🍓
"Anneannemiz biraz şeydir... Memnuniyetsiz. Kolay kolay hiçbir şeyi beğendiremezsin. Ayrıca eğer onun yanında küfür veya argo bir şey söylersen seni sevme ihtimali kalmaz. Dikkatli ol." diyen Efe'ye bakıp derin bir nefes aldım. Yarım saattir anne tarafından bahsediyordu. Ona göre davranmalıymışım.
Ece diye yaşıt bir kuzenim varmış ve Ayza ile çok yakınlarmış. Onunla konuşmamam gerekiyormuş. Bana sataşabilirmiş.
Peki bu umurumda mı? Tabii ki hayır.
İstediği kadar karışabilir çünkü daha beni tanımadı.
Bi tane de Melis varmış. O da bayağı bir gıcıkmış sanırım. Bizim abi takımına yavşamalar falan...
Erkek kuzenler genelde kendi halindeymiş ve çoğu kafa dengiymiş ama tabii ki içlerinde bazı çürük insan evlatları da varmış. Onlara asla bulaşmamam gerekiyormuş, Efe'den kesin emir geldi.
Her neyse akraba konusuna iyice girersek çıkamayız çünkü epey kalabalıklardı.
Bu arada bugün şaşırtıcı bir detay vardı. Okulum olaysız geçmişti.
Tuğra denen elemanın gelişini olaydan saymıyordum tabii ki.
Ondan bahsetmişken bir daha benimle konuşmaya çalışmamıştı. Acaba gerçekten çilek kız olmadığıma ikna oldu mu?
Bunun olduğunu pek sanmıyordum çünkü tüm gün bana bakmaya devam etmişti. Ayaz onu uyarmak istemişti ama sonra ona tüm maceramızı anlattığım için vazgeçmişti çünkü maalesef çocuk haklıydı. Burnunu kırıp telefonunu bozmuştum sonuçta. Ben olsam o kişinin burnundan getirirdim.
"Sizin anne tarafı da amma sorunluymuş. Nereliler?" diye sordum Efe'ye.
"İzmir."
Vay be.
"İyiymiş."
Şu an salonda oturuyorduk. Okul biteli iki saat falan oluyordu sanırım. Abi takımının çoğu çalıştıkları için evde değillerdi. Evde olanlar sadece Miraç ve Barış'tı. Efe'nin dediğine göre Demir de en fazla yarım saate gelecekmiş.
Ayaz efendi eve gelir gelmez uyumuştu. Ben de uyumak istemiştim ama Efe bu fırsatı değerlendirmek için bana el koymuştu. Televizyondan rastgele bir film açmıştı ama asıl amacının benimle vakit geçirmek olduğu belliydi.
"Efe uykum var sal beni ya." dedim dakikalar sonra. Kaşlarını çattı.
"Olmaz. Bu film bitecek."
"Daha bir saati var ama."
"Bir şey olmaz."
Ofladım. Ama aklıma gelen şeyle oflamamın ardından gülümsedim. "O zaman beraber uyuyalım."
Adeta gözleri parlayan Efe hemen ayağa kalkıp filmi kapattı. Onun bu hâline gülerken konuştu. "Sen iste yeter ki."
Yaa şapşik!
İkimiz de gülerek merdivenlere doğru ilerlerken Miraç'la karşılaştık. Gülüşüm solarken aynı anda bakışlarımızı kaçırmıştık.
Bizim kata geldiğimizde Efe bana baktı. "Ne zaman konuşacaksın abimle?" diye sordu odasının kapısını açarken.
Ofladım. Konuşmak istiyordum ama ne diyeceğimi bilmediğim için adım atamıyordum.
"Bilmiyorum."
Efe moralimin biraz bozulduğunu fark ederek konuyu değiştirdi. "Neyse boş ver hadi uyuyalım biz." dedi gülerek.
"Tammamm." diyerek Efe'nin yatağına atladım. Biraz yana kayıp onun için yer açtığımda hiç beklemeden yanıma uzandı ve yorganı alıp üzerimize örttü.
Bedenim yumuşak yatakla buluştuğu anda mayışırken derince esnedim. Efe kollarını bana sararken gözlerimi kapattım. "İyi uykular."
Mırıldandım. "Sana da."
🍓
"İnanamıyorum size ya! Gözlerim kör olaydı da şu görüntüyü görmeseydim!" diye bağıran Ayaz'ın sesiyle yattığım yerde rahatsızca kıpırdandım.
