🍓
"Yeni yeğenim okulun ilk günü kavga çıkarıyor. Çocuğun birinin bileğini morartıyor. Söyleyin bakalım küçük Demirkanlar. Hangi abinizi arayalım?"
Okulun müdürü olan Fırat amcaydı konuşan. Nöbetçi hoca kantinde bizi bastığında yaka paça müdürün odasına göndermişti. Efe ile ben yan yana otururken bileği mosmor olan çocuk ise karşımızdaki koltukta oturuyordu.
Pişman değildim. Aklım hâlâ yapamadıklarımda.
Kesinlikle haketmişti.
"Bence Demir'i arayalım." dedim Efe'nin kulağına doğru. Hızla bana döndü. "Olmaz. Bakma sana iyi davrandığına. Sinirlendiğinde çok başka birine dönüşür o."
Çenemi elime yasladım. "E sen söyle o zaman. Benden daha iyi tanıyorsun hepsini."
Birkaç saniye düşünmenin ardından cevap verdi. "Barış abim."
Barış mı? Öğk!
"Saçmalıyorsun şu an." dedim inanamazca suratına bakarken.
"Yoo gayet ciddiyim. Böyle bir şeye fazla kızacağını düşünmüyorum. Kavga seven biridir. Hatta onun için eğlenceli olabilir."
"Ben onun suratsız ifadesini çekemem, zaten sinirliyim." dedim karşıdaki çilek beyinliye bakarken.
"Başka şansımız yok. Ne yapalım Poyraz abimi mi çağıralım?" dediğinde hızla doğruldum. "Hemen Barış'ı arayalım bence."
Güldü bu tepkime. Hemen ardından da Fırat amcaya döndü. "Amca Barış abimi arayalım."
Fırat amca başını sallayıp telefonda bir şeylere basarken aniden kapı açıldı. İçeri ise endişeli ifadeleriyle bir kadın ve bir adam girdi. Sanırsam Efe'ye bulaşan çocuğun anne ve babasıydı.
Kadın hızla çocuğunun önüne gelip eğildi. Morarmış bileğine bakarken hem adam hem de kadın sinirle ikimize döndü. "Hanginiz yaptı bunu!?" diye bağırdı kadın.
"Hanımefendi sakin olup yerinize oturur mus-" diyen Fırat amcanın sözünü kestim.
"Ben yaptım."
Odadaki herkesin bakışları bana dönerken kadın üzerime gelmeye başladı. Ancak kocası onu tutmuştu. Bu sırada Fırat amca da Barış'ı aramak için telefonu tekrar eline aldı.
Kadın ve adam oğullarının iki yanında sinirli bir ifadeyle beklerken yaklaşık bir on dakika sonra kapı tekrar açıldı.
Bu okulda kapı çalma diye bir kural yok mu?
İçeri sadece Barış'ın girmesini beklerken tek olmadığını görünce şaşkınlıkla Efe'ye döndüm. Bilmiyorum dercesine dudaklarını büzdü.
Şu an kapıdan içeri Barış, Demir ve Kadir Bey girmişti. Neyse en azından Poyraz katili yok.
Demir direkt bizim yanımıza gelmişti. Bakışları bir tık sinirliydi sanki.
"Yine ne yaptı bu kız?" diyen Barış'a göz devirmenin âlâsını sundum.
Elinin körünü yaptım!
Demir'in bakışları Efe'nin patlamış dudağında gezinirken bakışlarını bana çevirdi. "Ne oldu burada?" diye sordu çömeldiği yerden kalkarken.
"Kızınız benim oğlumun bileğini burkmuş!" diye ciyaklayan kadına döndü herkes. Çocuğun kolunu tutup morarmış bileğini havaya kaldırmıştı.
Abartmayın lan o kadar morarmamış!
"Neden yaptın kızım?" diye sordu Kadir Bey. Ayağa kalkıp Efe'yi de kolundan tuttuğum gibi ayağa kaldırdım.
"Efe'ye bulaşıp yumruk attı. Uyarmama rağmen bana saçma sapan laf atıp tekrar Efe'ye vurdu. Ben de sinirlendim. Kırmadığıma şükretsin." dedim iğrenen bakışlarımı ona çevirirken.
