İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 13 · 18 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 13

13🍓

🍓

"Lunaparka gidiyoruz!"

Ne?

Lunapark mı?

Bakışlarım anında değişirken üzerime çöken hüzünle başımı yere eğdim. Küçükken eski anne ve babamdan beni götürmelerini çok isterdim. Sınıf arkadaşlarım hep anlatırdı. Ben de bu yüzden nasıl bir yer olduğunu çok merak etmiştim. Ancak ısrarlarımın sonucu hep yanağıma yediğim tokatla biterdi.

Hayatımda sadece bir kere ikizlerle gitmiştim. İki yıl önceki doğum günümde bana bu sürprizi yapmışlardı. Onlara bunun için çok minnettardım.

"Nasıl yani? Şimdi mi?" diyen Barış'ın sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp başımı kaldırdım.

Sevgi Hanım onu onayladı. "Şimdi."

"Hepimiz mi?" diye soran Doğan'ı da onayladı. "Hepimiz."

"Anne çocuk muyuz biz? Ne lunaparkı Allah aşkına!" diyen kişi de Poyraz'dı. Bayadır onun sesini duymamıştım. Kaşları sürekli çatık ve hep sessizdi.

"Lunaparka sadece çocuklar mı gidiyormuş Poyraz? Üzmeyin annenizi hadi hazırlanın gideceğiz." dedi Kadir Bey.

Birkaç oflama sesi dışında kimse itiraz etmemişti. Ayaz'a baktığımda gülümsüyordu. Elimi tutup ayağa kalktı ve beni de kendisiyle beraber kaldırdı. Beraber merdivenlere doğru ilerlemeye başladığımızda da gülümsemesi sürüyordu. Sanırım baya mutlu olmuştu.

Odalarımızın bulunduğu kata çktığımızda elimi bıraktı. Ona dönüp güldüm. "Fazla sevinmiş gibisin."

Yine gülümsedi. "Çünkü fazla sevindim."

İkimiz de kendi odalarımıza girdik. Ben direkt yatağıma oturup telefonumu aldım ve ikizlere akşam arayacağımı söyleyip geri kapattım. Telefonu yatağımın üzerine bırakarak ayağa kalktım ve giysi dolabıma doğru ilerledim.

Sevgi Hanım ile Kadir Bey bu lunapark işini bir anda nerden çıkarmıştı anlamamıştım ama mutluydum. İlk defa gitmiyordum ama ilk defa ailem olan insanlarla gidiyordum. Her ne kadar çoğu zaman öyle hissetmesem de onlar benim ailemdi.

Dolabımdaki kıyafetlerime göz gezdirdim ve fazla düşünmeden bej rengi bir kargo pantolon ile kırmızı bir sweatshirt çıkarıp giyinme odasında hızla üzerime geçirdim. Kırmızı çilek rengi olduğu için neredeyse tüm kombinlerimin olmazsa olmazıydı.

Saçımı tarayıp düzleştirdim ve açık bırakmayı tercih ettim. Ardından doğal bir kız olduğum için çok hafif makyaj yapıp giyinme odasından çıktım.

Son olarak telefonumu ve cüzdanımı da pantolonumun cebine sıkıştırıp sonunda odamı terk edebildim.

Odadan çıktığımda hemen yanımdaki duvara yaslanmış olan Ayaz'ı görmemle irkilip hafifçe sıçradım. O bu hâlime gülerken ben bakışlarımı üzerinde gezdirdim. Fark ettiğimiz detayla ikimiz de tam olarak aynı tepkiyi verdik.

"Lan!"

"Lan!"

Aynı şeyi giymişiz!

"Lan pişti olmuşuz!" diye ikinci tepkisini gösterdi Ayaz. Hemen onu onayladım.

"He valla öyle olmuş." deyip hemen ardından kaşlarımı çattım. "Doğruyu söyle odamı mı gözetliyorsun sen?"

Dediğim şeye gülerek elimi tuttu. "Saçmalama Defne."

Bence saçmalamıyordum ama neyse.

Merdivenlerden beraber inerken tekrar konuştum. "İkimizden biri üzerini değiştirmicek mi?"

Yandan bir bakış attı bana. "Neden değiştirelim? İkiz değil miyiz?"

Öyleyiz.

Bu düşüncemi sesli de dile getirdim. "Öyleyiz tabii."

Gülüşerek zemin kata indik ve salona girdik. Poyraz ve Miraç hariç herkes buradaydı. Sanırım hazırlanmaları hâlâ bitmemişti.

