Rabia'dan:
"Çağrı Amca? Noldu?"
Soluk soluğa eve doğru koşan adamı görünce kötü bir şey olduğunu anladım. Çağrı Bey yanımdan hızla geçip garajda duran arabasına koştu. Endişe ve korku bütün vücudunu sarmışa benziyordu. Arabasının kapısını açarken "Derin'i kaçırdılar!" diye bağırdı. Sesindeki endişe anında beni de ele geçirince bende hızla arabaya koştum.
"Ne demek kaçırdılar? Kim kaçırdı?"
"Kesin o kocası denen herifin parmağı var bu işte."
Böyle bir şey olamazdı. Derin'i kovan Rüzgar'ken onu kaçıran o olamazdı. Üstelik Rüzgar'ın bir gel demesine koşarak gidecek bir Derin'den bahsediyorsak bu imkansızdı.
"Yanılıyorsunuz bence," dedim sakin bir sesle.
Çağrı Bulut, çok gergindi. Direksiyonu sımsıkı kavrayan elleri sanki Rüzgar'ın boğazını sıkıyormuşçasına sert ve güçlü gözüküyordu.
"Kızım en son ona gitmişti."
Yol o kadar çabuk bitmişti ki sanki arabaya biner binmez inmiştik. Yolu Çağrı Bulut'un telefon konuşmalarıyla tamamlamış bütün asayişi seferber edene kadar gelmiştik. Arabadan hızla inip Çağrı Bulut'un koşan adımlarına yetişmeye çalışıyor onun endişesini bende paylaşıyordum. Kıracak gibi çaldığı kapı açılınca anında bağırarak içeri girdi.
"Rüzgar!"
Onun peşine bende girip evin farklı köşelerinden bize doğru gelen insanlara baktım. Toprak'ın meraklı bakışları bile beni o kadar çok heyecanlandırıyordu ki. Hızla yanımıza koşun "Noluyor?" dedi Çağrı Bulut'a.
"Nerde o Rüzgar! Kızımı nereye kaçırdı?"
"Ne kaçırması? Ne diyorsunuz siz?"
"Bilmiyormuş gibi yapmayı kes!"
"Biz kimseyi kaçırmadık." dedi Servet hanım suskunluğunu bozarak. "Kendi gelinimizi kaçıracak kadar delirmedik henüz."
O sırada merdivenlerden inan Rüzgar'ı görünce ortalığın daha çok karışacağını hissetmiştim.
"Ne oluyor burda?" diye sordu.
Rüzgar'ı görür görmez Çağrı Bey'in elleri anında onun yakasına yapışmıştı.
"Kızım nerde lan! Kızım nerde?"
Rüzgar'ın suratındaki şaşkınlık beni korkutuyordu. Bunu o yapmamıştı.
"Ne diyorsun sen? Derin senin evinde kalıyor. Bana gelip nerde olduğunu mu soruyorsun?"
Artık ikisi de birbirine Derin'in yerini sormaya başlamıştı. Derin'i başkaları kaçırmıştı.
Çağrı Bey Toprak'a doğru gidip "Baban nerde lan!"diye bağırdı.
"Burda değil. Şirkette."
Rüzgar evin içinde siniri kafasından taşar bir şekilde bir ileri bir geri gidip duruyordu.
"Sen ona bir kez daha sahip çıkamadın!" diye bağırdı Çağrı Bulut'a.
"Onu benden çaldın!" diye yanıt verdi Çağrı Bulut.
"Derin hiçbir zaman senin olmadı. Bundan sonra da olmayacak."
"Kızımı bir daha elimden almana asla izin vermem."
Çağrı Bulut'un telefonundan yükselen ses bu tehtitkar konuşmalara son noktayı koymuştu.
"Bir gelişme mi var Cihan?" diye açtı telefonu Çağrı Bulut.
Artık telefonda ona ne söylenmişse hızla dış kapıya ilerleyip evden çıkmıştı.
Rüzgar da onun peşinden gidince Toprak'la bizde peşlerine takıldık.
Anlaşılan bir gelişme vardı. Bunun iyi bir şey olması için içimden Allah'a milyon kere dua ediyordum. Toprak'la birlikte Rüzgar'ın arabasına atlayıp Çağrı Bulut'un arabasını takipe başladık. Kardeşim hakkında kötü bir gelişme duymaktan ölesiye korkuyordum.
Bakışlarımı dikiz aynasından Rüzgar'ın yüzüne çevirdim. Endişeli ve korkmuş gözüküyordu. Bunun sebebini anlamıyordum. Derin'den ölesiye nefret eden bir adam şuan onun için ölesiye korkuyordu. Gözlerine iyice baktım. Bu bakışı biliyordum. Kaybetme korkusu. Rüzgar Derini kaybetmekten korkuyordu.
