İçeriğe geç

ABİS

Bölüm 22 · 8 dk okuma

ABİS

Bölüm 22

22

Ruhumun huzurla dolmasını sağlayan görkemli gölün ortasında, kusursuz manzaranın büyüsüne kapılmış bir bedenden ibarettim şuan. Aslında manzaramın güzelliğinden kastım etraftaki olağanüstü güzellikleri bile gölgede bırakacak bir adama dalıp dalıp gitmemdi. Saatlerdir manzarayı izleme bahanesiyle gözlerimi Rüzgar'a dikmiş, kusursuz yüzünün her milimini ezberlemiştim. Öyleki gözlerimi her kapattığımda koca bir karanlıktan ziyade onun mükemmel yüzü doluyordu zihnime.

Rüzgar saatlerdir çektiği kürekleri bırakıp düşüncelerimi bölmek adına "Nasıl, beğendin mi?" diye sordu. Rüzgar'ın bu sorusuyla bakışlarımı ondan çekip etrafı incelemeleri için yönlendirdim.

Dört bir taraftan da karaya çok uzaktık. Kendimi sanki gölün tam ortasında gibi hissediyordum çünkü çok uzaklarda gördüğüm karalar bana eşit mesafede gibi geliyorlardı. Masmavi göl neredeyse batmak üzere olan güneş ışıklarının parıltısıyla şehvetini arttırmış, muazzam bir görünüşe ulaşmıştı.

"Çok beğendim." dedim etraftan gözlerimi alıp ona bakarak. Rüzgar biraz beni inceledikten sonra "Annem hep, 'Siz erkekler için mutluluk kaynağı kadınların gülümsemesi olmalı.' derdi. Şimdi ne demek istediğini anlıyorum." dedi. Rüzgar'ın bu cümlesinden sonra gülümsememdeki duygulara bir de hüzün bulaşmış, bakışlarım önüme düşmüştü. O, her annesinden bahsedince gözümün önünde annesinin cansız bedeni beliriyordu. Annesini tanımamama rağmen kalbime dolan acının, Rüzgar'ın kalbindekinin yanında bir toz tanesi kadar bile büyüklüğünün olmaması daha da acı bir şeydi. Acılarımızı karşılaştıracak olsam, benim kalbime biri üflerken onun kalbinde fırtınalar kopuyordu diyebilirdim.

"Annelerimiz ne kadar güzel miraslar bırakmış bize değil mi? Mesela bu konuyla alakalı benim annemde 'Kadınlar çiçek gibidir. Dalından kopartılınca solup toprak olur.' demişti."

O anda ne paranın ne de arsanın hükmü kalmamıştı gözümde. Şunu fark etmiştim ki bir annenin yada bir babanın evladına bırakabileceği en güzel mirastı nasihatleri.

"Ne güzel söylemiş." dedi Rüzgar. Ona başımı sallayıp gülümsedim. Ben gülümsediğim zaman gözlerinin içindeki o ışıltının büyüdüğünü fark edebiliyordum. Bunu görmek beni çok mutlu ediyordu.

Kendimi o anda sanki bütün kelimeler tükenmiş, konuşulacak hiçbir şey kalmamış gibi hissetmiştim. Oysa ne kadar çok şey vardı konuşulacak. Rüzgar bu durumu anlamış olacakki ortamdaki sessizliği bozup bana bir soru yöneltti.

"Bana geldiğin akşam seni bir adam getirmiş. Kimdi o?"

Rüzgar'ın bu sorusu karşısında zihnimin geçmiş sandığından o gece onun tarafından evden yaka paça atılmadan önceki hatıramı çıkarıp "Geceydi. Hiç taksiye rastlamadım. Birçok arabayı durdurmaya çalıştım ama hiçbiri durmadı. O kadar çok istiyordum ki o gece senle konuşmayı bende gelen bir motorun önüne atladım." Duraksadım. Motorcunun Savaş olsuğunu söylesemmi diye düşündüm kısa bir süre. Sonra iç sesimin de uyarılarını dikkate alarak "O kişinin Savaş olduğunu karanlıkta fark edemedim." dedim.

