İçeriğe geç

ABİS

Bölüm 20 · 9 dk okuma

ABİS

Bölüm 20

20

"Hadi hadi çabuk ol!" diye bağırdım kahkaha atarak. O kadar çok ıslanmıştıkki bir an önce şömineye koşmamız gerekiyordu. Rüzgar beni tekrar kucağına alıp "Demesi kolay küçük hanım." dedi. Evet gerçekten de demesi çok kolaydı.

Şöminenin önüne geçtiğimizde ikimizden de sular damlıyordu. Rüzgar beni yere oturtup "Beğendin mi yaptığını şimdi üzerimizi değişmemiz gerecek." dedi yanıma otururken. Islak saçlarına elimi daldırıp "Çok yakışıklı oldun." dedim gülünce sanki hatamı gizleyecekmişim gibi. Rüzgar iki elini arkasına koyup alaycı bir gülümseme takındı.

"Ben hep yakışıklıyım."

Bu söylediği gözlerimi devirmeme neden olmuştu. Evet hep yakışıklıydı ama biraz mütevazı olabilirdi canım.

Üşüyen ellerimi şömineye yaklaştırdığım sırada Rüzgar ayağa kalkıp "Bize giyecek bir şeyler bulmalıyım." dedi ve salonun sol tarafında bulunan dolaba doğru yürümeye başladı. Dolaptan kendine bir kazak ve bir pantolon çıkartıp kenara koydu. Benim içinse burdan görebildiğim kadarıyla bir tayt, uzun lila rengi bir sweatshirt ve bir sürü ıvır zıvır çıkarmıştı. Dolaptan aldıklarını bana getirip "Umarım kendin giyinebilirsin." dedi. Evet kendim giyinebilirdim ama bunlar kimindi? Çok kuvvetli bir tahmine sahiptim ama Rüzgar'ı üzmek istemediğim için bu tahminimi dile dökmemiştim.

Rüzgar tahminimce banyonun olduğu kapıya doğru ilerlerken ondan duyduğum "Of" sesi yüreğimi burkmuştu. Galiba annesinin ve babasının eşyalarını giyecektik şuan. Bu Rüzgar için dayanılmaz bir şey olmalıydı. Onu çok iyi anlıyordum. Hatta onu bir tek ben bu kadar iyi anlayabilirdim çünkü onunla aynı şeyi yaşamıştım. Bende annemi kaybetmiştim ve bu o kadar acı verici bir şeydi ki buna hâlâ nasıl dayandığımı anlayamıyordum.

Zor da olsa üzerimdeki ıslak kıyafetlerden kurtulup küçücük salonda biraz yürümeye çalıştım. Tam anlamıyla diklenemiyordum çünkü karnımdaki dikişler yüzünden canım yanıyordu. Ama birkaç adım da olsa yürümek bana iyi gelmişti. Salonda duran aynanın önüne doğru adımlayıp kendime baktım. Islak saçlarım ve ben, biraz fazla yorgun gözüküyorduk. Üzerimdeki sweatshirtü yukarı kaldırıp ıslanmış sargıma baktım. Galiba bu sargının değişmesi gerekiyordu. Gelirken eczaneye uğradığımızı hatırladım o anda. İllaki Rüzgar yaram için bir şeyler almıştır diye düşündüm. Mutfakta duran poşetlere gitmeden önce Rüzgar'ın hâlâ banyoda ne yaptığını merak etmeden duramıyordum. Kambur belimle banyo kapısına doğru ilerleyip kapıyı tıkladım.

"Rüzgar?"

Seslenmeme bir yanıt alamayınca kapıyı daha sert tıklattım. Ama yine bir cevap alamamıştım.

"Rüzgar bak giriyorum." diye seslendim. Ama yine bir cevap alamayınca yavaşça kapıyı açmaya başladım. Kapı açıldıkça içimdeki endişe kat sayısı daha da artıyordu. Kapı ardına kadar açılınca gördüğüm manzara kalbime kanın pompalanmasını zorlandıracak derecede üzmüştü beni. Rüzgar ıslak kıyafetlerle banyonun zeminine oturmuş babasının eşyalarına bakıyordu.

Banyoya çıkan bir basamağı kapının kenarlarına tutunup zorla çıktıktan sonra hızla Rüzgar'ın yanına gidip oturdum.

"İyi misin?" diye sordum endişenin elli tonunun da hakim olduğu sesimle.