"Git abi ya kız uyuyo." Efe'nin uykulu sesini hemen yanımdan duyduğumda hafifçe gözlerimi araladım.
"Uyumasın. Benimle uyusun."
"Of abartma ne kıskanıyon bu kadar."
"Ay bi susun be!" diye huysuzlanarak hafifçe doğrulduğumda Efe ofladı. "Al işte bak uyandırdın ablamı."
Ayaz'a baktığımda ikimize de ters ters bakıyordu. Bu aile neden bu kadar kıskançtı anlamamıştım. Benim hiç böyle bir özelliğim yoktu. Acaba yine mi yanlış aileye verilmiştim?
Aynen Defne saçmalamaya devam et.
"Ne bağırıyosunuz kulağımın dibinde car car car!?" diye yükselerek yatakta oturur pozisyona geçtim. Ayaz bana side eye atmaya devam ederek "Satmışsın beni." dedi.
Ben de ona ters bakmaya başladım. "Asıl sen beni sattın. Eve gelir gelmez uyudun."
"Uykum vardı." dediğinde güldüm.
"Benim de vardı. Ben de yattım."
"Benimle yatsaydın o zaman."
Yanımdaki yastığı alıp kafasına fırlattım. "Ayaz beni sinirlendirme bak zaten uykumdan ettin, huysuzum."
"Of iyi be." diyerek kapıya doğru ilerledi. "Akşam yemeği yicez birazdan. Aşağı inin."
Odadan çıkıp arkasından kapıyı kapattığında kendimi tekrar yatağa atıp derince esnedim. Efe de aynı şekil yanıma uzanmıştı.
Hiç kalkasım yoktu. Hâlâ uykumu tam alamamıştım ama aşırı açtım. Yemek yemem gerekiyordu.
Yavaşça kalktığımda Efe de benimle beraber kalktı. "Git elini yüzünü yıka beraber inelim." dediğinde başımı sallayıp odadan çıktım. Uzun koridorda ilerlerken banyodan çıkan Miraç ile adımlarım yavaşladı. Göz göze geldiğimizde bugün ikinci kez bakışlarını kaçırdı. İkimiz de ters yönde ilerlerken yanımdan geçip gidecekken ani gelen bir cesaretle kolunu tuttum.
Bunu beklemediği için irkilip şaşırmıştı. Anlamaz gözlerle bi bana bir de kolunu tuttuğum elime bakmaya başladı. Elimi hemen geri çektim.
"Şeyy... Yemekten sonra işin yoksa odana gelebilir miyim? Konuşmak için..."
Gözlerinde hem sevinci hem şaşkınlığı hem de üzüntüyü aynı anda gördüm. Yavaşça başını sallayıp beni onayladı ve bir şey demeden merdivenlere doğru ilerledi.
O gidince arkasından derin bir nefes verdim. Üstümden bir yük kalkmış gibi hissediyordum ama aynı zamanda stres olmuştum. Daha fazla kafaya takmadan banyoya girip işlerimi hallettim ve tekrar Efe'nin odasına girdim. İçeri baktığımda yatağını topluyordu. Beni görünce gülümseyip yanıma geldi. "İnelim hadi."
İkimiz merdivenlere ilerleyip aşağı inerken sesler gelmeye başlamıştı. Herkes yemek odasında toplanmış ve bizi bekliyordu muhtemelen.
Zemin kata varıp odaya girdiğimizde hepsi bize baktı. Ben Ayaz'ın yanındaki boş yere yerleştiğimde Barış ayısı "Sonunda." diyerek yemeğe abanmıştı. Sanırım biz gelene kadar yemeye başlamalarına izin verilmemişti.
Ona gülerken diğer yanıma da Efe oturdu ve hepimiz yemeğe başladık. Yemek boyunca Miraç'ın bakışlarını sürekli üzerimde hissetmiştim ama ona bakmamıştım.
Sonunda yemeğimi bitirdiğimde Ayaz ile aynı anda arkamıza yaslandık. Gülerek birbirimize baktık. Aynı anda bitirmiştik. İkiz olmanın özelliklerindendi sanırım.
Yemekten sonra diğerlerine sofrayı toplamaya yardım ettim. İşim bitince Ayaz hemen yanıma geldi. "Hadi yukarı çıkak."
