İçeriğe geç

ABİS

Bölüm 15 · 10 dk okuma

ABİS

Bölüm 15

15

Gözlerimi açtığımda bana çok yabancı bir yerde uyanmıştım. Nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Aklıma birden dün yaşadıklarım dolunca gözlerimin dolmasına engel olamadım. Yavaşça yattığım yataktan doğrulup etrafa bakındım. Bir evdeydim. Ama kimin evinde?

"Rüzgar." dudaklarımdan dökülen o zehirli isim göğsümün sol tarafında etkisini gösterip nefesimi kesti. Gözlerimi odanın kapısına çevirip sabırla kapıdan içeri Rüzgar'ın girmesini bekledim. Çok geçmeden benim umutlu bakışlarım eşliğinde kapı açıldı. Ama hayır gelen Rüzgar değildi.

"Savaş?"

Savaş elinde kahvaltı tabağıyla gülümseyerek yanıma geldi.

"Adımı unutursun sanıyordum."

Gülümsemesi o kadar büyüktü ki beni bile gülümsetmeyi başardı.

"Duyduğum bir şeyi unutmam kolay olmuyor." dedim Savaş yanıma otururken.

"Daha iyi misin?"

İyi falan değildim ama hepimizin her zaman yaptığı şeyi, yani kötüyken hiçbir şey olmamış gibi iyiyim demeyi, başardım.

Savaş kahvaltı tabağını bana uzatıp "Evde bunlar vardı." dedi.

"Gerek yoktu. Ben eve gidince yapardım kahvaltımı. Teşekkür ederim."

Savaş tekrar kocaman gülümseyip "Rica ederim." dedi.

Gerçekten dünyada böyle insanlar kalmış mıydı?

Yavaş hareketlerle bana getirdiği kahvaltılardan yemeye başladım. Yaptığı omlet çok lezzetliydi.

"Beğendin mi?" diye sordu.

Beğendiğim yüzümden okunuyordu ama insan yine de kendi yaptığı bir şeyin taktir edilmesini gerçekten istiyordu.

"Evet çok güzel." dedim.

Savaş biraz yerinde kıpırdanıp "Derin." dedi.

Ona doğru baktım. Ne söyleyeceğini tahmin ediyordum ama yine de susup onun konuşmasını bekledim.

"Dün gece ne oldu?" diye sordu.

Kahvaltı tabağımı yavaşça yana bırakıp Savaş'a döndüm.

"Her şey için çok teşekkür ederim Savaş. Yani sen olmasan belki o soğuk zeminde uyanacaktım. Beni misafir ettin. Kahvaltını paylaştın. Bunlar için gerçekten sana borçlandım. Ve emin ol borcumu en kısa zamanda öderim."

"Derin ne borcu Allah aşkına. Borçun falan yok bana. Sen bana seni bu kadar kötü hale getirecek ne yaşadın o evde onu söyle."

"Seni daha tanımıyorum Savaş. Kusura bakma. Söyleyemem."

Hızla ayağa kalkıp "Her şey için çok teşekkür ederim. Şimdi gitmem lazım." deyip evde çıkış kapısını aramaya başladım. Savaş'ta peşimden gelip "Nereye gidiyorsun?" diye sordu.

"Çıkış kapısını bulabilirsem eve."

Savaş kolumdan tutup beni kendine çevirdi "Evimin labirent gibi olduğunu söylerler." deyip sırıttı.

Beni çıkış kapısına doğru yönlendirip "Seni ben bırakacağım. İtiraz kabul etmiyorum."

Ona başımı sallayıp motoruna doğru ilerledim.

"Arabayla gidelim. Daha rahat edersin." dedi beni arabasının olduğu yöne doğru yönlendirerek. Beni yönlendirmesine izin vererek arabaya bindim. O da arabanın etrafından dolaşıp sürücü koltuğuna oturdu. Arabayı çalıştırıp yola koyuldu.

"Buralı mısın?" diye sordu.

"Babam buralı. Annem Trabzonlu." diye cevap verdim.