"Laflara bak, kırmadığıma şükretsinmiş! Siz nasıl yetiştirdiniz bu kızı böyle?!" diye bağıran kadının sesiyle laflarım ağzıma tıkıldı kaldı. Bakışlarım değişirken en ters ifademle ona baktım.
"Yetiştirmemişler ki anne. Daha onların evinde 3 günlük bir kız. Kim bilir eski ailesi nasıl davrandı da böyle oldu." diyen çocuğun sözleri üzerine yanımdaki Efe kendini tutamayıp "Seni öldürürüm lan, ağzına sahip çık!" diye bağırarak üzerine atladı.
Efe ile çocuk boğuşurken diğerleri ikisini ayırmaya çalışıyordu. Ben de dediği şeyleri düşünüyordum.
Haklıydı. Ben sadece 3 günlük bir kızdım.
🍓
Çok şükür eve sağ salim gelmiştik. Hepimiz uyarı alıp yırtmıştık. Şu an yatağımda uzanarak pembe tavanı seyrediyordum.
Moralim biraz bozulmuştu bu yüzden beynimi başka şeyler düşünmeye zorluyordum. Örneğin çileklerin tadının neden bu kadar güzel olduğu gibi.
Eve geldiğimde beklediğimin aksine ters ve nefret dolu bakışlara maruz kalmamıştım. Poyraz katili ve Barış hariç. Barış bana yine salak saçma laflar etmişti ve ben de o lafları ağzına geri tıkmıştım.
Yatakta yan döndüm. Çok sıkılıyordum. Ayaz'ın odasına gidebilirdim ama beyefendi ona yalan söyleyip kantine indiğim ve üstüne bir de kavga ettiğim için bana tripliydi.
Bakışlarımı yere dikip halıdaki desenleri saymaya başladığım sırada kapım tıklatıldı. "Girebilir miyim?"
Bu Efe'nin sesiydi. Şaşkın bir ifadeyle yatakta doğruldum. "Gir!"
Kapı yavaşça açıldığında Efe içeri girdi ve kapıyı arkasından kapattı. Ona hayırdır der gibi başımı salladım. Utanıyor gibiydi. Ensesini kaşırken "Bugün beni koruduğun için teşekkür etmeye gelmiştim." dedi.
Arkama yaslanıp umursamaz bir ifade takındım. "Kim olsa aynısını yapardı."
"Hayır yapmazdı. Yapmadılar da zaten." derken yanıma doğru adımlıyordu. Bir şey daha söylemek istiyor gibiydi.
"Ne söyleyeceksen söyle Efe. Biraz dinleneceğim." dedim yumuşak çıkarmaya çalıştığım sesimle.
Derin bir nefes verdi. "Ben, sen eve geldiğinde söylediklerim için özür dilerim. Ön yargılı davrandım. Hatalıyım, biliyorum. Umarım beni affedersin." deyip arkasını döndü ve kapıya doğru adımlayıp odadan çıktı. Arkasından birkaç saniye boyunca baktım. Efe'ye kırgın olduğumu sanmıyordum. Tek yaptığı ilk gün ben onun kardeşi değilim diye zırlamaktı.
Oflayarak tekrar yatağa uzandım. En yakın zamanda onunla konuşup affettiğimi söylemeliydim.
Tam gözlerimi kapatmış, kendimi kısa bir uykuya bırakıyordum ki kapım tekrar çalındı. "Girebilir miyim?"
Bu sefer gelen kişi Sevgi Hanımdı. Yattığım yerde doğrulup seslendim. "Girebilirsiniz!"
Sevgi Hanım kapıyı açıp içeri girdiğinde elinde bir poşet tutuyordu. Arkasında kalan kapıyı kapatıp bana doğru ilerledi. Ben de yatakta bağdaş kurup ona doğru döndüm.
"İyi misin?" diye sordu ayak ucuma otururken. Başımı aşağı yukarı sallayıp iyi olduğumu belirttim. Gülümseyip elindeki poşeti bana doğru uzattı.