"Napıcaz yukarıda?" diye sordum mutfaktan çıkarken.
"Sana okul ile ilgili bir şeyden bahsetmeyi unuttum. Hem nasıl napıcaz yukarıda? Odan orada değil mi senin?"
Dudak büzdüm. "Sıkılıyorum tek başıma."
"E ben varım ya." dedi kaşlarını çatarak. Gülerek saçlarını karıştırdım ama bunu yapabilmek için kolumu sonuna kadar kaldırıp parmak ucumda yükselmem gerekmişti. Uzun şey seni.
Beraber merdivenlerden yukarı çıkarken aklıma Miraç ile konuşmam gerektiği geldi. Hemen Ayaz'a döndüm. "Ayaz kısa kes işim var." deyip merdivenleri ikili çıkmaya başladım.
"Noluyo ne bu acele?" diye seslendi arkamdan. Cevap vermeden en üst kata çıktığımda odama girip arkamdan gelen Ayaz'ın da girmesi için kapıyı açık bıraktım. Ayaz içeriye girip kapıyı kapattı ve yanıma geldi.
"Ee söyle hadi nolmuş okula?" diye sordum sabırsızca.
Yatağıma oturup yayıldı. "Senin mayon var mı? Umarım vardır çünkü okulumuzda havuz var. Yarın da yüzme dersimiz var."
Ne, yüzme mi?
Havuz, yüzmek, su...
Aklıma aniden hatırlamamam gereken anılar dolmaya başladığı için gözüm dalmıştı. Ayaz bu hâlimi fark edip elini gözümün önünde salladı. "Ne oldu? Daldın."
"Yok bir şey. Girmek zorunlu mu? Ben yüzme bilmiyorum." dedikten hemen sonra Ayaz büyük bir kahkaha attı.
"Yüzme öğrenmek için bu ders var zaten akıllım. Bilmesen de gireceksin."
Ofladım. "Zorunlu mu? Girmek istemiyorum."
Ayaz durup bana baktı. "Neyin var senin? Sudan mı korkuyorsun?" diye sordu.
"Sanırım birazcık..." dediğimde gülümsedi. "Merak etme boğulmazsın boyun kadar suda."
Aramızda kısa bir sessizlik oluştuğunda bu sessizliği ben bozdum. "Mayom yok."
O bana baktı ben ona. En sonunda sırıttı. "Bu derslik kaytarabilirsin o zaman. Yeni nakil olduğun için hoca bir şey demez."
Güldüm. "Ay aman neyse çık artık odamdan işim vardı benim, unutturacaksın."
"Ne işi bu ya?" diye sordu yatağımdan kalkarken. Elimi kahküllerime götürürken konuştum. "Miraç ile konuşucam."
"Haa anladım. Tamam ben gideyim o zaman." deyip tam arkasını dönecekken durup bana baktı ve aniden yüzümü avuçlayıp yanaklarımı öptü.
"Yaa!" diye ellerini ittirdiğimde gülerek odadan çıktı. Salak şey ya.
Derin bir nefes alıp arkasından kapattığı kapıya baktım birkaç saniye boyunca. Sanırım şu an Miraç'ın odasına gitmem gerekiyordu. Odasında beni bekliyor olmalıydı ama aşırı çekiniyordum. Konuşmayı nasıl başlatacağımı bilmiyordum.
Daha fazla beklemeyi bırakıp kapıya doğru ilerleyip odamdan çıktım. Yönümü Miraç'ın odasına çevirip adımlarımı hızlandırdım.
Odanın önüne vardığımda açmadan önce tıklattım ve cevap gelmesini bekledim. En sonunda beklediğim cevap gelmişti.
"Gir!"
Kapıyı yavaşça aralayıp içeri girdim ve arkamdan kapattım. Başımı çevirip odanın içine baktığımda yatağının üzerinde oturan Miraç ile göz göze geldim.
Bir süre sessizce birbirimize baktık. Acayip gergin bir ortamdı. Çakmak çaksam patlayacak gibiydi.
En sonunda boğazımı temizleyip söze girdim. "Şey ya..."
Pek söze girmek sayılmazdı ama neyse.
Miraç bir şey söylemeden odadaki masanın yanındaki sandalyeyi işaret etti. Ayakta durmaktan yorulduğum için hemen gidip oturdum. Tam karşısındaydım.
