🍓
Tekli koltukta oturup karşımdaki krem rengi okul duvarıyla bakışırken yüzüm oldukça ifadesizdi. Ayaz, Efe ve Barış hariç tüm ev halkı olayı duyduğu gibi gelmişlerdi. Beklediğimin aksine bana nefret ve öfkeyle bakan yüzler yoktu. Hatta mutlulardı diyebilirim. Sanırım kavga ettiğim kişi Ayza olduğu içindi.
Ayza demişken şu an bulunduğum müdür odasında Ayza ve boktan ailesi de vardı.
İsimlerini ağzıma almayacaktım. (Yazar notu: Kesinlikle unutmadım daha neler(!) )
"Gerçekten şaka gibisin Defne." dedi Fırat amca bana bakıp. "Daha okuldaki ikinci günün ve bu iki gün içinde hiç rahat duramadın."
Bunları söylerken sesinde öfke veya nefret benzeri bir duygu yoktu. Sanırım sadece şaşkındı.
Sessizce homurdanıp ayakkabılarımın ucuna bakmaya başladım. Ardından başımı kaldırdım. "Niye suçlu ben oluyorum! İlk o yelloz bana bulaştı!" diye sesimi yükselttim.
"Kızım hakkında doğru konuş!" diye bağıran yellozun babasına, yani eski babam olan şerefsize baktım.
"Ben hak edene doğru konuşurum." diyip önüme döndüğümde tam mal adam tekrar konuşacaktı ki Fırat amca onun sözünü kesti.
"İlk kimin başlattığına dair elimizde kanıt olmadığı için bunun için yapabilecek bir şeyim yok."
Oturduğum koltuktan hışımla kalkıp elimi saçlarıma geçirdim. "Ne demek yapabilecek bir şeyim yok?! İlk beni ittiler! Bu Ayza denen kızın arkadaşları beni itti!" bu noktada duraksadım. "Sahi nerede onlar?! Saçımı çekip vurmaya kalktılar!"
Ailemin tüm üyeleri Ayza'ya öfke ve nefret dolu bakışlar atarken onun ise yaptığı tek şey elindeki aynayla makyajını düzeltmekti. Gerçekten şaka gibi!
"O kızları kavga ederken görmediğimiz için sınıflarına gönderdim. Kenarda izliyorlardı." durup devam etti. "Ayza'yı yakından tanıyan biri olarak sana inanıyorum yeğen. Hatta tüm ailen inanıyor ama maalesef ki elimizde kanıt yok."
Fırat amcanın sözü bittiğinde Ayza ve ailesi bana bakıp sırıtmıştı. Ya sabır!
Bu bile kanıttı anasını satayım!
Ellerimle yüzümü sıvazladım. Aynı zamanda da omuzumda bir el hissettim. Başımı çevirip baktığımda Demir'in gülümseyen yüzüyle karşılaştım. Bana ben sana inanıyorum der gibi bakıyordu.
Ama birinin bana inanması bunu değiştirmeyecekti.
Ben de ona karşılık olarak gülümsediğimde Fırat amca tekrar konuştu. "Bu konuyu fazla uzatmak istemiyorum. İkiniz de birbirinizden özür dileyin ve konu burada kapansın. Yoksa ceza vermek zorunda kalırım."
"Asla!"
"Asla!"
Ayza ile aynı anda bağırmamızla odadaki herkes irkilmişti. O kızdan özür dilemek mi? Asla!
Egom var yapamam büyük egom var.
Tabii ki konu egom megom değildi. Konu Ayza'nın ne kadar iğrenç bir insan olduğuydu. Bu nedenle de asla ondan özür dilemeyecektim.
Ölürüm daha iyi be!
Fırat amca ya sabır temalı derin bir nefes verdi. Ardından bakışlarını tekrar bize çevirdi. "Tutanak tutmama razısınız o zaman?" dedi eli masadaki boş A4 kağıtlarına uzanırken.
Benim tüm okul hayatım kavgalarla ve cezalarla dolu olduğu için bu zerre umurumda değildi. İsterse okuldan atsın özür mözür dilemezdim.