İçerideki herkesin bakışları bize dönünce şaşırmış gibi bakmaya başladılar. Biz koltuklardan birine oturunca karşımızda oturan Demir gülümseyip söze girdi. "İkiz kombini mi yaptınız?"

Saçımın ucuyla oynamaya başladım. "Aslında bilerek olmadı." diyerek açıkladım.

Tam o sırada içeri Poyraz seri katil havasıyla korkunç bir giriş yaptı. Aslında çok normal bir şekilde girmişti ama bana göre her hareketi korkutucuydu.

Bakışları ben ve Ayaz'a döndüğünde her zaman çatık olan kaşları daha da çatıldı ama bir şey demeden koltuklardan birine oturdu. Onun hemen ardından da Miraç içeri girdi. Bakışları hepimizde gezindikten sonra konuşmak için dudaklarını araladı.

"Herkes hazırsa gidelim hadi."

Herkes tek tek oturduğu yerden kalkınca Ayaz ile ben de kalktık. Bu sefer el ele tutuşmadan evin kapısına doğru ilerledik. Hepimiz evden çıktığımızda arabaların yanına varmıştık.

Ben tabii ki Ayaz'ın bindiği arabaya atlamıştım hemen. Abi takımının bulunduğu arabaya bir kere zorla oturtulmuştum, kabus gibi dakikalardı.

Benim yanıma da her zamanki gibi Efe yerleştiğinde ben yine ortadaydım. Normalde cam kenarını daha çok severdim ama ortaya oturmaya alıştığım için ses etmiyordum.

Araba hareket ettiğinde arkama yaslanıp sessizce yolu seyretmeye başladım. Gerçekten lunaparka gideceğim için heyecanlanmıştım.

Kendi kendime gülümseyerek önüme bakmaya devam ederken kolumu dürten bir elle o tarafa döndüm. Ayaz bir elinin avuç içini açmış, diğer elini yumruk yapmış ve üzerine yaslamıştı. Gülerek bana bakıyordu.

"Var mısın taş kağıt makasa?" diye sordu.

Ben de güldüm. "Tabii ki."

🍓

Sonunda varmıştık. Arabadan inerken gülümseyerek bulunduğumuz yerden görünen oyuncaklara baktım. Şu an akşam olduğu için güneş batmak üzereydi. Oyuncakların rengarenk ışıkları da manzarayı güzelleştiriyordu.

Yanımdaki Ayaz elimi tutunca ona ayak uydurup yürümeye başladım. Hepimiz beraber lunaparkın girişine doğru adımladık.

Herkes kendi hâlinde sohbet ederken lunaparka giriş yapmış bulunmaktaydık. Bakışlarımı hevesle etraftaki oyuncaklarda gezdirirken ilk hangisine bineceğimi seçmeye çalışıyordum.

"Hangisine binmek istiyorsun ikiz?" diye soran Ayaz ile ona dönüp güldüm.

"Hepsine."

"Önce hız trenine binelim!" diyen Efe'ye baktık. Ben ve Ayaz hemen başımızı sallayıp onaylamıştık.

"Olmaz! Binmeyelim." deyip adeta anıran Barış'a karşı kahkaha attım. Korktuğu çok belliydi.

Bana ters bir bakış attı. "Neye güldün sen öyle?"

"Korkuyorsan gelmeseydin Barış." dedim alayla gülerken. Kaşlarını çattı bu dediklerime. Ona ilk defa ismini kullanarak cevap verdiğim için minik bir şaşkınlık da vardı ifadesinde.

"Korkmak mı? Ben mi? Vazgeçtim trene binelim hadi." deyip hız trenine doğru yürümeye başladı.

Bu adam bu zekayla nasıl matematik öğretmeni olmuş bazen gerçekten şaşırıyordum.

Hep beraber Barış'ın peşinden ilerlerken arkamızda kalan Kadir Bey'den bir ses yükseldi.

"Siz gidip eğlenin çocuklar. İki saat sonra girişte buluşalım. Biz annenizle biraz vakit geçireceğiz."

Ona başımızı salladığımızda kolunun altındaki Sevgi Hanım ile beraber bizim gittiğimiz yönün tersine ilerlemeye başladılar. Biz de o sırada trenin yanına varmıştık. Şanslıydık ki tur yeni bitmişti. Yani beklememize gerek yoktu.

Abi takımı görevliyle konuşup ücreti ve bilet işini hallettikten sonra geri yanımıza geldiler. Ayaz tren koltuklarından birine oturunca ben de onun yanına oturmak için o tarafa doğru ilerledim ancak Ayaz'ın yanına aniden Doğan'ın oturmasıyla adımlarım durdu. Kaşlarımı çatıp ona baktığımda sırıttı gerizekalı.

