İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 14 · 14 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 14

14🍓

🍓

Elimdeki telefonda durmadan konuşan Sinem'e bakarken derince esnedim. İkizlerle görüntülü konuşuyorduk. Normalde eve vardığımız gibi duş alıp uyumayı planlamıştım ama yatağıma girdiğimde onları böyle habersiz bırakmak rahatsız etmişti. Ben de uykumu yarım bırakıp telefona sarılmıştım.

Ayaz yanımda yoktu. Uyuyordu.

Tekrar esnediğimde düşüncelerimden sıyrılıp Sinem'e odaklandım. Eski okulumda yaşanan olayları anlatıyordu. Sinan ise uykudan uyanmış olmalıydı ki baygın baygın bakıyordu ekrana. Sinem her zamanki gibi gece kuşuydu.

Bu ikisi nasıl ikiz olabiliyor hâlâ bunu sorguluyordum.

Onlara lunapark maceramızı anlatmıştım. Bol bol gülüp alay etmişlerdi benimle canım arkadaşlarım.

"Kapat artık be bi uyutmadınız bıdır bıdır!" diye uykulu sesiyle homurdanan Sinan'a gülerken Sinem kaşlarını çatmıştı.

"Sus be git zıbar banane!"

"Sizin sesinizden uyunur mu sence?" diye alayla sordu Sinan. Sinem güldü. "He he aynen. Kasırga çıksa yine uyursun sen. Benimle uyumak istediğin için yapıyorsun."

Kaşlarını kaldırdı Sinan. "Kim seninle uyumak istiyormuş be? Horluyorsun sen bir kere."

Sinem'in gözleri hayretle açıldı. "Ben mi horluyorum?! Yalancı!" diye bağırıp yanındaki yastığı Sinan'a savurdu. Ya da Sinan'a savurduğunu sandı.

Çünkü yastık tam da konuştuğumuz telefona çarpmıştı ve ekran bir anda kapanıp arama sonlandı.

"Noldu lan az önce?" diye kendi kendime mırıldanıp arama ekranından çıktım. Konuştuğumuz telefon Sinem'in olduğu için özelden ona mesaj attım.

Siz: İyi misiniz

Siz: Tekrar arayayım mı

Mesajlar iletilmeyince tam arama tuşuna basacaktım ki üstten bir mesaj geldi. Sinan'dan gelmişti. Hemen tıkladım.

Sinemin ikizi: Sinem'in telefonu kırıldı GDKSGKSHSKSHSJ

Kahkaha attım. Cidden mi?

Siz: Harbi mi gdkshsksj

Gelen ses kaydına hemen tıkladım.

"Çilekli süt bu salak kız kendi telefonunu kırdı." hemen sonra gelen büyük kahkahanın ardından Sinem'in bağırışı duyuldu. "Gerizekalı kapa çeneni! Senin yüzünden oldu bir kere, horluyormuş! İkiz bozuntusu."

Ses kaydı burada bitiyordu. Tekrar bir kahkaha atarak mesaj gönderdim.

Siz: GHDKDHSKSHJS

Siz: Telefonunu Sinem'den uzak tut

Siz: Onu da kırar falan.

İlk başta görüldü kalan mesaja saniyeler sonra cevap geldi.

Sinemin ikizi: Sana hain diyor.

Sinemin ikizi: Bir daha konuşmayacakmış

Siz: Ben onun gönlünü alırım hadi yatın uyuyun siz

Sinemin ikizi: Tammamdır çilekli süt

Sinemin ikizi: İyi geceler

Siz: İyi geceler

Sinemin ikizi çevrimdışı

Çevrimdışısınız

Yüzümdeki gülümsemeyle beraber yatağımdan inip telefonumu şarja taktım ve tekrar yattım. Yorganıma iyice sarılıp gözlerimi kapatırken yarınki okul gününün olaysız geçmesini umuyordum.

