İçeriğe geç

ABİS

Bölüm 13 · 9 dk okuma

ABİS

Bölüm 13

13

Kimi insanlar düşünmek için uçsuz bucaksız yolları sanki bir sonu varmış gibi giderler. Yürüdükçe bir sonuç elde edebileceklerini düşünürler ama hiçbir zaman saplandıkları çamuru fark edemezler. Taki kafalarını kaldırıp bulundukları yere yabancı olana dek. Baktıkları yer artık eskisi gibi değildir. Değişmiştir.

Ama ben bu insanlara nazaran nereye gideceğimi bilerek yürüyordum.

Ellerimi vücuduma dolayıp derin bir nefes aldım ve çevremdeki seslere kulak verdim. Nerden geldiği belli olmayan fısıltılar adeta insana izleniyormuş hissi veriyordu. Birinin beni babamın evinin önünde görmesi garip olurdu tabi.

Adımlarımı mimari harikası gibi olan merdivenlere yöneltip kapıya vardım. Elimi hafifçe kaldırıp kapıyı çalmak için yönlendirdim. Bu yaptığımın doğruluğunu bir sonraki hatamın hemen öncesinde hatırlayıp pişman olmak için zihnimin çekilmeye yüz tutmuş filmleri arasına şutladım. Buraya kadar gelip dönemezdim. Kafamdaki soru işaretlerini halletmeden olmazdı.

Zili çaldım. Bir süre kapı açılmadı. Biraz bekledikten sonra kapıyı hiç tanımadığım bir kadın açtı.

"Buyrun, kime bakmıştınız?"

"Çağrı Bulut evde mi?"

Kadının gözleri bütün vücudumu dolandı bir süre. Kafamı eğip üzerime bakınca her yerimin toz toprak içinde olduğunu hatırladım.

"Bi kaza yaptım da," dedim bana zavallıymışım gibi bakan kadına.

"Kim diyeyim?" diye sordu sarı saçlı kadın. Mavi gözlerine bıkkınlık beyaz tenine ise yorgunluk hakimdi. Otuz yaşlarında genç sayılan bir kadındı.

"Kızıyım," dedim istemeye istemeye. Kadın biraz şaşırsa da soru sormayıp gözden kayboldu. Ağır adımlarla içeri girerken kalbim adeta göğsümden çıkıp kaçacak gibiydi.

Gözden kaybolan kadın tekrar bana doğru gelip "Çağrı Bey bu tarafta," dedi ve beni kocaman bir kapıdan geçirdi. Babamı, üzerinde pijamaları ile yatarken buldum. Anlaşılan hâlâ toparlanamamıştı. Gözüme beni kurtarırken vuruluşu gelince ürperdim. Düşüncelerimi rafa kaldırıp babama doğru ilerledim. Babam koltukta dikleşip "Hoş geldin," dedi. "Gel otur."

Hiç bir şey söylemeden yanına gidip oturdum.

"Seni beklemiyordum."

Bakışlarımı salonda dolandırmaya başladım. Sanki babamın yanında oturan 5 yaşımdaki halimmiş gibi hayal etmeye çalıştım ama bu salon buna engel oluyordu. Gösterişli eşyalar, kocaman salon, pahalı ve birbirinden değişik antikalar... Hiçbir şey eskisi gibi hissetmeme yardımcı olmuyordu.

Babama bakıp "Beni kurtardığın için teşekkür ederim." dedim.

Bu cümlem karşısında babamın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.

"Sana kendimi affettirmek için canımı da verirdim. Yeter ki beni affet."

Sesindeki samimiyet kalbime işliyordu. Her ne olursa olsun o benim babamdı ve onun yokluğuyla geçirdiğim zamanlar çok eksiktim. Bundan sonra o eksikliği doldurabilir miydim hiçbir fikrim yoktu. Bildiğim tek bir şey vardı. Hayatımın bir bölümünü babasız, geri kalanını da annesiz geçirecek olmamdı.

"Senden bir şey istemek için gelmiştim." dedim önüme bakarak.

Bedenini yanımda dikleştirip heyecanlı bir sesle "Tabiki, ne istersen." dedi.

Derin bir nefes alıp verdim. İsteyeceğim şey onun için çocuk oyuncağıydı ama yinede sanki bir yabancıdan bir şey isteyecekmiş gibiydim.

"Evet seni dinliyorum kızım." dedi babam sabırsızca.

Ona bakıp "Kardeşlerim ve bana kalacak bir yer ayarlamanı istiyorum." dedim.