Ben ona cevap vermeden önüme bakarken Ayza da aynı şekilde sessiz kalmıştı. Bu sayede ikimiz de basit bir tutanakla yırtmıştık.
Lanet tuvalette kamera olmadığı için ilk Ayza'nın başlattığını kanıtlayamamıştım. Bu düşünce sinirlerimi iyice tepeme çıkarırken kimseye bakmadan sert adımlarla müdür odasından çıktım. Arkamdan bağırmışlardı ancak umursamadım.
Bulunduğum kattaki lavaboya gidip telefonumu cebimden çıkardım. Normalde bunları ilk ders teslim etmemiz gerekiyordu ancak gözlemlediğim kadarıyla kimse bu kurala uymuyordu. Ben de umursamıyordum o yüzden.
Saate baktım. Son dersin bitmesine on dakika vardı. Bu süre boyunca oyalanmak için lavabodan çıkıp kimseye görünmemeye dikkat ederek bahçeye indim. Binaya en uzak banklardan birine oturup etrafı seyretmeye başladım.
Benim yaşadıklarımı yaşayan var mıdır?
Sanmıyordum. Gerçekten bu kadar olayı üst üste yaşadığıma inanamıyordum. Şakaklarım zonkluyordu. Hâlâ sinirliydim.
O Ayza denen kızı mümkünse benden uzak tutsunlar. Yoksa iyi şeyler olmayacaktı.
Aynı sınıftasın, Defne.
Derin bir nefes aldım. Bunları düşünmemeliydim. Şeyi düşünebilirdim mesela. Şeyi...
Çilek?
Yaz mevsimi çabuk gelsin diye bir iki dakika boyunca dua ettim. Çilekli süt artık yetmiyordu. Has çilek yemem lazımdı. Aylardır yemiyordum.
Bir anda bastıran uykuyla esnerken aniden zil çaldı. Okul yavaş yavaş dağılırken ben oturmaya devam ettim. Bizimkilerden birinin çıkmasını bekliyordum.
Ve sonunda beklediğim nur suratlı okulun kapısında belirdi. Gülerek ayağa kalktım ve aşkımın yanına doğru koşmaya başladım. Yanına iyice yaklaştığımda "Ayaazz!" diye seslenerek beni görmesini sağladım.
Yüzünde beliren gülümsemeyle içim sıcacık olurken yanına vardığım gibi kollarımı ona doladım. O da hemen bana sarılmıştı.
"Yine bensiz kavga ha?" diye kulağıma mırıldandı. Ayrıldığımızda kıkırdadım. "Bu sefer yalan yok ama bak. Ben düzgünce tuvalete gittim sadece."
Kaşları çatıldı. "Sen gittikten hemen sonra sınıftan çıkmasıyla anlamalıydım bir haltlar karıştırdığını. Geç kaldım özür dilerim." dedi önce sinirli, cümlenin sonuna doğru da üzgün çıkan sesiyle.
"Saçmalama Ayaz ne diyosun? Ne geç kalması be iyi ki daha önce gelmemişsin saçını biraz daha yolabildim."
İkimiz de gülüşerek bahçe kapısına doğru ilerlerken binadan çıkan diğer tüm aile üyeleriyle yavaşlayıp durduk. Onların gelmesini bekledik bir süre.
Yanımıza vardıklarında Doğan bir anda gülerek konuştu. "Amcamın yanında söyleyemedim ama," deyip bana doğru geldi. "Heyt be! Ne güzel yolmuş saçlarını!" saçlarımı karıştırdı.
Noluyor lan?
Elimle saçımı düzeltirken ağzım beş karış açık şekilde ona baktım. Ardından Efe'nin sesi duyuldu. "Arkadaşlarımdan duyduğumda ilk inanmamıştım ama harikasın ya! Bi tane de benim için vursaydın." hırkamın kapüşonunu kafama geçirdi.
Oğlum noluyoz?!
Demir ise "Kimin kardeşi?" deyip Efe'nin taktığı kapüşonu tekrar indirdi.
Poyraz katili ve Barış hariç hepsi farklı şeyler söyleyip sağıma soluma vurup itelerken en sonunda patladım. "Ayy yeter! Noluyo size ya!?"