🍓

"İkiz çabuk kalk geç kaldık!" diyen Ayaz'ın telaşlı sesiyle gözlerimi aralayıp ona baktım. Üzerinde pijamaları vardı.

"Saat kaç?" diye sordum esnerken.

"8 buçuk kalk hadi!" dediğinde gözlerim kocaman açıldı.

"Ne?!"

Yorganı üzerimden savurup yataktan atladığımda Ayaz'ı kışkışlayarak odamdan kovdum ve katlayarak kenara bıraktığım okul formamı alıp koşarak giyinme odasına girdim. Formamı hızla üzerime geçirdikten sonra odamdan çıkıp banyoya ilerledim.

Banyoda yüzümü yıkayıp işlerimi hallettikten sonra saçımı tarayıp tekrar odama daldım. Kesinlikle ilk derse geç kalacaktık.

Zaten dün banyo yaptığım için saçlarım düzdü, o yüzden düşleştirmekle uğraşmama gerek yoktu. Makyaj masama oturup 2 dklık kısacık bir makyaj yaptım ve çantamı ve telefonumu alarak odamdan çıktım.

Hızlı adımlarla merdivenlerden inerken yanımda Ayaz belirdi. "Kahvaltı yapmıcaz. Kantinde yeriz ilk teneffüs." dediğinde başımı sallayıp onayladım.

Zemin kata indiğimizde kapının önünde bekleyen Barış bizi görünce yüzünde çok şükür der gibi bir ifade belirdi. Yanına vardığımızda başını arkamıza çevirip sağa sola baktı. "Efe nerde?"

"Geldim!" diye bağıran Efe'nin sesini duyunca Ayaz ve ben de başımızı arkamıza çevirdik ve merdivenlerden koşarak inen Efe'yi gördük. Okul formasının sağını solunu düzeltirken aceleden merdivenlere takılıp düşme tehlikesi geçirip duruyordu. Neden asansörle inmemiş ki?

Yanımıza vardığında hepimiz evden çıktık ve arabaya doğru ilerledik. Hızlı adımlarla yine aynı yerlerimize yerleştikten sonra arkama yaslandım.

Ne acele etmiştim be!

Eskiden okula geç kalmayı asla kafama takmayan biriydim. Hatta derslerden kaytarmak için bilerek geç kalkardım ama nedense artık okula gitmek istiyordum. Belki yeni nakil olduğum için hâlâ içimde bir heyecan vardı, anlamamıştım.

Yaklaşık on dakika sonra araba okulun önünde durduğunda derin bir nefes alarak indim. Zil araba durmadan hemen önce çaldığı için hâlâ yetişme şansımız vardı. Hocanın gelmesi çok uzun sürmezdi.

Ayaz elimi kavrayarak hızlı adımlarla yürümeye başladığında ben de arkamızda kalan Efe'nin kolunu tutup çekiştirdim. Sırıtarak elimi tutmuştu.

Üçümüz beraber okul binasından içeri girdiğimizde ilk katta Efe'yi uğurlayıp -ensesine yapıştırarak- merdivenlerden çıkmaya devam ettik. Kendi katımıza geldiğimizde sınıfa doğru ilerleyen edebiyat hocasını görmemizle koşmaya başladık.

Hocanın yanından ışık hızıyla geçtiğimizde kadın şaşırarak yerinde kalmış, arkamızdan bize bakmıştı. Söylenme sesleri duyuluyordu.

Sınıfa hocadan önce girmenin sevinciyle gülerek sırama doğru ilerledim. Üzerimizdeki bakışları da umursamamaya çalışıyordum bir yandan. Beklediğim gibi kavga tüm okulda hızlıca yayılmıştı ve bilmeyen yoktu. Demirkanlar'ın yeni kızı, eski kızıyla kavga etmiş cümlesi herkesin dilindeydi.

Ayaz ile sıramıza oturduğumuzda sınıfa hocanın girmesiyle herkes ayağa kalktı. Koştuğum için terlemiştim, bu yüzden çantamdan kitabımı çıkarıp yelpaze yapmaya başladım.

