İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 9 · 12 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 9

9🍓

🍓

"Defne uyan artık öğlen oldu!"

"Nee öğlen mi oldu?!" diyerek fırladım yataktan. Ayaz ise gülüyordu. "Şaka yaptım."

"Eben yap." diye tersledim.

Derince esneyerek yataktan indim. Tam komidinin üzerinden telefonumu alıp saate bakacaktım ki şu an Ayaz'ın odasında olduğum aklıma geldi. Elimle yüzümü ovuşturup Ayaz'a döndüm. Üzerinde siyah okul forması vardı. Ne ara giyinmişti?

"Saat kaç?" diye sorduğumda hemen cevap verdi. "8'e çeyrek var."

Kaşlarımı çattım. "Gerizekalı niye şimdi uyandırıyorsun?!" diyerek ense köküne yapıştırdım. Yalnız acayip iyi ses çıkmıştı.

Acıyla inleyip elini ensesine götürdü. "Defne ağzına sıçayım senin beynimi hissetmiyorum."

"Var mıydı ki?" deyip bir kahkaha atarak odanın kapısına doğru koştum. Ancak daha ben yetişemeden arkamdan roket misali fırlatılan dev yastık tam kafama isabet ederek beyin sarsıntısı geçirmeme neden olmuştu.

"Ananı satıyım!" diye istemsizce bağırarak göt üstü yere düştüm.

Arkamdan gelen devasa kahkahaları duydukça artan sinirim ile hızla ayaklandım ve yere savrulan yastığı kapıp Ayaz'ın üzerine koştum. Aramızda birkaç adım kala işin ciddiyetini anlayıp kendini yana doğru atmıştı.

Ancak sinirden gözü dönmüş olan ben onunla beraber yana atlayıp uçarak üzerine düşmüştüm. "Öldürecem seni!" diye bağırarak yastığı yüzüne bastırdım. Bastırdım derken tabii ki o kadar bastırmıyordum. Şakasına boğuyormuş gibi yapıyordum.

İkimiz de kahkahalarla gülerken odanın kapısı bir anda açıldı ve içeri endişeli ifadesiyle Miraç girdi. "Noluyor, o sesler ne?!"

Bakışları odada gezinirken en son bizi gördüğünde dehşetle gözlerini belertti. Bulunduğumuz konumda ben şu an Ayaz'ın yüzüne yastığı bastırmış, onu boğuyordum.

"Napıyosun lan kardeşime!?" diye bağırarak üzerime yürüdüğünde yastığı çekip Ayaz'ın üzerinden kalktım ancak hâlâ yerdeydim. Yok artık! Beni şimdi Ayaz'ı öldürmeye çalışmakla mı suçlayacaktı yoksa?

Ayaz aceleyle ayağa kalkıp abisinin önüne geçti. "Abi dur!"

Miraç ise Ayaz'ı yana itekleyip ayağa kalkmış olan benim kolumdan tuttuğu gibi yana savurdu. Neyse ki yatağa çarpmıştım. "Sen Ayaz'ı boğacaktın!" diye bağırarak tekrar üzerime yürüdüğünde Ayaz tekrar önüne geçip kollarına yapıştı. "Abi dur yanlış anladın!"

"Neyi yanlış anladım Ayaz! Gördüm, seni öldürecekti!" diyerek Ayaz'ı itmeye çalıştı. Bunları yaparken bakışlarını bir an olsun benden ayırmamıştı.

Uğradığım suçlamanın büyüklüğüyle gözlerim doldu. Ayaz'ı öldürmek mi? Ben mi?

"Abi dur! Oyun oynuyorduk, beni boğduğu öldürdüğü falan yok!"

Miraç en sonunda bakışlarını benden çekip Ayaz'a çevirebilmişti. Öfke dolu bakışları yavaş yavaş sönmeye başladı. "Oyun mu oynuyordunuz?" diye sordu sakince.

"Evet." dedi Ayaz. Sesi çok üzgün çıkmıştı.

Miraç bir iki adım geriye gidip yavaşça bana baktı. Artık ona nasıl bakıyorsam bakışları benimle kesiştiği gibi değişti. Yoğun bir pişmanlık vardı.