"Ben özür dilemek istemiştim aslında. Sanırım hastanede biraz kalbini kırdım." diye söylemek istediğim şeyi söyleyip kurtuldum.
Ben ellerime bakarken bir anda konuştu. "Kalbimi kırmadın. Sadece kendimi suçlu hissettim ve pişman oldum ki zaten suçluyum. Seni o asansöre zorla sokmamalıydım. Asıl ben özür dilerim."
"Fobim olduğunu bilmiyordun. Senin suçun değil. Daha önceden söylemediğim için benim suçum."
"Neyse ne, sonuçta buna ben sebep oldum."
Kısa bir süre sessizlik oldu. Sessizliği ben böldüm. "O zaman o gün yapmak istediğin konuşmayı şimdi yapalım mı?"
Aniden yüksek sesle öksürerek boğazını temizledi. Bunu beklemediğim için irkildim. Göz ucuyla bana bakıp öksürmeyi kesti ve konuşmaya başladı.
"Direkt konuya gireceğim. Sana ilk eve geldiğin zaman kötü ve ön yargılı davrandığım için özür dilerim. Görmezden gelmek bilmem ne, çok saçmaydı. Pişmanım ve beni affetmen için her şeyi yaparım."
Son cümleyi söylerken oturduğu yerden kalkıp yanıma gelmiş ve sandalyede olduğum için önümde eğilmişti. Ne diyeceğimi bilemeyip öylece bakakalınca muhtemelen özrünü kabul etmeyeceğimi düşünmüştü. Yüzündeki üzgün ifadeyle beraber çömeldiği yerden kalkarken aslında ona o kadar kızgın ya da kırgın olmadığımı fark ettim. Karşımda Barış olsaydı muhtemelen özrünü kabul etmezdim ama Miraç'ın bana bir zararı olmamıştı.
"Bekle." diyerek ben de oturduğum sandalyeden kalktığımda bakışları bana döndü. Derin bir nefes aldım. "Sanırım seni affettim."
Bunu beklemediği için öylece kalakalmıştı. Gözlerinde hem şaşkınlık hem de mutluluk vardı. "Gerçe-" derken sözünü kestim.
"Ama hemen sevinme, sana hâlâ gıcık oluyorum."
Bu dediğim onu hiç etkilememiş gibiydi. Hatta o kadar etkilememişti ki bir anda bana sarıldı. Kollarının arasında şaşkınlıkla kalırken karşılık vermemi de beklemiyor gibiydi. Çünkü iki saniye sonra ellerini omuzlarıma koyup benden ayrıldı ve yüzüme gülümseyerek bakmaya başladı.
"Pişman olmayacaksın."
İnşallah Miraç, inşallah.
Kendimi tutamayıp güldüm. "Ay neyse ben gideyim artık." deyip Miraç'a arkamı dönüp kapıya doğru ilerledim. Arkamdan gülerek baktığına emindim ama bir şey söylemeden odadan çıktım.
Şu an kendimi aşırı rahatlamış hissediyordum. Odama doğru ilerlerken yüzümde geniş bir tebessüm vardı.
Odama girip kapıyı kapattım ve kendimi dönen sandalyemin üzerine bıraktım. Biraz ders çalışmam gerekiyordu. Son zamanlarda yaşanan olaylardan dolayı iyice aksatmıştım. Sonuçta sayısal bölümdeydim, işim zordu.
Raftan daha önce dizdiğim test kitaplarımdan birini alıp çözmeye başladım. Tam 10 tane geometri sorusu çözmüştüm ki kapı çaldı.
"Gir!" diye seslendim.
Kapı açıldığında içeri elinde bir meyve tabağıyla Sevgi hanım girdi. Gülümseyerek yanıma geldiğinde ben de gülümsedim.
"Ders mi çalışıyorsun kızım?" diye sordu elindeki tabağı masama bırakırken. "Sana meyve getirdim."
"Teşekkür ederim Sevgi hanım. Test çözüyodum ben de, evet." diye cevap verdim gülümsemeye devam ederken.
Ona Sevgi hanım dediğim için her seferinde biraz üzülüyor gibiydi ama hâlâ kendimi hazır hissetmiyordum. Bir gün mutlaka diyecektim ama şu an değildi.
"Tamam o zaman ben lafa tutmayayım seni, afiyet olsun." dedi odadan çıkarken. Arkasından birkaç saniye bakıp tekrar önüme döndüm.