Rüzgar bana cevap vermeyip kafasını geri yasladı. O sırada yüzünün bana dönük tarafından bir damla yaş süzülüp yere damladı. O anda kendimi o yaşa hapsedip bende dökülebilirdim yanaklarından. Onun gözünden düşen yaş, benim intiharımla eş değerdi.

"Annem gibi olmuşsun." dedi ağlamaklı sesiyle. Canının yandığı o kadar barizdiki, o anda bizi yağmura çıkaran aklıma milyonlarca küfürü dizmiştim.

"Rüzgar, özür dilerim." Ağzımdan zorla dökülen bu kelimeler ruhumu acıtmıştı. Rüzgar'ı bu hâle sokacağımı bilsem sonsuza dek o ıslak kıyafetlerle oturabilirdim. İllaki o kıyafetler bir gün mutlaka koruyacaktı. Ama Rüzgar'ın yaralı ruhunu nasıl toparlayacaktım ben?

"Özür dileme Derin. Senin suçun değil." dedi ayağa kalkarak. Beni de kollarımın iki yanından tutup ayağa kaldırdı. "Teşekkür ederim." dedi gözlerimin içine içine bakarak.

"Ne için?" Neden teşekkür ettiğini anlamamıştım. Onun için hiçbir şey yapamamıştım ki.

"Beni daldığım düşüncelerden çekip çıkardığın için. İyiki burdasın." Rüzgar bana sarılınca öylece kalakalmıştım. Bir eli sırtımdayken diğer eli başımın arkasındaydı. Kulağım tam kalbinin hizasına geliyordu. Bu bir kız için, sevdiği adamda olan ayrıcalıkların en güzeliydi. Ona sarılınca kalbinin sesini dinlemek gibi huzur verici bir şey hayal edemiyordum. Gözlerimi kapatıp bir süre bu sese odaklandım. Ve o an bir dua ettim içimden. "Allahım, kulaklarımı bu sesten mahrum etme."

Rüzgar beni kendinden uzaklaştırıp musluğu açtı. Elini yüzünü yıkayıp havluyla kuruladı. Bana aynadan bakıp "İzninle üzerimi değişeyim. Sonra oyunumuza kaldığımız yerden devam ederiz." dedi gülümseyerek. Ona hayretle bakıyordum. Üstündeki bu acıyı birden atıp nasıl olmuştu da bana gülümseyebilmişti anlam verememiştim. Onun bu gücünün karşısında hayranlıkla kalakalmıştım. Resmen içindeki acıyı kalbinin en derinlerine gömmüş benim görmeme engel olmuştu.

"Nasıl başardın?" Bu soru tamamen benden bağımsız dökülmüştü dudaklarımdan. Aklıma düşen ve istemsizce ağzımdan çıkan bu soru karşısında Rüzgar bana dönüp neyi kastettiğimi anlamaya çalıştı. Onun bu bekleyişi sırasında bir soru daha döküldü dudaklarımdan "Nasıl dayandın?"

Afferim seni zeki. Adamın modunu yine aşağı çektin.

Kafa sesim beni yargılamaya başlayınca düşüncelerim beynimde bir öteye bir beriye savrulmaya başladı. Dudağımdan dökülen bu istemsiz soruları sorduğum için hem mutlu hemde huzursuzdum. Rüzgar lavabonun kenarına yaslanıp gözlerini gözlerime kenetledi. Derin bir nefes alışından beni yerle bir edecek bir şey söyleyeceğini anlamıştım ama onu susturmadım. O yerle birken benim de onun yanında olmam gerekirdi.

"Demir olsam erirdim. Toprak oldum da dayandım."

Rüzgar'ın dudaklarındaki gülümsemenin mutlulukla uzaktan yakından alakası yoktu. O kadar acı bir gülümseme vardı ki yüzünde her zerremi üzecek derecede gerçekti.

"Hadi çık artık giyineyim. Üşüdüm." dedi Rüzgar beni kapıya doğru yönlendirerek.

"Dikkatli git. Gelince pansumanını yaparım. Sargılarında ıslanmıştır."

Böyle bir durumda bile beni düşünmesi çok hoşuma gitsede içindeki üzüntüyü hâlâ hissedebiliyordum. Ona, olumlu anlamda başımı salladım ve salona doğru gidip yavaşça koltuğa oturdum.

Keşke anne ve babalar hiç ölmese diye geçirdim içimden. Bu çocuk saflığıyla bezenmiş isteğimin olması imkansız bir şey olduğunu biliyordum ama zaten çocukluk imkansız olan şeyleri, sanki olma ihtimali varmış gibi istemek değil midir?

