İçeriğe geç

ACAR KURT

Bölüm 8 · 14 dk okuma

ACAR KURT

Bölüm 8

7. BÖLÜM

Hata yaptığını bilmek, farkında olmak marifet değildir. Hatadan dönmek için çabalamak, çabalarken belki de daha dibe batmak; marifettir. Gittiğin yolun sonunu görmekle yolun başında övünülmez, o yolda yaşadıklarındır sonunu özel kılan.

Hatırınızda kalan iyi hatıraları, kötü anılara kıyasladığınızda kötüler hep daha fazladır. Bu hayatınızın kötülüğünden değildir.

İnsan iyiye çabuk alışır, dahasını ister ama kötüyü unutmaz. Bu yüzden de hatadan dönmek zordur, beyin kendine hatıra edecek kötüleri ister ve dönüş yolunu kapatır...

Bade Demir;

Kısa bir duş alıp bedenimi rahatlatmanın ardından üzerimi değiştirip abimin odasına gitmiştim. Kapıyı çalıp içeriye girdiğimde Fatih, Savaş ve Kemal'in de burda olduğunu görmüştüm.

"Gel otur Bade." diyen abime baş selamı verip Fatih'in karşısına oturdum. Yüzün sol tarafı, elmacık kemiği epey kızarmıştı. Ben çok sert vurmamak adına sol elimle, çenesine vurduğum için teknik olarak bu kızarıklık benden kaynaklı olamazdı. Ben gittikten sonra biri daha güzel bir yumruk oturtmuştu anlaşılan. Kim yaptıysa helal olsundu. Bu adam hak etmişti. Diğerleri de gelince abim derin bir nefes aldı ve söze girdi.

"Daha ilk görevden olan bu anlaşmazlığı kim anlatmak ister?"

"Savaş ya da Kemal. İkisinden biri net bir şekilde, tarafsız olarak anlatır diye düşünerek onları öneriyorum." dedim.

"Komutanım Fatih verilen emirlere uymadı ve vuruldu. Anlatılacak bir olay yok. Bade yüzbaşım da sinirlendi." dedi Savaş. Diğerleri de ona katılırken Fatih histerik bir şekilde gülümsedi.

"Bu yüzünün hali ne Fatih? Helikopter pistinden buraya gelmenizi söylemiştim, yarım saat içinde ne oldu?" dedi abim sakin kalmaya çalışarak. Fatih, abime cevap vermek yerine bana bakmaya devam edince gülümsedim ve abime döndüm.

"Binbaşım, Fatih bizi çok yakıştırıyormuş. Ben de teşekkür mahiyetinde ufak bir hediye verdim. Kendisini size şikayet ederim diye endişeleri var ama isterseniz siz açıklayın." abimin kaşları çatılırken Fatih'e döndü.

"Ne?"

"Öyle komutanım. Yüzbaşı doğru söylüyor." dedi Fatih. Herkes şaşkınlıkla binbaşının önünde konuştuğumuz konuyu dinliyordu. Şaşırmakta pek tabi haklılardı, bu üstsubay olarak sayılan, rütbeli birinin yanında konuşulacak konu değildi hatta o da yetmezmiş gibi pişkince sözünün arkasında duran adam olayı daha da şaşırtıcı hale getiriyordu ama ben artık Fatih'in hareketlerine şaşırmayı bırakmıştım.

"Nerden çıktı bu Fatih?!"

"Gördüm sizi komutanım, bahçede. Saklamanıza gerek yok."

"Magazinci misin lan milleti dikizliyorsun?!" dedi Kemal sinirlerine hakim olamayarak. Sakinliğiyle time yakışır dediğim adamı bile delirtmiştik. Abim ellerini masaya vurup ayağa kalkarken birkaç büyük adımda Fatih'e yaklaştı.