"Okul formanı aldım. Bedenini tam bilmediğim için göz kararı seçtim ama sana olacağını düşünüyorum. Hadi bi dene de üstünde göreyim."
Gülümseyerek poşeti aldım ve yataktan indim. "Teşekkür ederim Sevgi Hanım. Hemen giyip geliyorum." diyerek giyinme odasına ilerledim. İçeri girip hızla üzerimdekileri çıkartıp formayı giydim.
Beyaz gömlek üstüne kenarları beyaz çizgili siyah bir süveter vardı. Altımda da siyah, sıradan bir okul pantolonu. Üzerime tam oturmuştu. Hızla giyinme odasından çıktım. Sevgi Hanım'ın bakışları bana döndü ve üzerimdekileri gördüğünde gülümsedi. Ayağa kalkıp yanıma geldi.
"Çok yakışmış güzel kızıma."
Hissettiğim anne sıcaklığıyla içim kıpır kıpır oldu. 17 yıl hasret kalmıştım ben bu duyguya. İçimden anne demek geliyordu ama kendimi hazır hissetmiyordum.
"Teşekkür ederim." dedim yüzümdeki kocaman tebessümle. Bir eli şefkatle saçımı okşarken konuştu. "Rica ederim kızım. Hadi üzerini değiştir, akşam yemeği yicez birazdan."
Ona başımı salladığımda odadan çıkmıştı. Ben de tekrar pijamalarımı giyinip okul formamı katladım ve yatağımın ucuna bıraktım. Bozulan saç örgümü açıp dağınık bir topuz yaptım.
Odamdan çıkıp seke seke merdivenlere ilerlerken Miraç salağını görmemle seken adımlarım sekteye uğradı. Ona ters bakışlar atıp yürümemi düzelttim ve merdivenlerden inmeye başladım. "Defne..." diyen sesini duysam da umursamadan inmeye devam ettim.
Yemek odasına vardığımda Ayaz'ın zaten burada olduğunu gördüm. Yemeğe her zaman beraber inerdik ama gerizekalı hâlâ bana trip atıyordu. O bana tripli bakışlarını, ben ise ters bakışlarımı atarken yanındaki boş sandalyeye kuruldum. Saniyeler sonra da diğer yanıma Efe oturmuştu. Göz ucuyla bana bakıp tekrar önüne döndü.
Dakikalar sonra önüme koyulan yemeğe baktım. Barbunya mı? Nefret ederim.
"Ayaz?" dedim yanımdaki Ayaz'a sessizce. Bana tripli olmasına rağmen gıcık bir sesle cevap verdi. "Ne?"
"Biz zengin değil miyiz, neden zengin yemeği yemiyoruz?"
Bana gerizekalı bu kız der gibi bakıp gülmeye başladığında anlamazca suratına baktım. "Ne var?"
"Yemeğini ye Defne"
Ters bir bakış atıp önüme döndüm. "Bugün fazla mı gıcıksın bana mı öyle geliyor?"
Cevap vermedi bu soruma. Gıcıklığı devam ediyordu.
Yemeğin ilerlediği dakikalarda sadece iki kaşık yiyebilmiştim. Midem ağzıma gelmişti. Önümde şöyle bir kova çilek olsa da hepsini gömsem diye düşünürken kaşığımı yemeğe daldırdım. Tam ağzıma götüreceğim sırada Ayaz'ın tabağının bitmek üzere olduğunu gördüm. Kaşığı kendimden uzaklaştırıp onun tabağına boşalttım hızla. Biraz daha yese ölmezdi.
Ayaz'ın eli, ağzına sokmak üzere olduğu yemek dolu kaşıkla beraber havada asılı kalmıştı. Ancak fazla umursamadan yemeğini yemeye devam etti. Ben de onun bu hareketini fırsat bilerek bir kaşık daha alıp tekrar Ayaz'ın tabağına boşalttım. Bakışları yandan hafifçe bana değip tekrar önüne döndüğünde ya sabır temalı bir nefes verdiğini işittim. Keyifle sırıttım.
