🍓
"Uyan uyan uyan uyan uyan uyan uyan!" diye böğüren ve beni yattığım yerde sarsıp duran Ayaz yüzünden rüyamın en güzel yerinde sıçrayarak uyanmıştım.
"Ebenin a-" derken kendimi tuttum ve küfür etmek yerine yastığımı alıp kafasına fırlattım. Gülerek kaçtı gerizekalı. Bu aralar iyice şebekleşmişti.
Ayaz odadan çıktıktan sonra yatakta oturur pozisyona gelerek komodinin üzerindeki telefonumu aldım ve saate baktım. Alarmım 7'yi 25 geçe çalıyordu ve saat şu an 7'yi 24 geçiyordu. Derken alarmım çalmaya başladı.
Ayaz, umarım bilerek yapmamışsındır yoksa götüne çilekli süt fışkırtırım.
Yatağımdan indiğimde belimi arkaya doğru kıvırarak derince esnedim. Bir elimin parmaklarıyla gözümü ovuştururken odamdan çıkıp banyoya doğru ilerledim.
Banyonun önüne geldiğimde uykulu gözlerle kapıyı açtım ancak açmamla eş zamanlı olarak içeride bir ses yankılandı.
"Ananı!"
Gözlerimi pörtletip içeride bana arkası dönük işeyen Miraç'a baktım. "Ay pardon!" diyerek kapıyı tekrar kapattım.
Kendi kendime gülerek duvara yaslandım ve çıkmasını beklemeye başladım. Saniyeler sonra kapı açılmış, Miraç içeriden çıkmıştı. Beni gördüğünde ters bir ifadeyle baktı. "Kapıyı çalmak nedir bilmez misin sen?"
Ben de ona ters bakışlar atarken omuzlarımı silktim. "Sen de kilitleseydin o zaman."
Başka bir şey söylemeden kendi odasına ilerlediğinde ben de banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım ve ordan çıkıp tekrar odama ilerledim. Katlayıp bi kenara bıraktığım okul formamı alıp giyinme odasına girdim.
Pijamalarımı çıkarıp okul formamı üzerime geçirdikten sonra ayna karşısına geçip dolaşan saçımı taradım. Çok hafif makyaj yaptıktan sonra odaya geri dönüp sırt çantamı ve telefonumu aldığım gibi odadan çıktım.
Merdivenlerden aşağı inerken Efe'yi görünce adımlarım yavaşladı. O da beni fark ettiğinde bakışlarını kaçırmıştı.
"Efe." dedim merdivenlerin sonuna geldiğimizde. Bana dönüp soran gözlerle bakmaya başladı. "Efendim?"
"Hani sen benden özür dilemiştin ya. Sonra da umarım beni affedersin demiştin." dediğimde resmen gözleri ışıldadı. "Evet, demiştim."
"İşte ben de seni affe-" derken arkadan başka bir ses yükseldi ve kolunu omzuma attı.
"Forma yakışmış."
Evet, bu kişi Demir'di. Hayır yani neden şimdi geliyorsun ki!?
"Teşekkür ederim." dedim ona bakıp. Efe ise Demir'e side eye atmakla meşguldü.
Bu konuyu da sonra konuşacaktık artık.
"Bugün okulda kavga etmek yok tamam mı?" dedi Demir. Yandan bir bakış attım. "Söz veremem."
"Kavga etmezsen sana çilekli süt alırım." dediğinde gözlerim açıldı. "Harbi mi?" diye sordum neşeyle. Güldü bu hâlime. "Harbi."
Sırıtarak önüme döndüğümde zemin kata inmiştik. Yemek odasına girip yerlerimize oturduk. İki yanımda yine Efe ve Ayaz vardı. Efe’ye baktığımda Demir'e ters bakışlar attığını gördüm. Gülmeden edemedim.
Herkes önündeki yemeği yemeye başladığında Ayaz koluma dokundu. Hafifçe ona çevirdim başımı.
"Dün ben yedim, bugün de sen ye." deyip tabağındaki siyah zeytini çatalıyla benim tabağıma iteklemişti. Ben de pek sevmezdim ama Ayaz aşkımı kırmamak için çatalımı batırıp ağzıma attım.