Yanağımdan akan yaşı elimin tersiyle silip hiçbir şey demeden balkona çıktım ve ordan da kendi odama girdim. Arkamdan gelen bağırış seslerini umursamadım.

Yatağımın yanına çömelip ağlamaya başladığımda balkondan sesler geliyordu.

"Abi dur gitme. Şu an olmaz, sakinleşsin." diyen Ayaz sanırım buraya gelmeye çalışan Miraç'ı durduruyordu. Sesi çatallı çıkıyordu.

Birkaç saniyenin ardından balkon kapısı yavaşça açıldı ve görüş alanıma Ayaz'ın sarı kırmızı çorapları girdi. Yavaşça ilerleyip tam yanıma oturduğunda kollarını bedenime sarıp sıkıca sarıldı. Onun sarılmasıyla ağlamam şiddetlendiğinde başımı tutup göğsüne yasladı.

"Özür dilerim." diye mırıldandı. O da ağlıyordu.

Ayaz'ın kollarının izin verdiği ölçüde başımı iki yana salladım. "Özür dilemesi gereken kişi sen değilsin."

Bir süre daha sarılı kalmanın ardından yavaşça ayrıldık. Ellerini uzatıp yanaklarıma koydu ve baş parmağıyla durmadan akan yaşlarımı silmeye başladı. Ben de uzanıp ıslak yanaklarını sildim.

"Okuldan sonra odana gelicem. Senle bir şey konuşmalıyım, tamam mı?" dediğinde ne konuşacağını merak etsem de sorgulayacak hâlim olmadığı için yavaşça başımı salladım. Ayaz ayağa kalktığında elini bana uzatıp tutmamı bekledi. Onu çok bekletmeyip tuttum ve oturduğum yerden ayağa kalktım.

Birbirimize bakarken gülümseyerek üzerime eğildi ve yanağımdan öpüp geri çekildi. Ben de gülümseyerek parmak ucumda yükselip onun yanağını öptüm. Maşallah aramızda 15 cm vardı.

"Hadi, hazırlanıp kahvaltıya in." dediğinde başımı salladım. Odadan çıkmadan önce bana son bir bakış atmıştı.

Derin bir nefes aldım. Ayaz olmasaydı bu evde bi saniye daha durmazdım. Gerekirse sokakta yatardım ama böyle bir evde barınmazdım.

Ellerimle ıslak yanaklarımı sildikten sonra sallayarak yelpaze yaptım. Ağladığım belli olmasın diye yüzümü yıkamalıydım. Hızlı adımlarla odadan çıkıp banyoya ilerledim ve kapıyı çaldım. Neyse ki boştu.

Banyoda yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra odama geri döndüm. Dolabımdan mavi bol paça kot pantolon ve beyaz bir tişört çıkardım. Onları giyinme odasında üzerime geçirdikten sonra bir de lacivert bir hırka giyip önünü açık bıraktım. Ardından aynanın karşısına geçip saçlarımı taradım ve artık hazırdım.

Giyinme odasından çıkıp köşeye bi yere koyduğum sırt çantamı hazırladım. Çantayı tek koluma takıp telefonumu ve cüzdanımı pantolonumun ceplerine yerleştirdim. Odadan çıkıp merdivenleri inmeye başladım.

Umarım Miraç kahvaltıda değildir. Onu görmeyi kesinlikle istemiyordum.

Yemek odasının önüne vardığımda içeri girip kısaca göz gezdirdim. Gördüğüm yüzle çaktırmadan göz devirdim. Burdaydı.

Hemen Ayaz ile Efe arasındaki boş sandalyeye geçip oturdum.

"Hoş geldin kızım." diyen kişi Sevgi Hanımdı. Ona dönüp gülümsedim.

"Hoş buldum."

Yemeğime odaklandığım sırada tekrar bir ses duyuldu.

"Biz geç kalınca neden geç kaldın diye kızıyosunuz, o geç kalınca hoş geldin kızım mı oluyor."

Bu Barış özürlüsü bir gün bana laf yetiştirmeden uyuyamıyor mu?

"Çocuk musun sen Barış? Dön önüne yemeğine bak!" diye uyardı onu Demir. Bu adamı seviyorum ya.