Rüzgar'ın yüzündeki ifade birden koyulaşırken içimdeki korku tomurcukları boğazımdan yukarı tırmanmaya başlamışlardı.

"Gerçekten Rüzgar. Onunla nasıl denk geldim anlamadım."

Rüzgar derin bir nefes alıp "Sonra ne oldu?" diye sordu.

"Kapının önünde bayılınca Savaş'ta beni kendi evine götürdü."

Rüzgar'ın sinirlendiği o kadar belliydi ki bu beni daha da çok korkutuyordu.

Kaskatı kesilen çenesini biraz gevşetip "Hepsi benim suçum. O yüzden ne sana nede o herife kızmaya hakkım yok. Ben sadece kendime kızıyorum. Aptallıklarıma kızıyorum." dedi.

"Hayır Rüzgar. Aptallık falan değildi yaptığın. Böyle düşünme."

Rüzgar yüzünü biraz daha gevşetip "Bir daha böyle bir şey asla olmayacak." dedi.

Gülümsedim. Onun sözlerine olan güvenim tamdı. Bu yüzden bir daha asla böyle bir şey olmayacak diyorsa, olmayacaktır.

Hava hafiften kararmaya başlamıştı ve gittikçe kaybolan güneş ayın serinliğine emanet ediyordu bizi. Ellerimi bedenime sarıp biraz da ayın aydınlattığı gölü seyrettim.

"Üşündün mü?" diye sordu Rüzgar. Aslında çok fazla üşümemiştim ama yinede Rüzgar'ın bu durumda ne yapacağını çok merak ettiğim için kafamı olumlu anlamda salladım.

Rüzgar kayığın arkasında bulunan sandık gibi kutuyu açıp oradan ince bir battaniye çıkardı. Battaniyeyi bana uzatıp "Bu mevsimde seni buraya getirmişsem önlemimi de almışımdır." dedi. Yüzümdeki gülümseme biraz daha büyürken battaniyeyi omuzlarıma attım.

"Acıktın mı?"

Rüzgar'ın bu sorusu karşısında midemle kısa bir istişare yaptıktan sonra olumlu anlamda başımı salladım. Kayığa koyduğu piknik sepetini açıp "Bakalım burda neler varmış?" dedi ve iki tane sandviç çıkarıp birini benim önüme diğerini de kendi önüne koydu. Aramızda duran ve kayığın bir kenarından diğerine uzanan tahta parçası masa görevini üstlenmişti. Sepetten portakal suyu çıkarıp iki tane plastik bardağa döktü. Her şeyi düşünüp hazırlaması gerçekten olağanüstüydü. Sandviçimdeki streçfilmi söküp bir ısırık aldım. Alt tarafı bir sandviçti ama Rüzgar'ın ellerinin değdiği ve tadının bana muazzam geldiği bir sandviçti.

"Ellerine sağlık." dedim portakal suyuna uzanarak. Rüzgar gülümseyip "Bakalım senin elinden ne zaman bir şey yiyeceğiz." dedi. Bu sitemindeki haklılık payı o kadar yüksekti ki ona geri cevap veremedim. Rüzgar daha çok gülmeye başlayınca "Ne oldu?" diye sordum.

"Utanınca çok şirin oluyorsun." dedi gülmeye devam ederek. O böyle söyleyince yanaklarım daha da ısınmıştı. Başımı öne eğip saçlarımın yüzümü saklamasına izin verdim.

"Yapma öyle." dedi Rüzgar. Neyden bahsettiğini anlamamıştım. Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerini yüzüme sabitleyip "Güzel yüzünden beni mahrum etme." dedi. Bu cümlesi beni kocaman gülümsetmişti. Her iki yanağımda da olan gamzelerim ortaya çıkmış, Rüzgar'ın bütün dikkatini çekmişe benziyordu.

