İyi Okumalar 🦋
____________
Felix onun için açılan saray kapısından içeri girdiğinde korumalara bile selam vermeden yürümeye devam etti.
Normalde asla böyle yapmaz sarayın tüm işçilerine günışığı gibi parlak gülümsemesiyle selam verir onlarla hep konuşurdu.
C: "Ben de nerede kaldı başımın belası diyordum"
Omega duyduğu ses yüzünden irkilerek başını kaldırdı. Abisini sarayın giriş kapısında görmeyi beklemiyordu tabii ki.
"Oy sarışın bombam benim"
Felix bir anda sıcacık kollar tarafından sarmalandığında daha da şaşırdı. Başını kaldırdı ve ona sıkıca sarılan kişiye, annesine baktı.
Zaten duygusal, ağlamak üzere olduğu için gözleri hemen doldu. Ailesine de kızgındı, onlar da asla bu konuyu dile getirmemişlerdi. Çocukları evlendikten sonra mühürlenmemişti ve onlar buna tepki bile göstermeişti.
"Bu kadar mı özledin ya bizi"
Babası oğlunun dolu gözlerini farketmiş olacak ki saçlarını okşayarak dikkatini kendi üzerine çekti.
"Niye ağlıyor güzelliğim? Damadım nerede meşgul mü?"
Tüm bunlar Felix için son nokta olmuştu, dolu gözlerini daha fazla dizginleyemedi ve boncuk boncuk yaşların gözlerinden akmasına izin verdi.
C: "Felix? Sorun mu var?"
Evet. Büyük bir sorun vardı. Hem ailesinin geleceğini bilmiyordu. Bilseydi onları böyle bir şekilde karşılamazdı. Hem de kendisine ve onlara en çok da Hyunjin'e kızgındı.
F: "Neden hiçbiriniz sormadınız!"
Küçük beden hıçkırıkları arasından konuşarak annesinin kollarından uzaklaştı ve önünde ona endişeli bir şekilde bakan üçlünün gözlerine baktı.
F: "Neden gelip biriniz niye hala mühürlü değilsin diye sormadınız! Niye kimse biz evlendikten sonra çocuk konusuna girmedi! Siz niye hiç torun istemediniz? Oysa abime hep artık çocuk yap diyorsunuz! Niye bir kere sormadınız bana?"
İçin için ağlayan Felix'in aksine diğerleri üzgün olmaktan bir kenarda sadece endişeli gözüküyorlardı. Ama sarışının beklediği tepki bu değildi. O sadece sorularına cevap istiyordu.
C: "Abicim biraz konuşalım mı?"
Omega, başını önüne eğip kendisini sakinleştirmek adına küçük yumruklarını sıktığında Thita kardeşinin sırtını patpatlayarak onu yürütmeye çalıştı.
Anne ve babası yeni gelmişlerdi ve biraz kalacaklardı. O yüzden onlar yerleşene kadar Felix ile konuşması gerekenler vardı.
Sonunda bir duvarı boylu boyunca bahçe tarafa bakan camdan ibaret olan kocaman kütüphaneye girdiklerinde Chan rahat bir şekilde koltuğa oturdu ve hala sulu gözleri ile karşısında dikilen Felix'e baktı.
F: "Hyunjin beni kullanırken sen de mi bir şey demedin abi?"
Chan buruk bir şekilde gülümsedi ve kolunu kaldırarak Felix'in ona sarılması için bekledi.
C: "Gel bakalım buraya. Sinirli civciv her şeyi yanlış anlamış"
Omega buna ihtiyacı olduğu için hemen kendisini abisinin kollarına attı ve başını onun göğsüne yaslayarak burnunu çekti.
C: "Gerçi ben dedim o sik kafalıya sana açıklamasını işte sik kafalı birinden ne beklersin ki"
Konunun Hyunjin olduğunu bilen Felix gülmeden duramamıştı. Artık gerçekten ruh hali değişimlerinden deli olacaktı ama abisinin rahat olması onu da rahatlatıyordu. Yine de kafasında delice sorular vardı tabi.
C: "O gözünden akan yaşların hesabını ödettireceğim ona ben"
F: "Sadece onun hesabını mı?"
Chan da gülümsediğinde, ikisi de birbirine bakarak derin bir iç çektiker.
C: "Düğününüzden hemen önceki gece kapım çalındı. Zaten kardeşim evleniyor diye sinirden uyuyamamıştım bir de kardeşimi elimden alan adam gecenin köründe kapıma dayanmıştı."
Felix meraklı bir şekilde hemen başını kaldırdı ve abisinin kollarından kurtularak dik bir şekilde oturdu.
C: "Kapımı açtığımda ağlamak üzere olan Hyunjin'i gördüm. İlk sevindim dedim çok şükür evlenmekten vazgeçmiş ama niyeti farklıydı. Onu ilk kez ağlamaklı görüyordum bu yüzden biraz endişelendim doğrusu."
