İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 16 · 12 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 16

16🍓

🍓

Derince esneyip yanağımı tokatlarken elimdeki çatalı yemeğime batırıp oynuyordum. Hiç yiyesim yoktu. Aşırı uykum vardı. Yanımdaki Ayaz'a baktım. Onun da benden aşağı kalır bir yanı yoktu.

Bütün gece 4 tane film izleyerek sabahlamıştık. Efe'nin 2. Filmin başında aniden şarjı bitmişti ama Ayaz ile ben dayanıklı olduğumuz için hiç uyumamıştık.

Başım uykusuzluktan ağrıyordu ve aynaya bakmaya korktuğum için göz altlarımın durumunu sadece tahmin edebiliyordum.

Ben masada uyuklarken Barış aniden ayağa kalktı. "Hadi hazırlanın, şimdi çıkmazsak geç kalıcaz."

Sessizce ofladım. Neyse ki ben zaten hazırdım. Tek yapmam gereken ayağa kalkıp evden çıkmaktı.

"Biz hazırız abi." dedi Ayaz'ın uykulu sesi. Ardından ayağa kalktı. Onunla beraber Efe ve ben de kalktık.

Efe gayet normal duruyordu. Filmi kaçırdığı için mutsuzdu ama en azından derslerde uyuklamayacaktı.

Kapıya doğru ilerlerken Ayaz'ın ve Efe'nin koluna girdim. Barış önden giderken dakikalar içinde arabanın yanındaydık.

"Efe hiç kavga edemeyeceğim beni uğraştırma da geç şu cam kenarına." dedi Ayaz.

Ben gülerek cam kenarına otururken yine kısa bir süre laf dalaşına girdiler. Taş kağıt makas olayına ne olmuştu anlamamıştım ama boş verdim.

Ayaz yanıma kurulduğunda uyumak için hemen başımı omzuna yasladım. Cam sert ve rahatsızdı.

Dakikalar içinde uyumuştum bile.

🍓

"Kız kart diye ses çıktı naptın saçıma?!" diye ciyaklayan Damla ile makası saçından hızla çektim. Kırıklarını alıyordum ama biraz fazla gitmişti sanırım.

"Yok bi şey ya aynı hâlâ." diyerek geçiştirmeye çalıştım iki elimi de saçına atıp karıştırırken.

"O ses neydi o zaman?"

Dudaklarımı büzdüm. "Yani biraz fazla kesmiş olabilirim."

Derin bir nefes aldı. "Gerizekalı mahvettin saçımı."

Güldüm. "Vallahi belli olmuyor boş ver."

Tam o sırada teneffüs zili çalınca önüme dönerek kollarımı iki yana açtım ve gerindim. Yanımda oturan zeka küpü Ayaz ilk defa dersi dinlememiş ve bi saat boyunca uyumuştu. Tabi tüm gece sabahladığımız için bu gayet normaldi.

Derince esnedim. Benim de aşırı uykum vardı ama okulda uyumayı sevmezdim. Sıralar rahatsızdı ve ortam gürültülüydü. En önemlisi de çilekli yorganım yoktu.

Sınıf yavaş yavaş boşalmaya ve herkes teneffüse çıkmaya başladığında kafamı sıraya koydum. Biraz gözlerimi dinlendirsem iyi olurdu. Eve gittiğim gibi uyuyacaktım.

Tam kendime engel olamamış ve uykuya dalmak üzereydim ki biri omzumu dürttü. Uyumak üzere olduğum için aniden sıçramıştım. Dokunan kişiye baktım. Ayaz'dı.

"Noldu be?" dedim uykulu uykulu.

Ayaz hafifçe güldü. "Ders başladı. Kimyacı kızıyor biliyorsun."

Ne demek ders başladı?

"Ders mi başladı?" diye sordum şaşkınlıkla. Aynı zamanda da sınıfa baktım. Harbiden başlamıştı. "E ben uyumadım ki."