Böyle böyle kahvaltı bittiğinde herkes ayaklandı. Sandalyeme astığım sırt çantamı takıp Ayaz ile beraber kapıya doğru ilerledik. Peşimizden okula gidecek olan tayfa da geliyordu.
Barış'ın arabasına binip yine aynı yerlere oturduk. Araba hareket etmeye başladığında kafamı yanımdaki Ayaz'ın omzuna yaslayıp gözlerimi kapattım.
🍓
Okula varmıştık. Hepimiz arabadan tek tek inip okul bahçesine girdik. Efe, Ayaz ve ben yan yana giderken Miraç yine bahçede kalmıştı. Barış zaten öğretmen olduğu için ayrı bir girişten okula giriyordu.
Şansıma dünkü derslerin hiçbiri matematik değildi. Ama bugün kurtuluşum yoktu. Kesin Barış'la karşılaşacaktım.
Okuldan içeri girdiğimizde hâlâ bakışlar bizdeydi. Daha doğrusu bende. Ne bakıyonuz lan ayı mı oynuyo? demeyi çok isterdim ama ortamda öğretmenler de bulunurken bu pek iyi bir fikir değildi.
Merdivenler bitip, sınıftan içeri girdiğimizde yine bir sürü bakışın hedefi bendim. Artık bunu umursamamaya karar vermiştim. O yüzden hiçbiriyle göz göze gelmeden sırama doğru ilerledim.
Ayaz ile beraber sıramızın önüne geldiğimizde Doruk ve Damla ayağa kalktı. Doruk bana yumruğunu uzatınca ben de kendiminkini uzattım ve yumruklarımızı tokuşturduk. "Selam kuzen."
"Selam."
Ardından Damla kollarını açıp bana sarıldı. Sarılışına karşılık verdiğimde ayrılırken konuştu. "Özlemişim seni en sevdiğim kuzenim."
Gülerek cevap vereceğim sırada Doruk konuştu. "Hani en sevdiğin kuzenin bendim lan?!" dedi Damla'ya bakarak. Aşk olsun der gibi bir ifadesi vardı.
"Nerden sen oluyorsun be!" dedi Damla kaşlarını çatarak. İkisi kısa bir laf dalaşına girdiğinde biz de Ayaz ile beraber yerlerimize oturduk.
Gökalp hariç diğer kuzenlerle dün iyice tanışıp kaynaşmıştım. Damla okulun müdürü olan Fırat amcanın kızıymış. Doruk da henüz tanışmadığım amcalarımdan biri olan Tarık amcanın oğluymuş. Ve Gökalp ise yine tanışmadığım Sadık amcanın oğlu.
"Defne, senin en sevdiğin kuzenin benim di mi?" diyen Doruk'a döndüm.
"Hayır benim!" bunu diyen de Damla'ydı. Konu ne ara bana gelmişti?
"Rahat bırakın ikizimi." diyerek beni bu dertten kurtarmıştı biricik aşkım Ayaz.
Gülerek yanaklarını sıktım. "İkizin yesin seni." dedim günler önce onun bana söylediği cümleyi ona geri göndererek.
Ellerimi tutup yanaklarını bu işkenceden kurtardı. "Tekrar desene." dedi şapşal bi ifadeyle suratıma bakarken.
"Ne demişim ki?" diye cevap verdim mal ayağına yatarak.
"Hani dedin ya ikiz-" derken kapıdan içeri giren hocayla Ayaz'ın sözü yarım kalmıştı. Herkes ayağa kalktığında hocanın komutuyla geri oturduk.
Diğerlerinin ders kitaplarına baktım.
Fizik.
Oflayarak kafamı sıraya yasladım. Bıktım okuldan!
🍓
Kantinde kuzenler ve Ayaz ile masada otururken çilekli sütümün son kalan yudumunu içiyordum. Herkes kendi önündeki yemeği yerken bende bi tek süt vardı.
Hayır yemek almadığımdan değil. Tam olarak aç bir ayı olduğumdan kocaman pizza tostu hepsinden önce bitirdiğimden.