Barış homurdanarak yemeğini yemeye devam etti. Bu sırada da Ayaz kulağıma eğilip fısıldadı. "İyi misin?"

Derin bir nefes aldım. Yaklaşık yarım saat önce yaşananlardan bahsediyordu. Yavaşça başımı salladığım sırada bana sürekli kaçamak bakışlar atan Miraç ile göz göze geldim. Hemen bakışlarını kaçırdı.

Beni resmen Ayaz'ı öldürmeye çalışmakla suçlamıştı!

Bunları şimdilik boş vererek duvardaki saate baktım. 8 buçuktu. İlk günden geç kalmamak için hemen yemeğime gömüldüm.

🍓

Kahvaltı bitmişti ve Ayaz'ın elinden tutmuş, Barış salağının arabasına doğru ilerliyorduk. Bu evde Miraç hariç tüm abilerin arabası vardı. Miraç'ın niye yoktu anlamamıştım.

Beni de ilgilendirmezdi.

Arabaya bindiğimizde bir yanımda Efe, diğer yanımda Ayaz oturuyordu. Ön koltukta ise Miraç vardı. Arabayı zaten Barış kullanacaktı.

Yeni okula başlayacağım için heyecanlıydım ama içimde bir korku da vardı. Zaten sürekli olay çıkartan biriydim, bir de yanımda ikizler olmayacaktı. Tamam Ayaz vardı ama ikizler olmadan da okul güzel geçmezdi be.

Ayrıca Ayza ile aynı sınıftaydık. O boya küpünü görmek bile sinirlerimi tepeme çıkarmaya yeterdi.

Araba hareket ettiğinde derin bir nefes alarak başımı Ayaz'ın omzuna yasladım. O da kendi başını benim başıma yasladığında aynadan Miraç ile göz göze geldim. Hemen bakışlarını kaçırmıştı.

Onu umursamayıp önüme dönerek yola odaklandım. Hâlâ uykum olduğu için gözlerimi kapattım.

Sessiz geçen bir yolculuğun ardından sonunda okula varmıştık. Arabadan indiğimizde etrafa göz gezdirdim. Okul tahmin ettiğimden daha büyüktü. Bahçede öğrenciler vardı ve çoğunun bakışları bir anda bize doğru dönmüştü.

Noluyor lan ne bu bakışlar?

Ayaz yanımda durup kolunu omzuma attı ve kulağıma eğildi. "Demirkanların kızlarının bebekken karıştırıldığı tüm okulda hızlıca yayıldı. Haberi olmayan bir kişi bile bulamazsın."

Ona dönüp ciddi misin der gibi baktım. "Tüm okul benim hakkımda mı konuşuyor yani?" dedim şaşkınlıkla. Maalesef der gibi başını salladı.

"Peki nereden biliyorlar?" diye sorarken okula doğru yürümeye başlamıştık.

"Haberin yok sanırım ama televizyona bile çıktı. Babamın şirketi buralarda oldukça ünlü olduğu için tanınıyoruz." diyen kişi Efe'ydi. Yanımızda yürüyordu.

Elimle yüzümü sıvazladım. Gerçekten mi ya?

"Yani ben artık ünlü biri miyim?" deyip hafifçe güldüm.

"Sayılır. Sadece karıştırılan bir kız olarak biliniyorsun, yani ismin ya da yüzün olarak ünlü değilsin." dedikten hemen sonra karşımızda telefonuyla bizi çeken çocuğu gösterdi. "Yani şu ana kadar değildin."

Lan beni niye çekiyo bunlar?!

Kameralara fazla görünmemek için başımı eğdim. Okulun içine girdiğimizde hızla merdivenlere yönelmiştik. 1. katta Efe kendi sınıfına gitti. Miraç zaten bizimle yürümemişti. Okulun bahçesinde kalmıştı. Ayaz ile ben de 3. kata çıkıp bir sınıfa yöneldik.

11/E.

Sınıftan içeri sağ ayağımla besmele çekerek girmeyi ihmal etmedim tabii ki.

Etrafa baktığımda neredeyse tüm bakışlar ikimize, ama en çok da bana dönmüştü. Umarım burda da evde yaşadıklarımın aynısını yaşamazdım. Ön yargı falan, anladınız siz.