"Uyudun ama farkında değilsin. Yarım saattir sınıf senin horlamanı dinliyor."

Off rezillik!

"Üff harbi mi yaa!?" diyerek yüzümü ellerimin arasına aldım. Tam o sırada sınıfın kapısı çaldı.

Herkes sessizleşip kapıya odaklanınca içeri müdür girdi. Sınıftaki hocaya kısaca selam verip bize döndü.

"Okulumuza yeni bir öğrenci nakil oldu gençler. Bu sene sizinle beraber bu sınıfta okuyacak."

Merakla kapıdan girecek öğrenciye bakarken aniden gelen esnemeyle ağzım gergedan gibi açıldı. Bununla eş zamanlı olarak içeri bir çocuk girdi. Uzun boylu, siyah saçlı bir çocuktu. Gözlerini sınıfta gezdirirken bende durdu ve ağzım ejderha gibi açıkken göz göze geldik.

Bi dakika ne?

Bu çocuk...

WTF!?

1 yıl önce...

"Kanka önemsiz biri için başına bela alma şimdi." diye telefondan konuşan Sinem'e duyuldu attım. Cevap netti.

Telefon ekranını önümdeki park alanına çevirdim. "Söyle bakayım hangisi o şerefsiz pezevenk."

Sinem'den derin bir nefes verme sesi işittim. Ardından konuştu. "Göremiyorum. Biraz daha yakınlaş."

Dediğini yapıp etrafımdaki insanları daha net görebilmesi için birkaç adım attım.

Ne mi yapıyordum?

Sinem'i aldatan bir orospu evladını arıyordum. Bulursam ne yapardım pek bir fikrim yoktu.

Benim biricik en yakın arkadaşımı, kankamı, aşkımı aldatmak oldukça yanlış bir hataydı.

Yaklaşık yarım saat önce instagramında paylaştığı fotoğraftan parkta olduğunu öğrenmiştim. Kaçırmamak için hızlıca parka gelip Sinem'i görüntülü aramıştım.

Sinem'i aramıştım çünkü o beyinsiz salağın tipini bilmiyordum. Zaten sadece bir haftadır sevgililerdi. Tanışma fırsatım olmamıştı. Beyefendi kendi fotoğraflarını çekmeyi sevmediği için Sinem'in elinde bile hiçbir resmi yoktu.

"Çevir telefonu biraz. Herkesi göster." dedi Sinem. Onu dinleyip telefonu yavaşça çevirdim.

"Buldum galiba." dediğinde hızla telefonu tuttuğum yöne döndüm. Çok insan vardı. Hangisiydi acaba.

"Hangisi, çabuk söyle. Ne giymiş?" diye sordum aceleyle.

"Biraz daha yakınlaş da o mu yoksa değil mi emin olayım." deyince birkaç adım daha attım ama çok belli etmemek adına daha fazla yakınlaşmadım.

"Tamam bu kesinlikle o. Aynı piç gülüşü. Aynı iğrenç yüz ifadesi. Evet, net o." dediğinde sırıttım. Heyecanlanmıştım.

"Ne var üzerinde?" diye sordum.

"Lacivert kot pantolon ve siyah sweatshirt."

Bakışlarımı karşımdaki insanlarda gezdirdim. 17 yaşında, lacivert kotlu ve siyah sweatli bir erkek arıyordum. Çok zor olmamalıydı.

Birkaç erkek gözüme çarpmıştı. Aynı yaşlardaydılar. Bazıları arkadaş grubu gibi görünürken bi tanesi süs havuzunun yanında tek başınaydı ve üzerinde aynı Sinem'in tarif ettiği gibi mavi kot ve siyah sweat vardı.

Arkadaş grubu olanlara baktığımda içlerinden birinde de aynı kıyafetleri gördüm. Ama yüzü çok düzgün bir insana benziyordu. Tek başına olan çocuk ise elindeki telefonda biriyle mesajlaşırken yüzünde piç smile vardı. Kesinlikle bu olmalıydı.