Birkaç dakika sonra Ayaz tam yemeğini bitirmiş, doymuş karnını ovuşturarak arkasına yaslanıyordu ki tekrar kendi tabağımdan bir kaşık alıp onunkine döktüm. Rahatlamış nefesi bıkmış bir iç çekişe dönüşürken ben hiçbir şey olmamış gibi yemeğimi yemeye devam ettim.
Ayaz bu hamleme de bir şey dememiş, döktüğüm bir kaşık yemeği de yemek için ileri uzanmıştı. Bana kalırsa ona iyilik yapıyordum. Karnını doyuruyordum işte.
Tabaktaki son döktüğüm yemeği de yediğinde tekrar bir kaşık daha boşaltmak için hamle yaptım ancak aniden bileğimi havada yakalamıştı. Elimden kaşığı alıp benim tabağıma geri döktü ve bileğimi bıraktı.
"Bokunu çıkarma." diye sessizce mırıldanmayı da ihmal etmemişti. Ona tip bir bakış atıp son kalan bir iki kaşığı da yedim.
Masadan kalktığımda benden saniyeler önce kalkan Ayaz'ın peşinden koştum. Merdivenlerin sonunda yakaladığımda hemen koluna yapıştım. "Ayaz?" dedim harfleri uzatarak.
Bana yandan tripli bir bakış atıp önüne dönmüştü. Kaşlarımı çattım. "O kadar karnını doyurduk, sen hâlâ bana trip atıyorsun!" diyerek omzuna vurdum.
Yarım ağız güldü. "Aynen. Kesin benim karnımı doyurmaktı amacın."
Ofladım. "Lütfen eski minnoş, tatlı ve çıtır Ayaz hâline geri döner misin? Böyle hiç çekilmiyorsun." dediğimde hafifçe güldü. "Bana yalan söylemeden önce düşünecektin onu."
Sinirle yanında adımlamaya devam ettim. "Napıyım yani?! Götümden ayrılmadın ki rahat rahat takılayım!" diye hafifçe yükseldim.
"Tüm okulun gözü senin üstündeyken seni yalnız bırakmamı isteme benden, Defne."
Bu sırada Ayaz'ın odasının önüne gelmiştik. Kapıyı açıp içeri girdiğinde ben de arkasından girip kapattım kapıyı. Benim odada olmamı umursamadan oturdu yatağına. Ardından telefonuyla uğraşmaya başladı.
Bilerek yapıyordu, biliyorum!
"Ayaz sinirlendirme beni bak görürsün nasıl trip atılıyormuş! Ayaklarıma kapanırsın benimle konuş diye!" diyerek yanına adımlayıp yatağının yanında durdum. İfadesini bozmayıp yana kaymış, bir kolunu boşluk bıraktığı tarafa doğru boylu boyunca uzatmıştı. Sırıtarak boş yere uzandım ve kafamı uzattığı kolunun üzerine yasladım.
Bakışları bana döndü. "Napıyorsun?"
Eben yapıyorum demek vardı ama kendimi tuttum.
"Yatıyım diye kaymadın mı?" diye sordum yüzümdeki salak mısın sen ifadesiyle.
Hafifçe gülerken "Yoo." diye mırıldandı. "O taraf ısındı diye bu tarafa geçtim."
Sinirlerim tepeme çıkarken kafasının altındaki yastığı hızla çektim. "Yok bu sefer boğacam!" diye bağırarak yüzüne bastırdım. Elindeki telefon yanına düşerken yastığın altından boğuk kahkahalar atıyordu.
"Tamam dur şakaydı!" diye bağırdı ama umursamadım. Onu boğmayı bırakıp yastıkla neresine gelirse vurmaya başladım. "Şakana sıçayım senin!"
"Lan yeter!" diye bağırdı ancak vurmaya devam ettim. Tüm gün bana yüzünü yamultarak bakmasının hesabını sormalıydım.
Kollarım yorulduğundan dolayı yavaşlamamı fırsat bilerek aniden üzerime çullandı Ayaz. Yastık elimden alındığında ben daha ne olduğunu bile anlamadan yorganın altına girmişti bedenim.