Söylediğim şey karşısında Çağrı Bulut'un yüzüne adeta bir güneş doğmuş gibi hissetmiştim. Bu his nedense beni mutlu etmişti. O anda içimde ona olan nefretimin yavaş yavaş azaldığını hissetmiştim.

"Benim daha iyi bir fikrim var." dedi gülümseyerek. "Neden burda kalmıyorsunuz?"

Duraksadım. Böyle bir teklife ne denirdi ki? Tabiki de kabul etmeyecektim. Hiçbir şey olmamış gibi burda onunla kalamazdım. Sanki beni hiç terkedip gitmemiş gibi burada onunla kalmamı istiyordu. Bu olanaksızdı.

Teklifini reddetmek için ağzımı açacaktım ki babam söze atladı.

"Yukarda iki tane boş oda var. İkisi de yanyana. Biri senin olur diğeri kızların. Ne dersin?"

Çok heyecanlı görünüyordu. İçimden bir ses gerçekten beni sevdiğini söylerken ona muhalefet olan sesim ise sevseydi seni bırakıp gitmezdi diyordu.

Babam konuşmasına devam etti. "Hemen cevap vermek zorunda değilsin. Biraz düşün."

"Düşünülecek bir şey yok." dedim ayağa kalkarak. Elimi kaldırıp duvardaki aile fotoğrafını işaret ettim.

"Bak! Senin ailen onlar. Ben değilim. Bu ev onların, benim değil. Burda kalamam."

Nedense gözlerim dolmuştu. Ağlamak istiyordum ama bunu babamın yanında yapmak istemiyordum.

Babam zorla ayağa kalkıp yanıma geldi. "Sende benim kızımsın." dedi. "Ben bir hata yaptım. Seni bırakıp gittim. Ne dersem diyeyim sana ne kadar gerçeği anlatırsam anlatayım sen hep annene inanacaksın. Bende olsam bende öyle yapardım. Neden beni terk edip gitmiş bir adama inanayım ki öyle değil mi?" Ellerini kollarımın iki yanına koyup gözlerimin içine baktı. "Çok pişmanım. Hiçbir şeyi geri alamam. Ama bana bir şans ver. Sana kendimi affettireyim. Bunu da burda benle kalmaya başlayarak yapabilirsin. Hiç değilse birkaç gün kal. Beni affetmeyi dene. Lütfen."

Bu cümleler karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Kalsam buraya asla ait olamazdım. Gitsem spor salonunda kalmaya devam edecektik. Rabia ve Sude için bir ev bulmam şarttı. Önümüz kıştı ve o salonda kış çekilmez oluyordu.

Ellerimi kaldırıp babamın ellerini ittim. Birkaç adım geri gidip "Rabia ve Sude' yi alıp geleceğim." dedim. Babamın dudaklarındaki gülümseme bütün yüzüne yayılırken heyecanını ve mutluluğunu gizlemedi.

"Hemen şöfore söylüyorum seni götürsün ve kızlarımı bana getirsin."

İtiraz etmedim. Kapıdan çıkıp beni bekleyen arabaya bindim. Belki de yaptığım şey bir hataydı ama artık hatalardan korkacak yaşı çoktan geçmiştim.

Spor salonuna gelip Rabia ve Sude'yi apartopar arabaya bindirdim ve babamın evine geri geldik. Arabadan inip hep birlikte kocaman gösterişli eve baktık.

"Artık burada mı yaşayacağız?" diye sordu Sude.

"Derin emin misin?" Rabia benim bu kararıma karşı çıkmıştı ama başka çaremizin olmadığını bildiğinden gelmişti.

"Başka çaremiz yok." dedim umutsuzca. Burda kalmak zorundaydık. O anda aklıma Rüzgar geldi. Elimi kaldırıp yüzük parmağıma baktım. Onun yüzüğümü çıkarıp atması canlandı gözümde. Kalbime ağır bir yük bindi. Nefesim kesildi. Içimden geçen acı tarif edilemez türdendi. Ona gidemezdim. Ben gitsem bile kardeşlerimi götüremezdim. Onlar için en güvenli yer burasıydı.

Yavaş yavaş kapıya doğru ilerlerken şoför bir yandan bavullarımızı taşıyordu. Bu yaptığımdan Rüzgar hiç hoşlanmayacaktı. Ama belki de ben çoktan onun hayatından çıkmıştım?

Kapının önüne geldiğimizde babam bizi karşıladı. Ayakta zorla duduyordu ama yine de bizimle odaya kadar çıktı. Yüzündeki mimiklerden canının çok yandığını anlıyordum.

"Burdan sonrasını biz hallederiz. Sen dinlen." dedim.