Çok geçmeden Rüzgar banyodan babasının kıyafetlerini giymiş bir şekilde çıkıp mutfaktan pansumanım için gerekli malzemeleri aldı.

"Uzan bakalım." dedi yanıma doğru gelirken.

"Kendim yapabilirim."

"Ben yapacağım." dedi kendinden emin bir şekilde.

Ona biraz endişeyle bakıp "Acımaz dimi?" diye sordum. Rüzgar içtenlikle gülüp "Korkma," dedi. Onu güldürmeyi başardığım için kendimi çok mutlu hissetmiştim. Koltuğa doğru uzanıp gözlerimi kapattım.

Rüzgar annesinin sweatshirtünü yukarı çekip yaramın üzerine yapıştırılmış bütün bandajları söktü. "Derin kendini sıkmayı bırakır mısın?" Rüzgar bunu söyleyinceye kadar kendimi sıktığımı fark etmemiştim. "Rahatla biraz." Derin bir nefes alıp kendimi Rüzgar'ın şifalı ellerine bıraktım. Rüzgar'ın eli karnımda gezinirken pekte rahatlamak mümkün olmuyordu. Parmak uçlarından vücuduma yayılan kıvılcımlar içimi kıpır kıpır ediyordu. Rüzgar'ın karnıma sürdüğü kremle dudaklarımdan dökülen ufak bir inilti Rüzgar'ın endişeli bir şekilde "Acıttım mı?" diye sormasına neden olmuştu.

Olumsuz anlamda başımı salladım. Rüzgar yapması gereken her şeyi yapıp ellerini üzerimden çekince benim hâlâ gözlerim kapalıydı. Rüzgar bana dokunmayı bırakalı dakikalar olmuştu. Gözlerimi açtığımda önümdeki sehpanın üzerine oturup beni izliyordu.

"Bitireli çok oldu." dedi gülerek. Sweatımı aşağı çekip "Teşekkür ederim." dedim.

"Oyuna devam ediyor muyuz?"

"Kaybedeceğini görene kadar evet," dedim neşeyle. "Ama şöminenin önünde oynayalım."

"Tamam gel bakalım. Kim kazanacak göreceğiz."

Heyecanla şöminenin önüne oturup "Ben çevirecem." dedim.

Rüzgar da karşıma oturunca hemen şişeyi çevirdim.

"Eyvah."

Sorma sırası Rüzgar'a gelmişti. Rüzgar muzip bir şekilde gülümseyip "Bende sana göle girmeni söyleyeyim mi şimdi?" diye sordu.

"Ben yüzme bilmiyorum ki."

"He yüzme bilsen gireceksin yani."

"Kaybeden ben olmayacağım Rüzgar Bey."

Rüzgar gülüp "Ben soru sormayı tercih ediyorum." dedi. Merakla ve heyecanla soracağı soruyu nefesimi tutarak bekledim.

"Babanı affettin mi?"

Sorduğu soru biraz düşündürmüştü beni. Babamın katil olmayışı ve bana gerçekten babalık yapmaya başlayışı ona karşı içimi yumuşatmıştı ama anneme sahip çıkmayıp bizi terk etmesini affetmemin imkanı yoktu. Ama yinede o benim babamdı ve onu seviyordum.

"Asla affetmeyeceğim. Ama onu çok seveceğim." dedim. Rüzgar anladığını belli eder bir hareket yapıp şişeyi çevirdi. Sorma hakkı yine ona gelmişti. Sanırım içinde biriktirdiği bir sürü soru vardı.

"Galiba bu şişe benden yana."

"Galiba."

"Bir soru daha soruyorum o zaman."

"Gönder gelsin."

Rüzgar biraz durup düşündü.

"Hiç sevgilin oldu mu?" diye sordu birden. Bu soru beni güldürmüştü. Yani beni yıllardır takip eden adam bu sorunun cevabını bilmiyor muydu?

"Malesef. Sevgilim olmadan kocam oldu." dedim gülerek. Rüzgar da gülüp "En güzeli işte," dedi. Bu cevabım onu mutlu etmişe benziyordu.

"İzninle," deyip şişeyi çevirdim. O kadar hızlı çevirmiştim ki kim bilir kaç tur atmıştı şişe etrafında. Sonunda yavaşlayan şişe, ağız kısmı bana gelince durdu.

"O zaman bir soru da ben sorayım." dedim.