Aslında o kadar da uzun olmayan yol bitinceye kadar bana çok uzun gelmişti.
Sonunda hız konusunda sınırlarını zorlayan iki araba durmuştu. Herkes o kadar hızlı hareket ediyordu ki yaşanılanları anlamak ve anlatmak gerçekten çok zordu. Bakışlarım sadece Çağrı Bulut'u takip ediyordu. Çağrı Bulut'u takip etmek demek herkesi takip etmek demekti.
"Nerde Cihan? Nerde!"
Çağrı Bulut'un korkmuş ve endişeli bağırışı bütün ormanda yankılanmış sonra da zihnime girip etkisini uzun süre sürdürmüştü. Bakışlarımı Çağrı Bulut'un koştuğu yöne çevirdim. Zihnim resmen uyuşmuş sadece Çağrı Bulut'un "Derin!" diye haykırışlarıyla ve yerdeki ceset torbasının simsiyah görüntüsüyle dolmuştu. Adım atıyordum ama bacaklarım titriyordu. Adımlarım çarpıklaşmaya başlayınca dizlerimin üzerine düştüm. Toprak hemen koluma girip beni kaldırmak istedi ama kitlenip kalmıştım. Gözlerim dolu dolu Toprak'a bakıp "Derin," deyip gözlerimdeki yaşları serbest bıraktım. "Öldü mü?"
Toprak bana sarsılırken göz ucuyla Rüzgar'ın ceset torbasına doğru koşruğunu ve polislerin onu tuttuğunu gördüm.
"Sadece Savcı Bey girebilir." dedi onu tutan polis.
Rüzgar polisi itip "Kocasıyım lan!" diye bağırdı ve olay yerini saran şeritleri aşıp ceset torbasının başına gitti.
"Lütfen Allah'ım lütfen Derin olmasın lütfen."
Çağrı Bey yavaşça ceset torbasını açarken Rüzgar da onun yanına diz çöktü. Belki de bu onları yanyana görebileceğim son yerdi.
Nefesimi tutup birinin bana o ölü beden Derin'e ait değil demesini bekliyordum. Ayağa dahi kalkamamıştım çünkü eğer o Derin'se buna nasıl dayanabilirdim bilmiyordum.
Ormanın içini kısa süreliğine dolduran sessizliği polis memuru şu sorusuyla bozdu.
"Sayın savcım. Sizin kızınız mı?"
Çağrı amcadan hayır cevabını bekledim. Bekledim... Bekledim... Bekledim... Aslında hemen gerçekleşen bir olay uyuşmuş beynimin içerisinde dakikalarca anlaşılmıyordu.
"Hayır." dedi Çağrı Bey.
İçimde oluşan duygu fırtınasının seli gözlerimden taşarken kollarımı Toprak'ın boynuna doladım. O da beni belimden kavrayıp ayağa kaldırdı. Derin değildi işte. Değildi.
Toprak başımı iki elinin arasına alıp göz yaşlarımı baş parmaklarıyla sildi.
"Bak değdi mi göz yaşlarına?" diye sordu bana sarılarak. Ama hâlâ içimdeki korku geçmiş değildi. Derin'i henüz bulamamıştık. Toprak'ı kendimden uzaklaştırıp gözlerinin içine baktım.
"Kardeşimi sapasağlam karşımda görmeden düzelebileceğimi sanmıyorum." dedim.
Adımlarımı Çağrı Bey, Rüzgar ve bir grup polisin olduğu tarafa yöneltip onları dinledim.
"Derin'i kaçıran araç işte orda. Ekiplerimiz ipuçları aramaya devam ediyor ama bu aramadan pek bir şey bulabileceğimizi sanmıyorum. Arabanın içinde bunları bulduk. Bunlar Derin'e mi ait?"
Memurun sorusuyla Rüzgar'a ve Çağrı amcaya uzatılan yüzüklere baktım. Derin ve Rüzgar'ın yüzükleri. Rüzgar yüzükleri alıp "Evet." dedi.
"Adamlar burdan başka bir arabayla gitmiş olmalılar. İki seçenek var. Ya Derin'i de yanlarında götürdüler. Yada Derin yakınlarda bir yerlerde bulunmayı bekliyor." Polis memuru derin bir nefes alıp "Yaralı bir şekilde." diye bitirdi cümlesini.
Tekrar gözyaşlarım gözlerimdeki yerini alırken terkar Derin'i bu sefer gerçekten ölü bulabileceğimiz gerçeği doldu birden zihnime.
