İçeriğe geç

ACAR KURT

Bölüm 13 · 17 dk okuma

ACAR KURT

Bölüm 13

12. BÖLÜM

"Cam Kırıkları gibidir

Bazen kelimeler;

Ağzına dolar insanın.

Sussan acıtır,

Konuşsan kanatır. "

Oğuz Atay

Bade Demir;

Akşama kadar yarın çıkacağımız operasyonu planlamıştım. Etrafta çok fazla sivil olacaktı ve biz de sivil giyinip meydana gidecektik. Polis de bize bu operasyonda yardımcı olacaktı. Çatılarda keskin nişancılar konuşlanacak ve olası bir tehlike için hazırda bekleyeceklerdi. Biz şüpheli bir durumda müdahale edecektik ama sıkıntı bir görevdi. Herhangi bir terslik çok kötü sonuçlar doğurabilirdi.

Aklımdaki kötü düşünceleri kovup her şeyin iyi ilerlemesine dair dualar ettikten sonra oturduğum yerden kalktım ve bahçeye inmek için odadan çıktım. Hava kararmaya başlamışken gün geceye dönüyordu. Temiz havaya çıkınca derin bir nefes alıp bahçenin arka tarafına yürümeye başladım.

Bahçenin ucundaki bankta oturan Fatih'i görünce bir süre uzaktan izleme ihtiyacı hissetmiştim. Oldukça sıkıntılı, kederli duruyordu. Elinde, ne olduğunu anlamadığım şeyi inceleyip derin nefesler alıyor, arada kafasını gökyüzüne çeviriyordu. Bu görüntüyle kaşlarım çatılırken sakin adımlarla yanına gittim. Yaklaştıkça elinde tuttuğunun bir yüzük olduğunu gördükten sonra adımlarımı hızlandırdım, daha fazla dayanamamış içimdeki merak duygusuna yenik düşmüştüm.

"Neyin var Fatih?" dedim yanına yaklaşarak. Sesimi duyunca telaşla elindeki yüzüğü cebine sokup ayağa kalkıyordu ki omzunu tutup oturttum.

"Otur otur."

"Komutanım, görmemişim geldiğinizi kusura bakmayın."

"Ben sessiz geldim zaten. Neyin var, çok düşüncelisin?" dedim sorumu tekrarlayarak.

"Eskiler geldi aklıma. Önemli şeyler değil." dedi iç çekerek. Yanına oturdum ve arkama yaslandım.

"Nereden geldi bu eskiler durup dururken?" dedim samimi olduğumu belli eden bir sesle. Bu kederli durumu ve buğulu gözleri içimi sızlatmıştı, ne olursa olsun benim silah arkadaşımdı. Bir sorunu varsa çözmek için elimden geleni yapardım. Gözleri bir anlığına gözlerimi bulsa da bakışlarını kaçırıp önüne döndü.

"Birbirlerini seven insanlar görünce, bakışlarına bile yansıyan sevgiye şahit olunca..." devamını getiremeden sıkıntıyla kıstı gözlerini. Oldukça yorgun gözüküyordu, sanırım gece uyumamıştı. Bu durumu içtima sırasında da dikkatimi çekmişti ama sabah yorgunluğu olduğunu düşünüp üstünde durmamıştım fakat şimdi anlıyordum ki sabah yorgunluğu değil hayat yorgunluğuydu üzerindeki.

"Anlat, kim yaraladı seni bu kadar? Kocaman adamsın şu haline bak." dedim çenemi kaldırarak. Güldü. Sahici bir gülümseme değildi, acı bir tebessümdü dudaklarındaki. Fatih'in bu halini görünce daha da merak etmiştim hikayeyi. Duyguları yokmuş gibi görünen, çatık kaşlarının düzeldiğine hiç şahit olmadığım böylesine sert bir adamın bu duygusal hali ilginç gelmişti. Şu an duyguları yönünden savunmasız duruyordu.

"Ne güzel söylediniz. Başkası olsa kırgın, üzgün derdi ama ben yaralıyım komutanım, haklısınız." dedi sıkıntılı bir konuşmaya başlayacağını belli eden bir nefes verdikten sonra. Cebimden çıkardığım paketten kendime bir sigara alırken Fatih'e de uzattım. İlk önce kararsız kalsa da geri çevirmeden aldı.