Kafamı can havliyle yorganın dışına çıkardığımda Ayaz'a baktım. Beni dürüm misali yorganın içine sarmakla uğraşıyordu. Sırtımdan ittirip yatakta yuvarlamaya başladığında kahkahaları durmak bilmiyordu.
"Lan Ayaz napıyosun!?" diye bağırdığımda kahkahalarının arasından zar zor konuştu. "Çiğköfte."
"Aman ne kadar da komik!" diye sahte bir şaşkınlıkla söylendim. Bu sırada yataktan inmiş, dürüme dönüşen beni yere indirmeye çalışıyordu.
"Ayaz mal mısın?" diye sordum aşırı ciddi bir şekilde. Tekrar bir kahkaha attı. "Şu an ne kadar tatlı ve komik göründüğünü bilsen susardın."
Göz devirdim. Ardından konuşmayı kesip yorganın içinden çıkmaya çalıştım. Ancak başarılı olamadım. Terlemeye başlamıştım. "Ayaz ebeni çilek tarlasında kaybederim senin, çıkar beni bu şeyin içinden!"
Birkaç saniye bana bakakaldı. "Bu çok orijinaldi."
Başımı salladım aşağı yukarı. "Evet, daha fazlası da var. Duymak ister misin?"
Yüzünü buruşturdu. "Kalsın."
Benimle boğuşurken yatağın üzerine düşürdüğü telefonunu aldı. Bir şeylere bastıktan sonra kamerayı bana çevirmişti. Yapacağı şeyi anladığımda bağırdım. "Eğer beni çekersen valla boğarım bu sefe-" derken sözümü kesen şey patlayan flaş sesiydi.
Ben ona göz devirirken o çektiği fotoğrafa bakıp hayvani bir kahkaha salmıştı. "Defne dürüm."
Uzun uğraşlar sonucu kollarımı dışarı çıkarabildiğimde yavaşça yorganın içinden çıktım. Ayaz hâlâ telefonla uğraşırken çaktırmadan yanına yaklaştım ve beklemediği bir anda elinden kapıp balkona koştum. "Lan!"
Balkondan kendi odama girdiğimde peşimden adım sesleri geliyordu. "Silersen tekrar yaparım!" diye bağırdığında parmağım çöp kutusu sembolünün üzerinde asılı kaldı. Tam tekrar silmeye karar vermiştim ki telefonu elimden çekip benden birkaç adım uzaklaştı.
Ona ters bakışlar atmaya başladığımda o fotoğrafa bakıp sırıtıyordu. "Bok ye Ayaz!" diye sesimi yükselterek kendimi yatağıma attım.
Telefonunu cebine sıkıştırdıktan sonra gülerek yanıma adımladı. "Kızma ya şaka yaptım." diyerek yanıma uzanmaya çalıştı ancak bilerek her yere yayılmıştım.
"Beni yatağına almıyor musun?" dedi dudaklarını büzerek.
Net bir cevap verdim. "Almıyorum."
Ters bakışlarımı ondan çekip gözlerimi kapattım. Hâlâ başımda beklemeye devam ediyordu.
"Defne?" diyen sesi çok yakınımdan gelince gözlerimi açıp başımı ona çevirdim. Yere çömelmiş, çenesini yatağa yaslamıştı. Benimle aynı hizada bana bakıyordu.
"Ne?" dedim tripli sesimle.
"Özür dilerim." diyen sesi kulağıma aşırı masum gelince birkaç saniye bakakaldım. Ardından dayanamayarak yatakta yana kayıp ona yatması için yer açtım. Gülerek yanıma uzanmıştı şebek.
Kolunu başımın altından geçirerek omuzlarıma doladı ve beni kendine çekti. Saçıma bir öpücük kondururken konuştum. "Ayaz?"
Ayaz olduğunu onaylayan bir mırıltı çıkardı.
"Biz nereliyiz?" diye günlerdir aklımda dolanan ama sormayı unuttuğum soruyu sordum.
Hafifçe güldüğünü duydum. "Edirne."
Vay anasını 17 yıl boyunca memleketimi farklı bilerek büyümüşüm.