Ayrıca yakışıklıydı da. Sinem'in zevkine güvendiğim için o kişinin aradığım kişi olduğuna kanaat getirdim ve telefonu tekrar kendime çevirdim.

"Tamamdır kanka. Ben seni sonra ararım."

"Tamam ama bak başını belaya sokma."

"He tamam hadi bay bayy!" diyerek telefonu kapattım.

Ben ve başını belaya sokmak?

Hadi canım daha neler.

Sırıtarak ona doğru ilerlemeye başladım. Birkaç adım atmıştım ki ayağıma çarpan bir şeyle durdum ve yere baktım. Top çarpmıştı.

Eğilip topu elime aldığımda bir çocuk sesi yükseldi. "Abla topu atar mısın?!" diye sesleniyordu biraz ilerimden.

Ona dönüp tam topu atacağım sırada aklıma gelen bir şeyle duraksadım ve elimi indirdim. Ardından bana merakla bakan çocuklara dönüp seslendim. "Topunuzu bir saniyeliğine ödünç alıyorum çocuklar! Söz geri vericem!"

Onların cevap vermesini beklemeden tekrar önüme döndüm ve hedefime doğru birkaç adım daha attım. Şimdi aramızda çok az bir mesafe vardı.

"Hey, antilop kulaklı goril!" diye bağırdım bana bakması için. Bir sürü göz bana döndüğünde o hâlâ telefonuna bakıp gülüyordu.

Sinirlendim. "Buraya baksana lan!" diye tekrar bağırdığımda en sonunda bakışlarını bana çevirebilmişti. Ona baktığımı görünce bir parmağını bana mı dedin der gibi kendine doğru çevirdi.

"Aynen sana dedim!" diye tekrar bağırdım. "Sen hangi cüretle arkadaşımı aldatırsın lan!?" diyerek elimdeki topu bütün gücümle kafasına fırlattım. O kadar büyük bir kuvvetle atmıştım ki böyle bir gücün benden nasıl çıktığına anlam verememiştim.

Ve kaçınılmaz olarak top çocuğun tam yüzünün ortasında patlamıştı.

"Ananı sikeyim!" diye adeta kükrediğinde sanırım dengesini kaybetti ve ayağı kaydı. Saniyeler içinde yanı başındaki süs havuzunun içine düşmüştü.

Gözlerimi belertip birkaç adım geriledim. Bunu tahmin etmemiştim ama tabii ki pişman değildim. Hak etmişti.

Çocuk can havliyle havuzdan çıktığında başına insanlar üşüşmüştü. Ama onun bakışları direkt benimle kesişmişti. Yutkundum. Burnu mu yamulmuş onun?

Lan bir de kanıyor!

Hasiktir burnunu mu kırdım!?

Çocuk havuzdan çıkıp ayaklanırken saçları alnına yapışmıştı ve neredeyse gözlerini kapatıyordu. Elini burnuna atıp hafifçe inlediğinde bir adım daha geriledim.

Bana doğru ilerledi. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?!" diye kükrediğinde tekrar yutkundum ve gerilemeye başladım. Amacım sadece topla kafasını kızartmaktı ama bu kadarını beklemiyordum. Kollarım da ne kadar kuvvetliymiş be.

Çocuk alnına yapışan saçları geri itip eliyle burnundan akan kanı sildi. Ardından bakışları havuzun içindeki bir noktaya değdi. Ben de oraya baktığımda suyun içinde dibe batmış bir telefonla karşılaştım.

Hass...

Çocuk tekrar bana döndüğünde bu sefer daha sinirli bakıyordu. Aniden üzerime yürümeye başladığında korkarak arkamı döndüm ve koşmaya başladım. Burun ameliyatının yanında bir de telefon parası mı ödemem gerekiyordu yani?

Kaçıp kurtulmak daha iyi bir fikir gibi geliyordu.