"Konuyu merak ettim. Anlatmak istersen dinlerim." dedim başlaması için dinlemeye hazır olduğumu belli etmek amaçlı. Öne eğilip dirseklerini dizine yasladı ve yüzünü sıvazladı.

"3 sene kadar önceydi, ben Şırnak'ta görev yapıyordum. Çok yoğun çalışıyorduk tabii o zamanlar da ortalık karışık. Memlekete gideceğim diye çok heyecanlıyım. Nişanlımı, ailemi göreceğim. Zaten babam ben 11 yaşındayken vefat etmişti bir tek annemle erkek kardeşim var, bir de nişanlımı aile görmüşüm kendime." dedi ve duraksayıp bana döndü. Kafamı salladım devam etmesi için.

"Ben bunları ilk defa birine anlatıyorum, o yüzden ne diyeceğimi pek bilemedim." diyince tebessüm ettim.

"Anlat, duvara anlatır gibi. Ben de duvardan farklı değilim, kasma kendini." dedim gülerek. Fatih de güldü bu söylediğime.

"Yok, aslında siz hepimizden yaralısınız da alışmışsınız. Yani duygularınızı saklamaya alışmışsınız. Size duvar demek duvara haksızlık." dedi haklı bir tespitte bulunarak. Ben duygularımı saklamaya alışkındım, 9 yaşımdan beri.

"Yine lafını soktun yani!" dedim son cümlesine gözlerimi devirip sahte bir şekilde sitem ederek.

"Her zaman." dedi gülümseyerek.

"Ee hikaye yarım kaldı?" dedim konu bana dönünce.

"Kaçamayacağım yani?" dedi dudaklarını birbirine bastırarak.

"Kaçmak gibi bir niyet göremiyorum sende. Hemen anlatmaya başladın. Belli ki içinde tutmakta zorlanıyorsun. Anlat çözeriz belki."

"Çözülmez komutanım ama haklısınız, anlatsam belki içimdeki yangın biraz söner. Ne diyordum?" dedi gözlerini kısarak.

"Şırnak'ta çalışıyordun, nişanlın vardı." dedim hatırlatmak için.

"Heh işte neyse. Sınırda sıkıntılı bir görev vardı. Gitmeden önce aradım bizimkileri, hayatımda olan 3 kişiden helallik aldım. Geri dönemezsem üzülmeyin konuşması, klasik. Ben sandım ki beni bekleyen birileri var, salağım ya ben!" dedi sitemle. Birkaç saniye durup derin nefesler aldıktan sonra devam etti.

"Gittik göreve, 1 ay dağda anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Yaralandım ama dönemedim, kardeşlerimi şehit verdim, komutanımı şehit verdim. Hayatımın en kötü anlarını yaşadım ben ve hep beni bekleyen bir ailem var diye tutundum hayata. Görevden döndük ama haber vermedim bizimkilere, sürpriz yapayım, mutlu olsunlar dedim. Dedim ama demez olaydım. Döndüm Muş'a, daha anamın elini öpmeden kendimi nişanlımın evinde buldum. Görüşmeyeli 6 ay olacak neredeyse, özlemişim tabii. Heyecanla çaldım kapıyı ama içimde bir huzursuzluk var, hissettim sanki. Kapıyı kız kardeşi açtı, beni görünce telaş yaptı." sinirle yumruklarını sıkarken öfkesini sigarandan alır gibi ezdi izmariti.

"Ablam evde yok dedi ama yalan, sesi geliyor içeriden. Sinirli adamım ben de bilirsiniz, daldım içeriye. Erkek kardeşimle nişanlım bir koltukta el ele. Yok dedim, olmaz. Biri kardeşim biri nişanlım. Yanlış anlamayın komutanım biz 4 sene sevgili olduktan sonra yaptık nişanı, seviyorduk birbirimizi. Yani ben öyle sanıyordum." derken sesi titremiş, gözleri dolmuştu. Fatih Şen şu an bana içini açıyordu ve ben şaşkınlıkla tepkilerini izliyor, anlattıklarını dinliyordum. Hiçbir yorum yapmadan sessizce oturuyordum.

