🍓
Oturduğum koltukta bakışlarını bana dikmiş abi takımına baktım. Hepsi soru soran ifadelerle yüzüme odaklanmışlardı. Üzerimde çok fazla göz olduğu için istemsizce gerilmiştim.
"Kim bu çocuk?" diye sordu Demir. Başımı iki yana salladım. "Bilmiyorum, tanımıyorum."
"Tam olarak ne söyledi sana?" diye soran da Doğan'dı.
Kahküllerimle oynamaya başladım. "Tam hatırlamıyorum ama konuşmak istediğini söyledi. Bir de güzellik falan dedi."
Hepsi sinirli ifadeleriyle bakışlarını bende ve salonun duvarlarında gezdirirken Demir Barış'a döndü. "Barış okulda Defne sana göstersin kimmiş bu çocuk öğrenelim bakalım."
Yutkundum. Umarım olay çıkmazdı. Çok abartmalarına gerek yoktu aslında zaten dayak yemişti.
"Çok iyi yapmış Gökalp. Okula bi gideyim alnından öpücem he." dedi Miraç.
Bakışlarım hepsinde teker teker gezinirken kısmış gözleriyle bana bakan Poyraz'da durdum. Aşırı korkutucu görünüyordu o yüzden fazla uzun süre bakamadım ama hiç konuşmamasını artık gerçekten tuhaf buluyordum. Dilsiz falandı herhalde.
"Neyse fazla uzatmayalım çocuklar hadi herkes işine dönsün." dedi Kadir Bey. Salondaki herkes sırayla dağılıp odalarına giderken ben de ayağa kalktım.
"Ceza almış mı o piç?" diye sordu Efe benimle beraber ayaklanırken. Bilmiyorum dercesine dudak büzdüm. "Almıştır herhalde."
Ayaz da kalktığında birlikte merdivenlere ilerledik. Yukarı çıkarken aniden iki taraftan da omzuma kol atıldı. Bi taraftan Ayaz öbür taraftan ise Efe kolunu omzuma dolamıştı ama ikisi de aynı anda yaptığı için kolları çarpıştı ve üst üste durdu.
İkisi de kaşlarını çattığında Ayaz Efe'nin kolunu iteledi. "Çek elini kolunu."
Efe de Ayaz'ın kolunu iteledi. "Asıl sen çek abi."
"Benim ikizim o."
"Benim de ablam."
"Kolunu çek."
"Sen çek."
"Abine karşı gelemezsin çek kolunu."
"Çekmiyorum banane."
"Ayy yeter!" diye en sonunda ikisinin de kafamın arkasında tepinip duran kollarını ittim ve uzaklaştım. Sinirli bakışlarını birbirlerinin gözlerinden koparıp bana döndüler. Beni gördüklerinde anında yumuşadılar.
Gülmek istedim ama kendimi tuttum. Onun yerine kaşlarımı çattım. "Abartmayın be. Çocuk gibi hareketler. Anladık beni kıskanıyorsunuz, harika biriyim ama bu kadar uzatmanızın ne gereği var?"
Ayaz ensesini kaşırken Efe ayağının ucuyla bakışıyordu. En sonunda dayanamayıp kahkaha attım ve tekrar yanlarına gelip ikisinin de elini tuttum.
"İkinizi de çok seviyorum şapşikler."
Onlar gülümsediğinde tekrar merdivenleri çıkmaya başladık. Gülüşerek en sonunda son kata varmıştık.
Ellerimi ellerinden çekip onlara döndüm. "Ben tuvalete gidiyorum siz gidin." dediğimde ikisi de başını sallayıp odalarının yolunu tuttu. Arkalarından birkaç saniye bakıp sırıttım.
Kafamı kaşıyarak tuvalete doğru ilerledim ve kapıyı çaldım. Ses gelmeyince içeri girdim. Şükür boştu.
İşlerimi halledip tuvaletten çıktığımda bulunduğum yerin karşısındaki odanın kapısı açıldı ve içeriden Miraç çıktı. Umursamadan odama doğru yürümeye başladım.
Tam odamın önüne varmıştım ki arkamdan Miraç'ın sesi yükseldi. "Defne!"
Hafifçe başımı çevirip ona baktım. "Ne var?" diye sordum umursamaz görünmeye çalışarak.