Ayaz yerinden kalkıp bana doğru gelmek istediğinde ise yanında oturan Doğan ani bir haraketle kalkmasına engel olup kemerini taktı. Ofladım.

Yapacak bir şey olmadığını anladığımızda Ayaz ile birbirimize üzgün bakışlar atarken başka yöne döndüm. Efe tek başınaydı. Güzel.

Oturmak için Efe'nin yanına ilerlediğimde aniden yanına Miraç'ın oturmasıyla yine adımlarım durdu. Sinirden güldüm.

Bilerek yapıyorlardı!

Gözlerim Demir'i ararken onun da Poyraz katiliyle oturduğunu görünce geriye tek bir seçenek kalmıştı. Barış tek başına oturuyordu.

Ellerimle yüzümü sıvazlayıp o tarafa doğru yürüdüm. Acaba bir sonraki turu mu bekleseydim?

Her şeyden habersiz Barış benim kendisine doğru ilerlediğimi görünce kaşlarını çattı ve diğerlerine baktı. Boş yer olmadığını anlamış olmalıydı ki ofladı.

Neyse ki duygularımız karşılıklıydı.

Yanına yerleştiğimde kemerimi taktım. Barış'tan tarafa bakmamaya özen gösteriyordum.

Kısa bir süre beklemenin ardından tren yavaşça hareket etmeye başladı. Bu hareketle eş zamanlı olarak ise yanımdaki Barış'tan yüksek sesli bir nefes işittim.

Çaktırmadan sırıttım. Sanırım korkudan altına sıçmak üzereydi.

Tren yavaş yavaş ilerleyerek en tepeye doğru çıkıyordu. Açıkçası hafiften ben de korkmaya başlamıştım. Hatta sırtımdan soğuk soğuk akan terleri hissedebiliyordum.

Tren en tepede iyice yavaşlayıp neredeyse durma noktasına geldiğinde yanımdaki Barış'tan insan dışı sesler çıkmaya başladı. Değişik homurtular ve iniltiler duyuyordum. Kesinlikle maymun olmalıydı.

Tren aniden aşağı doğru süpersonik bir hızla inmeye başlayınca ben de dahil trendeki herkesten yüksek sesli çığlıklar yükselmeye başladı. Yanımda oturan Barış koltuğun kenarlarını öyle sıkı kavramıştı ki parmaklarını kıracaktı.

"Beni bu zıkkıma bindirenin ebesini sikeyim!" diye kulak zarımı patlatacak derecede sesli şekilde bağıran Barış ile yüzümü buruşturdum. Ağzına gelen tüm küfürleri sıralıyordu.

Tren aniden dönerek bizi baş aşağı sarkıttığında Barış'tan gür bir çığlık yükseldi. Ardından elimin üzerinde bir baskı hissedince şok içinde yanıma baktım.

Gözlerini sımsıkı kapatmış ve başını arkasına yaslamıştı. Kusmak üzere gibiydi ve sanırım elimi tuttuğunun farkında değildi.

Tren tekrar hızlanınca elimi bırakıp aniden koluma yapıştı. Koala gibi kavradığı kolumu kendine çekip kafasını omzuma gömdüğünde gözlerim şaşkınlık içinde açıldı.

"Napıyorsun lan?!" diye sordum bağırarak ama o beni duymuyor gibiydi. Korkudan bayılmış olabilirdi.

Tam onu dürtmek üzereyken ani bir manevra ile tekrar baş aşağı döndük. Gözlerimi sıkıca yumup başımı arkaya yasladım. Dilimin ucuna kadar gelen çığlığa zorlukla engel oldum

Bir süre daha böyle devam etmenin ardından tren yavaşlamaya başlamıştı. Sanırım sona geliyorduk. Gözlerimi açıp etrafa baktım. Tur bitmek üzereydi. Derin bir nefes verdim.

O sırada hâlâ kafası omzumda olan Barış yavaşça başını kaldırıp etrafa baktı. Rahatlamıştım. Bayıldığını ya da öldüğünü düşünmemiş değildim.

O aval aval etrafına bakarken kolumu tuttuğunu fark edip ateşe değmiş gibi ellerini çekti ve benden uzaklaştı. Hafifçe boğazını temizleyip önüne odaklandı. Güldüm bu hâline. Güldüğümü duyunca yandan ters bir bakış attı.

Tren tamamen durduğunda derin bir oh çekip kemerimi açtım. Barış da kendi kemerini açmış, aşağı inmişti bile. Yere adımımı attım ancak attığım gibi başımın dönmesini beklemediğim için dengemi sağlayamadım ve yüzüstü yere yapıştım.