Var gücümle koşmaya başladığımda arkamdan gelen adım sesleri yüreğimi ağzıma getirmeye yetmişti. Bu çocuk beni yakalarsa kesinlikle gebertirdi.

"Yaptığının hesabını vereceksin, gel buraya!" diye bağıran gür sesi duymamla ağlamaklı bir ses çıkardım. Sanırım bir kez olsun Sinem'i dinleyip başıma bela almamam gerekirdi. Ama hâlâ pişman olduğumu sanmıyordum.

Parkın çıkışına doğru koşup ordan caddeye çıktım. Şansıma arabalara kırmızı ışık yanıyordu. Hızlıca karşıya geçip önümdeki sokaklardan birine girdim.

Peşimden gelmediğini düşünmüştüm ama başımı hafifçe çevirip arkama baktığımda sokağın ucunda olduğunu gördüm. Sanırım bu sefer cidden boku yemiştim.

"Lan bırak peşimi yanlışlıkla oldu!" diye bağırdım çaresizce.

"Yanlışlıkla oldu öyle mi?! Burnumu kırdın, burnumu!" diye bağırarak o da bana cevap verdi.

Yanlışlıkla yapmadığım apaçık ortadaydı.

Yorulduğum için yavaşlamıştım. O ise benden uzun olan bacaklarıyla hızla arayı kapatıyordu.

"Özür dilersem affeder misin!?" diye seslendim arkaya doğru.

"Telefonumun ve burun ameliyatımın parasını ödersen neden olmasın!?" diye o da bana seslendi.

"O kadar param yok! Onun yerine sana çilek ısmarlayabilirim!" diye bir teklif daha sundum.

"Çilek mi?" diyen sesi tam arkamdan gelince irkilerek bir çığlık attım. Çığlığımla eş zamanlı olarak bir el kolumu kavradı ve beni hızla geri çekip sırtımı duvara yasladı.

Tam karşımda suya düştüğü için sırılsıklam ıslanmış olan çocuk duruyordu. Boyu uzundu. Gerçekten uzundu çünkü başımın en tepesi anca çenesine geliyordu. Sonuç olarak şu anda göğsüyle bakışıyordum.

Korkarak başımı kaldırdım. Bir eli kolumu sıkıca tutarken diğerini başımın yanından uzatarak arkamdaki duvara dayamıştı. Alnındaki saçlarından akan bir kaç su damlası çilekli sweatimin üzerine damladı. Oluşan su lekelerine bakarken ikimiz de koştuğumuz için nefes nefeseydik.

Nefesimi düzene sokmaya çalışırken ilk o konuştu. "Bunu yapma amacın neydi?"

Başımı hafifçe kaldırdım. Yüzü yüzüme çok yakındı. Bunu o da fark etmiş olmalı ki hafifçe geri çekildi.

"Sinem'i aldattın çünkü." dedim dişlerimi sıkarak. Tekrar aklıma gelmesiyle sinirlenmiştim.

"Sinem? O kim?" dedi anlamazca suratıma bakarken.

Öfkeyle güldüm. "Dalga mı geçiyorsun sen benimle? Suçunu gizlemek için bilmiyormuş gibi davranma."

Bakışları sweatimdeki çilek resmine değdi. Ardından tekrar gözlerime çıktı. "Sinem diye birini tanımıyorum çilek kız. Karıştırmış olmalısın." dedi gözlerini kısarak.

Sesi neden bu kadar sakin ve ikna edici çıkmıştı?

Ayrıca çilek kız mı? Bu lakabı çok sevmiştim.

"Sen Yağız değil misin?" diye sordum tereddütle. Doğruyu söylüyor gibiydi.

"Değilim. Adım Yağız değil." dedi dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrılırken.

Siktir ya...

Boğazımı temizleyip bakışlarımı kaçırdım. Sanırım çok pis rezil olmuştum. Ortada hiçbi şey yokken çocukcağızın burnunu kırıp telefonunu bozmuştum. Ne bok yicektim?