Babam başını sallayıp "Saat yedide akşam yemeği yeriz. Hepiniz masada olun. Leyla ve Sümeyye'ye bu durumdan bahsedeceğim.

"Ya bizi istemezlerse?" diye sordu birden Sude.

"İstemezlerse bizde gideriz meraklı değiliz buraya." dedi Rabia babama çatık kaşlarıyla bakarken.

"Gitmek falan yok." dedi babam. "Rahatınıza bakın."

Eşyalarımız odalara koyulunca hepimiz bana verilen odada toplandık. Rabia hâlâ gitme taraftarıydı. Burada kalmak ona çok yanlış geliyordu.

"Rüzgar burada kaldığını biliyor mu?" diye sordu Rabia.

"Hayır. Bence o artık benimle alakalı hiçbir şeyi bilmek istemiyor."

"Yani bu intikam hikayesi buraya kadar mıydı?"

Rabia'nın bu özelliğini çok seviyordum. Her ne konu olursa olsun konuşmak istemediğimi anlıyor ve beni anlatmam için zorlamıyordu. İyiki hayatımda onun gibi bir arkadaşım, kardeşim, sırdaşım vardı.

"Galiba öyleymiş." dedim kendimi yatağa bırakarak.

Beni üzen bir şeyler vardı. Rüzgar'dan ayrı kalmak galiba bana iyi gelmiyordu. Şuan o yüzüğü parmağımda Rüzgar' ı ise yanımda istiyordum.

~~~~

Akşam yemeği vakti yaklaşmaya başlayınca içimde sanki beni bir yerlere saklayabilecek kadar ilginç bir korku belirliyordu. Kalbim titrek titrek atıyor vücüduma zor kan pompalıyordu.

"Bizi bu evde istemeyecekler." dedi Rabia kendi kendine.

Bunu biliyordum. Leyla hanım asla burada kalmama müsade etmeyecekti. Buna karşı çıkacaktı. Bundan emindim.

Evin görevlisi gelip bizi yemeğe çağırınca acaba yol yakınken kaçıp gitsek mi diye düşünsem de bir yandan yemek odasına doğru yol almaya başlamıştık. Derin bir nefes alıp içinden "Ne olacaksa olsun artık." diye geçirdim. Yemek masasına yaklaşırken Leyla Hanım babam ve Sümeyye aynı anda bakışlarını bize çevirdiler. Leyla hanımın gözlerindeki soru işareti bir benim gözlerime birde babamınkilere gidip geliyordu. Sümeyye birden "Derin abla!" diye haykırıp bana doğru koşmaya başladı. "Yine geleceğini biliyordum. Hoş geldin." dedi bana sarılarak. Bunu hiç beklemiyordum. Küçüçük kız bana birden bu kadar ısınmış ve çok sevmişti.

"Derin ablan ve arkadaşları bir süre bizde kalacak." dedi babam.

Leyla hanım dehşete kapılmış bir şekilde "Ne demek bizde kalacak?" diye sordu Çağrı Bulut'a.

"Bizde kalacak dediysem bizde kalacak."

Babam kalkıp yanımıza geldi. "Kızlar siz masaya geçin." diyip Sümeyye'nin önünde diz çöktü.

"Bak güzel kızım. Sen çok akıllı ve çok anlayışlı bir kızsın. Hani sana bir ara söylemiştim ya ben annenden önce başka bir kadınla evliydim ve birde kızım var ama öldü diye."

Sümeyye başını hatırlamış anlamda sallayıp dikkatlice babasını dinlemeye devam etti.

"O kız ölmemiş," dedi babam bana bakarak. "O kız Derin ablan."

Sümeyye'nin yüzünde önce bir şaşkınlık sonra da bir gülümseme belirdi.

"Yani şimdi benim bir ablam mı var?" dedi. "Biz kardeş mi oluyoruz?"

Babam olumlu anlamda kafasını sallayınca Sümeyye bir kez daha bana sarılarak "Yaşasın," dedi heyecanla. "Hep bir ablam olsun istemiştim."

Leyla Hanım hırsla masadan kalkıp merdivenlere yöneldi ve gözden kayboldu. Onun bizden rahatsız olması beni ürkütüyordu. Bana yada kardeşlerime bir zarar vermesinden korkuyordum.

"Siz onun kusuruna bakmayın. Buyrun hadi masaya." diyip yemek masasına oturdu.

O akşam kendimi annemin ölümünden sonra ilk defa ailemleymiş gibi hissetmiştim. Bu his gerçekten tarif edilemeyecek kadar güzel ve eşsizdi.