Bir dakika, yapışmadım. Neden yapışmadım?

Belimden sıkıca kavrayıp beni düşmekten kurtaran kollarla rahat bir nefes alıp kalkmaya yeltendim ancak yine başımın dönmesiyle hâlâ belimde duran kollara tutundum. Beni tutan kimdi ki?

Yerle yaptığım 40 derecelik açıyla dururken başımı omzumdan arkama doğru çevirdim. Beklediğim kişi ise kesinlikle Barış değildi.

Öksürerek tekrar kalkmaya çalışsam da nafileydi. Ayaklarım yere yapışmış gibiydi. Ayrıca midem de bulanıyordu.

Benim kalkamayacağımı anlayan Barış belimden ittirerek beni 40 derecelik açıdan 90 derecelik açıya getirdi. Sonunda sadece parmak uçlarım değil, topuklarım da yerle temas edebilmişti.

Üzerimi silkelerken bir anda yanımda beliren Ayaz'ın kolunu tuttum hemen. "Ayaz başım çok pis dönüyor."

"Fark ettim." diyerek güldü.

"İnsan bir teşekkür eder. Tutmasaydım asfaltta izin çıkmıştı." Barış'ın sesiyle ona döndüm. Hiçbir şey demeden side eye atarak saçlarımı savurdum ve Ayaz ile birlikte abilerin geri kalanına doğru ilerlemeye başladık.

Ne var? Trende koluma yapışmıştı. Ödeştik işte.

Diğerlerinin yanına vardığımızda Efe perişan hâldeydi. Ayakta zor durduğu her hâlinden belliydi. Hâlbuki trene binmeyi öneren oydu.

"Eee şimdi neye biniyoruz?" diye ortaya soran Demir ile bakışlarımı ona çevirdim. Tam cevap verip dönme dolap diyeceğim sırada arkamdan Barış'ın sesi yükseldi.

"Bence hiçbir şeye binmeden direkt eve gidelim."

Efe başını aşağı yukarı salladı. "Katılıyorum."

Baş dönmem geçince Ayaz'ın kolunu bırakıp ellerimi belime yerleştirdim ve kaşlarımı hafifçe çatıp onlara baktım. "Siz ikiniz eve gidebilirsiniz. Ben Ayaz ile dönme dolaba bineceğim."

Ayaz'ın kolunu tekrar tutup dönme dolabın olduğu tarafa doğru çekiştirdim. Ayaz hâlinden oldukça memnun bir şekilde onu çekişime ayak uyduruyordu.

"Bu ikisini baş başa bırakmamalıyız." diyen Doğan'ın sesiyle kaşlarımı çattım. Gitsin az ötede kıskansın! Gerizekalı.

Saniyeler içinde herkes yanımızda dönme dolaba doğru yürümeye başlamıştı. Gözlerimi devirdim. Hem ön yargılarından dolayı salak saçma laflar ediyorlar, hem de Ayaz'la baş başa kalınca kıskançlık krizine giriyorlardı. Trende ikimizi yan yana oturtmamak için kırk takla atmışlardı.

Ben bunları düşünürken dönme dolaba varmıştık. Kafamı yukarı kaldırıp dev gibi olan alete baktım. Tek bir kabine hepimiz sığamayacağımız için mecburen ayrılacaktık. Ancak bu sefer beni Ayaz aşkımdan ayıramazlardı.

Ayaz'ın kolunu sıkıca kavradım. Amacımı anlamış gibi gülerek bir kolunu belime doladı. Üzerimizde hissettiğim bakışlarla başımı çevirip abi takımına baktım. Kıskançlıktan kudurmuş gözlerle bize bakıyorlardı.

Onları umursamadan tekrar önüme döndüm. Tur bitmek üzereydi. Biz beklerken abi takımı yine görevliyle konuşuyordu.

Kısa bir bekleyişin ardından tur bitmişti. Önümüzdeki kabine binmek için Ayaz'ı çekiştirdim. Beraber kabine girip diğerlerine baktık. Miraç ve Doğan da bizim bindiğimiz kabine bindiğinde diğerleri bir başkasına binmişti.

Dönme dolap tamamen dolduğunda hareket etmeye başladı. Hareket ederken sallanmasıyla Ayaz'ın koluna yapıştım. "Ayaz sallanıyor bu!"

"Ne bekliyordun?" deyip güldü.

Ona cevap vermeden aşağı doğru baktım. En tepeye ulaşmamıza az kalmıştı ve şu an çok yüksekteydik. Kusabilirdim.

Ayaz'ın kolunu bırakıp kabinin içindeki oturma yerlerinden birine oturdum ve arkama yaslandım yavaşça. Gözlerimi sımsıkı kapatıp çabucak aşağı inmeyi diledim.