Sevgi hanımın getirdiği meyve tabağına baktığımda aralarında çilek görememek beni üzmüştü ama şaşırtmamıştı. Maalesef kış mevsimindeydik. Çilek yemek için birkaç ay daha beklemem gerekiyordu.
Boş verip kitabıma odaklandım.
Yaklaşık bir saat boyunca ders çalışmıştım. En sonunda beynimi masada bırakıp ayağa kalktım ve ellerimi ağrıyan belime koydum. Kambur olacaktım bu gidişle.
Masadan şarja taktığım telefonumu alıp yavaş adımlarla yatağıma ilerleyip üzerine uzandım. Yorganın altına iyice girip yan şekilde yattım ve telefonumu açtım.
Yukardaki bildirimlere bakarken gözüm anında aralarından bir tanesine çarptı.
@tugra_ygt01 seni takip etmek istiyor
Bu ne ya?
Bu beni nerden buldu şimdi?
Yattığım yerden hafifçe doğruldum. İsteğini kabul etmeye götüm yemiyordu. İntikam almak için aklında bir sürü sinsi plan olabilirdi.
Şu anlık bu isteği cevapsız bırakmaya karar verdim ama hesabını ve takip ettiklerini merak da ediyordum.
Bir dakika ya ben ona çilek kız olmadığımı söylemiştim. Her ne kadar inanmış gibi durmasa da kabul etmemem saçma olurdu çünkü sınıftaki herkesle takipleşiyordum.
Bahane arama Defne. Kabul et gitsin.
Ani gelen cesaretle isteğini kabul edip hemen geri takip isteği gönderdim. Stresle dudağımı dişlerken ondan gelecek bir geri bildirim bekliyordum.
Ve aniden profilinin üzerinde yeşil bir nokta belirdi. Çevrimiçiydi.
Oturduğum yatakta iyice dikleşip heyecanla beklemeye başladım. Saniyeler içinde gelen bildirimle hemen açıp baktım.
Kabul etmişti.
Bu kadar stres olmam garip gelmişti. Sanırım ondan cidden korkuyordum.
Hadi ama ne yapabilir ki? 5 tane abim vardı benim.
Abim mi, ne abisi?
Niye abi dedim ben şimdi onlara?
Oflayarak kafamı yastığıma bastırdım. Biyolojik olarak abilerimdi işte.
Kafamı iki yana sallayarak tekrar konuya döndüm. Tuğra'nın hesabına girip profilini inceledim. Erkeklerin %99.9u gibi o da kendi yan profilini eklemişti.
Resmini fazla incelediğimi fark ederek hemen geri çıktım ve gönderilerine bakacaktım ki kapım çaldı.
"Gir!"
Kapı açıldı ve içeri Ayaz girdi. Ona sorarcasına bakmaya başlayınca söze girdi. "Canım ikizim acaba bu gece benimle uyumak ister mi?"
Güldüm ve telefonumu kapatıp yatağın üzerine bıraktım. "İster."
Kapıyı kapatıp yanıma adımlarken sırıtıyordu. "O Efe bacaksızı bizi görsün de kudursun."
"Ayaz sal şu çocuğu biraz be. İkinizi de seviyorum ben karışma!"
Yandan side eye atarken benim kalkmak üzere olduğum yatağıma uzanıyordu. Telefonu tekrar şarja takıp masamı toparladım ve çantamı hazırladım. Ben bunları yaparken o da reels kaydırıyordu.
"Geliyorum bırak telefonu." dedim ışığı kapatırken. Ağzını hayvan gibi açıp esnerken cevap verdi. "Tamam."
Telefonunu yatağın yanındaki komidine bırakmak yerine bana uzattı. "Şarja takar mısın canım ikizim?"
Göz devirdim. "Kendin tak."
Kaşlarını çattı. "Sen bana göz mü devirdin az önce?"
Yatağa yatıp yorganın altına girdim. "Uykum var, huysuzum."
Birkaç saniye sonra cevap verdi. "Şu an tam bir kedi gibisin biliyor musun? Küçücük ve huysuz."
Gözlerimi aralayıp başımı hafifçe ona çevirdim. "Bi kediye benzetilmediğimiz kalmıştı zaten."
Tekrar gözlerimi kapattığımda arkadan bana sarıldı. "Çok tatlı bir kedi ama."
Gülümsedim. "İyi geceler."
"İyi geceler."
🍓