Bana doğru birkaç adım attı. "Biraz konuşabilir miyiz?" dediğinde tamamen ona döndüm.
"Ne hakkında?"
Elini ensesine atıp bakışlarını kaçırdı. "Sana olan birtakım davranışlarım hakkında."
Şu an konuşmak istemiyordum. Boş boş özür dileyecekti muhtemelen.
"Hayır." diyerek önümdeki kapıyı açmaya yeltendim ancak kolumu tuttu.
"Lütfen. Hadi bahçeye çıkıp biraz konuşalım." dedi tekrardan. Derin bir nefes aldım. "Şu an konuşmak istemiyorum. Hatta hiç konuşmak istemiyorum. Benim katil olduğumu düşünen biriyle neden konuşayım ki?" deyip kapıyı açmıştım ki aniden "Peki o zaman." diyerek önümde eğildi. Ben hiçbir şey yapamadan beni sırtına attığında minik bir çığlık attım.
Lan?!
"Lan?! Napıyorsun indir beni!" diye bağırdım ama dinlemeden neresi olduğunu göremediğim bir yere doğru ilerlemeye başladı.
Ben sırtında inmek için tepinirken o hiç umursamadan yürümeye devam etti. "Sadece konuşacağız."
"Gerizekalı herif kendim yürüyebilirim!" dediğimde sanırım bir yere girip yürümeyi kesmişti.
Hafifçe başımı kaldırıp bulunduğumuz yere baktım. İlk önce anlayamadım. Demir bir kapı vardı.
Bir dakika demir kapı mı!?
Hasiktir!
Miraç salağı beni asansöre sokmuştu!
Nefes alışverişlerim anında değişirken sırtına sert bir yumruk attım. "Hemen indir beni!" diye bağırdım.
Ses tonumdan bir şeyler olduğunu anlamış olacaktı ki bir iki saniye duraksamanın ardından beni yavaşça yere indirmişti. Anında kapıya yapıştım. "Durdur şunu!" dedim nefes nefese.
"Ne? Neden, neyin var?" diye sordu telaşla.
"Durdur şunu!" diye tekrarladım hiçbir sorusuna cevap vermeden.
Ne olduğunu anlamak için bir eli çenemden tutup kaldırdı ve yüzüme baktı. "Şimdi kendi duracak zaten." dedi ama ben sakinleşemiyordum. Başım dönmeye başlamıştı. Düşmemek için iki elimle sıkıca kolunu kavradım.
Yüzümü avuçlayıp endişe dolu bakışlarını gözlerime sabitledi. "Defne neyin var!? Neden bu kadar korkuyorsun?"
Tam zemin kata geldiğimize dair küçük ekranda beliren sayıyı görüp rahatlayacağım sırada aniden bir şey oldu. Asansörün ışıkları sönüp sarsılarak durdu.
"Ne oluyor? N-neden durdu?!" dedim çaresizce. Her an bayılacak gibiydim. Duvarlar üstüme üstüme geliyordu.
"Siktir! Arızalandı galiba!" diye sesini yükseltti Miraç. Duyduğum cümleyle kalbim patlayacakmış gibi atmaya başlarken ellerimi kapıya dayayıp yere çöktüm. Etraf karanlıktı ve neredeyse hiçbir şey göremiyordum.
Yanımda bir beden hissedince Miraç'ın da yanımda eğildiğini anladım. "Defne bana neyin olduğunu söyle!" diye bağırdığında artık ciddi manada nefes alamamaya başlamıştım. Aldığım nefes bana yetmiyordu.
"Fobi." dedim zorlukla. "Dar alan."
Ağzının içinde bir küfür mırıldandığını işittim önce. Ardından başımı arkasından kavrayıp göğsüne yasladı. "Dayan! Birazdan açarlar kapıyı!"
Nefes almaya çalıştım ama çok zordu. Kafamı Miraç'tan kurtarıp bakışlarımı tavana diktim. Bir elim sırtımı yasladığım kapıya uzanıp sanki açabilecekmişim gibi kuvvetle çekip tırmalarken diğer elim kalbimin üzerindeydi.
Asansörün duvarları sürekli hareket edip üstüme üstüme gelirken aklıma derinlerden bir anı doluştu. Hatırlamamam gereken bir anıydı ama hatırlamıştım. Düşünmemem gereken bir anıydı ama düşünmüştüm.