Dönme dolaba binelim diyen dilimi- neyse.

Diğerleri çok rahat çok profesyonel şekilde ayakta dikilip aşağıyı izlerken şok içinde onlara baktım. Neden tek korkan bendim?!

Kafamı hafifçe çevirip aşağı baktım. En tepedeydik. Allah'ım sen bana yardım et!

Trende bu kadar korkmamıştım ama şu an götüm terlemişti. Bende bir sorun olmalıydı.

İlk defa bu kadar yüksek bir yere çıkıyordum. Bunun düşüncesiyle gözlerimi tekrar kapattım.

Dönme dolap en tepede biraz bekleyip tekrar aşağı inmeye başladığında aniden sallanmıştı. Minik bir çığlık atarak ayağa kalktım ve Ayaz'ın koluna yapıştım. Gözlerim hâlâ kapalıydı.

"Ayaz ne zaman bitecek bu tur!?" diye bağırdım.

"Az kaldı." diyen Ayaz'ın sesi uzaktan gelince şaşkınlıkla gözlerimi açtım. E Ayaz benim yanımda değil ki, karşımda sırıtıyor.

O zaman ben kimin kolunu tutuyorum?

Tekrar bir çığlık atarak ellerimi yapıştığım koldan hızla çektim. Oturma yerine kendimi adeta savururken başımı kaldırıp kolunu tuttuğum kişiye, yani Miraç'a baktım. Pişmiş kelle gibi sırıtıyordu.

Gözlerimi devirerek kafamı başka tarafa çevirdim. Aşağı inmemize az kalmıştı. Kesinlikle hiç eğlenmemiştim.

En sonunda tur bittiğinde derin bir nefes alarak kabinden indim. Çok şükür ayaklarım zeminle temas edebilmişti. Bakışlarımı bizden sonra duran kabine çevirdim. Diğerleri iniyordu. Efe ve Barış yine kusmak üzere gibiydiler. Onların bu hâline güldüm ama ben de pek farksız sayılmazdım.

Tam başka bir alete daha binmek istediğimi söylemek için ağzımı açmıştım ki karşımdaki Ayaz'ın arkasındaki dondurmacıyı görmemle sustum. Canım çilekli dondurma çekiyordu.

Hemen Ayaz'ın kolunu tuttum. "Ay Ayaz dondurmacı var, hadi gidelim!"

Parmağımla işaret ettiğim yere bakıp gülümsedi. "Gidelim bakalım. Sana çilekli dondurma alalım." diyerek kolunu tuttuğum elimi kendinden ayırdı, ardından da avcunun içine aldı. Ona ayak uydurarak dondurmacıya doğru yürümeye başladım.

Biz el ele dondurmacının olduğu tarafa doğru ilerlerken abi takımından kıskanç homurtular geliyordu. Onları umursamadan ıslık çalmaya başladığım sırada diğer yanımda beliren Efe ile sıçradım.

"Ben de geleyim mi?" diye sordu. Ama sadece bana bakıyordu. Doğru ya onunla konuşmam yine yarım kalmıştı.

Demir sağ olsun bir türlü yalnız bırakmıyordu ki ikimizi.

"Gel tabii." dediğimde iyice yanıma yanaşıp kulağıma fısıldadı. "Affettin mi?"

Güldüm. "Affettim."

"Yes be!" diyerek bir kolunu omzuma sarmasıyla şaşkınlıkla ona baktım. Allah aşkına bu çocuk niye benden uzundu!?

"Boyun kaç senin?" diye sordum somurtarak. Gülerek cevapladı. Yüzünde güller açıyordu hatta. "1.75."

Ofladım. Ben 1.65 falandım.

O sırada dondurmacının önüne gelmiştik. Abi takımı da arkamızdan geliyordu. Ayaz kendine çikolatalı, Efe'ye de limonlu aldıktan sonra benim için isteyecekti ki Efe ondan önce davranıp öne atıldı.

"Ben alırım ablama."

Ne? Ablama mı?

"Ne?" diyerek içimden geçeni sesli dile getirdim. Sırıtarak bana baktı. "Ne ne?"

"Abla?" diyen ses arkamdan gelmişti. Doğan'ın sesiydi.

Arkamı döndüm. Abi takımı full buradaydı ve hepsi bir bana bir Efe'ye şaşkınlıkla bakıyorlardı.

"Sen az önce Defne'ye abla mı dedin?" diye sordu Barış. Güldüm. Demişti ablasının gülü.

"Evet. Ablam değil mi?" dedi gülmeye devam ederken. Sıpa.