Kimse bir şey demezken Ayaz büyük bir kahkaha patlattı. Ona döndüm sorarcasına. Gülmesini güç bela durdurduğunda hem abilerine hem de bana bakmaya başladı. "Az önce," soluklandı. "O kadar komiktiniz ki. Defne'nin ifadesi..." kocaman bir kahkaha daha saldı.
En sonunda dayanamayıp yapıştırdım ensesine. Çıkan şlak sesiyle afallayıp gülmesini durdurdu.
Buna da abi takımı ve Efe gülerken Kadir Bey ile Sevgi Hanım gülümseyerek bizi izliyorlardı. Poyraz'ın kaşları ilk defa çatık değildi ama gülmüyordu. Barış ise gülüyordu ama benimle konuşmuyordu.
Sanırım hepsi onların yapamadığını yapıp Ayza'yı az da olsa dövebildiğim için bana minnettardı. Zaten bunu anlamamak aptallık olurdu. Ama bu kadar abartmalarına da gerek yoktu bence. Ben de dayak yemiştim sonuçta lan!
Daha fazla burada durmayıp arabaların yanına doğru ilerlemeye başladık. Herkes kendi hâlinde sohbete dalmıştı. Ayaz ile ben yan yanaydık.
"Eee sabah ne diyordun?" Efe'nin bir anda yanımda belirmesiyle sıçradım. Üstten üstten suratıma bakıyordu. Evet, o da benden uzundu.
Evin en kısası benim!
"Ne diyordum?" diye sordum. Gerçekten anlamamıştım.
"Hani beni affetmek falan..." dediğinde aydınlanarak ona döndüm. "He o mesele..."
Kafasını salladı. "Aynen, o mesele."
"İşte ben de seni affe-" derken kolunu omzuma atan Demir ile sözüm yine yarım kaldı.
Ay yeter be!
Efe mal gibi kalırken ben Demir'e baktım. "Sabah dediğimi hatırlıyor musun?"
Yok bende b12 var.
Kafamı iki yana salladığımda tekrar konuşmaya başladı. "Bugün kavga etmezsen sana çilekli süt alırım demiştim."
Aa doğru demişti!
Aklıma gelenle bu söylediğim yüzüme tokat gibi çarptı. Kavga etmiştim.
"Evet." dedim. "Hatırladım."
"Maalesef o hakkını kavga ederek kaybettin." Allah Allah sen şaka yapıyosun?
"Farkındayım." dediğimde güldü. "Ama yarın için bu teklifim tekrar geçerli. Dikkat et kendine kimseye bulaşma."
Ben de güldüm. "Ben onlara değil onlar bana bulaşıyor yalnız." dedim. Kaşlarını hafiften çatıp yanımda bizi dinleyerek yürümeye devam eden Ayaz'a döndü. "Ayaz, Defne'nin yanından ayrılmıyorsun abicim. Kimseyi yanına yaklaştırma."
Ay kavga ettik de noldu sanki? Hepsi bana teşekkür etti aq.
"Abi tuvalete gidiyordu kız ben napıyım?" diye sordu Ayaz isyan edercesine. Gayet haklıydı.
Demir de haklı bulmuş olacaktı ki dediği tek şey "Olsun, sen yine de ayrılma." olmuştu.
Arabaların yanına vardığımızda bakışlarım Efe'yi buldu. Melül melül suratıma bakıyordu. Ardından Demir'e ters bakışlar yollamaya başladı.
Götünü kolla Demir. Çocuk sana çok pis kinlendi gibi.
Ayaz ve Efe'nin bindiği arabaya binerek ikisinin ortasına oturdum. Önde ise Kadir Bey ve Sevgi Hanım vardı. Neyse ki abi tayfasından hiçbiri aramızda değildi.
Yolculuk boyunca full Ayaz'la taş kağıt makas oynamıştık. Efe'yi de oynaması için ikna etmeye çalışsak da o camdan dışarıyı izlemeyi tercih etmişti.