Masadakiler benim bu hâllerime alışkın olmadıkları için tabii ki şaşırmışlardı. Hatta o kadar hızlı yemiştim ki bitirdiğime inanmayıp masanın altına falan bakmışlardı belki yerdedir diye.
Şaka yapmıyorum, acıkınca ayıdan farksız oluyordum.
Napayım, bu da bendim işte.
Çilekli sütüm bittiğinde çöp kutusuna fırlattım. Ancak isabet ettiremediğim kutu çöp kutusundan çok farklı noktalara gitmişti. Çocuğun birinin götü gibi yerler mesela.
Benim attığımı anlamaması için elimle yüzümü kapatıp başımı eğdim. Yanımdaki Ayaz koluma dokundu. "Neyin var senin?"
"Bekle." dedim Ayaz'a. Göz ucuyla da etrafına bakınan çocuğu gözetliyordum. İnşallah gören biri beni ispiyonlamazdı.
Çocuk tekrar önüne döndüğünde başımı kaldırdım. Ardından Ayaz'a döndüm. "Boş ver sen yemeğini ye." dediğimde bana anlamazca bakıp yemeğine dönmüştü.
Birkaç dakikanın ardından "Kuzen baksana bi." diyerek kolumu dürtükleyen Damla'ya döndüm. Telefonunu gösteriyordu. "Görüldü attı."
Telefonunda bir mesaj sayfası açıktı. 'Enes❤' diye kayıtlı bir numarayla olan konuşmaları vardı. Daha doğrusu konuşması.
Damla art arda bir sürü mesaj atmıştı. Ve hepsinin köşesinde minik mavi iki tane tik vardı. Yani evet, görüldü yemişti.
"Ayrıl." dedim tekrar önüme dönerken.
"Sevgilim değil ki." diyerek ofladı.
"O zaman direkt engelle." dedim bu sefer de.
"Emin misin?" dediğinde başımı aşağı yukarı salladım.
Aniden kaşlarını çattı. "Çok haklısın. Zaten şerefsizdi." diyerek hiç düşünmeden engel tuşuna bastı.
Elimi kaldırdım ona doğru. O da bana doğru kaldırdığında birleştirip çak beşlik yaptık.
Gülerek önüme döndüm. Oturmaktan sıkılmıştım. Derken zil çaldı.
Hepimiz yavaş yavaş ayaklandığımızda Ayaz'a döndüm. "Ders ne?"
Bana bakarken tereddüt etse de cevapladı. "Matematik."
Nee olamazz!
"Tamam siz gidin ben biraz okulu gezeyim." diyerek onların gittiği tarafın tersine yürümeye başladım. Ancak tam iki adım atmıştım ki Ayaz ensemden yakalayıp geri çekti. "Saçmalama gel buraya."
Elini itekledim ancak bırakmamakta kararlıydı. "Ya Ayaz bırak, ben o dingilin dersine girmem!"
Kolumdan sıkıca tutup beni de beraberinde sürüklemeye devam etti. Bu sırada kuzenler de anlamazca ikimize bakıyordu. Ayaz onlara ne olduğunu açıkladı. "Barış abimin dersine girmek istemiyor da kendileri."
Elinden kaçamayacağımı anladığımda durup ters bakışlarımı yollamaya başladım. O da bana yandan bir bakış attı. "Bakma bana öyle. Seni okulda tek başına bırakamam, bir sürü yamyam var. Ayrıca dersi kaçırmaman lazım."
"Tamam ya bırak!" diyerek kolumu kendime çektim. Bırakmadı.
Ofladım. Yapacak bir şey yok girecektik o derse. Ya da tuvalet izni alarak kaçabilirdim.
Aynen, Barış da sana izin verecekti zaten.
Sınıfın önüne geldiğimizde Ayaz'a ters ters bakmaya devam ediyordum. İçeri girip sıraya doğru adımladık. Sıranın yanına vardığımızda kolumu bırakıp beni omuzlarımdan bastırarak oturttu. "Bırak be!" diyerek koluna minik bir tokat attım.