"Unutturma Fatih bu hareketini daha sonra ödüllendireceğim!" dedi öfkeyle. Ben oturduğum yerden sakince izliyordum. Birbirlerini yesinlerdi, bu saatten sonra benim sabrım tükenmişti.

"Bade Demir, sevgilim değil." dedi abim diğerlerine dönerek. Bu sözünün üzerine Fatih gözlerini devirip güldü. Hala inanmıyordu, ondan böyle büyük bir kini ne yapıp kazanmıştım bilemiyordum ama içimden bir ses sadece cinsiyetimden dolayı bu muameleyi gördüğümü söylüyordu.

"Kız kardeşim. Benim öz kardeşim kendisi ama emin olun bir ayrımcılık yok, asla da olamaz. Buna ben yeltensem Bade haddimi bildirir, kimsenin şüphesi olmasın." Fatih'in gülüşü yüzünde donakalırken bakışları beni buldu, sanırım abimin sözlerinde ciddi olduğunun farkına yeni varıyordu.

"Buna izin vermezler." dedi Enes. Diğerleri şaşkınlıktan olsa gerek konuşamıyordu bile.

"Her şeye izin çıkartıldı. Bu durumla az uğraşmadım. İsteyene belgeleri gösteririm!"

"Komutanım soy isminiz-" diyen Fatih'in sözünü ben kesitim.

"Kes lan artık sesini! Git eşyalarını topla bir ay erlerin koğuşunda kalacaksın! Diğer yaptırımları da daha sonra söyleyeceğim." dedim sinirle. Fatih, abime dönerken abim çenesiyle kapıyı işaret edip gitmesini istediğini belirtti. Odada kimseden ses çıkmazken Fatih sıkıntılı bir nefes verdi ve yavaş hareketlerle arkasını dönüp gitti.

"Bu problemi halledeceğiz, kimse gerilmesin. Fatih de bir noktada düzelecek." dedi abim büyük bir nefes aldıktan sonra.

"Komutanım bu şekilde devam ederse bu operasyondaki gibi başka görevlerde de çok sorun yaşayacağız." dedi Savaş.

"Sıkıntı yaşadık mı bu görevde üsteğmen?! Görev başarıyla tamamlandı! Eğer benim sözümü dinleseydi vurulmayacaktı, bu saatten sonra bu bizim problemimiz. Gerginliği bitirin, bu olayı da unutun!" dedim sitemle.

Savaş Eroğlu bir kez daha ağzını açtığına pişman olmuştu. O yumruğu Fatih'e tahammül edemediği için atmıştı ki asıl mesele bu da değildi. Fatih Şen saygı sınırlarını aşıyordu ve bunu ortada hiçbir sebep yokken yapıyordu. Aslında Savaş, Bade ve Fatih arasındaki kavgaya dahil olacak bir adam değildi. Normalde 'bana ne' der geçerdi ama Bade'ye karşı mahcuptu. Onu Van'daki karakolda ilk gördüğünde terörist olmadığını anlamıştı ama sorgu sırasında kendini tutamamıştı. Bu konuda mahcubiyet duymasına da gerek yoktu, Bade bu konuyu bir daha açmamıştı fakat Savaş kafasına takmıştı bir kere.

Fatih bu konuşmadan sonra kendini dağa taşa vurmak istemişti utancından ama bu utancı işe yarayacak ve kendini düzeltecek miydi? Hayır. Komutanları haklıydı, o da bunu biliyordu ama içindeki sinire hakim olamıyordu. Bazen bilmek yeterli olmazdı. İçinde olduğun durumun saçma olduğunu bilsen de müdahale edemezdin. Tıpkı şu an Fatih'in bulunduğu durum gibi.

Kemal timin astsubaylarından en kıdemlisi ve yaşça en büyüğü olarak bu olayın ciddiyetin farkındaydı. Bu şekilde devam ederse ya Fatih atılacaktı ya da tim dağılacaktı ve iki seçenek de kötüydü. Fatihle konuşmaya çalışacaktı, elinden ne gelirse yapacaktı.