Hocanın komutuyla yerimize oturduğumuzda omzuma birinin dokunmasıyla oraya döndüm. Damla'ydı.

"Neden geciktiniz?" diye sordu.

"Uyuyakalmışız." diyerek cevap verdim sorusuna. Başını salladığında tam önüme döneceğim sırada Doruk konuştu. "Kuzen bize kavganın detaylarını anlatıcaksın teneffüste. Ayaz'a sorduk doğru düzgün bir şey anlatamadı bir de senden dinleyelim."

Başımı sallayarak onu onayladığımda Damla bir kağıt uzattı. Elinden alıp inceledim. İsimleri ve numaraları yazıyordu. "Sürekli unutuyorum. Numaralarımızı almadın hâlâ."

Cevap vermek için ağzımı açtığımda tekrar konuştu. "En alttaki numara meymenetsiz Gökalp'in numarası. Kaydetmek zorunda değilsin ama lazım olursa diye yazdım." bu dediğine güldüğümde "Sağ ol." diyerek önüme döndüm.

Bakışlarım çaprazımdaki sırada oturan Gökalp'e kaydı. Kitabıyla ilgileniyordu. Bizimle fazla konuşmuyordu. Muhtemelen ben geldim diye böyle yapıyordu ama bananeydi. Ön yargısını bir yerlerine sokabilirdi.

Esneyerek önüme odaklandım. Edebiyatçı ders anlatmaya başlamıştı. Dinleyesim yoktu çünkü uykum vardı. Kafamı sıraya yaslayarak gözlerimi kapattım. Her an dalabilirdim.

Tam gerçekten uykuya dalmak üzereydim ki sırtıma çarpan bir şeyle başımı hafifçe kaldırıp etrafa baktım. Yere buruşturulmuş minik bir kağıt düşmüştü. Etrafıma bakarken alayla gülerek bana bakan yelloz takımıyla bakıştım. Ayza ve yanında gezdirdiği iki tane köpeğiyle bana bakıyorlardı.

Ayaz'a baktığımda bunu görmemiş gibi ders dinliyordu. Onları umursamadan tekrar başımı sırama yasladım. Böyle veletçe şeylerle uğraşacak değildim.

Tekrar bir şey yapmalarını beklemiştim ama olmamıştı. Teneffüs zili çaldığında yavaşça arkama yaslanıp gerindim. Dirseğini sıraya, çenesini de avcuna yaslamış, uyuklayan Ayaz'ı dürttüm. Sıçrayarak bana baktı.

"Hadi yemek yemeye gidelim."

Esneyerek o da gerindi. "Tamam." dedi esnemeye devam ederken.

İkimiz de kalktığımızda kuzenlere döndüm. "Kantine gelicek misiniz?" diye sorduğumda Damla başını iki yana salladı. Doruk da aynı hareketi yapıp "Ben yedim çıkmadan önce." demişti.

Gökalp'e sormayacaktım bile.

Ayaz ile yan yana sınıftan çıktığımızda koluna girdim ve merdivenlerden inmeye başladık. Zemin kata varıp kantine girdiğimizde Ayaz bana baktı ve "Sen otur ben ikimize de bir tost alıp yanına gelirim." dedi. Ona başımı sallayarak boş, ikili masalardan birine oturdum.

Ayaz upuzun kuyruğa girdiğinde başımı elime yaslayarak uyuklamaya başladım. Dakikalar sonra karşımdaki sandalyenin çekilmesiyle hafifçe irkilerek gözlerimi açtım. "Şükür gelebildi-" diyerek başımı kaldırmıştım ki karşımda Ayaz'ı değil de başka tanımadığım bir çocuğu görmemle sözüm yarım kaldı.

Yok vallahi bela bana bulaşıyor, ben değil!

Sırıtarak bana bakıyordu. Gözlerimi devirip hiçbir şey demeden oturduğum sandalyeden kalktım ama yanından geçip gideceğim sırada kolumu tuttu.