"Açıklama telaşına bile girmediler. Nişanlımın elinde bizim nişan yüzüğümüz varken erkek kardeşimin elini tutuyor, ben o görüntüyü görünce inanamadım. Hızla çıktım evden, ne yapacağımı bilemiyorum. Annemin yanına gittim, sinirle bağırdım çağırdım. Bana ne dedi biliyor musunuz? 'Sen asker adamsın, aşk seni zorlar. Hem onlar birbirini daha çok seviyor.' dedi gözlerimin içine baka baka. Anamın bile haberi varmış, o bile beni sırtımdan bıçaklamış."

"Anne!" diye evin kapısını yumruklayan Fatih sinirden delirmek üzereydi.

"Oğlum?!" kapıda asker oğlunu gören anne şaşkınlıkla açmıştı kapıyı. 6 aydır görmediği oğlu gelmişti ama öfkeden köpürüyordu.

"Yasin'i gördüm anne, İpek ile! Benim nişanlımla el ele!" Fatih eve girdikten sonra bir sağa bir sola yürüyor kendini sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Oğlum sakin ol."

"Ne sakinliği anne?! Nişanlımla kardeşim diyorum! Öldüreceğim onu!" kadın oğlunun sinirini biliyordu. Fatih küçüklüğünden beri sinirlendi mi gözü hiçbir şey görmezdi ve bu haline bakılırsa gerçekten de kardeş katili olması an meselesiydi.

"Sakın Fatih! Bir sakinleş, otur konuşalım!" dedi kadın oğlunun elini tutup koltuğa oturturken.

"Anne İpek ya İpek! İpek ve Yasin! Delireceğim, ben ne yapayım şimdi?!" dedi çaresizlikle Fatih. Koskoca adamın sesi titremişti, sinirden cümleleri tamamlayamıyordu.

"Çekil aralarından oğlum." dedi annesi sakin bir sesle.

"NE?!" Fatih'in haklı tepkisi daha doğrusu isyanı karşısında kadın gayet sakin bir şekilde karşılık verdi.

"Sen asker adamsın oğlum. Aşk senin sırtına yük olur, zorlar seni. Ben de kızdım, çok söyledim ama sevmişler birbirlerini. Çok sevmişler oğlum ne yapalım?" dedi kadın acımasızlıkla. Bir anne evladına bunu nasıl der diye düşündü Fatih. Elini annesinin sıcak avuçlarından kurtardı ve ayağa kalktı.

"Dalga mı geçiyorsun sen benimle?!"

"Kuzum bir sakinleş, bak yeni geldin hem bir sana sarılayım. Onları düşünme sen, her şey olacağına varır." diyen kadın anneydi. Bu cümleyi kendi evladına kurarken çekinmeyen bir anne...

Fatih o gün, bu konuşmanın üzerine evin kapısını çarpıp çıkarken bütün ailesini öldü saydı. Annesini, kardeşini ve nişanlısını da babasının yanına gömdü gibi düşündü. Beynini öldüklerine ikna etmeseydi kendine hakim olamayıp o öldürecekti çünkü.

"Nişanlımın ailesi, anne baba dediğim insanlar, kardeşim gibi gördüğüm kız, herkes biliyormuş. Annem biliyormuş da tamam demiş daha ötesi var mı komutanım?" duyduklarıma karşı olan şaşkınlığımı gizleyemezken kaşlarım kalkmış, dudaklarım aralanmıştı ama bir şey söyleyemedim. Bu kadarı da olmazdı.

"Bundan fazlası olamaz derken bir sene sonra annem aradı. Kardeşimin düğünü varmış, abisi olarak gelmeliymişim." dedi gülmeye başlarken.

"İki ay önce de oğlu olmuş kardeşimin. Tebrik için aramadım diye annem dün akşam arayıp beni evlatlıktan ret ettiğini söyledi. Benim gibi kıskanç bir adam onun oğlu olamazmış, insan kardeşinin mutluluğuyla mutlu olurmuş... Sövdü, saydı kapadı telefonu. Ben çoktan silmiştim onları zaten ama ister istemez kötü hissettim. Kardeşim ve eski nişanlımın çocuklarına altın takmadım diye anamdan oldum." dedi gülmeye devam ederek.