Fuat ise Bade'nin attığı yumruktan sonra 'vay anasını' demiş hayran kalmıştı ama çok geçmeden Bade'nin arkasından gelip bir yumruk daha atan Savaş'ı görünce içinden okkalı bir küfür savurmuş, bu timde yaptığı hareketlere dikkat etmesi gerektiğine dair kendi kendine telkinler vermişti. Bu yumruğu ben yesem bayılırdım diye geçirmişti içinden. Bir de küfürbaz yapısına lanet etmişti. Kesin bir gün ettiği küfürler yüzünden dayak yiyecekti. Düşüncesiyle bile yüzü buruşmuştu, Allah korusundu.

"Tamam sakinleşin. Görev başarısından ötürü tebrik ederim. Çıkabilirsiniz, gidip dinlenin." dedi abim. Hepimiz baş selamı verip odadan çıktıktan sonra ben bahçeye gitmiş ve bir sigara yakıp banka oturmuştum.

Kafam çok karışıktı. Boran Akın'ın abim olduğunu söyleyerek iyi mi yapmıştım yoksa çok yanlış bir hareket miydi bunun belirsizliğini çözmeye çalışıyordum. Bundan sonra her olayda timin tamamı olmasa da en azından Fatih Şen bu durumu öne sürecekti. İyi ya da kötü, yaptığım her şeyin sonucu yüksek ihtimalle buna bağlanacaktı hatta belki de bağlanmıştı bile. Benim 28 yaşında 'kendi emeklerimle' aldığım rütbeyi, yüzbaşı olmamı bile bununla ilişkilendirmiş ve benim torpilli olduğumu düşünmüş olabilirdi. Artık Fatih'ten istediğim güven bana asla gelmeyecek gibi hissediyordum.

Fatih'i karşıma alıp hayat öykümden bahsetsem, abimle daha iki gün önce tanıştığımı söylesem bana inanır mıydı bilemiyorum. Benim için hayatımı anlatmak utanç verici değildi. Belki hoş bir öyküm yoktu ama beni ben yapan değerlerimden çekinecek değildim. Buna olan utancımı henüz çok küçükken yenmiştim ve yaşadıklarımı kabullenmiştim ama Fatih ciddiye alınıp konuşmaya değecek biri miydi? İşte çelişen ve beni düşündüren kısım buydu.

Diğer yandan timin bana olan bakışı değişirse ne yapardım diye düşünüyordum ve beynim fazladan mesai yapıyordu. Benim kendi tabularımı yıkıp kurmaya çalıştığım samimiyet - ki ne kadar olduğu aşikar- bu olaydan sonra tamamen yok olursa zor toparlardık.

Bahçenin diğer ucunda oturan tim üyeleri Bade'nin ne kadar düşünceli olduğunu görmüş, onu yanlarına davet etmek istemişlerdi ama ondan o kadar çekiniyorlardı ki buna cesaret edememişlerdi. Savaş, Bade'nin düşüncelerini okumuş gibi onun 'torpilli' damgası yemekten çekindiğini anlamıştı. Böyle bir şey bu saatten sonra olmazdı çünkü bütün tim onun ne kadar başarılı bir komutan olduğunu görmüş, bizzat şahit olmuştu. Bu Bade'nin ilk tim komutanlığı olsa da durumu gayet iyi bir şekilde yönetmişti. Bu kadına hayranlık duymamak imkansız diye düşünmüştü üsteğmen Savaş. Haklıydı. Bade Demir hayran olunası bir kadındı.