"Nereye böyle güzellik?"

Tekrar göz devirdim. "Elinin körüne." diye çekinmeden cevap verdim.

"Olur mu öyle? Bir konuşacaktık sadece." dedi beni tuttuğum kolumdan çekiştirirken. Burnumdan derin bir nefes vererek bakışlarımı ona diktim. Hâlâ kolumu tutarken beni baştan aşağı süzen gözlerini oyasım gelmişti.

"O elini kolumdan çekmezsen ben çekerim ve çekmekle kalmam, çok başka yerlerinde bulursun." diyerek kendime çektim ama bırakmadı. Aksine daha çok sıkıp ayağa kalktı ve dibime kadar girip üzerime eğildi.

"Nasıl yapacakmışsın acaba o dediğini?"

Ona cevap vermeden kafamı geri yatırıp var gücümle burnuna gömeceğim sırada başka bir el buna engel olmuştu. Önümdeki çilek beyinliyi iterek kafa atan Gökalp'i görmemle dudaklarım şaşkınlıkla aralandı.

Lan noluyo?

"Ulan şerefsiz!" diye kükreyen Gökalp bana sarkıntılık yapan çocuğa attığı kafa darbesinin ardından bir de yüzüne en sertinden bir yumruk çakmıştı.

Valla bu sefer ben masumum. Onlar kavga etti ben değil.

"Defne!?" diye seslenen Ayaz'ın sesini duymamla hemen arkamı döndüm. Elindeki iki tane tost ve çilekli sütlerle beraber bana doğru ilerliyordu. Yanıma vardığında ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibi bakıyordu. Gözleri endişe doluydu.

"Neler oluyor? Gökalp!?" diye telaşla bağırıp elindekileri yanımızdaki masaya resmen fırlatıp olay yerine doğru koştu. Bu sırada Gökalp vurmayı kesmişti ancak çocuğun yakasını bırakmamıştı. Biz duymamıştık ama kulağına eğilip bir şeyler fısıldamıştı. Çocuğun korku dolu bakışlarından hiç hoş şeyler söylemediği belli oluyordu.

Ayaz ikisinin arasına girerek zorlukla birbirlerinden ayırdı. Daha doğrusu Gökalp'i çocuktan ayırdı. Çünkü yakasına sülük gibi yapışmıştı.

"Napıyorsunuz siz-" demeye kalmadan ortamda başka bir ses yankılandı.

"Ne oluyor burada?! Hepiniz müdürün odasına!"

Dejavu?

🍓

Gökalp müdür odasının kapısını çalarken ben neden burada olduğumu sorguluyordum. Kavgaya karışmamıştım, derste olmam gerekmiyor muydu?

Ayaz yoktu ama ben neden burdayım mesela?

Ofladım. Yemin ederim olaysız bi günüm yok anasını satayım.

İçerden Fırat amcanın "Gel!" diyen sesi duyulduğunda Gökalp kapıyı açtı ve hemen ardından yavşak çocuk ile ben de girdik. Fırat amca başını ilgilendiği kağıttan kaldırıp bize baktığında kaşları havalandı. Bakışları hepimizde gezinip bende durunca yüzünü avuçladı.

"Kızım sen normal bir gün geçiremiyor musun? Her gün başka bir olay, daha bu okulda üçüncü gününü bile doldurmadın."

Hemen bir adım öne çıktım. "Amca valla bu sefer ben hiçbir şey yapmadım. Bu ikisi birbirine girdi." diyerek işaret parmağımla Gökalp ve yavşak çocuğu işaret ettim.

Fırat amca hafifçe gülümsedi. "Bana amca demene her ne kadar sevinsem de okulda hoca demen gerekiyor. Oturun karşıma konuyu konuşalım, yine ne yaptınız acaba."

Onun sözünü ikiletmeden karşısındaki koltuklara oturduk. Bizi dinlediğini belirtir gibi ellerini masanın üzerinde kavuşturup öne doğru eğildi. Herkesten önce ben lafa girdim.