O sırada bize doğru koşarak gelen bir polise çevrildi bütün gözler. Elinde bir bez parçası tutuyordu.
"Bunu şu tarafta ağaca bağlı bir şekilde bulduk. Üzerindeki kan hâlâ ıslak."
Amir bez parçasını alıp "Bu Derin'e mi ait?" diye sordu.
"Evet. Onun gömleği." dedim ama bir yandan çoktan ağlamaya başlamıştım. Rüzgar hızla bez parçasısı getiren polisin geldiği yöne doğru koşunca bir anlık Toprak'la göz göze geldim. Elimi tutup "Onu sağsalim bulacağız." dedi ve beni de peşinden yönlendirerek Rüzgar'ın peşinden koştuk. Ardımdan Çağrı amcanın polislere emirler yağdırışını kulak ucuyla biraz duydum. Bir sürü polis şuanda kocaman ormanda Derin'i arıyorduk.
Koşarken bakışlarım kısa bir süreliğine Rüzgar'a takılmıştı. Onun endişeli bir şekilde ormanın içinde ilerleyişi aklıma babamın bir sözünü getirmişti.
"Gerçekten seven insan, sevdiğinin yardıma ihtiyacı olduğunda onu bulabilecek tek kişidir."
"Babam hiçbir zaman yanılmaz." diye mırıldandım kendi kendime. Çünkü bunun böyle olmasını istiyordum.
-----
"Derin!"
"Derin!"
"Derin!"
Saatlerdir koca bir ekiple ormanı karış karış arıyorduk ama henüz hiçbir şey bulabilmiş değildik. Hava yavaştan kararmaya başlamış yemyeşil orman bütün korkunçluğuyla belirmeye başlamıştı.
"Bulamayacağız." dedim ağlamaklı sesimle Toprak'a bakarak. Sanki beni böyle görmek onu üzüyor gibiydi. Yada her şeyin olmasını istediğim gibi bunun da böyle olmasını istiyordum.
"Bulacağız." dedi Toprak gözlerimin içine bakarak. Kararan hava onun bal rengi gözlerine bir gölge gibi düşse de gözlerindeki o kararlı bakışı görebiliyordum. Bana gerçekten umutların en güçlüsünü aşılıyordu.
"Saatlerdir arıyoruz. Eğer polisin de dediği gibi yaralıysa bu kadar uzun süre dayanamaz. Onu ölü bulmaktan çok korkuyorum Toprak."
"Derin güçlü bir kadın. Bunu sende biliyorsun. Bir yerlerde onu bulmamızı bekliyor olabilir. Pes etmek yok. Onu bulacağız."
Pes etmek mi? Kardeşimi bu ormanda bulamayacağımı bilsem bile yine de sonsuza dek arardım. Toprak'a cevap vermeyip tekrar Derin'i aramaya konsantre oldum.
"Derin!"
Saatlerdir arıyorduk ama hâlâ bir ize rastlamamıştık. Giderek umudumu kaybediyordum. İçimdeki umut yerini karamsarlığa ve kötü düşüncelere devrediyordu.
Hava çoktan zifiri karanlık halini almış etrafı da garip bir sis kaplamıştı. Bu siste polisler daha ne kadar Derin'i aramaya devam ederlerdi bilmiyordum ama bizim sabaha kada burada Derin'i aramaya devam edeceğimiz her halimizden belliydi.
"Derin!"
"Nerdesin kardeşim. Nerdesin? Nerde?"
Bağırmaktan sesim kısılmıştı artık. Kendimi yere bırakıp içimdeki son umut kırıntısının da tahtından inip karamsarlığın tahta çıkışını seyrettim.
Ama tam da o anda umutlarımı yeniden ayağa diken bir şey oldu.
"Derin?"
Rüzgar'ın, Derin'in adını sanki onu bulmuşçasına söylemiş olması, hemen yerden kalkıp onun yanına koşmamı sağlamıştı. Rüzgar'ın baktığı yöne bakışlarımı çevirince bir kayanın gövdesinde Derin'in baygın bir sekilde yattığını gördüm. Karanlık ve kayanın şekli Derin'i resmen içinde saklıyordu. Dikkatli bakmayan hiçkimse onu orda göremezdi.
"Derin!"
Hep birlikte Derin'e doğru koştuk. O an hepimizin ihtiyacı olan tek şey Derin'i sağ bulmuş olmaktı.
Rüzgar hızla Derin'ın yanına çöküp Derin'in başını ellerinin arasına aldı.
"Derin duyuyor musun beni güzelim? Hadi aç gözlerini. Derin?"