Yemek bittikten sonra Rabia ve Sude odaya, Sümeyye ise hizmetli tarafından banyo yaptırılmak için banyoya çıktı. Babam ve ben yemek masasında başbaşa kalmıştık. Ortada garip bir sessizlik vardı. İkimizde konuşmuyor sadece tabaklarımıza bakıyorduk. Birden babam olayların en başından alıp bana her şeyi anlatmaya başladı.

"Annenle gerçekten severek evlendim. Hayatımın en güzel dönemleri onunla geçirdiğim zamanlardı diyebilirim. Onu gerçekten seviyordum ama hep bir şeyler eksikti. Sonra sen doğdun. O eksikliği seninle doldurmaya çalıştım ama olmadı. Tam başardım derken annenin hastalığını öğrendim. Korktum. Onu kaybetmekten mi korktum yoksa ona destek olamamaktan mı bilmiyorum ama korktum işte. O sıralarda da Leyla ile tanıştım. Ona karşı bir şeyler hissetmeye başladım ve gözüm başka hiçbir şeyi görmez oldu. Ona olan duygularım aklımı karıştırdı ve bir gece karar alıp evi terk ettim. Ki zaten bunu biliyorsun. Seni ve anneni bıraktığım için çok huzursuzdum ama yine de geri gelemedim. Sonra annenden bir mektup aldım. Senin öldüğünü ve kendisinin de hastalığının son evrede olduğunu yazmıştı. İnan bana kızım geri dönmek istedim ama yapamadım çünkü senin ölümünden kendimi suçlu tutuyordum. Dünyam başıma yıkılmıştı. Ölümünü duyduktan sonra artık geri gelmek bile istemedim. Annene hissettiğim duygular beni geri getirmeye yetmedi. Sonralarda senin hatıranla yaşamayı öğrendim yavaş yavaş. Leyla ile evlenip yeni bir hayat kurdum kendime. Gerisi de bildiğin gibi." dedi ve sustu. Benden bir cevap beklediği aşikardı ama ben susup sadece ağladım. Gözyaşlarımı silip derin bir nefes aldım.

"Annem neden böyle bir şey yapsın ki?" diye sordum.

"Çünkü öleceğini biliyordu ve seni benim almamı istemiyordu."

"Bu çok saçma."

"Saçma değil kızım. Kendi ayaklarının üzerinde durabileceğine olan inancı tamdı. Senin benimle kalmandansa kendi ayaklarının üzerinde durabileceğini bildiğinden böyle bir şey yaptı."

Başımı anladığımı belli edecek şekilde salladım.

"Peki ya Rüzgar'ın babası ve dedesi? Onların sen öldürmedin mi?"

"Hayır tabii ki. Rüzgar'ın dedesini ben vurdum evet ama hastaneye kaldırıldığında yaşıyordu ve durumu da gayet iyiydi. Ne olduysa hastanede oldu. Biri ona suikast düzenleyip onu öldürdü sonra da suç benim üzerime kaldı. Bu olaydan paçamı zor kurtardım. Bir daha da Leyla'nın ailesiyle hiç muhabbetim olmadı."

"Peki ya babası nasıl öldü? Bu konuda neden seni suçluyorlar?"

"Çünkü bunu yapabilecek başka kimsenin olmadığını düşünüyorlar."

Babam bıyık altından gülüp "Hastaneye benim adam yolladığımı Osman Özcan'ı benim öldürdüğümü söylediler. Bu saçma dedikodu yıllarca kafamda yankılanıp durdu. Rüzgar'ın babasının benim hastaneye adam yolladığımı kanıtlayacak belgeleri olduğu için benim onu öldürdüğümü öne sürdüler. O ikisini öldürmek isteyen birileri vardı ve Osman Özcan'ı vurduğum için bütün her şeyi benim üzerime attılar. Benim tek suçum Osman Özcan'a silah çekmekti. Onu sadece yaraladım. İnan bana kızım. Bu anlattıklarımda tek kelime dahi yalan yok."

"Onları kim öldürmek istemiş olabilir ki?"

"Bilmiyorum ama inan çok araştırdım. Leyla için yıllarca uğraştım bu davayla. Ama hiçbir sonuç alamadım. Rüzgar'ın da bir şey bulamayacağından eminim."

Rüzgar'ın adı geçince kalbime bir acı saplanmıştı. Boğazıma kilitlenen yumru konuşmama müsade etmedi. Gözyaşlarımın yavaş yavaş rotalarını yanaklarıma çevirdiğini hissedince babama bir şey söylemeyip ayağa kalktım ve merdivenlere doğru ilerledim. Merdivenleri çıkarken "Düşüneceğim," diye mırıldandım. "Düşüneceğim."

Bölüm sonu

4 yorum