Ayaz omzumdaki kolunu aşağı indirerek elimi tuttu ve yürümeye başladı. Orta sıralardan birine doğru yöneldik. En arka dörtlüye geldiğimizde orada oturan iki erkek ve bir kız ayağa kalkmıştı. Erkeklerden biri aniden üzerime gelip bana sarıldığında gözlerim şaşkınlık ve şokla açıldı. Noluyor lan?

"Vayy demek yeni kuzenim sensin. Pek de güzelmişsin maşallah." dedikten sonra ben daha şoku üzerimden atamamışken kulağıma eğildi. "O pavyon süsüne benzeyen Ayza'dan sonra gözlerim şenlendi."

Gülmek istedim ancak yaşadığım şaşkınlık nedeniyle bu pek mümkün değildi.

Çocuk benden ayrıldığında Ayaz gülerek kolunu omzuma attı. "Tanıştırayım ikizim. Kuzenlerin." diyerek bana gülen gözlerle bakan kızı işaret etti. "Damla." ardından bana sarılan elemanı gösterdi. "Doruk." son olarak da bana pek sevecen bakışlarla bakmayan bir diğer elemanı gösterdi. "Ve Gökalp." kuzenlere dönüp omzumdaki eliyle beni kendine çekti. "Bu da ikizim, Defne."

Adının Doruk olduğunu öğrendiğim ve az önce bana sarılan kuzen elini bana doğru uzattı. "Aramıza hoş geldin kuzen." Gülerek elini sıktım. "Hoş buldum."

Yanında duran Damla onu kenara iterek benim önüme geçti. "Çekil be ben tanışıcam kuzenimle."

"Merhaba yeni kuzen. Seni şimdiden sevdim, sen o yelloza benzemiyorsun." diyerek bana sarıldı. Sağ olasın Damla. Bazıları senin ilk bakışta anladığın şeyleri anlayamıyor. Tutturdular Ayza diye.

Gülerek sarılışına karşılık verdim. "Ben de seni sevdim. Çok kafa birine benziyorsun."

Benden ayrılırken konuştu. "Öyleyim. Ama," derken yanındaki Doruk'un bacağına tekme atmıştı. "Bazıları anlamıyor."

Doruk ise acıyan bacağını tuttu. "Ne vuruyorsun lan!?"

"Sus hoca gelcek zaten birazdan!" diyen Damla bana son kez bakıp adı Gökalp olan şahısı kolundan tutup önüme çekti. Ancak o hiç buralı değildi. Artık alışık olduğum bakışlarla bana bakıyordu. Önyargı.

Hiçbir şey demeden yerine oturdu.

"Gerizekalı bu çocuk çok takma onu sen." diyen Damla ile başımı salladım. "Alışığım bu bakışlara merak etme."

"Senin beş tane abin vardı değil mi? Doğru." dedi Doruk. Tam cevap vereceğim sırada Ayaz lafa dahil oldu. "Kapatın şu konuyu yeter. Saçma sapan. Neyse, Defne benimle oturacak. Gökalp sen kalk ordan hadi."

Yani Gökalp ile Ayaz yan yana oturuyordu. Ve sanırım Doruk ile de Damla.

Gökalp Ayaz'ın cümlesiyle wtf der gibi bakmaya başladı. Çocuğu yerinden ediyordum şu an ama bananeydi.

"Bu kız için benim yerimden kalkmamı mı istiyorsun yani Ayaz?" diye sordu Gökalp.

"Aynen öyle istiyorum. Tanımadığı insanlarla oturtmam ben ikizimi. Benimle oturacak. Ayrıca onun bir adı var, Defne." dediğinde gülerek yanağını sıktım. Çok tatlıydı ama buu!

Göt- pardon Gökalp öyle olsun bakışlarını atarken çantasını kaptığı gibi yerinden ayaklandı. Evet, öyle oldu Gökalp. Üzgünüm.

Ya da değilim.

Gökalp'in kalktığı yere Ayaz, Ayaz'ın yerine de ben oturduğumda Damla ile Doruk da arkamızdaki yerlerine oturmuştu. Sınıfta gözlerimi gezdirirken çoğu bakışın üzerimizde olduğunu gördüm. Bunu fazla umursamadan bakmaya devam ettiğim sırada biriyle göz göze geldim: Ayza.