Derin'in verdiği ufak tefek tepkiler hepimizin yüreğine su serpmişti.
Rüzgar elini derinin karnındaki yaraya götürüp "Çok kan kaybetmiş." dedi ve derinin kucağına alıp "Sedyeyi istetin çabuk!" diye bağırdı.
Toprak, Rüzgar'ın dediğini yapıp önden hemen ambulansın bulunduğu yöne onlara haber vermek için koştu. Rüzgar da Derin'i kucaklayıp Toprak'ın koştuğu yöne doğru koşarken ben de hızla onun peşine takıldım. İçimden geçen tek şey kardeşimin iyi olmasıydı.
"Dayan güzelim. Dayan nolur. Kurtulacaksın."
"Rüzgar,"
Derin Rüzgar'ın kucağında kıpırdanmaya başlayınca Rüzgar onu yere yatırdı.
"Sakin ol tamam mı Derin. Sedye gelecek şimdi yetiştireceğiz seni hastaneye. İyi olacaksın."
"Rüzgar,"
Derin hâlâ Rüzgar'a bir şey söyleme çabasındaydı. Yanlarına diz çöküp "Yorma kendini kardeşim. Bak ambulans hazırda seni bekliyor. Şimdi sedye gelecek. Kurtulacaksın. Sık dişini gözünü seveyim."
"Rüzgar,"
"Burdayım. Burdayım Derin. Yorma kendini lütfen."
Bütün ısrarlarımıza rağmen Derin konuşmaya devam etti.
"Şim-di i-nan-dın mı?"
Bakışlarımı Rüzgar'a çevirdim. İşte şimdi her şey netleşti kafamda. Bu yaşanılanların tek suçlusu Rüzgar ve Toprak'tı. Derin'e inanıp onu korusalardı böyle bir şey olmayacaktı.
"Hepsi sizin yüzünüzden oldu."
Rüzgar kısa süreliğine bana baktı ve sonra tekrar Derin'e döndü.
O sırada ağaçların arasından gelen koşma ve feryat sesleri giderek yaklaşıyordu.
"Sedye geliyor. Kurtulacaksın." dedi Rüzgar Derin'e sarılarak.
Kaybetme korkusu. Üzerine bin ciltlik romanlar yazılacak kadar geniş ve kapsamlı bir konu. O ki en câni adamın bile gözünden yaş getirebilecek kadar güçlü. En karmaşık oyunların tek hamlede sonunu getirebilecek kadar da deneyimli.
Her şey gözümün önünde bir film izliyormuşçasına hızlı olup bitivermişti. Sağlık çalışanları sedyeyi getirip Derin'i ambulansa taşımışlardı. Bende Toprak'ın yönlendirmeleriyle arabaya binmiş ve bana bir ömür gibi gelen yolu aştıktan sonra acil kapısından giriş yapmıştık. En son gördüğüm şey etrafında bir sürü sağlık çalışanıyla Derin'in ameliyathaneye götürülüşüydü. O ana kadar uyuşmuş beynim kolumu birinin çekip beni sarsmasıyla kendine gelmişti. Ne olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Çağrı amca beni Toprak'ın yanından çekip kendi arkasına almıştı.
"Benim kızlarım. Siz ikinizin oyuncağı değil!" Bütün kelimelerin üzerine basa basa söylemişti bu cümleyi. Her kelimesinde, her harfinde hatta her noktalama işaretinde bile nefretin izlerini görebiliyordum.
Toprak ve Rüzgar Çağrı Bey'e hiç bir şey söylemeyip biraz ötemizdeki koltuklara oturdular. Çağrı amca bana dönüp "Soförü çağırıp seni eve yollatayım. Ben burdayım. Bir gelişme olursa sana haber veririm." dedi.
"Hayır olmaz. Derin uyanmadan hiçbir yere gitmem."
"Kızım çok bitkin görünüyorsun."
"Değilim." dedim gözümden şimdiye kadar akan yaş kırıntılarını silerek.
"Peki." deyip oturduğu yerde arkasına yaslandı Çağrı amca.
Bana diyordu ama kendi bitkinliğinin farkında bile değildi. Asıl dinlenmeye ihtiyacı olan oydu. Olay yerindeki polis gelince yanımdan kalkıp onunla gözden kayboldu Çağrı amca. Bakışlarımı Rüzgar ve Toprak'a çevirince bir şey tartıştıklarını ve Toprak'ın da sinirli bir şekilde Rüzgar'ın yanından kalkıp gözden kaybolduğunu gördüm. Rüzgar'ın kan çanağına dönmüş gözlerine kısa bir süre nefretle bakıp Toprak'ın arkasından gittim. Ona uzaktım ama yine de onu görüyordum. Onun hızlı adımlarına yetişebilmek için adımlarımı hızlandırıp koştum.
