir elbise seçti benim için. Alışveriş bittiğinde, önce öğle yemeği yedik. Biraz gezdikten sonra, Giray'dan gelen mesaj üzerine, bir bahane bulup, Hazal'ın evine gittik. Yolda, kızlara mesaj attım ve durumu özetledim. Meğer onların da haberi varmış, beyler de orada olacaktı. Hazal'a bir șey belli etmemeye çalıştım, hazırlanırken. Kızlar çoktan hazırlanmış, beylerle beraber, son hazırlıklara yardım etmeye gitmișlerdi. Hazırlandıktan sonra, biz de evden ayrıldık. Arabayı ben kullanıyordum. Hazal ise sürekli soru soruyordu.
-Asi, nereye gidiyoruz? Bu hazırlık niye? Bir șey demeyecek misin?
-Hazal, az sabırlı ol canım. Sürprizi söyleyemem, biliyorsun.
Giray'ın attığı konuma geldiğimizde, arabadan indik. Ben Tuna'nın yanına giderken, Hazal ise parkta, şaşkın bir şekilde yürüyordu.
**** **** **** **** **** **** **** **** **
Bir Gönül Davası: Bölüm- 4
Giray
Tuna'nın verdiği onayla, gerekli hazırlıkları yapmak için işe koyuldum. İși bittikten sonra, o da yardıma gelmişti. Emir ve Berk'in de yardımları ile, nihayet her şey hazırdı. Tek yapmamız gereken beklemekti. Asi ve Hazal, parka geldiğinde, heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Aramızdaki mesafe kapandığında, önce ona sıkı sıkı sarıldım. Hâlâ biraz şaşkındı.
-Giray? Ne oluyor, sevgilim?
-Seni çok seviyorum, biliyorsun değil mi?
-Bunu elbette biliyorum, Giray. Söylemene bile gerek yok.
Bir anlığına diğerlerine baktım, hepsi mutlu ve heyecanlıydı. Cidden, neler oluyor?
-Hazal, meleğim, güzel gözlüm... En güzel yenilgim, ölümle yaşam arasında gidip geldiğim zamanlarda, bir şeyi çok iyi anladım. Hayat, bir şeylere geç kalmak için çok kısa, birbirimize yeteri kadar geç kaldık, bundan sonra her türlü zorluğa birlikte göğüs gerelim, bir yuva kuralım, bir ömür boyu mutlu olalım istiyorum. Hazal Erdağ, benimle evlenir misin?
Elinde, oldukça güzel bir yüzük ile, önümde diz çöktüğünü görünce, neye uğradığımı şaşırdım. Cevabım elbette belliydi, Giray'a olan sevgimi ve aşkımı kabullenmekte geç kalmıştım, onunla bir ömür boyu mutlu olmayı ben de çok istiyordum, hem de her şeyden çok. O yüzden bir an bile tereddüt etmedim.
-EVET! Evet, seninle evlenirim!
Ona sarılır sarılmaz, sarılıșıma karşılık verdi ve ayaklarımı yerden kesip, beni döndürmeye başladı. Çok mutluyduk, alkış ve ıslık sesleri, kulaklarımda uğulduyordu. Etrafıma baktığımda, kızların da bu sürprizden haberinin olduğunu anladım. Giray, parmağıma yüzüğü taktıktan sonra, bu güzel anı kutladık. Sevdiğim adamla evlenecektim. O gecenin ardından, tatlı bir telaș bașladı. Bir sürü hazırlık yapılacaktı; kız isteme ve nișan faslı tek seferde gerçekleșeceği için, hazırlıkları ona göre ayarlamıștık, Dila ve Asi'nin aileleri de isteme ve nișan merasiminde olacaktı, ilk başta buna şaşırsam da, nedenini anladığımda duygusallaşmıștım. Ailemin yokluğunu hissetmemem için böyle bir şey düşünmüşlerdi. Sıra o malum ana geldiğinde, Asel'in elinin ayarı kaçmış ve Giray'ın içeceği kahveye iki tatlı kaşığı tepeleme tuz koymuştu. Umarım boğulmaz diye düşünüp, tırnak yemek noktasına gelirken, neyse ki korktuğum olmamıştı. İsteme merasimini kolayca atlatmıștık, büyüklerin duaları ve iyi dilekleri eşliğinde, yüzüklerimiz takıldı. Sevdiklerimle birlikte, nișanımızı kutlayabildiğim için, bu güzel günde onlarla olduğum için çok mutluydum.
Dila
Nișan akşamı sorunsuz geçmişti; hazırlıklar yapıldıktan sonra, nișan için önceden hazır ettiğimiz kıyafetleri giyinmeye başladık, Hazal yine mavi bir elbise seçmişti, ona yakışıyordu doğrusu. Ben yine gümüş rengi bir kıyafet tercih etmiştim, biricik kuzenim Asi'nin en sevdiği iki renk vardı, mavi ve yeşil. Mavi rengi, teklifin yapıldığı akşam giyinmiști, nișan için ise yeşil bir elbise seçti. Asel, bu akşam için pembe bir elbise ayarlamıştı, normalde en sevdiği renk turuncudur ama başka bir renk elbise beğendiyse, bir saniye bile düşünmeden onu alırdı. Giyinip, hazırlandıktan sonra, muhteşem bir zamanlamayla kapı çaldı. Herkes geldiğinde ise merasim başladı; ailelerimizin yanında belli etmemek için çabalasalar da, bizi gördüklerinde hayranlıkla karışık ufak bir kıskançlık duyduklarını anlamıştık. Kahveler yapılırken, damat kahvesine, Asi'nin tuz koyacağını sanmıștım. Böyle küçük delilikler hep onun başının altından çıkardı. Asel, kahveye koyacağı tuzun ayarını kaçırarak hepimizi şaşırttı. Her şeyi anlarım da, iki tepeleme tatlı kaşığı tuz koymak nedir?!
-Asel! Ne yapıyorsun kızım?! Boğacaksın çocuğu!
-Harbiden, akşam akşam olay çıkmasa bari.
-Çıkmaz yahu, merak etmeyin. İki kaşık tuzla boğulacak değil ya, abartmayın.
Yok anam yok! Bu kızdaki rahatlık hepimizi öldürecek! Neyse ki korkulan olmadı da, kahve faslı sorunsuz geçti. Merasimin ardından, yüzükler takıldı ve bu güzel anı bir sürü fotoğrafla ölümsüzleștirdik. Geriye düğün hazırlıkları kalıyordu, Hazal kendi mutlu sonunu yazmaya bir adım daha yakındı. Darısı bizim başımıza.