Parmağımla karşımdaki koltukta oturan orrr- neyse. Gösterdim işte ondan.

"Bu yavş- öhöm. Çocuk bana sarkıntılık yapıp kolumu tuttu. Ben hallederdim de ne olduğunu anlamadan bir anda Gökalp çıktı ortaya. Çocuğa bi kafa attı üff! Sonra da bir yumruk. Görmeniz lazımdı." Herkes garip bir ifadeyle bana bakarken tek kaşımı kaldırdım.

"Ne var?"

Fırat amca boğazını temizledi ve diğerlerine döndü. "Öyle mi oldu?" ikisi de başını salladı. Çocuk çok çabuk kabul etmişti açıkçası şaşırmıştım.

Fırat amca tekrar bana döndü. "Tamam sen sınıfına gidebilirsin Defne."

Sırıttım. Çok şükür ceza falan almadan yırtmıştım. Gökalp yetişmeseydi muhtemelen çocuğun burnu kırılmıştı ama neyse.

Odadan çıktığımda telefonumu çıkarıp saate baktım. Dersin bitmesine daha vardı ama herkesin ortasında girmek istemediğim için kendi katıma çıkıp lavaboya doğru ilerledim. Ders bitene kadar orada bekleyebilirdim.

Lavaboya girdiğimde oturmalı olan kabinlerden birine girip kapıyı kilitledim ve klozetin kapalı kapağının üzerine oturdum. Boktan internetimi bitirdiğim için telefonda yapılabilecek pek bir şey yoktu.

Kulaklığım yanımda olsa da müzik dinlesem keşke.

Bir süre boş boş galerimde gezdim. Daha sonra telefonu kapatıp cebime koyarken lavabonun kapısı açıldı. Umursamadan önüme bakmaya devam ettim.

İçeri tek bir kişinin girdiğini sanmıştım ancak seslerinden iki kişi olduklarını fark ettim. Hoca ikisini birden nasıl göndermiş acaba.

"Bu fizikçi karıdan bıktım. İkimize taktı resmen amk!" dedi kızlardan biri. Diğeri ona cevap verdi.

"Harbiden. Tüm sınıf konuşuyo kadın bi tek bizi görüyor. 'Sınıfımdan çıkın'mış!"

Sıradan okul muhabbeti ediyorlardı. Tam ayağa kalkmış kabinden çıkacaktım ki kızlardan biri başka bir şey söylediğinde durup yine oturdum.

"Kanka onu boş ver de sen Demirkanlar'ın şu yeni kızını gördün mü?"

"Gördüm. Diğer kıza hiç benzemiyor gibi. Neydi onun adı? Ayza mıydı Ayça mıydı?"

"Ayza galiba."

"Ay o kız sürtüğün teki be! Çok iyi oldu bence bu karışıklık. Ailesi rahat etmiştir."

Diğeri güldü buna. "Katılıyorum. Defne denen yeni kız onunla saç baş kavga etmiş duydun mu?"

"Nee gerçekten mi?" diyen kız oldukça şaşırmış gibiydi.

"Valla. Gözde söyledi. Kavgadan hemen sonra görmüş onları. Herkes biliyor sen nasıl bilmiyon ya?"

"Bir haftadır yokum ya hani. Ondan olabilir mi?"

"Olabilir."

Bir süre konuştuktan sonra lavabodan çıktıklarına dair kapı kapanma sesi geldi. Arkamdan kim bilir başka ne dedikodular dönüyordu da haberim yoktu.

Derin bir nefes verip kabinden çıktım. Ellerimi yıkayıp lavabonun kapısına doğru ilerledim. Zil birazdan çalardı. Sınıfın önünde bekleyebilirdim.

Bir süre az önceki kızların uzaklaşmaları için bekledim. Yeterince beklediğime kanaat getirince kapıyı açıp koridora çıktım. Sınıfımın önüne geldiğimde yorulmamak için yere çömeldim.