Ardından bana döndü. "Değil misin abla?"

Ay ben bunu yerim!

"Öyleyim tabi, gel buraya!" deyip ellerimi uzatıp yanaklarını mıncırdım. Kendime yapılmasından hoşlanmazdım ama başkasına yapmak çok zevkliydi. Özellikle bu kişinin yanakları tam sıkılmalıksa. Mesela Efe ve Ayaz gibi.

"Ya!" deyip kafasını geri çekti. Sanırım bu ailede kimse bundan hoşlanmıyordu. Ayaz'a yapınca o da bana bağırıp duruyordu çünkü.

Biz Efe'yle bu şekilde boğuşurken abi takımı ve Ayaz hâlâ şaşkındı. Ancak gelen ses çok beklemedik birindendi.

"Dondurmaların parasını verecek misiniz artık?"

Dondurmacı abi kaşlarını çatmış bize bakarken gergince sırıtıp Ayaz'ın elindeki parayı çektim. Parayı uzatırken de ekledim. "Bana da bir çilekli abi."

Adam bir şey demeden külaha çilekli dondurmadan doldururken Efe hâlâ sırıtıyordu. Ona bakmayı bırakıp tekrar önüme dönüp adamın uzattığı dondurmayı elinden aldım ve arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Diğerleri de hemen yanımda bitmişti.

"Ee şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu Miraç. Sırıtarak cevap verdim ona. "Çarpışan araba."

"Çocuk muyuz biz ya!" diye yükselen Doğan'a ters bir bakış atınca susmuştu.

"Aynen bence de çarpışan araba iyi olur." dedi Barış. Hız treni ve dönme dolaptan sonra sanırım bayılıp hastanelik olmak istemiyordu. Bu yüzden çarpışan araba fikrine sıcak bakmıştı.

"O zaman ablamı dinleyip çarpışan arabalara gidiyoruz!" diyen Efe hemen beni kolunun altına alıp çekiştirmişti. Ben ona güldüğüm sırada Ayaz diğer yanımda bitti.

"Rahat bırak ikizimi benim o." diyerek Efe'nin kolunu iteledi.

"Hep seninle zaten abi. Biraz da benimle gezsin."

"Olmaz, ben onun ikiziyim."

İkisi birbirine laf atıp dururken ben konuştum en sonunda. "Beyler benim için kavga etmenizi anlıyorum ama ben kimsenin değilim. O yüzden tek başıma yürüyeceğim."

İkisini de arkamda bırakıp çarpışan arabalara doğru ilerledim. Arkamdan zırlasınlar. Hehe.

Bana yönelik şaşkın bakışlar eşliğinde sonunda arabaların yanına varmıştık. Abi takımı ücret işini hallettiğinde turun bitmesini bekledik.

Çok şükür tur bittiğinde hızla çilek kırmızısı arabaya attım kendimi. Tek başıma sürmek daha eğlenceli olduğu için yanıma kimseyi almadım.

Efe ile Ayaz yan yana oturmuştu. Poyraz, Demir ile, Doğan, Barış ile ve Miraç ise tek başınaydı. Geriye kalan 2 tane arabada tanımadığımız insanlar vardı.

Arabalar çalıştığında gaza basıp sürmeye başladım. 18 yaşına basıp ehliyet almak en çok istediğim şeylerden biriydi. Şu an sürdüğüm oyuncak bir araba olsa bile aşırı zevkliydi.

Herkes etrafta dolanarak ve çarpışarak arabalarını sürmeye başladığında ben gözüme kestirdiğim Ayaz ve Efe'ye doğru ilerledim. Arkalarında olduğum için beni görmemişlerdi. Onlara yetişmek için biraz götümü yırttım ama en sonunda arkadan sert bir darbeyle sarsabilmiştim.

"Lan!" diye bağırdı arabayı süren Ayaz. "Hangi pezeve-" diyordu ki başını çevirip beni görmesiyle sözü yarım kaldı. Bence ben olduğum için şükretmeliydi. Sonuçta Poyraz'ın bulunduğu araba da olabilirdi. Resmen pezevenk demişti çocuk.

"Bunun intikamını alırdım ama sana kıyamıyorum ikiz!" diye seslendi önümde ilerlerken. Sırıttım. Bunu bildiğim için onlara vurmuştum zaten. Yoksa intikam almak istediğim bir Barış vardı. Ona vurmak daha eğlenceli olurdu.

Tam sürmeye devam ediyordum ki arkamdan yediğim darbeyle kafam neredeyse direksiyona çarpıyordu.