Elimin yanmasıyla parmaklarımın arasındaki sigarayı yere düşürdüm. Karların arasına düşen sigara ıslanmanın etkisiyle cılız bir ses çıkarırken derin bir nefes aldım ve kendime gelmeye çalıştım. Kafamı kaldırınca Savaş'ın keskin bakışlarıyla karşılaşmış bir an için ürpermiştim. Gözlerini hiç çekinmeden gözlerime sabitlemiş cesur bir şekilde bana bakmaya başlamıştı. Bana meydan mı okuyordu yoksa yanımda olduğunu mu belli ediyordu anlamamakla birlikte bu adamı çözemiyor olmak hoşuma gidiyordu. Benim çözemediğim insan sayısı iki elin parmağını geçmezken bunlardan biri olmasını kendisine başarı saymalıydı.

"Komutanım yanımıza gelsenize!" diyen Fuat, Savaş ile olan bakışmamızı bölmüştü.

"Oturun siz." diyerek yerimden kalktım ve içeriye girmek için bir adım attım.

"Kırmayın bizi komutanım." dedi İsmail. Onların bu sıcak yaklaşımını karşılıksız bırakmamak adına kafamı sallayıp yanlarına gittim. Salih sola doğru kayınca yanında açılan boşluğa oturdum. Kemal ve Fatih dışında diğerleri burdaydı.

"Düşünceli gördük sizi komutanım." dedi Enes. Fuat koluyla Enes'i dürtüp uyarmaya çalışırken tebessüm ettim.

"Düşünceliyim Enes, haklısın."

"Komutanım Fatih'in yaptığı doğru değil çok haklısınız, biz onun adına özür dileriz." dedi İsmail. Kafamı kaldırıp yavaşça ona döndüm.

"Kimse adına özür dilememelisin. Özür dilemek erdemli bir davranıştır ve özür dilemen için erdemini zedeleyecek şeyler yapmış olman gerekir. Bu olayla bağlantınız yok, siz canınızı sıkmayın." dedim sakince. İsmail sert bir şekilde yutkunurken kafasını salladı. Önüme uzatılan sigara paketiyle bakışlarım bana uzanan elin sahibine, karşımdaki Savaş'a döndü. Her zaman olduğu gibi çatık olan kaşlarına eklenmiş kısık bakışlarının altından bile belli olan parlak hareleri ona döndüğüm anda dikkatimi çekiyor ve etkili bir göz teması kurmama sebep oluyordu.

"Az önce sigaranız kendi kendine yandı. İstersiniz diye düşündüm." derken yüzünde mimik oynamamıştı. Bir kez daha farkına vardığım üzere Savaş Eroğlu analiz edilmesi gerçekten çok zor bir adamdı.

"Sağ ol." dedim ve paketten bir sigara alıp cebimden çıkardığım, Orhan albay'ın hediyesi zippoyla yaktım.

"Çok güzelmiş, değerli duruyor." dedi Salih kaşlarıyla elimdeki çelik kaplama zippoyu işaret ederek. Kafamı salladım.

"Öyle. Eskiden yakın olduğum, bir zamanlar güvenerek yanında durduğum birinin hediyesi." Savaş'ın keskin bakışlarını yine ve yine üzerimde hissederken dönüp bakmadım. Zippoyu tekrar cebime koyduktan sonra kollarımı masaya yasladım ve biraz eğildim.

"Sert bir başlangıç yaptık. Benden oldukça çekiniyorsunuz, fark ediyorum. Saygı önemli demiştim ama sizde gördüğüm saygıya karışan korku. Beni yanlış anlamayın. Elbette sınırlarımızı bileceğiz, durmamız gereken yeri ve karşımızdakinin kim olduğunu unutmayacağız ama arada samimiyet de lazım, güven için gerekli. Siz adım attıkça ben geri çekiliyor olabilirim, bunu farkında olmadan yapıyorum. Zor bir süreçten geçiyorum, çoğunuz gibi ama benim alışmak zorunda kaldıklarım sizden biraz farklı." dedikten sonra hepsine göz gezdirdim. Dikkatle beni dinliyorlardı. Gülümseyip derin bir nefes aldım ve devam ettim.