"Vay laz kızı sayılırsın yani." deyip güldü.

"Uzun zamandır burdayız. Dedemler de buraya taşındı burda öldüler. Yani benim de burda büyüdüğümü var sayarsak pekte laz kızı sayılmam."

"Peki," deyip kocaman güldü Savaş.

"Noldu?" diye sordum.

"Sakin ol. Bir şey demedim. Ama bence lazsın." dedi gülerek.

"Peki," dedim bende gülerek.

Eve geldiğimizde Savaş'ta benimle birlikte arabadan indi. Ona doğru yürüyüp "Burası babamın evi." dedim. Savaş eve bakarak "Sen buraya da ait gibi durmuyorsun?" dedi.

"Neden bunu söyleyip duruyorsun?" diye sordum.

"Çünkü senin gözlerinde başka bir hayatın parıltısı var. Daha gerçek bir hayatın." dedi gözlerime bakarak. Kendimi tuhaf hissetmiştim ve bundan rahatsız olmuştum. Bakışlarımı gözlerinden çekerek "Nereye ait olduğumun bir önemi yok. Ait olmak istediğim yerler beni istemiyorsa ait olmadığım yerlerde kendime yer edinmeye çalışmaktan başka şansım yok." dedim arkamı ona dönüp eve yönelirken.

"Savaşmalısın!" diye bağırdı Savaş arkamdan. "Ait olduğun yer için savaşmalısın. İnan bana ait olmadığın yerlerde yer edinmekten daha kolay geçecektir bu savaş."

Başımı ona çevirip bir süre yakışıklı suratını seyrettim. Siyah saçları hafif dağınıktı. Sakalları ise ne çok uzun ne de çok kısaydı. Güzel uzun kirpikleri simsiyah gözlerini kusursuzca çevreliyordu. Acaba bu yüzünde hiçbir kusuru olmayan adam ne için savaşmış ve başkasına tavsiye verecek duruma ulaşmıştı?

"Tavsiyen için sağ ol ama benim ait olduğum yer dün gece üzerime yıkıldı. Uğruna savaşabileceğim bir yer kalmadı."

Rüzgar'la girdiğim bu yolda artık onsuz yürüyordum. Onunla babama karşı mücadele verirken ben artık babamın safına geçmiştim.

O sırada aklıma dağ evinde baktığım dosyada yazanlar doldu.

Savaş Demiral

Bakışlarımı arkamda bana bakan Savaş'a çevirip zihnimde canlanan dosyadaki resimle Savaş'ı karşılaştırdım.

Dünya, sen gerçekten de küçüksün.

Savaş'a bir şey çaktırmayıp adımlarımı eve doğru ilerlettim ve hızla eve girdim. Göz yaşlarım yeniden gözlerime hucüm ederken kimseyle karşılaşmamak için adeta Allah'a yalvarıyordum. Kendimi yatağıma gömüp oranın mezarım olmasını planlıyordum. Ama dosyalardan birinde olan bu çocuk sürekli aklımı karıştırıp mezarımla arama giriyordu.

Odama gitmeyi erteleyip adımlarımı babamın çalışma odasına yönlendirdim. O, Savaş'ın kim olduğunu kesin biliyordu. Ve eğer ona güvenmemi istiyorsa bana bunu söylemek zorundaydı.

Hızla kapıyı açıp içeri girdikten sonra kapıyı sertçe çarptım. Bakışlarımı babamın bana şaşkınlıkla bakan gözlerine dikip "Konuşmamız lazım." dedim. Sesimdeki ciddiyet ve gözlerimdeki kararlılık babamın yüzünde ani bir şok etkisi yaratmış olacak ki birkaç saniye bana sadece bakmakla yetindi. Kendine geldiğinde hızla ayağa fırlayıp bana doğru gelmeye başladı.

"Kızım nerelerdeydin sen? Merak ettim."

Duruşumdan ödün vermeyip çakma baba rolu kesen adamın üzerine yürüdüm. Benim sorularımın cevapları dışında söylediklerini kulaklarım işitmecekti. Sadece benim sorduğum sorular ve babamın cevapları olacaktı.