Bu hareketime sadece gülerek tepki vermişti. O da hemen yanıma geçip oturdu.
"Şimdi koşarak kaçsam ne yapabilirsin ki?" dedim kalkmak için masanın kenarını tutup. Yine güldü. "Sırtıma atıp geri getiririm."
Elimi masanın kenarından çekip somurtarak önüme döndüm. Derken içeri giren kişiyle Ayaz'a söylemek üzere olduğum tüm laflar ağzımın içinde söndü. Barış gerizekalısı gelmişti.
Herkes ayağa kalktığında ben tabii ki kalkmadım. Sınıftaki birkaç kişinin bakışları bana dönmüştü. Barış da hâlâ sırasında oturan beni gördüğünde kaşlarını çattı.
Barış bana hiçbir şey demeden kendi masasına oturduğunda sınıftaki bi kızdan bir ses yükseldi. "Hocam oturalım mı artık?"
Barış'ın bakışları ilk önce bana, sonra ise ona döndü. "Herkesin kalkmasını bekliyoruz." diyerek kıza cevap verdi.
Dişlerimi sıktım. Üzerine atlayıp boğazına yapışmamak için kendimi zor tutuyordum.
Herkes bana bakarak bir şeyler fısıldaşmaya başladığında Ayaz'ın da kolumu tutmasıyla istemeden ayağa kalktım. Barış'ın dudağının bir kenarı hafifçe yukarı kalkmıştı. İstediğini aldığı için mutlu olmalıydı.
"Oturabilirsiniz." dediğinde herkes yerine oturdu.
Somurtarak kafamı sıraya yasladım. Uyuyacaktım. Bu malın maymun suratını görmek istemiyordum.
Ben uyumaya yaklaşmışken diğerleri derse başlamıştı. Tam dalmak üzereydim ki başımın tepesine zank diye bir şeyin çarpmasıyla yerimden sıçradım. "Dersimde uyumak yasak."
Barış elindeki kitapla kafama vurmuştu.
Göz devirip kalemliğimin ucuyla oynamaya başladım. Barış ise sıraların arasında dolaşarak ders anlatıyordu.
Ayaz pür dikkat dersi dinlerken ben de konudan geri kalmamak için dinlemeye başladım. Zaten bu okul önceki okulumdan dersler açısından daha ilerideydi. Yani birkaç konu kaçırmıştım.
Dinliyordum ancak Barış'ın yüzüne bakmıyordum. Tahtaya abuk subuk problemler yazarken ben konudan hiçbir şey anlamamıştım. Barış yazmayı bitirince sınıfa döndü.
"Soruyu çözecek gönüllü var mı? Eğer yoksa listeden seçeceğim."
Sınıftan birkaç kişi el kaldırdığında buna Ayaz da dahildi. Zeki çocuk.
El kaldıranların hepsi tahtaya çıkıp soru çözdüğünde geriye bir tane daha soru kalmıştı. Ve soruya gönüllü olan hiçbir öğrenci yoktu.
"Çözmek isteyen yok sanırım. O zaman listeden seçiyorum." dedi Barış masasına doğru ilerlerken. Sınıf defterini açıp içinden listeyi çıkardı ve göz gezdirdi. Anlamadığım bir şekilde yüzünde hafif bir gülümseme peyda olmuştu. Ardından sınıfa dönüp seçtiği ismi mırıldandı.
"Defne."
Gözlerim şaşkınlıkla açılırken bunu bilerek yaptığına emindim.
Ben yerimden kalkmayınca konuşmaya başladı. "Seni bekliyorum Defne. Tahtada ki soruyu çözer misin?"
Gözlerimi yumup sinirimi dizginlemeye çalıştım. Ardından yine yerimden kalkmadan ona cevap verdim. "Ben okula yeni nakil olduğum için konuyu bilmiyorum hocam." dedim hocam kelimesini bastırarak.
"Sen kalk ve çözmeye çalış. Ben sana anlatırım." dediğinde şaşırmıştım ancak belli etmedim. Derin bir nefes alarak yavaşça yerimden kalktım ve tahtaya doğru ilerledim. Tahta kalemini elime alırken bakışlarım sorudaydı.