"Varmak istediğim nokta; bana biraz zaman verin. Zaten şu an bunu yapıyorsunuz biliyorum ama rica ediyorum beni biraz daha idare edin. Sizinle yakın olacağız, belki çok iyi dost, kardeş, aile kısacası birbirimiz için önemli olacağız ama biraz zaman tanıyın. Fatih'e de öyle. Ona cephe almayın, bu olaydan sonra karşısına geçmeyin. Biz tartışırız belki kavga ederiz ama ben halledeceğimize inanıyorum." dedim sakinlikle. Tavrım ne samimiydi ne de geri durmalarını gerektirecek kadar ciddi. Hepsine küçük bir alan tanımıştım ve bunun farkındalardı. Onlara sağladığım bir adımlık özgürlük alanı içinde bana güvenip bu konu yüzeyinde yorum yapacaklardı ve çizdiğim izlenim doğrultusunda bu durumda bile Fatih'e saygı duyuyorum zannedeceklerdi. Yanlıştı, ben Fatih Şen'e duyduğum saygıyı attığım yumruğun beraberinde kaybetmiştim. O saygı geri kazanılır mıydı, işte bu da Fatih'i ilgilendiren kısımdı.

Evet belki yaptığım yanlıştı, şu an onları farkına varamayacakları kadar üstü kapalı bir şekilde manipüle ediyordum. İyi bir gözlemci olan Savaş Eroğlu bile bunun farkına varamazdı ki zaten varamamıştı. Ama artık müdahale etmem gerek gibi hissediyordum. Beklemek yormuştu, zaten bana güveneceklerdi ve ilk başaralı görev sonrası bu yaptığım sadece süreci hızlandırmaktı.

"Biz sizi anlıyoruz komutanım. Haklısınız." diye ilk yorumu yapan Salih olmuştu. Küçük bir tebessümü dudaklarıma kondurup kafamı salladım.

"Fatih'e de anlık şokla tepki gösterdik ama sanırım haklısınız." dedi İsmail.

"Biz böyle düşünmemiştik komutanım." dedi Fuat.

"Çok güzel konuştunuz." dedi Enes. Yorum yapmayan tek kişi olan Savaş'a döndüm ve cevap ister gibi yüzüne baktım. Sıkıntılı bir nefes verip sağ elini avuç içi kapalı olacak şekilde masaya koydu ve biraz masaya doğru eğildi. Gözlerine bakarak cevap almak için üzerinde kurmayı düşündüğüm üstünlüğü kırmaya çalışmış, burda olduğunu belli etmişti bu hareketiyle. Gülümsemem büyürken gözlerimi kıstım.

"Ben Fatih'e gerekli uyarıları yaparım. Bu mesele tim düzenini etkiliyor, kendimi geri çekmem." dedi düşünceli bir şekilde.

Savaş gergindi, manipüleye maruz kaldığının da gayet farkındaydı ama hangi noktadan açık verip fikirlerinin etkilendiğini çözemiyordu. Bu kadın nasıl biriydi? İyi miydi, kötü müydü? Nasıldı bilmiyordu ama tehlikeli olduğuna emindi. Savaş onu bir terörist sanırken bile verdiği operasyon şifresini öyle kendinden emin söylemişti ki bir anlığına Savaş'ı duraklatmıştı. Savaş o gün anlamıştı bu kadının tehlikeli olduğunu. Yarbay sorguyu kestikten sonra uzun süre düşünmüş, araştırmıştı Bade'yi ama hakkında hiçbir bilgi bulamamıştı. Zeki kadındı ama zekası korkutucuydu. Kendisi ileri düzey eğitimli bir istihbaratçıydı. Savaş biliyordu, Bade istese hepsinin aklına girer onlar ne olduğunu anlayamadan tüm düşüncelerini etkilerdi. Bu kadına dikkat etmesi gerektiğini kendine bir kez hatırlattı Savaş.

"Ben söyledim, karar sizin. Emir değil rica." dedim ve sigarayı söndürüp ayağa kalktım.