8 yıl önceydi. Henüz 9 yaşındaydım. Okuldan çıkmış eve ilerlerken yürüdüğüm sokakta birden bir ses duymuştum. Miyavlama sesiydi.
Oldukça ince ve duyulması zor bir sesti. Ama ben duymuştum. Merakla dizlerimin üzerine oturup arabaların altına bakmaya başlamıştım. Gelen sesi takip ederek en sonunda onu bulmuştum.
Kaldırımın kenarına sinmiş, soğuktan titreyen yavru bir kediydi. Aslında bembeyaz olan tüyleri kirden gri renkteydi.
Arabanın altına girip sürünerek kediyi avuçlamıştım. Atkımı çıkarıp onu ısıtmak için minicik bedenine sarmıştım. Tekrar yürümeye başladığımda ise bakışlarım kucağımdaki kedideydi.
"Ne kadar minik." diye mırıldanmıştım şaşkınlık içinde.
Kediyi eve götürüp götürmemek arasında kalmıştım. Eğer götürürsem babam çok kızardı ama götürmezsem de soğuktan donarak ölebilirdi. Ben de götürmeyi seçmiştim.
Kediyi eve gizlice sokmuştum. Ev sessizdi. Ya kimse yoktu ya da uyuyorlardı. Etrafa dikkatlice bakarak odama doğru ilerlemiştim.
Kediyi sarılı olduğu atkıyla beraber masama bırakıp yandaki paketten birkaç ıslak mendil çıkararak kirini temizlemeye çalışmıştım. Yıkamak daha kolay olurdu ama odamdan çıkmaya korkmuştum.
Aç olduğunu düşünerek okulda yediğim yemeğimden kalan birkaç parçayı yedirmiştim. Ardından kediyi tekrar atkıya sarıp yatağımın altına gizlemiştim.
Bir süre öylece oturmanın ardından kimsenin onu görmemesi umuduyla yatağıma yatıp dakikalar içinde uykuya dalmıştım. Sözde nöbet tutacaktım ama tüm gece uyumadığım için çok uykum vardı.
Saatler sonra kolumu sıkıca kavrayıp beni şiddetle sarsan bir elle uyanmıştım. Korkuyla açtığım gözlerim, anında yatağımın başında öfkeden gözü dönmüş bakışlarla bana bakan babamla kesişmişti.
İlk önce ne olduğunu anlamamıştım. Okuldan kaçmamıştım. Okula geç kalmamıştım. Tüm ödevlerimi yapmıştım. Hiçbir şey kırıp dağıtmamıştım. Öyleyse neden bana bağırıyordu?
"Baba?" diye mırıldanmıştım uykulu uykulu.
"Deme bana baba!" diye bağırarak beni kavradığı kolumdan çekip hızla yataktan kaldırarak yere savurmuştu ama kolumu hala tuttuğu için düşmemiştim.
"Ne old-" dediğim sırada sol yanağıma inen tokatla sözüm yarım kalmıştı.
"Eve bu leş gibi hayvanı sen mi soktun ha!?" diye bağırıp parmağıyla yerde adeta kıvranan kediyi işaret etmişti. Gözlerim faltaşı gibi açılırken korkudan diyecek bir şey bulamamıştım. Nasıl görmüştü?
"B-baba-" diye kekelediğimde tekrar sözümü kesip beni kolumdan tutarak sürüklemeye başlamıştı. Nereye götürdüğünü bilmiyordum ama karşı gelmeye korkuyordum.
Kedi neden hareket etmeyi kesmişti? Neyi vardı?
Babamın beni sürükleyerek evden dışarı çıkardığını fark ettiğimde yapabildiğim tek şey ağlayarak durması için yalvarmaktı. Defalarca özür dilememe rağmen beni dinlemeden daha önce hiç gelmediğim bir yere götürmüştü. Sanırım burası bodrum katıydı.
Demir bir kapının önünde durduğunda anlamadan ona bakmıştım. O ise açtığı kapıdan beni bir çöpmüşüm gibi fırlatmıştı.
Düştüğüm yerde acıyla inleyerek başımı kaldırmıştım. Öfkeyle bana bakan babam "Biraz burada kal da aklın başına gelsin!" diyerek kapıyı kapatmıştı.