"Şey ya..." diyerek elimi kahküllerime attım. "Şey... Özür dilerim." deyip yanından geçip gitmeye yeltendim ancak hâlâ arkamdaki duvara dayalı kolu buna engel olmuştu.

"Nereye gidiyorsun?" diye soran sesi daha karpuz kesecektik der gibi çıkmıştı.

"Evime." diye masum ayağına yatmaya çalıştım. Ancak çocuk zekiydi. Yememişti.

"Öyle kolay kurtulamazsın. İş karakola gitmeden halledelim istersen."

Karakol mu? Babam beni öldürür!

"Şey benim acelem vardı da..." deyip sıyırmaya çalıştım ama yine yememişti.

"Az önce burnumu kırarken pek acelen varmış gibi görünmüyordu ama."

Tamam. Başka şansım yoktu. Umarım bunu yaptığım için pişman olmazdım.

"Özür dilerim." deyip aniden dizimle bacak arasına sert bir tekme geçirdim. Bilerek fazla sert vurmamıştım çünkü zaten çocuk acı içindeydi.

Dudaklarından acı dolu bir inleme koparken hızla geri çekilip iki elinide malum yerine kapattı. Dudaklarımı dişleyerek koşmaya başladım.

Saniyeler içinde bulunduğumuz sokağın sonuna ulaşmıştım. Tam köşeyi dönerken arkamdan gür bir ses yankılandı.

"Sakın bir daha karşıma çıkma yoksa kötü olur!"

Şimdiki zaman...

Esnemem bıçak gibi kesilirken beni görünce kaşlarını çatmıştı. Tanımış olma ihtimali yüksekti. Biri benim burnumu kırsa ben de unutmazdım mesela.

Çatık kaşlarıyla bana bakarken hızla başımı arkama çevirip Damla ile konuşuyormuş gibi yapmaya başladım. Ancak hâlâ kapıda dikilen çocuğu izleyen Damla bana pek yardımcı olmuyordu.

Kahküllerimle yüzümü olabildiğince gizlemeye çalıştım ama yeni kestiğim için kısalardı. Ben de üzerimdeki hırkanın kapüşonunu kafama geçirip burnuma kadar indirdim.

"Yeni sınıfına kendini tanıt oğlum." diyen kimyacının sesini duyunca dinlemeye başladım. Merak etmiştim.

"Tabi hocam. Ben Tuğra Yiğit Aydemir. *** lisesinden nakil oldum." diyen sesini duyunca göz ucuyla ona baktım. Sesi hiç değişmemişti.

Aniden bakışlarını bana çevirince hızla başımı eğdim.

Off umarım tanımamıştır!

"Gökalp'in yanındaki boş sıraya oturabilirsin." diyen hocayı duyunca bahsettiği yer bana yakın olduğu için başımı iyice sıraya gömdüm. Beni görmemeliydi.

Aradan birkaç dakika geçmişti ki Ayaz'ın sesiyle ona döndüm. "Defne bu çocuk niye sana bakıyor?"

Merakla sordum. "Hangi çocuk?"

İlerimizdeki bir noktaya bakarken gözlerini kıstı. "Az önce gelen."

Siktir kesin tanıdı!

"Birine benzetmiştir boş ver." diyerek geçiştirmeye çalıştım. Daha fazla dikkat çekmemek adına gömüldüğüm yerden doğrulup başımı hafifçe kaldırdım ama kapüşonumu çıkarmadım.

Sıramın üzerindeki kitabımı incelemeye koyuldum. Doğal davranmam gerekiyordu ama şu durumda birazcık imkansızdı. Eğer beni hatırlarsa kötü şeyler olabilirdi.

"Kızım dersteyiz, çıkar o kapşonunu kafandan!" diye bağıran kimyacıyla oflayarak kapşonu indirdim. Hocanın sinirli bakışları benden kopup tekrar ders anlatmaya geçtiğinde başımı eğmiştim ki Ayaz'ın sesiyle duraksadım.