"Bu soğukta hasta olursunuz, dikkat edin. Ben biraz dinleneceğim size iyi akşamlar." dedikten sonra hepsinden 'iyi akşamlar' karşılığını alıp odama gitmiştim.

Bir süre operasyon raporunu yazmış, tekrar tekrar okuyup gözden geçirmiştim. Kimseyi etkilemeyecek şekilde yazdığıma emin olduktan sonra masanın üzerindeki şeffaf dosyanın içerisine koyup yarın Savaş'a göstermek için masanın üzerine bırakmıştım. 8 kişiyi kapsayan bir raporu ilk defa yazdığım için üzerinde fazlaca düşünmüştüm ama sonunda bitmişti.

Saat gece 9'u biraz geçmişken dosyaların başından kalkmış ve vücudumu esnetmiş, biraz kendime gelmeye çalışmıştım. Aynanın karşısında üzerimi düzelttikten sonra bordo beremi başıma takmış ve en ciddi halime bürünmüştüm. Çenem dik, kaşlarım çatık, bakışlarım keskin, ifadem ise soğuktu, her zamanki gibi. Odamdan çıktıktan sonra alt kata inip erlerin koğuşlarının olduğu yere gitmiştim. Beni koridorda gören burda ne aradığımı anlamak ister gibi yüzüme bakıyor, beklemeden esas duruşa geçiyordu. Bu saygı her zaman olduğu gibi şimdi de hiç şüphesiz, hoşuma gitmişti.

Koridorun ortasında durup etrafıma göz gezdirdim. Çoğunun yaşı benden küçük olan erkek topluluğunun içinde en sonda, kendinden emin duran, esmer askerin yanına gittim ve bir adım gerisinde, tam önünde durdum. Gözlerim isimliğine kaydığında soyadının 'Kaya' olduğunu görüp derin bir nefes aldım.

"Rahat Kaya." dedim net bir sesle. Rahat pozisyonuna geçerken bakışlarını arkamdaki duvardan çekip bana döndü. Koyu kahve gözlerine ciddiyetle bakarken bakışlarında gördüğüm korku keyfimi daha da yerine getirmişti.

"Fatih üstçavuş nerede kalıyor?" dedim.

"2. koğuşta komutanım." kafamı hafifçe oynatarak önden gitmesini işaret ettikten sonra bu isteğimi sözlü olarak da belirtmiştim.

"Yolu göster bakalım."

"Emredersiniz komutanım!" diyerek yavaş adımlarla yürümeye başlayınca ben de yanındaki yerimi almış, onu takip etmeye başlamıştım. Demir kapının önünde durunca içeriden gelen sesleri duymamla er tam kapıyı açacakken elimi kaldırıp durdurdum.

"Nasıl yani komutanım?" dedi içeriden biri.

"Öyle işte oğlum. Bir ay burdayım, resmen sürgün yedim." dedi Fatih sıkıntılı olduğunu belli eden bir sesle.

"Komutanım özür dileseniz düzelmez mi?" dedi başka biri.

"Sen o kadını hiç görmedin herhalde! Gidip yalvarsam da geri adım atmaz. Yemediğim bok kalmadı, şimdiye askerlikten men edilmem gerekiyordu ama o inatla beni timden bile çıkarmıyor! Keçi inadı." dedi Fatih sitemle. Keçi?

"Ben gördüm bir keresinde, bahçede sigara içiyordu ama o kadar ciddi duruyordu ki bir an sigara bile gerginlikten patlayıp kül olacak sandım!"

"Hadi be! Ben hiç görmedim ya."

"Vallahi bakışıyla bile insanı altına sıçırtır. Ben de gördüm."

"Sıçtın mı?"

"Az kalsın sıçıyordum!" kendi arasında konuşan erleri net bir şekilde duyarken yanımdaki askere döndüm.

