Arabanın kapısı kapandığında, dışarıdaki yağmurun sesi bir anda kesildi. İçerisi o kadar yoğun bir erkek parfümü kokuyordu ki, ciğerlerim bu yeni dünyaya alışmakta zorlandı. Arka koltukta, iki yanımda da birer dev oturuyordu. Sağımdaki, en büyükleri olduğunu tahmin ettiğim adam, şoföre "Sür," dedi. Sesi o kadar tok ve alışılmış bir otoriteyle çıkmıştı ki, itiraz etmek imkansızdı. "Bana bir açıklama borçlusunuz," dedim, sesimin titrememesi için tırnaklarımı avuç içlerime bastırarak. "İsmimi biliyorsunuz, nerede yaşadığımı biliyorsunuz... Kimsiniz siz? Hangi hakla beni o kapıdan alıp bu arabaya bindiriyorsunuz?" Solumdaki adam -daha yumuşak bakışlı, kumral olan- hafifçe bana doğru döndü. "Haklısın Kutsal. Her şey çok hızlı oldu, korkuyorsun. Ben Emir. Doktorum. Sağımdaki en büyük abimiz Yusuf." İsimleri ilk kez duyuyordum. Yusuf ve Emir. Zihnim bu bilgileri alelacele bir kenara not etti. "Abiniz olduğumuzu söylemiştik," diye araya girdi ön koltuktan, dikiz aynasından beni izleyen o keskin gözlü adam. "Ben Atlas. Senin hakkında bilmediğimiz hiçbir şey yok Kutsal. Hangi okula gittiğini, hangi yemeği sevmediğini, hatta o evdeki insanların sana nasıl davrandığını bile biliyoruz." Öfkeyle öne doğru atıldım. "Madem biliyordunuz, neredeydiniz? Eğer gerçekten abilerimseniz, on sekiz yıl boyunca neden o cehennemde kalmama izin verdiniz?" Arabanın içinde bir anlık, buz gibi bir sessizlik oldu. Direksiyondaki adamın parmak boğumlarının direksiyonu sıkmaktan beyazladığını gördüm. Yusuf, yani en büyükleri, derin bir nefes aldı. "Seni bizden çaldılar Kutsal," dedi Yusuf. Sesi bu sefer daha boğuk, daha yaralı geliyordu. "Annemiz ve babamızın kaza yaptığı o gece, seni o hastaneden kaçırdılar. Biz yıllarca senin öldüğünü sandık. Ta ki altı ay önce bir iz bulana kadar. O günden beri her saniye seni oradan nasıl çıkaracağımızı planladık." "Neden hemen gelmediniz?" diye fısıldadım. "Çünkü seni kaçıranlar hala dışarıdaydı," dedi Atlas soğuk bir sesle. "Seni güvenli bir şekilde alabilmemiz için önce onların nefesini kesmemiz gerekiyordu. Ve bugün... Bugün o iş bitti." Araba devasa, demir bir kapının önünde durdu. Kapılar ağır ağır açılırken, karşımda yükselen malikane değil, adeta bir kale gibiydi. Bahçedeki ışıklar yağmurla birleşip parlıyordu. Yanımda oturan ve yol boyunca hiç konuşmayan, en gençleri olan Kaan, kapısını açıp dışarı çıktı ve benim kapımı açtı. Elini uzatmadı -belki de korkacağımı biliyordu-ama gözlerinde garip bir meydan okuma vardı. "Hoş geldin Kutsal Sancaktar," dedi Kaan. "Burası senin krallığın. Biz ise sadece senin için buradayız." Arabadan indiğimde, beşinin de etrafımda bir duvar gibi örüldüğünü fark ettim. Yusuf en önde, Rüzgar ve Atlas yanlarda, Emir ve Kaan ise hemen arkamda... Hayatım boyunca rüzgardan bile korunmamış olan ben, şimdi bu beş adamın gölgesinde, o büyük kapıya doğru ilk adımımı attım.
Bölüm 2
Yabancı Krallık
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.