"Oha!" dedim kendime hakim olamayıp. Ağzımdan çıkan şaşkınlık nidasına karşın Fatih kafasını sağa sola sallayıp güldü ve bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Dolan gözlerini saklamaya, hazırda bekleyen yaşlarını geri göndermeye çalışıyordu.

"Oğlum bu ne ya?! Annene mi kızayım, kardeşine mi, nişanlına mı? Bu nasıl hikaye?!" dedim sitem etmeye devam ederek. Sitemim bu adama bunları yaşatanlaraydı.

"Ben nişanlımdan yediğim kazığın üzerine anamın sıcak ellerini bırakınca tövbe ettim. Beni doğuran annem bile bana bunu yaptıysa bir daha hiçbir kadına güvenmem diye yemin ettim ama sanırım yeminimi dün itibariyle çiğnedim. Çarpılırsam sorumlusu sizsiniz." dedi Fatih gülmeye çalışarak. Elimi omzuna koyup sıktım destek olmak ister gibi.

"Sıkma kendini, mutlu olmak ya da güçlü durmak zorunda değilsin."

"Bunu sizden duymak ayrı komik." dedi imayla. Benim de yaralarıma rağmen güçlü durmam hakkında bir imaydı bu.

"Güçlü olacaksın tabi ki, benim askerimsin bir kere. Ama şimdi gerek yok, kendini ve duygularını biraz özgür bırakmalısın yoksa dün bende olduğu gibi ansızın yıkılırsın Fatih. Seni anlıyorum diyemem, benim bir annenin ihanetini anlayabilmek için çok şeye ihtiyacım var. Ama destek olmak isterim, komutanına ağlayabilirsin." dedim sonunda göz kırpıp dalga geçer gibi.

"Sizin de aileniz yok değil mi?" dedi çekingen bir ifadeyle. Kafamı salladım.

"Nerden öğrendin bunu?" dedim merakla. Sitem ya da sinir yoktu, hesap sormuyordum. Saf merak vardı sesimde.

"Göreve giderken ya da döndükten sonra kimseyi aramıyorsunuz. Kendinizi tehlikeye atmaktan çekinmiyorsunuz. Son operasyonda Topal'ın arkasından ikimiz de düşünmeden koştuk, kaybedecek şeylerimiz yok çünkü." dedi. Düşündüğümden daha fazla gözlem yapıyordu ve sanırım arada beynini kullanıyordu.

"Benim abim var. Kaybedecek birisi var yani." dedim itiraz ederek. Fatih bana yandan bir bakış atıp yarım ağız güldü.

"Ne şimdi bu?" dedim tepkisini kastederek.

"Boran binbaşıya abi diyen diliniz. Gönlünüz de o kadar emin mi?" diyince kaşlarımı çattım. Ben kabullenmiştim, abim olarak görüyordum. Abi demekten başka ne yapacağımı bilmiyordum ki. Ben 28 sene sonra kardeş olmayı öğrenmeye çalışıyordum.

"Düşündüğünüze göre içinizde bir yerlerde kabul edememişsiniz. Hem benim peşimden koşarken bir kez olsun aklınıza geldi mi binbaşı?"

Haklıydı. Ben normalde olduğu, hep yaptığım gibi hiçbir şey düşünmeden koşmuştum. Tek düşüncem görev başarısıydı. Sanırım ben iyi bir kardeş olamıyordum. Hayatıma tam olarak dahil olamaması benim hareketlerim yüzündendi ama daha fazla ne yapabilirdim bilmiyordum.

"Ulan Fatih beni de derde soktun! Abim işte." dedim bıkkınlıkla. Boynunu büktü.

"Siz öyle diyorsanız öyledir."

"Hadi kalk, yarın görev var git uyu kendine gel. Böyle olursan operasyona dahil etmem seni." dedim yerimden kalkarken. Kafasını sallayıp yavaşça ayağa kalktı.

"Gideyim erlerin yanına." dedi gözlerini devirerek.

"Benden de selam söyle arkadaşlarına." dedim alayla. Fatih söylene söylene uzaklaşırken ben de onunla birlikte binaya girmiş, odama gitmiştim.