"Hangi orrr-" derken Demir ve Poyraz'ın bulunduğu arabayı görmemle Ayaz gibi sözüm yarım kaldı. Poyraz beni çıkışa çağırıp 15 yerimden bıçaklamazsa iyidir. Bu arada arabayı Demir sürüyordu.

"Anlamadım?" diye hafifçe bağıran Poyraz ile tabiri caizse nefesim götüme kaçtı. O kadar korktum ki gazı kökleyerek onlardan uzaklaşmıştım.

Bir süre Poyraz'dan uzak durmak için en kenarlarda kimseye temas etmeden ilerledim. Daha sonra bundan sıkılıp tekrar ortaya, arabaların arasına daldım.

Karşımda Doğan'ın sürdüğü arabayı görünce gülerek onlara doğru ilerledim ve en sertinden çarptım. Arkadan değil de yandan vurduğum için araba bana arkasını dönmüş, Doğan ve Barış yana doğru savrulmuştu. Kahkaha attım. Aşırı komiklerdi.

"Ananı!" diye bağıran Doğan beni görünce sustu. Başını la havle der gibi yukarı kaldırıp sürmeye devam etti. Tam o sırada yan tarafımdan yediğim darbeyle araba süpersonik hareketlerle etrafında bir iki tur döndü.

Tamam o kadar da değil.

Kaşlarımı çatıp o tarafa baktığımda bu sefer Miraç ile karşılaştım. Tek başınaydı.

Normalde söverdim ama bu bir çarpışan arabaydı. O yüzden sövmek yerine dövmeyi tercih ettim ve arabamı sola kırıp onun üzerine sürdüm. İkimiz de arabamızın ön tarafından çarpışarak aynı anda geriye savrulduk.

Miraç'a çarpmaktan sıkılıp yönümü değiştirdim ve tekrar Ayazlara vurmak için bir hamle yaptım ancak yan tarafımdan yediğim darbeyle başka tarafa dönmüştüm. Kafamı çevirip bana vuran kişilere baktım.

Bunlar kim aq?

İki tane keko tipli 19-20 yaşlarında duran genç erkek vardı bana çarpan arabada. Yalnız burası benim abilerimle dolu, gerçekten çarpmak için beni mi seçtiniz?

Arabamı onlara çevirdiğimde arabayı süren mal konuştu. "Naber güzellik?"

Lan?!

"Senin o ağzını si-" diye bağırdığım sırada benden önce başka bir araba onlara saldırdı. Yüzlerindeki ifadeye bakılırsa Doğan ve Barış az önce çocuğun dediğini duymuştu.

"Lan şerefsiz sen kimin kız kardeşine asılıyorsun?!" diye gürleyen Doğan art arda gerizekalı çocukların bulunduğu arabaya vuruyordu.

"Ne?! Kim benim ikizime asılıyor?!"

Heh bir sen eksiktin Ayaz!

"Kim lan o dingil?!" diye bağıran Demir de çocuklara saldırınca tüm abi takımı ve Ayazlar o arabaya abanmıştı. Harika. Helvanız neli olsun?

"Lan kıza hâlini hatrını sorduk noluyor amk!?" diye bağırdı bana naber diyen çocuğun yanındaki diğer keko.

"Öyle mi sorulur lan hal hatır!? Güzellik diyor bir de ağzına sıçtığımın yavşağı!" bunu diyen Poyraz'dı. Şaşırmıştım açıkçası.

"Abi pardon, abi!" diye ağlamaklı bir ifadeyle bağırdı araba süren çocuk. Çünkü tüm arabalar şu an onların üzerine geliyordu.

Tam hepsi birden onlara çarpmıştı ki bir anda hepimiz durduk. Daha doğrusu tur bitmişti ve arabalar çalışmayı bırakmıştı.

Hepimiz teker teker arabalarımızdan inerken kaçmak için hamle yapan çocukları Doğan ve Barış enselerinden yakalayıp geri çekti.

"Siz gelin bakalım şöyle..." diyerek çocukları aletin üzerinden kendileriyle beraber indirdiler ve lunaparkın arka taraflarına doğru götürmeye başladılar.

Lan noluyo!?

"Durun ya napıyosunuz siz!?" diye seslendim arkalarından. Tam onlara doğru ilerlemek için bir adım atmıştım ki yanımda duran Ayaz kolunu omzuma atıp beni geri çekti. Tüm abi takımı arka tarafa doğru giderken ben, Efe ve Ayaz kalmıştık.

"Bekle biraz Defne. Gelirler birazdan." dedi Ayaz.

"Lan öldürcekler çocukları!" dedim panikle.