Koridorun sonundaki merdivenlerin başında biri belirdi. Oraya dikkat kesildiğimde bana doğru gelen kişinin Gökalp olduğunu fark ettim. Bence bu çocuk da abi takımı gibi bipolar falandı. Aksi takdirde bana kötü davranıp aniden bana bulaşan yavşağın birini dövmesinin başka bir açıklaması olamazdı.

Aniden bastıran uykuyla derince esneyip keko oturuşuna geçtim. Çömelmekten bacaklarım ağrıdığı için tekrar ayağa kalktım. Bu sırada Gökalp yanıma varmıştı.

Yüzüme kaçamak bir bakış atıp sınıf kapısının diğer tarafına geçti ve benim gibi duvara yaslandı. Dışardan bakınca muhtemelen ceza alıp sınıfın dışına atılmış öğrenciler gibi görünüyorduk.

Boğazını temizledi. "O çocuğu tanıyor muydun?"

Laf sokarak cevap vermek vardı ama kısa kestim. "Hayır."

Başka bir şey demeden önüne odaklandı. Tam o sırada zil çaldı.

"Çok şükür Allah'ım!" diyerek kapı kulpuna hunharca asıldım. Açılan kapıdan girmek için bir adım attığımda hızlı davrandığım için fark etmediğim bir şey vardı. Kapıyı açtığımda karşıdaki kişi de açmak üzere olmalıydı ki tam kapı ağzındaydı. Ve kaçınılmaz olan gerçekleşti.

Kafam kapının dibinde olan her kim ise onun göğsüne çarpmıştı. Hafifçe inleyerek acıyan burnumu tuttum. "Ayy!"

Kafamı kaldırıp çarptığım şahısa baktım. "Hangi dağ ayısı-" diyordum ki gördüğüm yüzle sözüm yarım kaldı.

Şu an karşımda duran kişi Barış gereksiziydi. Sanırım dersimiz matematikti.

Tek kaşını yukarı kaldırıp üstten üstten yüzüme baktı. "Dağ neyi?" deyip arkasındaki öğrencilerin çıkması için kapı dibinden ayrılıp koridora, yani yanıma geldi.

Ters bir bakış attığımda yanından geçecektim ki kolumu tutup buna engel oldu. Sorarcasına ona baktım. "Derse neden girmedin? Ben varım diye mi?"

Evet deseydim beni okuldan atar mıydı?

"Hayır." diyerek cevap verdim ve tekrar sınıfa girmeye çalıştım ama yine kolumu tutmasıyla sinirli bir ifadeyle yüzüne baktım.

"Ne var?"

Derin bir nefes aldı. "Dersime neden girmediğini sordum."

Kolumu kendime çekip kurtardım. "Kuzenine sor. O anlatır sana." diyip sınıfa girdim. Bu sefer engel olmamıştı.

Hemen sırama doğru ilerleyip bana bakıp gülen Ayaz'ın yanına vardım ve koluna sarılıp çekiştirdim. "Bu sefer ceza almadım!" dedim sevinçle. Aslında fazla umurumda olan bir şey değildi ama yine de sevinmiştim.

"Anladım yüz ifadenden." deyip sırasına oturdu. Ben de yanına oturdum hemen.

"O şerefsiz ne dedi sana?" diye sordu Ayaz.

"Konuşmak istedi. Güzellik falan dedi bir de." dedikten sonra iki parmağımı ağzıma sokup kusuyormuş gibi yaptım.

"İyi yapmış Gökalp. Beklemezdim ondan." diyen kişi Damla'ydı. Ona dönüp güldüm. "Aynen ben de beklemiyodum."

Damla yanında uyuyan Doruk'u dürttü. "Kalk lan kuzenin geldi."

Doruk uykulu gözlerle başını kaldırdı. "Ha ne geldik mi?"

"Aynen geldik. Kalk." dedi Damla. Ardından güldü. Biz gülerken Doruk aval aval suratımıza bakıyordu.