Bana küçümseyici ve kibir dolu bakışlar atarken tek yaptığım göz devirmek olmuştu. Daha sonra onun yanında oturan çocuğa kaydı bakışlarım. Tam şerefsiz tipi vardı. Bu kişinin Ayaz'ın bahsettiği Ayza'nın sevgilisi olduğunu düşünüyordum ama adını unutmuştum.

Ayaz'ın kolumu dürtmesiyle ona döndüm. "Bakma o şerefsize." dedi kulağıma doğru. Başımı sallamış, gözlerimi sırama dikecektim ki arkamdan omzuma dokunan bir elle arkamı döndüm ve Damla'yla göz göze geldim. "Ee bahsetsene bize biraz kendinden.

Gülümsedim. "Öyle çok bir özelliğim yok aslında. Sıradan bir lise öğrencisiyim işte. Evden okula okuldan eve takılırım. Ama benim hakkımda bilmeniz gereken en önemli şey çileğe olan aşkımdır. Çileksiz yaşayamam. Çilek olmayan bir dünya düşünemiyorum."

Hepsi gülmüştü bu dediklerime. Ama tek cevap veren Damla oldu. "Benim de aynısı ama şeftali versiyonu."

"Şeftali de mükemmel bi şey ama çilek başka ya."

Tam o sırada sınıfa giren hocayla konuşmamız yarım kaldı. Herkes ayağa kalkıp hocanın komutuyla geri oturduğunda diğer öğrencilerin kitaplarına baktım.

Siktir kimya mı?!

🍓

"Nereye?"

"Ebene." diyerek tersledim Ayaz'ın sorusunu. Sabahtan beri ördek yavrusu gibi peşimde dolanıp duruyordu.

"Söylemezsen peşinden gelirim."

Göz devirdim. "Tuvalete, gerizekalı. Tuvalete. Oraya da gir bir de tam olur. Bak içimde kalır girmezsen, hadi gel gel!" diyerek sınıfın dışına çekiştirdim kolundan.

"Saçmalama kızım, kızlar tuvaletinde ne işim var benim?! Ama çok istiyorsan kapısının önünde bekleyebilirim."

Ciddi ciddi sorduğu soruya karşılık götüne tekme attım. "Defol git Ayaz!"

"Ne kızıyosun ya, tamam gidiyorum!" diyerek tekmelediğim götünü ovaladı.

Gülerek başımı iki yana salladım. Öğle teneffüsündeydik ama bundan önceki hiçbir teneffüs, teneffüs gibi geçmemişti. Ayaz sağ olsun hiçbir karşı cinsi yanıma yaklaştırmamakta kararlı olduğu için götümün dibinden ayrılmıyordu. Sanki beni iki dk yalnız bıraksa elinden alıcaklar ya sabır!

Tuvalete diye yalan söylemiş, kantine doğru ilerliyordum. Çilekli süt alıp dönecektim. Bir şeycik olmazdı.

Üzerimde onlarca bakış varken ben hiçbirini takmadan merdivenlerden inmeye devam ettim. Zemin kata, yani kantinin bulunduğu kata geldiğimde hızla içeri girip ramazan pidesi kuyruklarını aratmayan kuyruğa girdim. Teneffüs bitmeden sütüme kavuşabilirsem şükür namazı kılacaktım.

Sırada beklerken gözüm etrafta dolaşıyordu. Derken içeri tanıdık bir yüz girdi: Efe.

Bacaksız velet elinde cüzdanıyla sıraya gireceği sırada bi tane çocuk çıkıp önünü kesti. Aynı yaşlarda duruyorlardı. Muhtemelen sınıf arkadaşıydı.

Umursamadan önüme döneceğim sırada aralarında kötü bir enerji hissettim. Zaten çocuğun yüzündeki sırıtış hiç dostça durmuyordu. Bir şeyler anlatıyor, Efe de tek kelimelik kısa cevaplar veriyordu. Ne konuştuklarını duyamıyordum ama Efe'nin yüz ifadesine bakılırsa iyi şeyler değildi.