"Savaş Demiral kim?"

Sorum üzerine babamın suratından ikinci bir şok dalgasının geçip gitmesine şahit oldum. Sorularımın cevapları gayet renkli olacaktı anlaşılan.

"Sen neyden bahsediyorsun?"

"Bu bilmezlikten gelme numaraları bayatladı baba. Savaş Demiral'ın kim olduğunu adın gibi biliyorsun. Yoksa onun isminin geçtiği bir dosyayı neden kasanda saklayasın dimi?"

Babamın yüzünde değişen bir ifade göremeyince konuşmalarıma devam ettim.

"Şimdi bana onun kim olduğunu, Rüzgar'ın babasının, dedesinin yada annesinin ölümüyle bir alakası var mı yok mu her şeyi anlatıyorsun."

Odada turlayıp babama bakmayarak konuşmama devam ettim.

"Eğer anlatmazsan seni asla affetmem. Ama anlatırsan sana güvenmeye başlayabilirim."

Bu cümlemi söylerken babama dikmiştim gözlerimi. Eğer gerçekten bana değer veriyorsa sorularımın cevapları gelecektir diye umutla bekledim. Babam gözlerimin içine bakıp tamda tahmin ettiğim gibi soruma yanıt verdi.

"Savaş, Rüzgar'ın abisi."

Babamın ağzından çıkan cümleyle büyük çaplı bir şok yaşadım. Yalan konuşma ihtimali de olabilirdi elbet ama neden böyle bir yalan konuşsun ki? Sanırım hayatımda ilk defa babama inanmıştım.

"Nasıl yani?" diye sordum daha ayrıntılı anlatsın diye. Babam çalışma masasındaki sandalyesine adımlayıp konuşmaya başladı.

"Derya, Rüzgar'ın babasıyla evlenmeden önce Savaş'a doğum yapmış. Doğumdan bir hafta sonra ise evlenip çok geçmeden Rüzgar'a hamile kalmış."

"Ve bundan kimsenin haberi olmamış mı?"

"Kızım bende bu kadarını biliyorum."

"Peki neden o dosyada adı var?"

"Saklanması gereken belgelerdi işte onlar. Ama ben başaramadım."

Sorularıma hep yuvarlak cevaplar almak beni sinirlendiriyordu.

"Ben nasıl bir entrikanın içine düştüm? Hikayenin başı sonuyla uyuşmuyor. Herkes herkesin bir şeyi oluyor. Basit yollarla alınabilecek intikamlar saçma sapan oyunlara dönüşüyor. Bu olayların nedeni ne? Neden ortada sebebi bilinmeyen birsürü cinayet var? Neden herkes suçluymuş gibi hissediyorum? Neden baba!"

"Kızım sen neden bu kadar önemsiyorsun bu olayları? Hiçbiri seninle alakalı değil."

Babama sert bir bakış atıp "Çünkü Rüzgar benim kocam!" diye bağırdım.

"Onu ilgilendiren her şey beni de ilgilendirir."

Babam sinirlenmişe benziyordu. Hızla ayağa kalkıp "Ondan mı dün gece evden yakapaça dışarı attı seni?"

Babamın bu gerçeği bütün çıplaklığıyla yüzüme vurması bende tokat etkisi yaratmıştı. Zihnim zamanı dün geceye sarmış Rüzgar'ın beni sürüklediği o dakikaları adeta ben burda üzüntüden can vereyim diye ağır çekimde bana izletiyordu.

"Cevap versene kızım. Neden susuyorsun?"

"Bu seni hiç ilgilendirmez. Peşime adam mı taktın ne yaptınsa söyle köpeğine benden uzak dursun! Şimdi ben gidip Rüzgar'ı buraya getireceğim ve sende ona bildiğin her şeyi anlatacaksın!" diyip rotamı kapıya çevirdim.

"Derin!"

Babamın ardımdan seslenişlerine aldırmadan nasıl girdiysem öyle çıktım odadan.