"Tanıyor musun sen bunu?" diye sordu şüpheyle. Ona döndüğümde çaprazımda bir noktaya baktığını gördüm. Kimden bahsettiğini sormama gerek yoktu bence.

"Hayır nerden tanıycam." diyerek hafifçe güldüm ama yememişti.

"Sınıfa girdiğinden beri sana bakıyor. Üstelik sen de tuhaf davranıyorsun."

Ofladım. O kadar mı belliydi ya. Ayrıca dersin başından beri bana baktığına göre kesinlikle tanımıştı. Saklanmanın bi anlamı yoktu.

"Aman iyi be. Geçen sene tuhaf bir karşılaşma yaşamıştık kendisiyle. Önemli bir şey değil boş ver." dediğimde gözlerini kıstı. "Öyle olsun madem." diyip önüne döndü.

Onu çok takmayarak derse odaklanmaya çalıştım. Hâlâ üzerimde gözler hissederken bu biraz zor oluyordu tabii.

Zordu ama başardım. Kafamı toplayıp dersimi dinledim ve şaşırtıcı bir şekilde hiç uyuklamadım bile. Şu an çalan teneffüs ziliyle arkama doğru yaslanarak gerinmekle meşguldüm.

Yanımda kitaplarını toparlayan Ayaz'a dönüp sordum. "Kantine gidelim mi? Sabah fazla yemek yiyemedim."

O da aç olmalıydı ki hızla başını sallayıp onayladı. İkimiz de ayağa kalktığımız sırada arkamdan gelen bir sesle olduğum yere çivi gibi çakıldım.

"Çilek kız?"

Allah'ım sen bana yardım et!

Ayaz kaşlarını çatarak arkama doğru bakarken ben üstüme alınmamış gibi görünmeye çalıştım. Sanki az önceki sesi hiç duymamışım gibi tekrar Ayaz'a döndüm. "Ee hadi gitmiyor muyuz?"

Ayaz bana cevap vermedi ama bakışları yavaş yavaş bana kaydı. Derken tam dibimden gelen sesle bana değil de yanıma gelen ve adının Tuğra olduğunu öğrendiğim çocuğa baktığını anladım.

"Gerçekten de sensin." dediğinde sesinde hissettiğim hafif alay ve şaşkınlık tam olarak boku yediğimi gösteriyordu. Ama yine de mal ayağına yatmaya devam ettim.

Ona dönüp arkaya doğru bir adım attım. "Ne? Kim?" saçma sapan güldüm. "Biriyle karıştırdın sanırım. Çünkü ben seni ilk defa görüyorum."

Gülerek doğal olmaya çalıştım ama tam tersine muhtemelen dışarıdan sorunları olan biri gibi duruyordum.

"Yani sen çilek kız değilsin, öyle mi?" diye sorarken hafifçe üzerime eğildi. Yutkundum ve başımı hızla iki yana salladım.

"Değilim." derken hırkamdaki minik çilek resmi ve saçımdaki çilekli toka bunun tam tersini söylüyordu.

Ama tabii ki sonuna kadar inkar!

Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki bir anda bir el elimi kavradı. O tarafa döndüğümde bunun Ayaz olduğunu gördüm. Çok bile dayanmıştı bence.

"Değilim diyor işte kardeşim, uzatma."

Tuğra denen çocuğun bakışları Ayaz'a kayınca beklediğimden daha ılımlı bir bakış atarak geri çekildi. "Öyle olsun madem."

Yahu ben bu çocuğun burnunu kırıp telefonunu bozmuştum. Nasıl bu kadar sakin olabiliyor? Ben olsam çoktan üzerine atlayıp ne kadar parası varsa soymuştum.

Ayaz ile bir anlığına bakıştık. Sonra tuttuğu elimden çekip beni kapıya doğru yürütmeye başladı. Hemen ayak uydurdum ve beraber sınıftan çıktık. Merdivenlere ilerlerken bana baktı.

"Kim bu çocuk?"

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.