İçeriğe geç

ABİLERİM

Bölüm 3 · 2 dk okuma

ABİLERİM

Bölüm 3

Camdan Saray

Evin devasa kapısından içeri girdiğim an ciğerlerime dolan hava değişti. Rutubet ve ucuz deterjan kokusunun yerini; pahalı ahşap, taze çiçekler ve bir parça soğukluk almıştı. Koridor o kadar büyüktü ki, eski evimin tamamı buraya sığabilirdi. Yusuf, yani en büyükleri, ceketini ağır bir hareketle çıkarıp orada bekleyen adamlardan birine verdi. Adam ceketini alırken başını öyle bir eğmişti ki, Yusuf’un bu evdeki otoritesinin sadece "abi" olmaktan öte, bir "hükümdar" gibi olduğunu o an anladım. "Yorgun görünüyorsun," dedi Yusuf, sesi hala o mesafeli ama korumacı tondaydı. Bana doğru bir adım attı, eli sarı saçlarıma gitti ama duraksadı. Kendini tuttu. "Emir, odasına kadar eşlik et ona." "Gerek yok," dedim, sesim geniş holde yankılandı. Hepsinin gözü üzerime dikildi. Rüzgar’ın kaşları çatıldı, omuzları daha da dikleşti. Sinirlendiğinde etrafındaki havayı bile ağırlaştıran bir enerjisi vardı. "Gerek var," dedi Rüzgar, sesi bir hırıltı gibiydi. "Dizlerin titriyor Kutsal. Ayrıca o evden getirdiğin hiçbir şeye ihtiyacın yok. O üzerindeki hırkayı hemen çıkarıp bir kenara atabilirsin." Üzerimdeki eski, rengi solmuş hırkaya daha sıkı sarıldım. "Bu benim tek eşyam." Rüzgar bir adım öne çıktı. Öyle büyüktü ki, gölgesi tamamen üzerimi kapladı. Bakışları sertti, korkutucuydu. "Artık değil," dedi dişlerinin arasından. "O evle ilgili tek bir iplik parçasını bile bu çatının altında istemiyorum. Seni inciten her şeyi yok edeceğim, o paçavralar dahil." "Rüzgar, korkutuyorsun onu. Kes şunu," dedi Emir araya girerek. Kolunu hafifçe omzuma koymak istedi ama ben irkilerek geri kaçtım. Hepsindeki o "koruma" isteği, aslında birer kafes gibi etrafımı sarıyordu. Onlar için ben, on sekiz yıl sonra bulunan kırılgan bir porselen bebektim. Ama benim için onlar, hayatımı bir gecede altüst eden yabancılardı. Üst kata çıktığımızda, koridorun duvarındaki devasa bir yağlı boya tablonun önünde durdum. Kalbim tekledi. Tablodaki kadın... Altın sarısı saçları, benimkilerle aynı olan o hafif çekik mavi gözleri ve hüzünlü gülümsemesiyle doğrudan bana bakıyordu. "Annem," dedi Atlas, arkamdan sessizce yaklaşarak. "Seni gördüğünde neden sustuğumuzu şimdi anladın mı? Onun kopyasısın Kutsal. Onu kaybettiğimiz gün, senin de öldüğünü sanmıştık. Şimdi karşımızda duruyorsun ve bu bizim için hem bir mucize hem de bitmek bilmeyen bir öfke kaynağı." "Neye öfkelisiniz?" diye sordum, gözlerimi tablodan ayırmadan. Atlas yanıma gelip kulağıma doğru eğildi. Sesi buz gibiydi. "Seni bizden çalanlara. Seni o halde yaşatanlara. Ve inan bana Kutsal, sana elini kaldıran o adamın ellerini ne zaman kıracağımız konusunda aşağıda bir oylama yapıyoruz." Yutkundum. Sevgileri bile şiddet ve güç içeriyordu. Fazla önyargılı olabilirdim ama bu normaldi. Beni hazırladıkları odaya soktuklarında nutkum tutuldu. Odanın her detayı benim için düşünülmüş gibiydi, ama en can alıcı nokta yatağın üzerine bırakılmış, üzerinde tek bir not olan kutuydu. *“Kimsenin seni bir daha incitmesine izin vermeyeceğiz. -Abilerin.”* Tam o sırada kapı sertçe çalındı ve Kaan içeri daldı. Elinde bir telefon vardı, yüzü bembeyazdı. "Aşağı inmelisiniz," dedi nefes nefese. "Yusuf, o herifin mahallede Kutsal’ı aradığını öğrendi. Rüzgar silahını aldı bile." Korkuyla kapıya yöneldim ama Kaan kolumdan tuttu. Nazik ama sarsılmaz bir tutuştu bu. "Sen değil," dedi gözlerimin içine bakarak. "Sen burada kalıyorsun. Biz, ailemize ait olanı nasıl koruyacağımızı o mahalleye birazdan öğreteceğiz."

Bölüm sonu

1 yorum

  • Aşırı iyiii kesinlikle devamını istiyorumm

    1Yanıt