Sabah gün doğmadan uyanıp operasyon için hazırlanmış ve abime hazır olduğumuza dair haber vermek için odasına gitmiştim ama yoktu. Bu gece nöbetçi olan ere sorduğumda yaklaşık 1 saat önce çıktığını söylemişti. Bugün görev olduğu belliydi ve bizim karargah ayağımız olarak bizi yalnız bırakması garipti ama demek ki işi o kadar önemliydi.

Abimi bulamayınca daha fazla oyalanmadan bahçeye çıktım. Timin hazır bir şekilde aracın önünde beklediğini görünce yanlarına gittim ve önlerinde durdum.

"Günaydın." dedim hepsine göz gezdirirken. Yeterince uyanmış duruyorlardı.

İsmail hariç hepimiz sivil giyinmiştik ve yanımızda sadece tabancalarımız vardı. İsmail sahaya inmeyip çatıdan, keskin nişancı olarak operasyona katılacağı için üniformalarını giymiş, tüfeğini almıştı. Savaş'ın da yanında sırt çantası vardı. Bomba imhası için gerekli malzemeleri yanına almıştı.

"Sağ ol!"

"Hazır mısın Erce?"

"Daima hazır!" hepsinin kendinden emin ve gür sesle söylediği şey karşısında memnun bir şekilde gülümsedim ve ellerimi arkamda bağladım.

"Bu operasyonda hata şansımız yok. Hepinize güvenim tam, Allah yardımcımız olsun."

"Sağ ol!"

"Rahat. Geç kalmadan gidelim ve sorunsuz bir şekilde geri dönelim. Yoksa Boran binbaşı beni timden atacak." dedim biraz alay biraz ciddiyetle.

"Allah korusun komutanım!" dedi Enes.

"Amin Şeker amin. Yanınıza yedek şarjör aldınız mı?"

"3'er tane aldık komutanım." dedi Savaş. Kafamı salladım.

"Polisler de bizimle olacak, silaha gerek kalmayacağını umuyorum." dedim ve boğazımı temizledim.

"Hadi Erce Timi, gidip bir an önce halledelim şu işi!"

"Emredersiniz komutanım!"

"Araç bin!" askeri araca bindikten sonra merkezdeki karakola gitmiştik. Ordan sonrasını yürüyerek devam edecektik, İsmail ve diğer 3 keskin nişancı biz karakolda planın üzerinden geçerken alana gitmiş, ortalık kalabalıklaşmadan çatılara yerleşmişti.

Ne olacağını, nasıl bir şeyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz için detaylı bir plan yapmamıştık. Toplam 17 kişi meydanda olacaktık ve birbirimizden çok uzaklaşmadan sokaklara dağılacaktık. Şüpheli birini görünce de müdahale edecektik.

Herkes hazır olduktan sonra tek tek karakoldan çıkmış, meydana yakın sokaklara dağılmıştık. Ben, Savaş, Enes ve polislerde 4 kişi turist gibi gezerken geri kalanlar buranın yerlisi gibi dükkanlarda duracak, kahvede oturacaktı.

"Ortam çok kalabalık." dedi Kemal kulaklıktan.

"Gözünüzü dört açın, kaçırma şansımız yok." dedim burnumu kaşır gibi yapıp konuşurken. Dikkat çekmeden ara sokaklarda geziyor, dükkanların vitrinlerine bakar gibi yapıp camın yansımasından etrafı kontrol ediyordum.

"Etrafta şüpheli bir şey var mı?" dedi polislerden biri. Tanışmıştık ama kalabalıklardı ve seslerinden kimin konuştuğunu pek anlamıyordum.

"Şimdilik temiz."

"Meydandaki çeşmenin oradayım, üç kişilik bir grup dikkatimi çekti. Yaşları 35 civarı, dağdan gelmiş gibiler." dedi Fuat.

"Tamam, gözün üzerlerinde olsun." dedim.

"Anlaşıldı."

"Burası normalden kalabalık olmaya başladı bir anda." diyen Salih çok haklıydı. Gereksiz bir kalabalık vardı.

"Bu işin içinde iş var." dedi komiser.

"Bana da öyle geliyor." dedim bir antikacının önünde durup cama bakmaya başlayarak.