Chan iğrenir bir şekilde gülümsedi. Hyunjin'den nefret ediyormuş gibi davranıyordu ama onu seviyordu. Gerçi kardeşine Hyunjin'den daha iyi bakacak, sevecek birisini de bulamazdı.
C: "Kralım beni ve dediklerimi yanlış anlamayın ve lütfen sonuna kadar dinleyin. Ben Felix'i canımdan çok seviyorum ama ondan önce benim size ve bu sürüye bir sözüm var. İlk aşkım vatanımdır ve ona asla ihanet edemem. Ama Felix'e zarar gelirse o zaman bırakın dünyayı, dünyaları yakarım. Ona zarar veren kişi bensem tüm varlığımı silerim. Bu yüzden Kralım ben kardeşinizi mühürleyemem" dedi."
Chan aklında kaldığınca cümleleri birebir Felix'e aktarmaya çalışıyordu. Ki omeganın gözlerindeki yaşlara bakılırsa bunu fazlasıyla iyi yaptığı belliydi.
C: "Bir gün söz verdiğim gibi sürüm için tehlikede olursam aynı acıları Felix'e de yaşatamam. Bir gün olur da canımdan olursam onu da ruhsuz bırakamam. Bir gün olur da gitmek zorunda kalırsam onu bebeğimizle tek başına bırakamam. Bu yüzden kralım bana zaman tanıyın. Sürü için uygun bir ordu lideri yetiştirdikten sonra işi bırakacak ve tüm hayatımı kalbimin tek sahibine bağışlayacağım. Ama o zamana kadar Felix'i mühürleyip de ona zarar veremem"
Felix dayanamayıp ellerini yüzüne kapattı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Dünyanın en iyi eşine sahipti, biraz aptaldı, gelip ona her şeyi açıklamayacak kadar aptaldı ama yine de o mükemmeldi.
C: "İşte o zaman Hyunjin, komutan olarak değil de kardeşimin kocası olarak gözüme girdi. O zaman anladım küçük omegamın sonsuza kadar mutlu olacağını. Ağlama artık yoksa kafasını koparacağım o parazitin"
Omega eşine zarar gelmemesi için hemen ellerini yüzünden çekti ve salya sümük ağladığı için yüzünü silerek abisine baktı.
Ağlamamaya çalışıyordu ama kendisini tuttuğu için minik minik hıçkırıyordu.
H: "Felix.."
Hyunjin kapıyı sesli bir şekilde açtığında Chan'ın da içeride olduğunu görmüş olacak ki hemen kendisini toparladı, nefeslerini düzene sokarak kralının önünde dimdik durdu.
H: "Merhaba efendim"
Chan ise artık bunun zamanı geldiğini biliyordu. Ellerini dizine vurarak ayağa kalktı ve koltukta kırmızı gözleri ile mahçup bir şekilde oturan kardeşine sonra da endişeli gözleri ile ona bakan Hyunjin'e baktı.
C: "Komutan Hwang görevden alındınız"
H: "N-ne?"
C: "Duydun beni. Artık tek görevin var o da kardeşimi mutlu etmek"
Thita elini kaldırarak alfanın omzuna yasladı ve sanki orada toz varmış gibi kıyafetini silkeledi.
C: "Sürü için yaptığın görev başka bir komutana devredilecek. Başarılı bir şekilde emekli oldun diyelim. Şimdi git ve bir daha ağlamasına asla izin verme"
Hyunjin gururlu bir şekilde kralının karşısında dimdik dikildi ve son kez asker selamı vererek Felix'e baktı.
Chan birkaç kez Hyunjin'in omzunu patpatladı ve şok içinde kalan ikiliyi odada yalnız bırakarak dışarı çıktı.
Mutluydu...
Akşam ailesi ve sevdikleri ile birlikte yemek yiyecek, yıllardır hayalini kurduğu gibi ruh eşini ailesiyle tanıştıracaktı.
Belki çok yanlışlar yapmış, belki çok zaman kaybetmişti ama tüm bu yaptıklarının tek nedeni vardı. O da sevdiklerini korumak ve mutlu etmekti.
Kendisi de mutlu olmayı hak ediyordu ve Seungmin sayesinde dünyanın en mutlu kişisi olmuştu.
Normalde fazla çalıştığı için yorgun olan bünyesi çökmüş gibi hissederdi ama Seungmin ile birebir tanıştığı günden beri bu böyle değildi. Hayat enerjisi artmıştı.
Şimdi bile yüzü gülüyordu. Bahçeye gitmek istediği için inat eden eşini manolya bahçesine bırakmıştı ve şimdi onun yanına gittiği için ağzı kulaklarına kadar uzanıyordu.
Aşk.. yaşamak için önemli olan ana unsurlardan biriydi..
___________
Normal aile tanışma yemeği mi olsun yoksa davul zurna mı çalayım?
Siz bu bölümü okuduğunuzda ben kim bilir kaçıncı bölümü yazıyor olacağım ama neyse yine de söyleyin fikirlerinizi içinizde kalmasın.




