İçeriğe geç

ABİS

Bölüm 14 · 5 dk okuma

ABİS

Bölüm 14

14

"Derin nereye gideceksin akşam akşam?"

Rabia'nın sabır dilenir gibi çıkan sesine karşılık üzerimi giymeye devam ettim. Bu gece Rüzgar'ı bulup onunla konuşacaktım. Gerekirse özür dileyecek beni affetmesini istiyecektim.

"Derin dursana!"

"Beni durdurmaya çalışma. Rüzgar'la bu akşam konuşacağım."

"Tamam konuşursun. Ama şimdi değil. Biraz sakinleşsin. Sana bir zarar vermesinden korkuyorum."

"Ben korkmuyorum!"

Rabia sabır dilenir gibi hareketler yapıp beni yatağa sürükledi ve oturttu.

"Toprak'ı arayalım. Soralım Rüzgar evde mi değil mi diye. Ne dersin?"

Başımı olumlu anlamda salladım.

Rabia telefonunu çıkarıp Toprak'ı aradı ve hoparlörü açtı.

"Efendim." dedi Toprak telefonu açıp.

"Müsait misin?" diye sordu Rabia. Yanakları al al olmuştu. Ne oluyordu bu kıza?

"Sen ararsında da müsait olmaz mıyım?" dedi Toprak gülerek.

Rabia kızarıp bozarırken ona tip tip bakışlar atıp telefonu elinden aldım.

"Rüzgar evde mi Toprak?" diye sordum.

"Derin?"

"Evet benim. Rüzgar nerde?"

"Berabersiniz sanıyordum. Seninle değil mi?"

"Benimle olsa sana sorar mıyım Toprak?"

Endişe kat sayım giderek artıyordu. Nerdeydi bu adam? İyi mi değil mi bilmek istiyordum. "Akşam bizi dağ evinden kaçırdılar. Rüzgar bacağından vuruldu. Şimdi de nerde olduğunu bilmiyorum."

"Vuruldu mu?" diye bir mırıltı döküldü dudaklarından. Hızla kendine gelip "Sen nerdesin? Gelip alıyım seni." dedi.

"Alamazsın. Ben bir süre babamın evinde kalacağım." dedim. Bunu Toprak'a söylemek ne kadar doğru bilmiyordum ama söyleyivermiştim işte. Belki Rüzgar'ın kulağına gider ve gelip beni buradan alır diye düşündüm.

"Babanın evinde misin? Nasıl gidersin oraya Derin! Hemen buraya gel. Rüzgar duyarsa..."

Toprak'ın konuşmasının ortasında birden telefon kapandı. Sanki biri telefonu Toprak'ın kulağından çekip kapatmış gibi hissetmiştim. Acaba bu kişi Rüzgar olabilir miydi?

"Rüzgar evde," dedim kafamı sallayarak. "Evde."

Rabia'nın beni durdurmasına izin vermeden hızla koşup odadan çıktım. Peşimden bağırsa da durmamış çoktan çıkış kapısına yönelmiştim. Bu gece her ne olacaksa olacaktı. Rüzgar'la konuşup ona ne kadar üzgün olduğumu anlatmaya çalışacaktım. Ben anlatmaya çalışacaktım tabi ama bakalım Rüzgar beni anlamaya çalışacak mıydı?

Babamın evinin olduğu sokağı ana yola bağlayan yöne doğru hızla ilerliyordum. Gözlerim dolu doluydu. Havanın soğuğu göz yaşlarımı sanki dondurmuş dışarı çıkartmıyordu. İçimdeki mutsuzluk kalbime basınç yaparken elimi göğsüme koyarak koşmaya devam ettim. Bu gece hiçbir şey benim Rüzgar'a gitmeme engel olamayacaktı.

Ana yola indiğimde binmek için taksi bakındım ama gecenin bir vakti taksiler neden boş boş gezsin ki? Birkaç arabaya otostop çeksem de duran olmamıştı. En sonunda uzaklardan bana doğru gelen bir motorun önüne attım kendimi. Artık biri durmalıydı!

Motorcu zorda olsa firene basıp durmayı başardı. Kalbimin ritimleri kulaklarımı tıkarken hızla motorunun arkasına atladım. Adamın motordan inmesine kaskını çıkarmasına bile fırsat vermemiştim.

"Acelem var. Gideceğim yere beni götürün lütfen." dedim adamın beline sarılarak. Adam kollarımı sert bir şekilde belinden çözmeye çalışınca daha çok sarılıp "Lütfen," dedim ağlayarak. Adamın yavaşça elleri geveşedi ve motor çalıştı. Gözlerimden akan yaşları adamın montuna sürdüm. Önümdekinin Rüzgar olmasını o kadar çok isterdim ki.

Adama yolu tarif ede ede sonunda varabilmiştik. Yavaşça motordan indiğimde bütün cesaretimin adamın montuna yapıştığını gördüm. İçeri nasıl girecektim ben?

Adam kaskını çıkarıp bana baktı. Taş çatlasa 25 yaşındaydı. Esmer yüzünü siyah saçları ve sakalları adeta bir sanat eserinin parçasıymış gibi tamamlıyordu. Esmer yüzünü tamamlayan simsiyah gözleri adeta dipsiz bir kuyuyu andırıyordu.

"Bu yaptığın çok tehlikeliydi. Duramasaydım ikimizde şuan burda olmazdık." dedi.