"Toprak!"
Sesimi duymuş olmasına rağmen durmamış aksine daha da hızlanmıştı.
Daha hızlı koşarak ona yetiştim.
"Neden beklemiyorsun? Sana sesleniyorum."
"Rabia git!"
Sesi sinirli ve üzgün geliyordu. Onu bu durumda bırakıp nasıl gidebilirdim?
"Noldu?" diye sordum.
Bana cevap vermek yerine hızlı adımlarla ilerideki banka doğru gidip oturdu. Bende onu taklit edip yanına oturdum. Ne olduğunu söylemeden yanından gidecek değildim.
"Sinirinin sebebi ne?" diye sordum. Bana bakıp "Sabah Derin bizim evden çıktı. Kapıda karşılaştık onla. Bütün bu olanların sebebi babammış. Onları konuşurken duymuş. Amcamla dedimin katili babammış. İnanabiliyor musun?" diye sordu yaşlı gözlerle bana bakıp. O an o kadar kalbim acımıştı ki bunu tarif etmemin imkanı dahi yoktu. Sanki gözlerinden düşen yaşlara takılıp bende yanağına aşağı süzüldüm.
İki elimin baş parmaklarıyla Toprak'ın göz yaşlarını sildim. Bu acıyla yüzleşmesi gerçekten zor olmalıydı.
Toprak ellerimi indirip "İkimiz de inanmadık Derin'e. Ama şimdi Rüzgar kanıt bulmaktan bahsediyor."
Toprak konuştukça ben susuyordum. Çünkü biliyordum ki Derin bir şey söylüyorsa o doğrudur. O hiç yalan konuşmaz.
"Toprak," dedim gözlerinin içine bakarak. Benden ona hak vermemi söylediğim cümleler bekliyordu ama böyle bir şey olmayacaktı.
"Derin asla yalan konuşmaz." dedim Toprak'ı paramparça edeceğimi bile bile. Birini yalanlarla kandırmaktansa gerçekle parçalamak şuan için en doğru şeydi.
"Sende mi buna inanıyorsun?" diye sordu. Sesindeki tını kalbimin en ücralarına kadar acıyla yankılanmıştı.
"Biliyorum. Babana böyle bir şeyi yakıştırmıyorsun ama Derin'in başına gelen olayı nasıl açıklayacaksın? Böylesine bir bilgiyi öğrendi ve bunu size söylemeden baban onu ortadan kaldırmak istedi. Sence de gayet mantıklı bir senaryo değil mi?"
"Hayır değil! Oyuncusu yanlış." diyip ayağa fırladı. Bende onunla birlikte kalkıp "Babaların yaptığı hataların bedellerini çocukları ödememeli." dedim kendi kendime. Toprak bana dönüp "Aklım karmakarışık. Ne yapmam gerekiyor bilmiyorum." dedi.
Sanırım ona yardımcı olması gereken kişi bendim. Dakikalardır kendi acımı bir kenara bırakmış Toprak 'a odaklanmıştım. Iki yanda duran ellerini tutup "Şu yandaki adama bak." dedim çenemle telefonda konuşan adamı işaret ederek. Toprak söylediğimi yapıp adama çevirdi bakışlarını.
"Bu adamın bir katil olduğunu bilsen. Cezası neyse çeksin demez misin?"
Toprak başını salladı.
"Doğru olanı da bu. Kim bilir bu adamın kaç tane çocuğu vardır. Öyle değil mi?"
"Başkası için hüküm vermek kolaydır. Ama söz konusu bir yabancı değil Rabia."
Elimi Toprak'ın kalbine götürüp "Bu da senin vicdanına kalmış. Adaleti mi seçeceksin yoksa bencil davranıp işleri daha da mı zorlaştıracaksın?
Bu da senin savaşın Torpak."
Toprak bir adım geri gidip yüzüme baktı. Bana hiçbir şey söylemeden yanımdan uzaklaşıp gitti. Arkasından bakarken bugüne kadar dimdik yürüyen adamın omuzlarının sanki hayatın ona yüklediği yüklerle çöktüğünü fark ettim.
"Savaşların en büyüğü kendimizle verdiklerimizdir." derdi hep babam. Bir kez daha hayatıma, onun haklılığını gözler önüne seren bir olay bulaşmıştı. Toprak'ta büyük bir savaş veriyordu kendince. Kazanacağından asla emin olamadığım bir savaş.