Soruyu bir kere okudum. Sonra bir kere daha okudum. Ve bir kere daha okudum. Ancak hiçbir şey anlamadım.
Soruda verilen sayılarla aklıma mantıklı gelen tüm işlemleri yapmaya başladım. Barış tüm dikkatini vermiş beni izliyordu. Muhtemelen içten içe hâlime gülüyordu.
Dakikalar sonra kendimce saçma olduğunu düşündüğüm bir sonuca vardım ve Barış'a döndüm. Şaşkınlıkla tahtaya bakıyordu. Neye bu kadar şaşırdığını sorarcasına suratına baktım.
"Cevap doğru ancak çok başka yöntemlerle buldun." dediğinde ben de şaşırdım.
"Doğru mu harbiden?" diye sordum şaşkınca.
Gülümsedi ama bana bakmıyordu. "Otur Defne."
Onu dinleyip elimdeki kalemi bıraktıktan sonra yerime oturdum. Ayaz bana dönüp yumruğunu kaldırdığında ben de kaldırıp tokuşturdum.
Dersin geri kalanı sakin ve normal geçmişti. Bir daha Barış'la muhattap olmamıştım.
Art arda iki tane matematik dersini atlattıktan sonra geriye sadece bir tane ders kalmıştı. Şu an teneffüsteydik.
Ayaz'a dönüp mırıldandım. "Ben tuvalete gidiyorum." dedikten sonra yerimden ayaklandım.
"Emin miyiz?" dedi alayla suratıma bakarken. Kaşlarımı çattım. Ona yalan söylediğim zamanı ima etmişti.
"Değiliz. Hatta şu an kantine inmeye gidiyorum." dedim şakasına. Ama o bunu ciddiye almıştı.
"Saçmalama gel buraya." deyip yerinde hareketlendiğinde derin bir nefes verdim. "Şaka yaptım Ayaz."
Tekrar yerine sindi. "İyi madem. Beş dakikayı geçerse gelirim oraya he. Tüm okulun gözü senin üzerinde zaten." dedi. Son cümleyi sınıftakilere kıstığı gözleriyle ters bakışlar atarken söylemişti.
Onu hafif bir mırıltıyla onaylayıp sınıftan çıktım. Bu sefer yalan söylememiştim. Gerçekten tuvalete gidiyordum.
Tuvalete girdiğimde işlerimi halledip ellerimi yıkadım. Tam çıkmak için kapıya doğru ilerleyecektim ki kapı açıldı ve içeri girenlerle şaşkınlıkla yerimde kalakaldım.
Ayza karisi ve hep beraber takıldığı yandaşları. İsimlerini bilmiyordum.
Onları umursamadan yanlarından geçip gideceğim sırada Ayza'nın köpeklerinden biri omzumdan tutup geri ittirdi. Sinirle dişlerimi sıktım. Bugün bir belaya bulaşmamalıydım. Bir günümü sakin geçirmek istiyordum. Çok mu şey istiyordum sanki?
Onlara hayırdır der gibi bir baş hareketi yaptım. Kızlardan bir diğeri ağzındaki sakızı oldukça itici bir şekilde çiğnerken söze girdi. "Bu mu yeni kız. Tipe bak!" deyip hayvani ve saçma bir kahkaha salmıştı. Diğer kız da gülerken Ayza'nın yaptığı tek şey alayla suratıma bakmaktı.
"Havlamayı kesin de ne istediğinizi söyleyin." dedim daha fazla dayanamayarak. Ortamın iq seviyesi zaten yerlerdeydi. Burada dura dura beynimde hücre kalmayacaktı en sonunda.
Ayza bana doğru bir iki adım atıp mesafeyi aza indirdiğinde yerimden kıpırdamadım. Bu yellozdan korkacak değildim.
"Yeni abiciklerinle iyi anlaşabiliyor musun?" diye konuştu Ayza.
Abiciklerin mi? Sanırım kusacağım!
"Bu seni ne ilgilendirir?" diye sordum benim bile şaşırdığım bir ses tonuyla. Öyle ki bir an kendi sesimden ürkmüştüm.