Bir süre daha konuşup sohbet ettik. Ardından zil çaldı ve sınıfa giren Barış ile ders başladı. Bana bakıp duruyordu. Muhtemelen ben yanından ayrıldıktan sonra Gökalp ona olanları anlatmıştı.

Daha sonra her şey sakin bir şekilde ilerledi. Ders bitti, başka bir ders başladı derken okul bitmişti. Yine olaylı bir gün atlatmıştık.

Okul olaylı geçmese çok sıkıcı olurdu. İyi ki bana bulaşan çok oluyor eğleniyorum böyle.

Şu an Barış'ın arabasında eve dönüyorduk. Bu sefer ortaya değil de cam kenarına oturmayı istemiştim. Efe ve Ayaz kimin yanıma oturacağı hakkında iki saat kavga etmişlerdi. Ve kavgayı Ayaz kazanmıştı. Kavga boyunca yaptığı tek savunma ise çünkü ben onun ikiziyim demekti.

Kafamı cama yaslamış bir şekilde dışarıyı izlerken Ayaz kolumu dürtünce ona döndüm. Eliyle taş kağıt makas yapmıştı. Sırıtıp bedenimi tamamen ona çevirdim.

Biz oyuna başlamışken Efe konuştu. "Niye her araba yolculuğunda bunu oynuyosunuz? Çok sıkıcı." dedi ters ters. Ayaz güldü bu dediğine.

"Kıskanma velet."

Efe şaşkınca ona baktı. "İnanamıyorum sana abi! İlk defa senden şu kelimeyi duyuyorum. Ablamla takıla takıla ona benzemeye başladın."

Bu sefer ben de güldüm. "Ne güzel işte. Çok seviyosunuz ya beni erkek versiyonumu oluşturuyorum. Tipimiz zaten aynı."

Ayaz da gülerken Efe yine ters ters bakmaya başladı. Ayaz ona dönüp "Kıskandığını inkar etmedin bu arada." dediğinde başını aşağı yukarı salladı.

"Evet. Çünkü kıskanıyorum." dedi ikimize bakarak.

İlk defa biri bunu itiraf etti. Omg.

Tam bir şey diyecektim ki Barış öküzü araya girdi. "Başımı şişirdiniz."

Ona side eye atıp göz devirirken aynadan göz göze geldik. Başımı çevirip yine dışarıyı izlemeye başladım. Ama bunu yaparken sessizce mırıldanmayı da ihmal etmemiştim. "Boşomo şoşordonoz."

"Duydum dediğini yalnız."

"Duy diye dedim zaten süper zeka."

Bana cevap vermeden önüne döndü ama birkaç dakika sonra tekrar konuştu. "Gökalp'in anlattığı doğru mu?" diye sordu başını hafifçe arkasına doğru çevirip yüzüme bakarak. Bir saniyede tekrar önüne dönüp yola odaklandı.

"Ne anlattığını bilmeden bu soruna nasıl cevap verebilirim?" diye tersledim. Hâlâ gıcık oluyordum. Dün lunaparktan döndüğümüzden beri şaşırtıcı bir şekilde bana hiç laf atmamıştı. Ama bu ona hemen iyi davranacağım anlamına tabii ki gelmezdi.

Derin bir nefes aldı ya sabır der gibi. Sonra aynadan bana bakıp yine önüne döndü. "Kantinde bi çocuk sana bulaşmış. Doğru mu?"

Başımı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım.

"Ne!? Kim?! Ne zaman?!" diye soran Efe her şeyden habersizdi. Ona anlatmamıştım çünkü abi müsveddelerinin öğrenip sorun çıkarmasını istemiyordum. Gerçi Barış da biliyordu ama onu unutmuştum.

Ayaz Efe'ye dönüp olanları anlatırken Barış ile aynadan göz göze geldim. Gerçekten garip bakıyordu.

"Bunu eve gidince konuşacağız. Hepimiz." dediğinde yutkunmadan edemedim. Abi takımı okulu basmazdı değil mi?

Ya da basar mıydı?

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.