"Oha trakyalı mıyız? Konuşmanızda şive olmadığı için fark etmedim." dedim şaşkınlık içeren sesimle.
"Babamın konuşması arada sırada kayar ama dikkat etmezsen fark edemezsin." dediğinde başımı salladım.
"Sevgi Hanım okul formamı almış. Üzerime de tam oturdu. Yarın ben de giyecem." dedim bir iki dakika sonra.
"Ne güzel. Ben de göreyim o zaman nasıl durmuş üzerinde." dediğinde kalkmaya yeltenmişti ki durdurdum.
"Göremezsin." dediğimde kaşlarını çattı. "Niyeymiş o?"
Omuzlarımı kaldırıp indirdim banane dercesine. "Yarın görürsün zaten."
Öyle olsun bakışlarını atmaya başladığında umursamadan gözlerimi kapatıp yatmaya devam ettim. Dakikalar sonra Ayaz'dan devasa bir gülme sesi gelince gözlerimi açıp neye güldüğüne baktım. Telefonundan benim fotoğrafımı açmış, ona bakıp gülüyordu.
"Lan ağzına sıçarım senin!" diyerek doğruldum ve telefonu elinden almak için ileri atıldım. Ancak o elini sağa sola kaçırarak almamı engelliyordu.
"Ver şunu!" deyip tekrar almaya çalıştım.
"Vermem."
Ben elinden telefonu almaya çalışırken o bir anda ekranını kapatıp cebine geri sokmuştu. Gözlerimi devirerek Ayaz'a en ters bakışlarımı yollamaya başladım.
"Bugün gerçekten fazla gıcıksın." diyerek tekrar yanına uzandım. Hemen kolunu bana dolamıştı. Benim söylediğim cümleye cevap vermediğinde aklıma bir anda ikizlere olanları anlatmadığım geldi.
Hızla yerimde doğruldum. Bana soran gözlerle bakarken ben hemen komidindeki telefonunu aldım. Kapalı olduğu için açma düğmesine basıp beklemeye başladım.
"Ne yapıcan telefonla?" diye sorduğunda hemen cevap verdim.
"İkizleri görüntülü arıcam."
Hevesle başını salladı. Neye bu kadar heyecanlandı anlamadım ama neyse.
Telefonum açıldığında art arda bir sürü bildirim gelmeye başladı. Gruptan ayrı özelden ayrı hepsi ikizlerden olan bir sürü mesaj ve arama vardı. Yine ağzıma sıçacaklar diye düşünerek gruba girdim ve görüntülü arama tuşuna bastım.
Saniyeler içinde arama yanıtlanmıştı. Her zaman olduğu gibi yine Sinem'in bağırışı kulaklarıma doldu.
"Defneeeee!"
🍓
"Bizsiz kavga ettiğine inanamıyorum! Bu ikinci oldu!" diye triple konuştu Sinem. Bugün de herkes trip atıyordu.
"Ben de sizinle kavga etmeyi özledim ama yanımda değilsiniz ki." dedim üzgün bir şekilde.
"Haftaya ordayız, merak etme. Bol bol ederiz kavga." dedi Sinan. Ona gülerken Ayaz'a döndüm. Ekranda bir yere dalmıştı. Elimi kaldırıp gözünün önünde salladığımda kendine gelip bana döndü. "Efendim?"
"Ne düşünüyorsun sen iki saattir?" diye sorduğumda bakışlarını kaçırdı. "Bir şey düşünmüyorum. Dalmışım öyle." dediğinde inanmamıştım ama fazla kurcalamadım. Çıkardı ortaya.
Önüme döndüğümde bir süre daha konuşmaya devam ettik. Ardından aramayı kapatıp telefonu tekrar komidinin üzerine bıraktım.
"Hadi uyuyalım." dedim Ayaz'a. Yarın erken kalkacaktık.
"Uyuyalım." deyip bana sarıldığında ben de başımı göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattım. İnşallah yarınki okul günüm olaysız geçerdi. Pek olası gelmiyordu ama neyse.
Ayaz saçlarımı kaşırken yavaş yavaş mayışmaya başlamıştım. Kısa süre içinde uykuya daldım.
🍓