Evin önüne geldiğimizde hepimiz sırayla arabadan indik. Kapıdaki korumaların bizim için açtığı bahçe kapısına ilerledik. Evin içine girdiğimizde ben direkt dinlenmek için odama çıkmaya karar vermiştim. Merdivenlere yönelmiştim ki arkamdan gelen sesle adımlarımı durdurdum.
"Defne!" diye seslenen kişi Doğan'dı. İfadesizce ona dönüp ne var dercesine başımı iki yana salladım. Kaşları hafiften çatıktı.
"Üzerini değiştirip salona gel. Hepimiz beraber kavganın nedenini konuşacağız." dediğinde yutkunmadan edemedim. Ayza'nın bana söylediklerini onlara söyleyemezdim ki!
İtiraz etmek için ağzımı açtığım sırada bunu anlamış gibi beni susturdu. "Anlatmama gibi bir lüksün yok. Sana ne söylediğini hepimiz bilmeliyiz."
Kaşlarımı çattım öfkeyle. Aptal!
Ona cevap vermeden merdivenleri tırmanmaya başladım. Arkamdan adım sesleri geliyordu. Tam o sırada hemen yanımda Ayaz belirdi. Ona yandan üzgün bir bakış attığımda kolunu omuzlarımdan sarıp beni kendine çekti. Birbirimize hiçbir şey söylemeden odama doğru beraber ilerledik.
Odaya girdiğimizde kendimi hemen yatağıma bıraktım. Onlara ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Ayaz da bir şeyler olduğunu anlamış olacak ki yanıma gelip çömeldi ve ben yatakta yatarak tavanı seyrederken hizama geldi.
"O kız sana ne söyledi?" diye mırıldandı sessizce. Engel olamadığım bir gözyaşı sol gözümden çıkıp şakağıma doğru süzüldü. Silme gereği duymadan başımı hafifçe Ayaz'a çevirdim.
"Ben sana söylesem, benim yerime sen onlara iletir misin?" diye sorduğumda hafifçe gülümsedi. "Tabii ki söylerim ikiz." dedi elini uzatıp gözlerimi kapatan kahküllerimi düzeltirken.
Dirseklerimi yatağa koyup yavaşça doğruldum ve sırtımı yatağın başlığına yasladım. Ayaz için yanımda yer açtığımda hiç beklemeden yanıma yerleşti ve o da benim gibi sırtını yasladı.
Derin bir nefes aldım. "Önce abilerimle nasıl anlaştığımı sordu. Tabi normal bir şekilde değil, cevabı kendi de biliyordu." dediğimde Ayaz yerinde hareketlenip kollarını belime doladı. Gülümseyip devam ettim.
"Sonra üzerime gelmeye başladı. Seni üzdüler mi diye zırvaladı." Ayaz bu noktada saçıma minik bir öpücük kondurdu.
"Susması için uyardım ama dinlemedi. Yanından geçmeye çalıştığımda arkadaşları beni itti." Ayaz tepki vermeden beni dinlemeye devam ediyordu.
"Size fazla bağlanmamamı ve bir anda kendimi kapının önünde bulabileceğimi söyledi. Ben de dayanamayıp yapıştım saçlarına." diye anlatmamı bitirdiğimde Ayaz hafifçe doğrulup bana baktı.
"Tamamen saçmalamış yani." dediğinde cevap veremedim. Saçmalamıştı ama tamamen değil.
Ona cevap vermediğimi gördüğünde kolunu omuzlarımdan sararak beni gövdesine yapıştırdı. O kızın dedikleri beni gerçekten üzmüştü. Fazla umursamamaya çalışıyordum ama içten içe dediklerinde biraz da olsa haklılık payı vardı.
Öz olmalarına rağmen abilerim beni istememişti. Amacımın ailelerini dağıtmak olduğunu yüzüme haykırmışlardı. Ben Ayaz'ı öldürmeye çalışmakla bile suçlanmıştım.
Onları bu kadar önyargılı yapacak kadar ne yaşamışlardı?
Bunları düşünmemek için gözlerimi kırpıştırıp akmak üzere olan gözyaşlarımı geri gönderdim. Ayaz'a döndüm gülerek. "Yalnız o çakma turuncu saçlarını elimde görünce o kadar rahatladım ki anlatamam sana."