"Komutanım eczanenin önünde şüpheli şahıslar var. 2 kişi. Ellerinde valizle alana yaklaşıyorlar." dedi İsmail.

"Fırın önü 3 kişi, şüpheli büyük çanta var." dedi başka birisi.

"Komutanım iki adam bebek arabasıyla meydanın ortasına ilerliyor. Araba kapalı şüpheli hareketleri var, çevre kontrolü yapıyorlar." biri daha bilgi geçince gözlerimi kıstım.

"Ne oluyor amına koyayım?!" dedi Fuat sinirle.

"Biri bedenine oranla epey büyük bir montla kuyumcuların önünden geçti hızla alana giriyor. Canlı bomba şüphesi var, tedirgin." derin bir nefes aldım. 4 keskin nişancı, 4 farklı istihbarat. Bu işin içinde çok büyük bir iş vardı.

"Komutanım ne yapacağız?!" dedi Salih telaşla.

"Sakin olun." dedim düşünmeye devam ederken. Bir yandan da etrafta gözlerimi gezdiriyordum. Aklımdaki asıl soru; bu bir hazırlıksa, hazırlık neyeydi? Bizim geleceğimizi mi biliyorlardı?

"Bana göre saat 3 yönü bir kişi tedirgin hareketlerle elindeki büyük ve ağır olduğu belli olan bir çantayı yere koydu." dedi Savaş.

"Benim görüşüm net. Atış için izin istiyorum." dedi İsmail.

"Hayır. Müdahale etmeyin." dedim gözlerimle çarşaflı kadını takip ederken.

"Öneriniz nedir?" dedi polislerden biri.

"Hepsini alın. Aradığımız kişi bunlar değil, dikkat çekmeye çalışıyorlar." dedim kendimden emin bir şekilde.

"Komutanım çarşının başında bir araç var, ellerinde telsiz var. Polis değiller." dedi Fuat. Çarşaflı kadının eli kulağına gidince hızlı adımlarla ona doğru yürümeye başladım. Kulağında kulaklıkla iletişime geçmiş olmalıydı.

"Meydanın ortasındaki kahvenin önünde, siyah çarşaflı şahıs. Keskinler ona odaklanın, müdahale edeceğim. Savaş hazır mısın?" dedim sakinlikle.

"Geliyorum." dedi Savaş. Bombayı patlamadan imha etme kısmı ona düşüyordu.

"Görüşüm temiz, çarşafın arkasında kabartılar var." dedi İsmail.

"Ben de görüyorum." dedi başka bir keskin.

"İsmuş kadının götünü bomba sanmadın değil mi?" dedi Salih şuursuzca. Derin bir nefes alıp gözlerimi devirdim.

"Salih namluyu sana döndürmemi istemiyorsan sesini kes!" dedi İsmail sinirle.

"Şaka yaptım, sakin ol." dedi Salih korkarak. Bizim timde gerizekalı bir iki değildi ki!

"Komutanım! Çarşaflı şahsı net bir şekilde görüyorum, kadın değil!" dedi keskin nişancılardan biri.

"Aracın başında duranları alın!" dedim polislere hitaben.

"Anlaşıldı."

"Acar hemen arkandayım." dedi Savaş. Açıkçası biraz gergin ve tedirgindim.

"Adamı alıyorum." dedim ve adımlarımı hızlandırdım. Önümdeki adam tam köşeyi dönüp meydana ulaşacakken ani bir hareketle ellerini tutup arkaya çevirdim ve bedenini öne eğdim. Elinde kumanda varsa diye ellerini tutmuştum. Sert bir hamle yapamıyordum çünkü bomba patlayabilirdi. Savaş koşarak yanıma geldi ve çarşafı çekti. Adam elimde debelenmeye devam ederken daha sıkı tuttum.

"Rahat dur!" dedim sinirle. Kemal ve Enes de yanımıza gelirken çarşafın kalkmasıyla açığa çıkan düzeneği görünce Savaş'la bakışlarımız kesişti.

"Siktir!" dedi Enes şokla.

"Zamanlı mı?" dedi Savaş adama dönerek. Adam hiçbir tepki vermeden bakmaya devam edince sert bir şekilde dizinin arkasına vurdum ve yere çökmesini sağladım. Saçlarından tutup arkaya asıldım ve yüzünü kendime çevirdim.