"Aptalın tekiyim." dedi birden. Neden böyle bir şey söylemişti gerçekten anlam verememiştim. Bu yüzden sordum. "Neden?"

"Daha önce bu gamzeleri çıkartamadığım için." dedi elini yanağıma götürerek. Yanaklarım olduğundan daha fazla nasıl kızarabilir diye düşünürken Rüzgar'ın bu hareketi cevabım olmuştu. Kısa bir süre sonra Rüzgar elini yanağımdan çekip havada salladı. "Ah yandım." dedi ve öyle bir kahkaha attı ki, bu kahkahaya şahit olduktan sonra oracıkta can verseydim gam yemezdim.

Her ne kadar bu kahkaha çok hoşuma gitse de kendimi Rüzgar'a sitem etmekten alıkoyamadım. "Dalga geçme Rüzgar yaa!" dedim. Rüzgar biraz daha güldükten sonra kendini toparlayıp "Tamam." dedi ciddi bir şekilde. Onun böyle birden ciddileşmesi kısa bir süre durduktan sonra aynı anda gülmeye başlamamıza neden olmuştu. Ah kalbim! Sen ne güzel bir şey yaşıyorsun.

Hava iyiden iyiye kararmış artık Rüzgar'ı göremez olmuştum. Bu içime garip bir korku düşmesine neden olmuştu. Ben karanlıktan çok korkardım ve Rüzgar'ın orda olduğunu bildiğim halde onu göremediğim için içimde büyüyen korku tomurcuklarını susturamıyordum.

"Rüzgar," dedim Rüzgar'ın olduğu yere bakarak.

"Efendim."

"Hava karardı. Artık dönsek mi?" diye sordum.

Rüzgar tahminen başını geri atıp gökyüzüne baktı. "Sence de bu kadar güzel bir manzaya ayıp etmiş olmaz mıyız?" diye başka bir soru sordu bana. Bende başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Simsiyah gökyüzüne yıldızlar özenle dizilmiş harika ışıklarıyla kusursuz bir manzara sunuyordular bize. Evet. Rüzgar haklıydı. Böyle güzel bir tavanı bırakıp evin bomboş tavanına bakmak olmazdı.

"Çok karanlık." dedim tekrar Rüzgar'a bakarak. O sırada tam tepemde yanan bir ışıkla aydınlandı kayığın içi.

"İnanmayacaksın belki ama karanlıktan korktuğunu biliyorum." dedi ışığa bakarak.

"Nasıl?" diye sordum. Gerçekten ona bu konuyla alakalı hiçbir şey söylememiştim ve bunu biliyor olması beni çok şaşırtmıştı.

"Sadece gözlem yeteneklerim fazla gelişmiş." dedi gülerek. Sonra da bana doğru uzanıp "Gel." dedi. Elimi tutup beni yanına çekince kayığın zeminine uzanıp "Bu gece burda uyumaya ne dersin?" diye sordu. Gülümsedim. Bu fazla mı romantikti ne?

Rüzgar'ın yanına uzanıp bakışlarımı adeta bir toblo gibi gözüken gökyüzüne çevirdim. O sırada kayan bir yıldızla Rüzgar'la bakışlarımız kesişti.

"Yıldız kaydı." dedim heyecanla.

Rüzgar başını olumlu anlamada sallayıp "Gördüm," dedi ve ekledi "İlk defa."

"Daha önce hiç yıldız kayması görmedin mi?" Bu sorum karşısında gecemi sabote etmek için uyanan iç sesim "İlk defa kelimesinden ne anlıyorsun sen? " diye atıldı lafa. Ona kulak asmayıp Rüzgar'ın vereceği cevaba odaklandım.