Hızla çıkış kapısına ilerledim. Rüzgar'ı buraya nasıl getireceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Ama deneyecektim. Onu buraya getirmeyi başarabilir ve babam sayesinde hayatından birkaç tane soru işareti silebilirsem belki kendimi ona affettirmeyi de başarabilirdim.

Yoldan çevirdiğim bir taksiye binip vakit kaybetmeden Rüzgar'ın evine geldim. Taksiciye ücreti ödeyip hızla eve doğru ilerledim. Dün geceden sonra buraya gelmek belki aptallıktı ama yerimde saymaktansa aptallık yapıp geri düşme olasılığını bir kenara atarak ilerlemeyi başarabilirdim.

Kapıyı Nergis açıp kocaman bir gülümsemeyle "Hoşgeldiniz Derin Hanım." dedi.

"Rüzgar evde mi?" diye sordum.

"Hayır yok."

"Nerde olduğuna dair bir şey söyledi mi?"

"Bir sorun mu var Derin Hanım?" diye sordu Nergis.

Gülümsedim.

"Onu babama götüreceğim."

Nergis de gülümseyip "Gelmesi çok sürmez." dedi.

"Onu yukarda bekleyeceğim." deyip hızla merdivenleri tırmandım.

Yalancıktan bizim odamız olan odaya doğru ilerlerken Şeyma Hanım'ın gergin ve öfkeli gelen sesini işittim odaların birinden. Yavaş adımlarla o odaya ilerleyip onları dinlemeye başladım.

"Kurtul o adamdan!" diye bağırdı Şeyma Hanım kocasına.

"Ne yapmamı istiyorsun Şeyma! Kendi öz yeğenimi mi öldüreyim?"

Rüzgar'ın konusu geçince tüylerim diken diken olmuştu. Rüzgar'ı öldürmek mi?

Şeyma Hanım kahkaha patlatıp "Abin ve baban öz değiller miydi?" diye sordu Şeyma Hanım.

Bu cümle beynimin her bir kıvrımında dolaşıp anında anlamını bulmuştu. Rüzgar'ın dedesini ve babasını kendi ailelerinden biri öldürmüş ve suçu da babama atmışlardı. Yani babam katil değildi.

Bu habere sevinsem mi üzülsem mi bilememiştim.

"Gelin hanım?"

Bulunduğum yerde Servet Hanım'ın sesi yükselince birden duyduğum bu ses karşısında hafif bir çığlık attım.

"Ne o, şimdi de kapı mı dinliyorsunuz?" Sorusu üzerine donakalmış ne söyleyeceğimi bilememiştim. Belki de şuan konuşmayı unutmuş bile olabilirdim. Dilim ağzımda dönüyor ama kelimelerim dudaklarımın arasından bir türlü çıkmıyordu. O sırada Şeyma hanım kapıyı açınca onunla göz göze geldim.

"Sen bizi mi dinledin?" diye sordu. Sesinde hem korku hemde öfke vardı.

Bana bakan üç çift göze de tek tek bakıp ne söyleyeceğimi ve durumu nasıl izah edeceğimi düşünmeye başladım. O sırada uzun zamandır bana uğramayan iç sesim "Ne duruyorsun? Kaçsana!" diye bana akıl verince onu dinleyip üç meraklı aklı orda öylece bırakıp kaçtım. Hızla çıkış kapısına koşup evden çıktım. Arada bir ardıma bakıp kimsenin peşimden gelmediğine emin oluyordum. Evin bahçesinden yola fırlarığım anda biriyle çarpıştım. Bakışlarım adamın yüzüne ulaştığında Rüzgar'ı görmem zaten taşikardi olan kalbimin daha da sınırlarını zorladı. Bir süre, ömrümde bir daha hiç bu kadar yakından göremeyeceğim gözlere baktım. Onun gözleri toprağın tabakalarının tam tersi gibiydi. Dışardan bakınca ilk gördüğün sert ve güçlü tabakasıydı. İçeri doğru indikçe o yumuşak ve duygu yüklü kısmını görebiliyordum. Bunu görebilen tek kişi olmayı gerçekten isterdim. O sırada Rüzgar beni hızla kendinden uzaklaştırınca gözlerinin beni daldırdığı o rüyadan uyanıp gerçek dünyaya döndüm.