"Namım benden önce buralara gelmiş anlaşılan." dedim düz bir ifadeyle. Er sert bir şekilde yutkunurken gülümsemeye çalıştı.

"Belki sizden bahsetmiyorlardır." dedi telaştan ve korkudan incelen sesiyle. Burnumdan verdiğim nefesle güldüm.

"Anladınız mı ne çektiğimi?" dedi Fatih.

"Komutanım niye bu kadar ters yapıyorsunuz?" dedi birisi. Kendisine, bu mantıklı soruyu sorduğu için içimden tebriklerimi göndermiştim.

"Ben kadın sevmiyorum." dedi Fatih.

"Nasıl yani?! Erkeklerden mi hoşla-"

"Salak salak konuşma Cengiz!" dedi Fatih hiddetle. Dinlemekten sıkılıp kapıyı açtım ve içeriye girdim. Yaklaşık 15 ranzanın olduğu geniş ama renksiz olan, gri ve tonlarını barındıran ve askeri düzene yakışır şekilde tertipli duran odada, ortadaki iki ranzanın etrafında toplanmış muhabbet eden, daha doğrusu beni çekiştiren erler odaya girmemle bana döndü.

"Dikkat!" diye bağırdı yanımdaki er. Hepsi telaşla ayağa kalkarken Fatih ve 2 kişi kafasını ranzanın demirine vurmuştu. Kafasını vuran 3'lü de esas duruşa geçince önlerinde durdum.

"Yeni yerine çabuk alışmışsın üstçavuş." dedim sert bir sesle. Fatih'ten ses çıkmazken kafasından akan kan alnından süzülmeye başlamıştı. Kafasını düşündüğümden daha sert vurmuş olmalıydı.

"Siz de yeni arkadaşınızı sevmişsiniz." dedim hepsine göz gezdirirken.

"Sen buraya tatile mi geldin Fatih?" dedim. Fatih'in alnından akıp burnuna doğru yol çizen kan damlası yüzüne renk katmıştı.

"Hayır komutanım!" dedi Fatih.

"Gecenin bu saatinde ne bu eğlence o zaman? Komutanınızın dedikodusunu yapmaya utanmıyor musunuz?" dedim olabildiğince sakin bir sesle. Kimseden ses çıkmazken hepsi korkuyla arkamdaki duvara bakıyordu.

"Bir Asena'ya keçi demen de oldukça ayıp üstçavuş. Bunu daha sonra değerlendiririm. Şimdi..." diyip iç çektim.

"Neden ters davranıyorsun sorusunu soran kimdi?" dedim ama kimse tepki vermemişti.

"Cevap versenize lan!" diye bağırmamla Fatih hariç hepsi irkilince sarışın olan bir adım öne çıktı.

"Bendim komutanım!" dedi gür bir sesle.

"Aferin, hep böyle mantıklı sorular sor Fatih komutanına. Fatih, sen de yeni arkadaşlarına da alışmışsın ama bu gece 6 numaralı kulübede nöbetçi yokmuş, nöbettesin. Kusura bakmazsın artık." dedim alay barındıran sesimle.

"Ben mi?!" dedi Fatih dehşetle. Tek kaşımı kaldırıp kafamı salladım.

"Sen. Sabah içtimaya geç kalma, acımam. Ayrıca revire de görün, kafanı kırmış mısın bir baksınlar." dedim ve arkamı dönüp odadan çıktım.

Bordo bereliler normal şartlarda nöbet tutmazdı, ayrıca 6 numaralı kulübe bahçenin en sonundaydı ve orada tek olacaktı. Bütün gece dağlara bakıp düşünürse aklı belki yerine gelirdi.

"Kaya, git 6 numaradaki askere haber ver bu gece nöbeti iptal."

"Emredersiniz komutanım!" diyerek hızla yanımdan uzaklaşan erin ardından ben de odama geri dönmüş, günün yorgunluğunu üzerimden atmak için hemen uyumuştum.

Bölüm sonu

8 yorum