"İlerlesene be kızım!" diye anıran bir angut sesiyle bakışlarımı onlardan çektim ve beni omzumdan hafifçe itekleyen gerizekalıya döndüm.

"Bana bir daha dokunursan o elini malum bir yerlerinde bulursun ona göre." diyerek iki adım ilerledim. Bir şey dememişti.

Tekrar Efe ve çocuğa döndüğümde çocuk, Efe'nin kulağına eğilmiş bir şeyler söylüyordu. Her ne dediyse Efe'nin yüzündeki sinir ifadesi ikiye katlandı ve aniden çocuğu omzundan tüm gücüyle ittirdi. Çocuk ne olduğunu anlamadan arkasındaki masaya çarptığında ben olacak her şey için tetikteydim.

Mal çocuk doğrulup Efe'ye doğru bir adım attı ve bir anda yüzüne yumruğu geçirdi. Gözlerim şokla açıldığında "Lan senin ananı!" diye bağırarak hızla sıradan ayrıldım ve o yöne doğru ilerledim. İnsanlara çarpa çarpa ikisinin yanına vardığımda çoktan birbirlerine girmişlerdi.

"Lan sen kimsin de kimin kardeşine vuruyorsun!?" diye bağırarak Efe'nin yakasındaki ellerine öfkeli bir bakış atıp kollarından tuttuğum gibi geri savurdum. Çocuk neye uğradığını şaşırarak bir bana bir Efe'ye bakmaya başladı. Bakışları Efe'de durdu.

"Yeni ablan bu mu? Güzel kızmış." diyerek bir kahkaha atmıştı.

"Ağzını topla Kerim!" diye bağıran Efe çocuğun üzerine yürüdüğünde kolundan tutup geri çektim. Bu salak yüzünden ceza almaya değmezdi. Ayrıca ne demişti o? Güzel kızmış mı?

"Güzel olduğumu biliyorum canım övgü için sağ ol ama ağzına çakmadan defol karşımdan!" diye sonlara doğru iyice sesimi yükselttim.

Bana ters bir bakış attı. "Sen karışma. Kardeşin ile bir şey konuşmam lazım." diyerek aniden ileri atılıp Efe'ye yumruk atmasıyla bende de şalterler atmıştı. O kadar uyardım. Benden günah gitti.

"Lan bana bak Allah'ın veledi!" diye bağırarak Efe'ye yumruk attığı elinin bileğinden tuttuğum gibi acımadan büktüm. Acıyla inleyip yüzünü buruşturduğunda diğer elimle de kulağına yapışıp tüm gücümle asıldım. Yaramaz veletlerin kulağını çekmek gerekirdi.

"Bir daha Efe'ye ya da herhangi başka birine bulaşıp el kaldırdığını görürsem bu kulağını koparırım tamam mı!?" diye bağırarak daha da çok çektim. İnşallah şu an gerçekten kopmazdı.

Cevap vermedi. Aksine beni daha da sinirlendirecek başka bir cümle söyledi. "Bırak beni sürt- Ahh!" bileğini daha da büktüm. Az daha zorlasam kıracaktım.

"Tamam!" diye bağırdı en sonunda. Ama bu bana yetmemişti. Çektiğim kulağından yönlendirerek Efe'nin tam önüne getirdim. Bu sırada da Efe hayatının şokunu yaşıyordu.

Çocuk bana anlamaz gözlerle bakarken konuştum. "Efe'den özür dile."

"Ne?! Asla!" dediğinde tek kaşımı kaldırdım. Bu ona yetmişti. Hızla Efe'ye döndü.

"Özür dilerim!" diye bağırdığında çocuğu ileri doğru ittirerek bıraktım. Derin bir nefes alarak bileğine yapışmıştı.

Kantincilerde dahil ortamdaki herkes şok ve şaşkınlık içinde bize bakıyordu. Sanırım Demirkanların yeni kızının ilk günden sorun çıkarmasını beklemiyorlardı.

Bana dehşetle bakan Efe'ye dönüp kolundan tuttuğum gibi kantinin dışına çıkarıyordum ki duyduğum sesle adımlarım durdu.

"Ne oluyor burada?! Kavgaya karışan herkes derhal müdürün odasına!"

İşte şimdi çileği yemiştim.

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.