Karanlıktan korkardım. Bu yüzden acımı umursamadan ayağa kalkıp kapıya yapışmıştım. Yumruklayıp durmuştum ama nafileydi. Açan olmamıştı.
Etrafımı incelemiştim. Dar ve karanlık bir yerdi. Çok pisti ve kötü kokuyordu. Neresi olduğu hakkında pek bir fikrim yoktu ama nefes alışverişlerim düzensizleşmeye başlamıştı.
Kapıdan uzaklaşıp sırtımı kirden asıl rengi belli olmayan duvara yaslamıştım. Başımı ellerim arasına alıp sakinleşmeye çalışmıştım.
Kısa süre sonra açılan kapıyla heyecanla başımı kaldırıp açan kişiye bakmıştım. Babamın beni almaya geldiğini düşünmüştüm ama yanılmıştım.
"Al şu pisliğini de!" diye bağırmıştı babam. Ben neyden bahsettiğini anlamaya çalışırken önüme bir şey fırlatıp kapıyı sertçe kapatmıştı.
Bakışlarımı önümdeki karaltıya indirmiştim. Karanlık odada ne olduğunu anlamamıştım ama elimi uzatıp dokunduğumda hissettiğim yumuşaklık ve soğuklukla korkuyla sıçrayarak ondan uzaklaşmıştım.
Bu soğuktan ölmesin diye eve aldığım yavru kediydi. Ve ölmüştü.
Nefes almam zorlaşırken duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Buna nasıl dayanacağımı bilmiyordum. Bana ne olduğunu ve neden bu kadar üşüdüğümü de bilmiyordum. Gördüğüm tek şey karanlıktı.
Saatlerce orada beklemiştim. Açlıktan yorgun düşüp uyuyakalana kadar nefes alıp sakinleşmeye çalışmıştım.
O günden beri dar alanlar benim için tam bir kabustu.
"Defne, sakinleşmeye çalış! Birazdan çıkıcaz bak kapıyı açmaya geldiler." diyen Miraç'ın sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Daha doğrusu sıyrılmaya çalıştım. Kafamın içinde dönüp duran sesler asla susmak bilmiyordu.
Miraç'ın asansörün kapısının üzerindeki elimi kavradığını hissettim. Parmak uçlarım sızlıyordu. Kapıyı tırmalarken soyulmuş olmalılardı.
Kapının arka tarafından birtakım sesler geliyordu. Sanırım açmaya çalışıyorlardı ama benim çoktan gözüm kararmaya başlamıştı. Nefes almak çok zordu. Etraf zaten zifiri karanlıktı.
Miraç bir eliyle elimi tutup, diğer eliyle yüzüme ve boynuma dolanan saçlarımı itelerken ağladığımı yeni fark etmiştim. İçime sakinleşmek adına derin bir nefes çekmeye çalıştım ama çok zordu. Sakinleşmek yerine daha fazla başımın dönmesine sebep olmuştu.
Miraç bana seslenmeye devam ederken ne dediğini anlamıyordum. Kulaklarım uğulduyordu. Ve daha fazla dayanamadım. O, baygın bakışlarımı görüp yüzümü avuçlarken gözlerimi tamamen kapatıp karanlığın beni içine çekmesine izin verdim.
🍓
Bazı sesler duyuyordum. Gözlerimi açmak istedim ancak başarısız oldum. Sanki birbirine yapıştırılmış gibilerdi.
"Uyan artık ikiz." dedi hemen başucumdan gelen Ayaz'ın sesi. Sesi üzgün çıkıyordu.
Nerede olduğumu anlamamıştım ama sırtım yumuşak bir yerdeydi. Aldığım kokuya bakılırsa muhtemelen hastanedeydim.
Hastane kokusunu çok iyi bilirdim.
İyi de ne olmuştu?
Biraz hafızamı yoklayıp en son ne olduğunu hatırlamaya çalıştım. Saniyeler içinde beynime kesik kesik anıların dolmasıyla telaşla gözlerimi açtım. Kriz geçirmiştim. Asansördeydim. Miraç yanımdaydı.
"Defne!" diye rahatlamayla karışık endişeli bir ses duydum. Sanırım Miraç'ın sesiydi.
"Abla!" diyen Efe'nin sesini de duymamla hepsi başıma toplanmıştı. Şu an tepemde bana bakan 8 tane kafa vardı.
"İyi misin?"
"Bir yerin ağrıyor mu?"