Sakin konuşmuştu. Ben olsam bu kadar sakin kalamazdım herhalde.

Başımı öne eğerek "Biliyorum." dedim üzgün bir şekilde. "Çok acelem vardı."

"Geri dönecek misin?" diye sordu adam birden. Bu soruyu hiç beklemiyordum. Ona ne demek istediğini anlamadığımı belli edecek bir bakış attım.

"Buraya ait gibi değilsin. İşin bitince seni geri götürebilirim," dedi.

Rüzgar'ın evine bakıp "Evet haklısın buraya ait değilim." demek geçti içimden ama sustum.

"Bilmiyorum." dedim kararsız bir şekilde.

"Peki o zaman. Yarım saat beklerim. Gelmezsen giderim. Anlaştık mı?" dedi adam gülümseyerek. Bende hafifçe gülüp "Peki." diyip arkamı döndüm. Tam gidiyordum ki "Bir dakka," dedi çocuk.

"İsmin ne?"

Başımı çocuğa çevirip "Derin," dedim. "Senin?"

"Savaş."

"Memnun oldum." dedim gülümseyerek.

Eve doğru ilerlerken Savaş'ın "Bende,"diye mırıldandığını duydum. Onu arkamda bırakıp asıl sınavıma gitmeliydim. Bakışlarımı evde biraz gezdirdim. Acaba Toprak'tan yardım mı istesem diye düşündüm ama onun bana nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordum. Daha Toprak'ın tepkisini kestiremezken Rüzgar'ın tepkisini nasıl kestirecektim ben?

Yavaş yavaş bahçenin bizim odayı gören kısmına doğru ilerledim. Işık yanmıyordu. Acaba uyumuşmuydu? Farkına varamadığım gözyaşlarımı silip evin girişine doğru ilerledim. Zili çalıp çalmamak arasına kararsız kalmıştım. O sırada birden kapı açılınca vücuduma yayılan adranalinle orada bayılıp kalacağımı zannetmiştim.

"Derin Hanım. Hoş geldiniz. Korkuttum mu?" dedi Nergis mahcup bir şekilde. Elindeki çöp poşetlerini göstererek "Çöp atmaya çıkmıştım." dedi.

"Önemli değil Nergis." dedim gülümseyerek.

Nergis yolun olduğu tarafa doğru ilerlerken bende eve girdim. Sanırım herkes uyumuştu. Yavaşça Rüzgar'ın odasına doğru ilerlemeye başladım. Bana vereceği tepkiden çok ama çok korkuyordum ama yine de bu korkumu da yanıma alıp onun yanına gidecektim. Onunla konuşacaktım.

Kapıyı tıklatıp tıklatmamak arasında gidip gelsem de uyuma olasılığını düşünerekten yavaşça açtım kapıyı. Yatağa doğru baktığımda Rüzgar'ın güzel bedenini uyurken görmüştüm. Yavaşça ona doğru yaklaşıp onu seyretmeye başladım. Onun bu görüntüsü hayallerime bile fazlasıyla mükemmel bir görüntüydü. Dudaklarıma yayılan gülümsemeyle ona bakmaya devam ettim.

İçimdeki dolu dizgin duygulara hakim olamıyordum ama olmakta istediğim söylenemezdi. Rüzgar'a olan hislerimi hissetmek bile çok güzeldi.

Yavaşça ona doğru gidip yatağın yanına oturdum. Elimi eline koyup bir süre durdum. O sırada çalan telefonla Rüzgar birden uyanınca elimi elinden çekme fırsatını bulamadan o çoktan çekmişti elini. Çalan telefonuna aldırmadan "Ne işin var burda?" diye sordu.

Gülümseyerek "Seninle konuşmaya geldim." dedim.

Benim oturduğum tarafın tersinden yataktan kalkıp telefonu açtı.

"Efendim."

Bakışları bir an olsun benim üzerimden ayrılmıyordu. Sanırım beni affedecekti.

"Ne zamandır orda?"

Rüzgar telefonu kapatıp hızla bana doğru geldi. Sertçe kolumu kavrayıp "Buraya hangi herifle geldiysen ona git ve bir daha bu eve gelme. Seninle işim bitti." diye bağırdı.

Rüzgar topal adımlarla beni kolumdan sürükleyerek kapıya çıkarırken ağzımı açıp tek kelime edememiştim. Oysa ben buraya ne umutlarla gelmiştim.

"Defol!" dedi Rüzgar beni çıkış kapısından adeta fırlatarak. Suratıma çarptığı kapıya bakakaldım bir süre. Korkudan dilim tutulmuş olacaktı ağzımı açıp tek kelime edememiştim. Evin bahçesine doğru ilerleyip dış kapıya yöneldim. Gözlerimden akan yaşlar bütün yanaklarımı ıslatmıştı. Ruhum resmen kanıyordu. Her bir hücremde kıyametler kopuyormuş ve ben adeta yok oluyormuş gibi hissediyordum.

Kapıdan çıktığımda bedenimdeki güç çekildi ve soğuk zemine misafir oldum.

"Derin!"

Kafamda yankılanan ismimle gözlerimi hafifçe aralayıp bana bakan adama baktım.

"Rüzgar," diye mırıldandım.

Keşke Rüzgar olsaydın.

Bölüm sonu

5 yorum