Yüzümdeki telaş Rüzgar'ı endişelendirmiş olacakki? "Ne oldu?" diye sordu.

Tekrar aynı hatayı yapmayacaktım. Ondan bir daha asla bir şey saklamayacaktım.

"Rüzgar." diye o güzel ismi döküldü önce dudaklarımdan. Ama Rüzgar anında beni susturup "Git burdan Derin." dedi yanımdan geçip eve doğru yürüyerek.

"Hayır hayı hayır Rüzgar bekle." diyip onun önüne geçtim ve ellerimi göğsüne koyup onu durdurdum. Bileklerimi tutup ellerimi indirdi. Bir süre suratıma baktıktan sonra "Derin anlamıyor musun? Bitti bu oyun. Git artık."

"Asıl sen anlamıyorsun Rüzgar."

Rüzgar beni tekrar arkasında bırakıp gitmeye başlayınca gözümü karartıp "Dedenle babanı amcan öldürmüş!" diye bağırdım. O sırada arkamdan Toprak'ın sesi yükselince Rüzgar geri döndü.

"Derin saçmalama istersen." dedi Toprak.

Ona bakıp "Az önce kendi kulaklarımla duydum. Nolur inanın bana."

"Babam öyle bir şey yapmaz!" diye bağırdı Toprak bana. Rüzgar araya girip üzerime yürümeye başladı.

"İki gün babanın yanında kaldın diye hemen babanın tarafına mı geçtin? O mu sokuyor böyle saçmalıkları kafana?"

Bir elini şakağıma bastırıp başımı hafifçe geri itti.

"Sen ve babanın iftiraları umurumuzda değilsiniz. Şimdi burdan git."

Gözlerim dolmuş çoktan ağlama moduma geçmiştim. Artık Rüzgar'a resmen yalvarıyordum. "Nolur inan bana Rüzgar. Kendi kulaklarımla duydum."

Rüzgar elimden kurtulup o an yoldan geçmekte olan bir taksiyi durdurdu ve beni ikinci kez hayatından attı.

"Sana inanmıyorum. Anladın mı? Şimdi git burdan."

Rüzgar beni taksiye zorla sokup kapıyı kapattı ve Toprak'la birlikte hızla eve girdiler.

Göz yaşlarım sel olmuş yanaklarımdan akarken hıçkıra hıçkıra şoföre adresi söyledim. Cebimdeki paraya baktığımda beni eve götürecek kadar olmadığını fark ettim ve evin yakınlarında bir yerde inip eve yürüme gitmeye karar verdim.

Taksiden indiğimde yüzüme vuran temiz havayı ciğerlerime çektim ve eve doğru yürümeye başladım. Gözlerimden oluk oluk gelen yaşları her defasında siliyor bugün olanları düşünmemeye çalışıyordum. Ama her defasında Rüzgar'ın beni dinlememesi ve beni kovması canımı çok yakıyordu. Ona haddinden fazla değer veriyor olabilir miydim? Sürekli ona gitmek istememin bir açıklaması olmalıydı. Onun bana yaptıklarını başkası yapsa belki de tepkim çok daha farklı olurdu. Aklıma gelen saçma düşüncelere engel olamıyordum. Yoksa ben Rüzgar'a...

O sırada ağzıma kapanan bir el düşüncelerimi yarıda kesmişti. Adamın kollarında çırpınırken eve çok yaklaştığımı fark etmiştim. Kapının önünde babamı görünce adamın elini ısırıp ağzımı açmasını sağladım.

"Baba!"

Babam sesimi duyar duymaz bize doğru koşsa da adamlar beni çoktan arabaya bindirmiş ve gaza basmışlardı bile. Arabanın arka camından umutsuz adımlarla peşimizden koşan babam, gördüğüm son şeydi.

Bölüm sonu

2 yorum