"Yastığını düzelteyim mi?"
"Böyle rahat mısın?"
"Bir şey ister misin?"
"Aç mısın?"
"Su vereyim mi?"
"İkiz sana çilekli süt aldım."
Hepsinden aynı anda farklı sesler yükselince şaşkınlıkla araya girdim. "Ay noluyo bi sakin olun!"
Odadaki herkes anında susarken hafifçe güldüm. Benim gülmemle içlerinden birkaçı da gülmüştü.
Bir anda burnumun dibine uzatılan şeyle şaşkınlıkla bakakaldım. Bu bir çilekli süttü.
Elimi uzatıp Ayaz'ın sırıtarak bana uzattığı çilekli sütü hemen aldım. Ardından Demir'in konuşmasıyla ona döndüm.
"Fobin olduğunu neden bize söylemedin?" derken serumumla ilgileniyordu. Üzerinde beyaz önlüğü vardı. Bu önlükle normalden daha çekici göründüğünü itiraf etmeliydim.
Bakışlarımı ondan çekip gözlerindeki yoğun suçluluk ifadesiyle bana bakan Miraç'a çevirdim. Bakışı bir an tereddüt etmeme neden olmuştu ama yine de konuştum. "Birilerinin beni sırtına atıp asansöre sokacağını nereden bilebilirdim ki?"
Ayrıca Sevgi hanım ve Ayaz biliyordu. Daha önceden söylemiştim.
Bakışlar ona dönünce başını yere eğdi. Ardından "Ben lavaboya gidiyorum." diyerek arkasına bakmadan odadan çıktı.
Demese miydim onu acaba?
🍓
Hastaneden çıkıyorduk. Şu an çıkışa doğru ilerliyorduk. Birileri yine beni taşımak istemişti ama bu sefer ona engel olarak Ayaz'ın koluna yapışmıştım. Öbür taraftan kıskançlıkla ikimizi izleyen Efe de Ayaz'ın diğer koluna yapışmıştı. Sonra bu terslikte bir iş olduğunu anlayınca Ayaz'ın kolunu burakıp benimkine sarılmıştı.
Üçümüz en önde gülerek ilerlerken arkamızdaki abi takımından tuhaf, hayvansı, kıskançlıkla dolu homurtular çıkıyordu. İstedikleri kadar kudurabilirlerdi.
Sevgi Hanım ve Kadir Bey ise bizim hemen arkamızdaydı. Bizi gülerek izliyorlardı.
Hastaneden çıkıp arabanın yanına vardığımızda kapıyı hepsinden önce açıp cam kenarına yerleştim. Şimdi kavga edeceklerine adım kadar emindim.
Benim cam kenarına oturduğumu gören Ayaz ve Efe birbirine baktı. Kısa bir an bakıştılar. Ardından ikisi de aynı anda kapıyı itip girmeye çalışınca onları kahkahalarla izliyordum.
"Ben oturcam ablamın yanına abi çekil!" diye bağırdı Efe.
"Ben oturcam ikizim o benim!" diye cevap verdi Ayaz da.
Sürekli kavga etmeye ne zaman son vereceklerdi acaba.
"Aklıma bi fikir geldi." dedi bir anda Efe. Ayaz da durup ona baktı.
"Ne fikri?"
Hafifçe geri çekildiler. "Sırayla binicez." diye cevap verdi Ayaz'a Efe.
Ayaz birkaç saniye düşünmenin ardından konuştu. "Tamam o zaman ilk ben." diyerek yanıma oturmaya meyletmişti ki Efe kazağının ensesinden kavrayıp izin vermedi. "Zaten geçen sefer sen oturmuştun. Sıra bende."
Ayaz Efe'nin elini itekledi. "Geçen sefer sırayla yapmıyorduk ama."
"Fikir benden çıktı. Ben oturcam."
"İlk ben dedim. Ben oturcam."
"Ben!"
"Ben!"
"Ben!"
Tekrar kavga etmeye başladıklarında bu sefer ben araya girdim. "Benim de bir fikrim var." dedim bir anda.
İkisi de didişmeyi kesip bana döndü. Sorarcasına baktılar. "Taş kağıt makas yapacaksınız." diyerek fikrimi söyledim.
İkisi de bu fikri kafalarında iyice tartıp aynı anda birbirlerine dönüp oyuna geçtiler.