"Gökyüzüne bakmayalı uzun zaman oldu." dedi hüzünlü bir sesle. Yüzümü buruk bir tebessüm kaplarken Rüzgar'ın elini tuttum. "O zaman benimle bir ilk yaşıyorsun." dedim güzel yüzünü incelereyerek. "Evet seninle bir ilk yaşıyorum ve bundan sonra bütün ilklerimi seninle yaşamak istiyorum." dedi ve alnıma ufak bir öpücük kondurdu. Gülümseyip bakışlarımı bizi aydınlatan yıldızlara çevirdim. O anda aklıma bir şey geldi.

"Benim gönlüm serhoştur

Yıldızların altında,

Sevişmek ah ne hoştur

Yıldızların altında."

Aklıma dolan bu dizeleri söyledikten sonra elimi kaldırıp yıldızlara uzanıyormuşçasına bir hareket yaptım. Rüzgar da elini kaldırıp havadaki elimi tuttu. Bakışlarımı ona cevirip "Mavi nurdan bir ırmak, Gölgede bir salıncak, Bir de ikimiz kalsak, Yıldızların altında." dizlerini söyledim ve sustum. Rüzgar'ın neşesi yerine gelmiş olacakki bir mısra da o söyledi.

"Yanmam gönül yansada

Ecel beni alsada

Gözlerim kapansada

Yıldızların altında."

O an fark ettim ki gözlerimin içine içine bakan bu adamın sesi hayatımda duyduğum en güzel seslerden biriydi.

"Bu şarkının Ömer Bedrettin Uşaklı'nın bir şiiri olduğunu biliyor muydun?" diye sordu Rüzgar.

Başımı olumsuz anlamda sallayıp "Bilmiyordum." dedim.

"Sayemde öğrenmiş oldun." dedi ve gülümsedi. Bende gülüp başımı Rüzgar'ın göğsüne koydum. Gözlerimi kapatıp "Birazdan uykuya dalacağım ve burası uyuduğum en unutulmaz yer olacak." dedim. Rüzgar saçlarımı koklayıp "İnan bana benimde öyle." dedi. O yıldızlara bakarken bende onun şahane kalp ritimlerini dinledim. Belki de aşık bir insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biri sevdiğinin kalp atışlarını dinlerken uyuya kalmaktır. Güm, Güm, Güm... Güm... Güm...

______🌙

Sabah olduğunda Rüzgar'ın elleriyle yaptığı ve piknik sepetinde yanımızda getirdiğimiz kahvaltılıkları yedikten sonra kaptan dümene geçmiş ve rotasını eve doğru çevirmişti.

Harika geçen gecenin ardından kendimi çok mutlu ve huzurlu hissediyorum. Bakışlarım bir an olsun kürek çeken Rüzgar kaptandan ayrılmıyordu.

"Bunu daha sık yapalım." dedim elimle kayığın kenarına hafifçe iki kez vurarak. Rüzgar gülüp "Tabi kürekleri sen çekmiyorsun ya." dedi. Bu konuda şaka kaptığını biliyordum ama yine de "Bende çekebilirim." dedim tek kaşımı meydan okur tarzda kaldırarak. "Çekemezsin demedim Derin. Sadece şaka yapıyorum." dedi ve birkaç kez daha kürek çekip "Çok çabuk gaza geldiğinin farkında mısın?" diye sordu. Geçmiş tecrübelerimi aklıma getirdiğimde resmen gazla çalıştığımı fark etmiştim. Olumlu anlamda başımı sallayıp "Galiba farkındayım." dedim. Rüzgar gülerek başını iki yana salladı ve kürek çekmeye devam etti. Gitgide karaya yaklaşırken gözlerim dün içinde harika zamanlar geçirdiğimiz evi aradı. Gördüğüm şeyle boğazıma oturan yumruyu temizlemem çok zor bir hâl almıştı. Rüzgar'ın arkasıda kalan ve gördüğü zaman onu yerle bir edecek görüntüye baktım bir süre. Gözlerim yavaşça dolarken bir damla yaş süzüldü sağ gözümden yanağıma doğru. Bu, olamazdı!

Bölüm sonu

7 yorum