Ayaz minik bir kahkaha attı. "Çok iyi yapmışsın valla. Tuvalete girdiğimde görüntüsü o kadar komikti ki!"
Ben de güldüm. "Saçını o renge boyamasına nasıl müsaade ettiniz siz? Esmer ve aklı başında bir insan asla kendine bunu yapmaz." evet, esmer ve turuncuydu.
"Bir şey yapmak için kimseden izin almazdı. Ayrıca o aklı başında değil ki." Ayaz bunu dediğinde tekrar güldüm. Kesinlikle aklı başında değildi.
Bir süre sessiz kaldığımızda en sonunda ben konuştum. "Her neyse, sen aşağı inip diğerlerine sana söylediklerimi anlat. Ben de üzerimi değiştirip biraz dinlenicem."
Bana gülümseyerek yataktan indi ve üzerime eğilip yanağımdan öptü. Ben de onunkini öptüğümde bana son bir bakış atıp odadan çıktı.
Yüzümdeki gülümseme yavaşça solduğunda yataktan inip giysi dolabıma doğru ilerledim. İçinden kırmızı, pamuklu bir pijama takımı çıkarıp giyinme odasında hızla üzerime geçirdim.
Kendimi yatağıma atıp telefonumu elime aldım. İkizlere olanları anlatmalıydım. Ama bu sefer canım aramak istemediği için gruba girip mesaj yazmaya başladım.
Siz: Kızlar
Siz: Aman pardon, gençler
Sinoş çevrimiçi
Siz: Çok özür dilerim ama yine siz olmadan kavga etmek zorunda kaldım
Sinemin ikizi çevrimiçi
Sinoş yazıyor...
Sinoş: Öyle olsun Defne.
Sinemin ikizi yazıyor...
Siz: Açıklayabilirim
Sinemin ikizi: Kim o gerzek
Siz: Ayza
Sinoş: Ayaz mı??
Siz: Ne Ayaz'ı be Ayza diyoruz
Sinoş: He tamam yanlış okumuşum
Sinoş: Bi dk ne
Sinemin ikizi: Bu Ayza dediğin şahıs bahsettiğin havuç kafa mı?
Siz: Ta kendisi
Sinoş: Ben bir o okula geleyim
Sinoş: O yellozun saçlarını tek tek kendisine yediricem
Sinemin ikizi: Neden kavga ettiniz
Siz: İki tane kendi gibi arkadaşıyla tuvalette sıkıştırıp salak saçma laflar söyledi
Siz: Ben de dayanamadım yapıştım saçlarına
Sinoş: Oh valla iyi yapmışsın
Sinemin ikizi: Onu bunu bırakın da sana bir şey oldu mu?
Siz: Benim saçlar da biraz yolundu ama onun dışında iyiyim
Siz: Keşke yanımda olsaydınız
Sinoş: Keşke...
Sinemin ikizi: Haftaya ordayız çilekli süt
Sinemin ikizi: Bir dahaki kavganda yanındayız
Siz: Allah razı olsun be
Siz: Siz olmasaydınız napardım
Sinoş: Abartma şapşik
Sinoş: Bu arada
Sinoş: O portakal sana ne söyledi de sinirlendin?
Siz: Önemli bir şey değil boş verin orasını
Sinemin ikizi: Önemli olmasaydı yolmazdın o kızın saçlarını
Sinemin ikizi: Seni tanımıyoruz sanki
Siz: Aman sonra konuşuruz bu konuyu
Sinoş: Geçiştirmeye çalışma boşuna
Sinoş: Dökül çabuk ne söyledi sana
Tam onlara cevap vereceğim sırada odamın kapısı çalındı. Kafamı telefondan kaldırıp kapıya baktım. "Gir!"
Açılan kapıdan içeri giren Efe ile yerimde biraz doğruldum. O konuşmadan önce ben konuştum. "Seni affedip affetmediğimi mi sormaya geldin?"