Gülerek bakışlarımı onlardan çektiğim sırada Efe'nin heyecanlı sesi duyuldu. "Yes be!"
Efe kazanmıştı. Ayaz arkasından mutsuz bir ifadeyle bakarken o hemen yanıma kuruldu.
"Harika bir fikirdi ablacığım. Artık bu oyunu sıkıcı bulmuyorum."
Efe'nin yanına oturmakta olan Ayaz'dan bir ses yükseldi. "Hiriki bir fikirdi ibliciğim!" diyerek Efe'yi taklit etti.
İkisi birbirine side eye atarken ben dışarıya odaklandım. Yarım saattir Efe ile Ayaz'ın kavgalarının bitmesini bekleyen Kadir Bey arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Şükür gidiyorduk.
Valla ben olsam beklemezdim, ikisini de burada bırakıp giderdim.
Yaklaşık yarım saatin ardından sonunda eve varmıştık. Yol yine bol kavgalı geçmişti. Arabadan indiğimizde bizim hemen ardımızdan abi takımının bulunduğu araba da gelmişti.
Arabanın içinden inen abiler bizim yanımıza doğru ilerlerken tam bakışlarımı onlardan çekeceğim sırada Miraç ile göz göze geldim. Çok üzgün ve pişman bakıyordu. Kendini suçladığı ortadaydı. Daha fazla üzerine gidemezdim. Onunla bi ara konuşmam gerekiyordu.
Bakışlarımız kesiştiğinde anında gözlerini kaçırmıştı. Ben de daha fazla ona bakmadan ilerlemeye devam ettim.
Evden içeri girdiğimizde direkt merdivenlere ilerlemeye başladım. Ayaz yanıma geldiğinde kulağıma eğildi.
"Efe duymasın. Üzerini değiştirince odama gelsene film izleyelim."
Gülümseyerek başımı salladım. "Tamamdır."
İkimiz de merdivenleri yan yana tırmanıp odalarımıza girdik. Ben direkt üzerimi değiştirdim. Ardından odamdan çıkıp banyoya girdim ve işlerimi hallettikten sonra geri çıktım. Tekrar odama girdiğimde yatağımın üzerine bıraktığım telefonumu alıp ikizlerle olan grubumuza olayı kısaca anlatıp merak etmemelerini ve iyi olduğumu yazdım.
Bir süre onlarla konuşmanın ardından telefonumu odamda bırakıp balkona çıktım. Oradan Ayaz'ın odasına geçecektim.
Nerden çıkmıştı bu film olayı anlamamıştım ama neyse.
Ayaz'ın odasına girdiğimde onu yatağına uzanmış kucağındaki bilgisayardan film seçerken buldum. Benim sesimi duyup geldiğimi anladığında kısa bir bakış atıp yana kaydı. Hemen yanına uzandım.
"Ne izlicez?" diye sordum Ayaz bilgisayara odaklanmışken.
Tam cevap vereceği sırada kapı açıldı. İçeri giren Efe'yi görünce Ayaz ile bakıştık.
Sanırım Ayaz'a bir şey söylemek için gelmişti ama ikimizi birden görünce şaşkınlıkla gözleri açıldı. "Lan siz ikiniz..." dedi ama devamını getirmedi. Kaşlarını çattı.
"Niye beni dışladınız ha?" diye sordu onun yerine. Ayaz'ı itekleyip yana kaymaya çalıştım ama kendileri bunu istemediği için baya bir zor olmuştu. Yatak yeterince genişti, üçümüz de sığardık ama inadına yapıyordu.
En sonunda Ayaz yana kaydığında Efe'ye elimle yanımı gösterdim. Gülerek kapıyı kapattı ve yanıma uzandı. Ayaz tekrar film seçmeye yönelcekti ki aklına bir şey gelmiş gibi Efe'ye döndü.
"Sen niye gelmiştin?" diye sordu.
Efe de aydınlanmış gibi kaşlarını kaldırdı. "Şey ya... Aslında ikinize de söyleyecektim ama burda olduğunuzu görünce gerek kalmadı. Annem az önce aşağıda anneannemle konuştu. Hafta sonu buraya gelceklermiş. Tüm anne tarafı hem de." bunları söyledikten sonra bana döndü. "Seninle tanışmaya."
Hadi buyrun cenaze namazına...
🍓