"Merak etme konuşcaklar sadece. Bir de biraz hırplayabilirler ama olsun o kadar." diyen Efe'ye şaşkınlıkla baktım. Normalde ben de kavga seven biriydim ama 5 tane ayı gibi adam iki tane zargana gibi çocuğu döverse iş karakolda değil de morgda bitebilirdi. O yüzden biraz endişeleniyordum.

"Niye bu kadar rahatsınız siz?" diye sordum.

"Benzerlerini yaşamıştık da ondan. Bir şey olmaz merak etme." dedi Ayaz. Ardından tekrar konuştu. "Bu arada biz de girişe gidelim. İki saat olmak üzere. Abilerimden birine mesaj atayım bizi aramasınlar."

Ona başımı salladığımda cebinden telefonunu çıkarıp bir şeyler yaptı. Bu sırada girişe varmıştık. Sevgi Hanım ile Kadir Bey birazdan burada olurlardı.

Dakikalar sonra ilerde gördüğüm manzarayla dudaklarım şaşkınlıkla açıldı.

Elleri cebinde keyifle ıslık çalan Demir, salına salına yürürken sırıtan Barış, kıyafetinin sağını solunu düzeltip saçını eliyle dağıtan Miraç, bir kolunun altında keko 1, diğer kolunun altında keko 2yi tutan her zamanki kaşları çatık ifadesiyle Poyraz ve son olarak telefonu kaldırabildiği kadar havaya kaldırmış, gülümseyerek herkesi kameraya alıp selfie çeken Doğan.

Beş karış açılan ağzımla onların bu hâline bakarken arkamdaki Efe ve Ayaz kahkahalarla gülüyordu. Şaka gibi yemin ederim ya!

Hepsi yanımıza vardığında bakışlarım yavşak kekolara döndü. Yüzlerinde morluk aradım ancak bulamadım. Ya şanslı olup dayak yememişlerdi ya da dayak yemişlerdi ama bu 5 ayı işlerini iyi yaptıkları için iz bırakmamışlardı. Hangi seçenek daha iyiydi karar verememiştim.

Poyraz iki kolunun altındaki salakları bana doğru itti ve en net ifadesiyle konuştu. "Özür dileyin."

Anında dediğini yaptılar. "Özür dileriz!" diye aynı anda bağırıp koşarak buradan uzaklaştılar.

Gülmek istedim ancak az önce yaşadığım stresten dolayı beceremedim. Onun yerine "İnanamıyorum size!" diyerek hafifçe yükseldim. "Onlara ne yaptınız da bu kadar korktular?"

Hepsi güldü sorduğum soruya. Ardından telefonunda çektiği selfieleri inceleyen Doğan başını kaldırıp bana baktı. "Minik bir uyarıydı sadece."

Ne kadar minik bir uyarı olduğu kesinlikle tartışılırdı.

Tam o sırada bize doğru gelen Sevgi Hanım ile Kadir Bey'i gördüm. Artık eve gitme zamanı gelmişti sanırım.

Yanımıza vardıklarında Kadir Bey konuştu. "İyi eğlendiniz mi çocuklar?"

"Aynen." diye homurdandı Barış. "Çok."

Güldüm bu dediğine. Tren ve dönme dolapta korkudan bayılma noktasına gelmesinden bahsediyor olmalıydı.

"Sen abime bakma baba, gayet iyi eğlendik." dedi Ayaz. Dönme dolap hariç diğerlerinde eğlendiğim doğrudur.

"Bir ara tekrar gelelim o zaman." dedi Sevgi Hanım. Hemen ardından lunaparkın çıkışına doğru yürümeye başladık.

"Siz ne yaptınız?" diye sordu Demir. Sevgi Hanım gülümsedi. "Biraz dolaşıp yemek yedik. Sonra da dönme dolaba bindik."

Romantikler sizi.

Biz sohbet ederek ilerlerken arabaların yanına varmıştık. Hemen Ayaz'la aynı arabaya bindim. Diğer yanıma da yine Efe oturdu.

Araba hareket etmeye başladığında esneyerek gözlerimi kapattım ve başımı Ayaz'ın omzuna yasladım. Ancak yasladığım gibi Efe'nin eli tarafından kendi omzuna koyulması bir oldu.

Ayaz Efe'nin hareketine karşılık tekrar kafamı kendi omzuna yasladı. İkisine de ters bir bakış atıp kafamı arkaya, koltuğa yasladım.

Ağlayın.

Uykum gelmeye başladığında yavaş yavaş dalıyordum. Uyku beni tamamen içine çektiği sıralarda başım birinin omzuna düştü ama Efe mi, yoksa Ayaz mı anlayamadan karanlığa teslim olmuştum.

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.