"Ben aldım cevabımı." diyerek güldü. Ancak gülüşü o kadar rahatsız ediciydi ki bir an evdekilere üzüldüm. 17 seneyi bu kızla nasıl geçirmişlerdi?
"Çok mu üzdüler seni?" dedi yalandan üzülmüş gibi dudak büzerek. "Çok mu üzerine geliyorlar?"
Ben belaya bulaşmıyorum abi, bela bana bulaşıyor. Ne yapayım?
"Sesini kesmezsen o çakma turuncu saçlarının tellerini tek tek yerden toplarsın." Evet, Ayza'nın saçı turuncuydu. Hem de çakma olanından.
Şok olmuş gibi yalandan yüzünü avuçları arasına aldı. "Sen beni tehdit mi ettin şimdi?! İnanamıyorum çok korktum!"
Yok aga ben dayanamıyorum. Bir laf daha ederse dalarım. Zor duruyorum.
"Seni uyardım. Şimdi çekil." dedim ilerlemek adına bir iki adım atmışken. Ancak bu sefer Ayza'nın yandaşları iki omzumdan tutup beni tekrar ittirmişlerdi. Sırtım arkamdaki buz gibi duvara çarparken ellerim karıncalanıyordu. Ayza'nın çakma turuncu saçlarını ellerimde görmeyi o kadar istiyordum ki yemin ederim ellerim karıncalanıyordu.
Avuç içlerimi pantolonuma sürtüp bu arzumun önüne geçmeye çalıştım. Ayza bana doğru birkaç adım atıp üzerime hafifçe eğildi.
Evet. Acı bir gerçekti ama gerçekti. Benden uzundu.
"Onlara fazla bağlanma tatlım. Bir bakarsın kendini kapının önünde bulursun. Sonra Ayza demişti deyip ağlarsın." dediğinde daha fazla dayanamayıp üzerine atladım. "Lan seni var ya!"
Saçlarına yapışıp var gücümle asıldığımda cırtlak sesli çığlığı kulaklarıma doldu. Yüzümü buruşturdum saçlarını çekmeye devam ederken.
Yandaşlarının buraya doğru ilerlediğini fark ettiğimde Ayza'nın saçına daha çok yapışıp tüm gücümle üzerlerine ittim. Tuvalet zaten dar olduğu için çarpışmışlardı.
Ayza yerde ciyaklarken kızların ikisi de bana doğru ilerledi. Ben bir şey yapmaya fırsat bulamadan biri saçımdan tutup başımı arkaya doğru eğdiğinde diğeri önümde bitti. Yumruğunu kaldırdığında yüzüme vuracağını anlayıp ondan önce davrandım ve bir ayağımı kaldırıp karnına en sertinden tekmemi geçirdim. O karnını tutarak eğilirken diğerinin saçımdan tutan kolunu kavradığım gibi çevirip büktüm ve sırtına yapıştırdım. Bu sırada ayağa kalkmış olan Ayza bana doğru geliyordu.
Ayza yanıma vardığında ona doğru döndüm ve saçımdan tutmak üzere olan ellerini umursamadan ben de onun saçlarına yapıştım. İkimiz de birbirimizin saçlarına yapışmış feryat figan bağırarak kavga ederken en sonunda kaçınılmaz olan gerçekleşti ve tuvaletin kapısı pat diye açıldı.
İçeri doluşan yığınla öğrenci ve en başı çeken Ayaz, kuzenler ve Fırat amcaya, yani okulun müdürüne bakarken ellerimi Ayza'nın saçından çektim. Ama öyle bir çekmeydi ki bu, kızın kafasını yerinden sökmüştüm.
Herkes şok içinde ortama bakarken ben ellerime baktım. Gördüğüm turuncumsu sarımsı saç tutamına bakarken keyifle sırıttım ve avuç içimi çevirip saçları yere attım. Ardından dağılan saçı ve makyajıyla ilgilenen yelloza döndüm.
"Sana yerden toplarsın demiştim. Beni ciddiye almalıydın."
🍓