Rüzgar beni taklit edip "Gönder gelsin, " dedi.

O sırada aklıma babamla olan bazı konuşmalarımız dolmuştu. Savaş'ın Rüzgar'ın abisi olduğunu ona söylemem gerekirdi. Ve bunu da bu akşam burada yapmalıydım. Ama öncelikle Rüzgar'ın ağzından duymam gereken bir şey vardı.

"Sen beni affettin mi?"

Bu sorunun cevabını onun ağzından duymak istiyordum. Bu benim için çok önemli bir soruydu.

"Ne için?" diye sordu.

"Annenin mekrubunu senden sakladığım için."

"Neden soru hakkını boşa harcadın? Seni affedeli uzun zaman oldu." dedi Rüzgar sorumu duyar duymaz.

Derin bir nefes aldım ve konuya girmek için biraz cesaret toplamaya çalıştım.

"Rüzgar?"

"Efendim."

Hadi Derin! Yap şunu. Ondan bir şey saklaman senin zararına oluyor.

İç sesim her zamanki haklılığıyla bana destek olurken derin bir nefes alıp "Sana bir şey söylemem lazım." dedim.

"Dinliyorum." dedi Rüzgar meraklı çıkan sesiyle.

"O gün," O günden kastım Kadir Bey'in katil olduğu öğrendiğim günden bahsediyordum. "Sana bir şey söylemek için gelmiştim ama amcanla yengenin konuştukları şey tamamen bunu unutturdu bana. Sonra zaten söyleyemedim."

Yavaş yavaş konuşuyordum ve bunun Rüzgar'ı sabırsızlandırdığını görebiliyordum.

"Babamla konuşmuştum sana gelmeye karar vermeden önce ve bana," Biraz duraklayıp cümlemi toparladım ve birden döktüm bütün cümleyi ortaya. "Senin bir abin olduğunu söyledi." Rüzgar'a baktım bir süre ama tepki vermeden bana bakıyordu. Söylediğim şeye şaşırmışa benzemiyordu ama kim olduğunu duyunca da böyle susabilecek miydi gerçekten merak ediyordum. Bir yandan da kokuyordum ama Rüzgar'la geçirdiğim bu zaman diliminde öğendiğim bir şey varsa o da bir daha Rüzgar'dan asla bir şey saklamamaktı.

"Savaş Demiral senin abinmiş."

Rüzgar susup sadece yüzüme bakmakla yetindi. Ama gözlerindeki acı bakışlar hâlâ yerlerini koruyordu.

"Biliyorum." dedi şomineye yüzünü dönüp. "Annem mektubunda her şeyi yazdı. Savaş'ın abim olduğunu ve babasının Ümit Demiral olduğunu zaten biliyordum."

"Biliyor muydun?"

"Evet biliyordum." Rüzgar salonun zeminine sırt üstü uzanıp "Geçmişte neler oldu gerçekten bilmek isterdim. Ama buna hazır değilim." dedi. Hazır olmasını beklemiyordum zaten. Her şey olmuş olabilirdi. Birçok ihtimal vardı. En masum ihtimalden en kirli ihtimale kadar birçok senaryo oluşuyordu kafamda. Eminim ki bu senaryolar Rüzgar 'ın kafasında da dönüp duruyordu.

Yavaşça Rüzgar 'ın yanına uzanıp "Geçmişin sırlarıyla dolu bir okyanusta battıkça batıyoruz." dedim. Rüzgar benden tarafa dönüp yüzlerimizin aynı hizaya gelmesini sağladı. "Bizim aradığımız cevaplar okyanustaki abisler gibi. Hiçbir zaman güneş ışığı ulaşıpta aydınlatmayacak onları."

"Abis ne demek?" diye sordum ona biraz daha yaklaşırken. Rüzgar, gözlerimin içine bakıp "Gözlerine her baktığımda daldığım yere abis adını verdim ben. Okyanus misali gözlerinde, güneşin asla ulaşamadığı ama benim bakışlarımın ulaştığı tek yer," dedi. Ona gülümseyip zeminle buluşunca ağırlaşan bedenimi uykunun kollarına doğru ittim. Ayaklarımızın dibinde yanan şömine ve birbirimizin nefesinde soluyan bedenlerimizin uyuyabileceği bundan huzurlu bir ortam yok diye geçirdim aklımdan uykuya dalmadan hemen önce.

"Cevabını kaldıramayacağımız sorularla imtihan etme bizi hayat."

Bölüm sonu

1 yorum