"Ah!"

"Cevap ver." dedim sert bir sesle.

"Zamanlı." dedi yüzünü buruşturarak.

"Ne kadar zaman var?"

"Bilmiyorum, söylemediler." dedi. Doğru söylüyordu, beden hareketlerinden belliydi. Adamın saçlarını bırakıp Savaş'a döndüm.

"Ne kadar zaman lazım?"

"Minimum 15 dakika."

"7 dakikaya bitirirsin o zaman." dedim. Savaş gözlerini büyütüp ağzını açmıştı ki bir şey diyemeden kulaklıktan polislerin sesi duyuldu.

"Adamları aldık."

"Anlaşıldı." dedim Savaş'a gözlerimle bombayı işaret ederek. Savaş bir şey demeden adamın üzerindeki düzeneği incelemeye başlayınca Kemal'e döndüm.

"Sivilleri uzaklaştırın. Bu alana şerit çekilecek." Kemal ve Enes baş selamı verip uzaklaşırken derin bir nefes aldım ve Savaş'a baktım.

"Halledeceğim." dedi bakışlarımı hissetmiş gibi. Gülümsedim.

"Şüphem yok zaten." dedim. Savaş'ın yüzünde keyifli bir gülümseme yer edinirken çantasını açtı ve malzemeleri çıkardı.

"Yeleği çıkartmamız lazım." dedi bana dönerek. Kafamı salladım.

"Hareket edersen çatıdaki 4 keskin nişancıdan biri tarafından beynine kurşunu yersin." dedim elimdeki teröriste. Korkuyla kafasını salladı. Biz dikkatli ve havaş hareketlerle yeleği çıkarmaya başlarken oldukça gergindim. Bu bomba patlarsa çok fazla kişi zarar görebilirdi. Stresimi bastırmak için derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim. Şubat ayının soğuk havasına rağmen alnımdan akan terler yanaklarıma süzülüyordu.

"Sakin ol, sorun çıkmayacak." dedi Savaş yumuşak bir sesle.

"Ben sakinim." diyince Savaş bir anlık bana baktı ve güldü.

"Belli." dedi imayla. Bir şey demeden son hamleyi de yapıp yeleği çıkardıktan sonra adamı yere yatırdım ve ellerini bağladım.

"Benim suçum yok! Zorla giydirdiler!" dedi bozuk bir Türkçe ile.

"Aynen." dedikten sonra ensesinden tuttum ve yarı oturur pozisyonda olacak şekilde yanımızdaki duvara yasladım.

"Seninle sonra ilgileneceğim. Şimdi sadece sus."

"Bu patlasaydı senin DNA'nı bile bulamazdık, nasıl bu kadar salak olabiliyorsunuz anlamıyorum!" dedi Savaş isyanla.

"Bu gerizekalı DNA ne demek biliyor mu onu sorsana önce." dedim alayla.

"Doğru. Hiçbir şey uğruna patlamayı göze alan piçten çok şey bekliyorum."

"Biz ülkemiz için savaşırız!" dedi terörist çıkışarak. Savaş küçük bir kahkaha attı.

"Sakin ol Peter Pan, varolmayan ülkeye göndereceğim seni bu gece, söz." dedi Savaş gülmeye devam ederken. Kulaklıktan gelen gülme sesleriyle birlikte bir şey demek için ağzını açan teröriste sert bir yumruk attım. Gücümü ayarlayamamış olmalıyım ki bayılmıştı.

"Sana konuşma demiştim." dedim baygın ite bakarak.

"Çözüm yönteminize bayıldım komutanım." dedi Savaş alayla. Omuz silktim.

"4 dakikan kaldı üsteğmenim haberin olsun." dedim.

"Komutanım siz bomba çözerken odaklanmak için şarkı, türkü falan mırıldanmıyor musunuz?" dedi Salih. Yine beni şaşırtmayıp olağanüstü saçma bir soru sormuştu.

"Dikkatini dağıtmasana adamın!" dedi Kemal sitemle.

"Şiir de mi yok?" dedi Salih.