Ensesini kaşırken cevap verdi. "Aslında onun için gelmedim ama tabii cevabını şu an söylersen iyi olur. Malum Demir abim bir türlü müsaade etme-" derken sözünün bölünmesine sebep olan bir şey yaşandı.
"E hadi sizi bekliyoruz aşağıda. Niye bu kadar uzun sürdü?" diye soran Demir, Efe'ye bakarak konuşmuştu. Efe'nin ise kaşları sinirle çatılmıştı. Bu bakışlara anlam veremeyen Demir de kaşlarını çalarak kıstığı gözleriyle Efe'ye baktı.
"Ne oldu?" diye sordu şüpheyle.
Efe bir şey demeden önüne döndü. "Bir şey olduğu yok abi. Gelirken tuvalete uğradım o yüzden uzun sürdü. Biz de şimdi iniyorduk."
Nereye ve neden iniyorduk?
"Tamam o zaman." diyen Demir bana döndü. "Defne seni salonda bekliyoruz. Annem ve babam bir şey söyleyecekmiş."
Ne olduğunu merak etsem de kurcalamadan başımı salladım. "Tamam. Beş dakikaya geliyorum."
İkisi de onaylayıp odadan çıktığında tekrar telefona döndüm. İki dk'da neredeyse 100 tane mesaj birikmişti bile.
Sinemin ikizi: Yemin ederim bu kız bizi öldürecek
Sinemin ikizi: Neden mesajlar görüldü olduğu hâlde cevap yok!?
Sinoş: Ya Defne nereye gittin iki dakikada?!
Sinoş: Telefonunu da açık bırakmış galiba ya sabır
Siz: Geldim
Sinemin ikizi: Hiç gelmeseydin
Sinoş: Ne oldu az önce
Sinoş: Neden bir anda gittin
Siz: Odanın kapısı çaldı.
Siz: Efe ve Demir geldi beni aşağıda bekliyorlarmış
Sinemin ikizi: Efe şu velet olandı değil mi?
Sinemin ikizi: Demir de doktor olan?
Siz: Aynen
Sinoş: Ee niye bekliyorlarmış
Siz: Ben de bilmiyorum gidicem şimdi
Sinoş: Görüşürüz o zaman çilekk
Sinoş: Hemen bize haber et
Siz: Okeyy
Sinemin ikizi: Görüşürüz çilekli süt
Sinemin ikizi: Böyle mesajla olmuyor görüntülü ara
Siz: Timamm
Sinoş: Aynen öyle daha iyi Ayaz da gelsin
Siz: Tamamdır görşürükk
Sinoş: Bayy
Sinemin ikizi: Bb
Sinoş çevrimdışı
Sinemin ikizi çevrimdışı
Telefonumun ekranını kapatıp cebime sıkıştırdım ve ayağa kalktım. Odadan çıkıp direkt merdivenlere yöneldim. Acaba ne söyleyeceklerdi?
Meraktan çatlaya çatlaya zemin kata inip ordan salona girdim. Tüm ev halkı buradaydı. Hemen gidip Ayaz'ın yanına oturdum. Bakışlarımı abi takımında gezdirmeye başladığımda hiçbiri bana bakmıyordu. Sanki bilerek göz teması kurmaktan kaçınıyor gibiydiler.
Muhtemelen Ayaz'ın anlattıklarından dolayı böyleydiler. Kendilerini suçluyor ve pişmanlık duyuyor olmalıydılar. Hepsine tek tek baktım. Poyraz ve Barış bile bana bakmıyordu.
Onları fazla umursamadan Ayaz'a döndüm. "Niye burdayız?" diye sordum. Bilmiyorum dercesine dudaklarını büzdü.
Tam önüme döndüğüm sırada içeri Sevgi Hanım ve Kadir Bey giriş yaptı. Sevgi Hanım oldukça heyecanlı görünüyordu. Hepimiz anlamazca onlara bakıyorduk.
En sonunda Sevgi Hanım hepimize bakarak konuşmaya başladı. "Yaşanan bu tatsız olayın ardından biraz eğlenmek için babanızla bir karar aldık."
Ben de dahil herkes ona meraklı gözlerle bakarken en sonunda devam etti.
"Lunaparka gidiyoruz!"
🍓