"Şiir işini Kaçık yapıyor." dedi Savaş sakinlikle. İşine o kadar odaklanmıştı ki konuşan o değilmiş gibiydi.

"Senin için bir şiir yazdım Tekin. Uzun zamandır üzerinde çalışıyorum hatta." dedi Fuat sesine yansıyan keyifle.

"Heyecanla bekliyorum komutanım!"

"Arada kullansa keşke beyin!

Sus demedik mi sana daha demin?

Acar'dan yiyecek dayağı kesin,

Gerizekalıdır Tekinsiz Tekin!" Fuat'ın coşkuyla okuduğu şiir karşısında kendimi tutamamış ve küçük bir kahkaha atmıştım.

"Tebrik ederim, gerçekten iyi bir şiir oldu." dedim gülmeye devam ederken.

"Çok alındım, naif kalbim kırıldı." dedi Salih söylenerek.

"Komutanım bana bir şiir yazar mısınız?" dedi Enes.

"O da başka operasyona kalsın." dedi Fuat. Tüm yaratıcılığını az önce kullanmıştı sanırım. Bir süre sessizlik ve gerginlik eşliğinde Savaş'ı izledikten sonra tam 'hadi' diye sitem edecektim ki Savaş ellerini düzenekten çekti.

"Bomba etkisiz hale getirildi." dedi kollarını esneterek. Saatime baktım ve gülümsedim. Ben 7 dakika demiştim ama bu kadar hızlı beklemiyordum açıkçası. En iyi tahrip uzmanı ünvanını sonuna kadar hak ettiğini bir kez daha kanıtlamıştı.

"Tam zamanında. Hadi şu al da gidelim." dedim ayağımla baygın yatan teröristi dürterek.

"Sen bayılttın ben niye taşıyorum?" dedi sahte bir sitemle.

"Benim yardımcımsın diye." diyerek arkamı döndüm ve bizimkilerin yanına yürümeye başladım. Savaş arkadan söylenmeye devam ederken karşıda gördüğüm Fuat'a Savaş'a yardım etmesi için başımla işaret verdim.

"Komutanım çevre tekrar kontrol edildi başka bir sıkıntı yok." dedi yanıma gelen polis memuru.

"Tamamdır. Tebrik ederim kusursuz bir operasyondu." dedim ciddiyetle.

"Sağ olun komutanım."

"Erce Timi toplanın, dönüyoruz."

Hepimiz toplandıktan sonra geri kalanı polislere bırakıp yakaladığımız teröristlerle birlikte karargaha dönmüştük. İyi bir operasyon olmuştu ve bu görevin sonunda kimseyi dövmemiştim. Bence abimden bir tebrik duymayı hak ediyordum. Karargaha geldikten sonra üzerimizi değiştirip terörist sorgularına girmek için dinlenme odasında buluşmuştuk.

"Komutanım bu sefer sorguya ben gireceğim değil mi?" dedi Savaş sırıtarak.

"Geçen sefer İsmail'le baya iyiydik aslında ama..." dedim gözlerimi kısıp İsmail'e bakarak.

"Aman komutanım! Bence de Savaş komutanım girsin, ben sorguya uygun değilim bence!" dedi panikle. Bu haline gülüp kafamı salladım.

"İyi o zaman. Savaş sen-" sözümü kesen dinlenme odasının kapısının hızla açılması oldu. Kapı sert bir şekilde duvara çarpıp geriye kapanmak üzereyken abim araya ayağını koydu ve odaya girdi. O kadar öfkeli gözüküyordu ki sadece gözleri çok kötü bir haber vereceğini haykırıyordu.

"Toplantı odasına! Hemen!" diyen ve geldiği gibi hızla odadan çıkan abimin arkasından odada derin bir sessizlik oldu. Ben görev hakkında tebrik beklerken bu şekilde karşılanmak garip olmuştu. Dışarıda olan işinin bu siniryle bir ilgisi var mıydı ve ne oluyordu çok merak etmiştim.

"Sanırım çok kötü bir şey yaptık." dedi Fatih.

"Bu sefer boku yemiş olmamız lazım." diyerek Fatih'e katıldı Fuat.

"Gidelim, bakalım ne olmuş." dedim ve derin bir nefes alıp odadan çıktım.

Bölüm sonu

7 yorum