İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 18 · 8 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 18

18🍓

🍓

"Lan çık artık!" diye bağırıp kapıyı tekmeleyen Damla'ya içimden söve söve tuvalet kabininden çıktım. Biraz daha kalsam kıracaktı manyak. Zaten başım beladan kurtulmuyor bir de bununla uğraşırdık.

"Ya sen gerizekalı mısın, gitsene beni niye bekliyosun o zaman?" dedim ellerimi yıkamak için lavaboya ilerlerken.

"Seni yalnız bırakırsam başına ne geleceği belli olmadığı için bunu yapamam. Hadi yürü ders başladı." diyip ellerimi kurulamama izin vermeden kolumdan tutup kapıya doğru sürüklemeye başladı.

"Ay abartmayın be siz de, en fazla ne olabilir?" dedim beni sürüklemesine ayak uydurmaya çalışırken.

Damla bana yandan her şeyi anlatan bir bakış atınca susmak zorunda kalmıştım. Zaten sınıfın önüne gelmiştik.

Damla kapıyı çalıp açtı ve hocanın gelip gelmediğini kontrol etmek için içeri doğru baktı. Hemen ardından iyice aralayıp "Pardon hocam tuvaletteydik." dedi.

Dersimiz matematikti, yani hoca Barış'tı ama kuzeni olmasına rağmen Damla ona hocam diyordu. Ben de öyle diyordum mecburen ama bu her seferinde garip geliyordu.

"Önemli değil Damla, bi daha olmamasına dikkat edin." dediğinde Barış ile göz göze geldik. Ters bi bakış atmak istedim ama bayadır bana laf söylemediği için vazgeçtim. Onun yerine hızlı adımlarla ilerleyip sırama oturdum.

Okulun bitmesine son üç ders kalmıştı ve son iki ders havuz dersiydi. Kafamda canlanan anılar yüzünden çok stres oluyordum. Mayom olmadığı için girmeyecektim ama yine de endişeliydim. Yanımda Ayaz da olmayacaktı çünkü kızlar ve erkekler farklı haftalarda giriyordu.

Barış ders anlatırken ben de dinleyebilmek için kafamı toplamaya çalıştım. Dikkatim sürekli dağıldığından odaklanamıyordum.

"Uykun mu var senin?" diye sordu yanımdaki Ayaz. Ona döndüm.

"Sanırım biraz."

Gülümsedi. "İstersen uyuyabilirsin, abim yanımıza gelirse söylerim."

"Yiaa şapşikk!" diyerek uzandım ve yanağından öpüp kafamı sıraya koydum. Cidden uykum olduğunu Ayaz söyleyince fark etmiştim.

🍓

"Kız kalkkkkk!" diye ciyaklayan Damla'nın sesiyle resmen sıçrayarak uyandım.

"Noluyo lan?" dedim etrafıma uykulu uykulu bakarken.

"Aşağı inmemiz lazım hadi giyinicez!" dedi kolumdan tutup beni ayağa kaldırırken.

"Ne giyinmesi?" diye sordum hiçbi şey anlamazken.

"Kız, havuzz!"

Aydınlandım. "Hee doğru."

Sıramın üzerindeki kitaplarımı toplamak için arkamı döndüğümde bir çift yeşil gözle göz göze geldim.

Evet, gözleri yeşildi. Çevremde çok fazla renkli gözlü insan olması moralimi bozuyordu. Ne olurdu sanki benim de boncuk boncuk maviş gözlerim olsaydı.

Hemen boğazımı temizleyip bakışlarımı kaçırdım. Bir gün benden intikam alacak diye ödüm kopuyordu. Yani en fazla ne yapabilirdi ki?

Sıramı toparlayıp beni bekleyen Damla'ya döndüğümde hemen koluma girip yürütmeye başladı. Sınıftan çıkıp merdivenlerden inerken sessizce konuştu.

"Şu çocukla aranızda bir şey mi geçti sizin?"

Şaşkınlıkla ona baktım. "Hangi çocuk?"

İmalı bi şekilde gülümsedi. "Sanki bilmiyorsun kimden bahsettiğimi."

Mal ayağına yattım. "Yoo bilmiyorum."

Bi şey dicek gibi oldu ama vazgeçti. "Yeni gelen çocuktan bahsediyorum. Tuğra mıydı neydi."

"He o muu!" dedim aydınlanmış gibi. "Yani kendisiyle bi kere karşılaşmıştım ama önemli değil boş ver sonra anlatırım ben sana."

"İyi peki öyle olsun." diyerek önüne döndü. Bu sırada da merdivenleri inmeyi bitirmiştik.

Kızlar için olan soyunma odasına girdiğimizde sınıfımızdan birkaç kız da buradaydı. Aralarında Ayza'yı da görünce yüzümü buruşturdum.

Damla giyinmek için kabinlerden birine girdiğinde ben de duvara yaslanıp onu beklemeye başladım. Bugün mayom olmadığı için derse girmeyeceğimi biliyordu.

Ben Damla'nın çıkmasını beklerken Ayza ve arkadaşları aralarında fısıldaşıp gülüyorlardı. Sürekli bana bakmalarından konunun benimle ilgili olduğu belliydi.

Bu durumu fazla umursamamaya çalıştım. Aşırı rahatsız ediciydi ama bulaşmak istemiyordum.

Damla en sonunda kabinden çıktığında yanıma gelip koluma girdi. İkimiz birlikte odadan çıkıp hemen yandaki havuza doğru ilerledik. Normalde yerlerini bilmiyordum ama bu sabah Damla bana göstermişti.

Havuzun bulunduğu alana girdiğimizde sınıftaki kızların çoğunun burda olduğunu gördüm. Birkaç dakika beklemenin ardından hoca da gelmişti.

Ders başlamadan önce hemen kenarda oturup yoklama alan hocanın yanına gittim. "Hocam ben okula yeni nakil olduğum için mayo getirmedim de..."

Hoca gülümsedi. "Sorun değil canım. Kenara oturup arkadaşlarını izleyebilirsin."

Ben de gülümseyip hocaya teşekkür ettim ve dediği gibi oturma yerlerinden birine oturdum. Böyle kendimi çok mal hissetmiştim ama önemli değildi.

Tüm ders boyunca suya doğru düzgün bakamamıştım bile. Aklımda bazı anılar canlanıyordu. Daha bakamadığım suya nasıl girecektim bilmiyordum.

Ders bittiği zaman Damla hemen yanıma gelmişti. Birlikte salondan çıkıp tekrar giyinme odasına gittiğimizde teneffüs zili çaldı.

Bi saattir tek başıma oturduğum için sıkıntıdan gebermiştim. Ayrıca uykum da daha fazla gelmişti. Ayakta uyuyacak gibiydim.

Damla'nın kurutma makinesiyle saçını kurutmasına yardım ederken hala fısıldaşan Ayza ve arkadaşları sinirimi bozuyordu. Umursamamaya çalışarak yaptığım işle ilgilenmeye devam ettim.

Kurutma ve giyinme işi bittiğinde çok şükür havuzdan uzaklaşacak olmak beni rahatlatmıştı. Ne gerek vardı okulda yüzme öğretilmesine sanki.

Damla ile kol kola sınıfa çıktık. Kapıdan içeri girdiğimizde bizi gören Ayaz gülümsedi ve ayağa kalktı.

"İkizim gelmişş." dedi biz yanına gelince. Damla Doruk'un yanındaki sırasına oturup ders kitabını çıkarınca dersin tarih olduğunu anladım. Sayısal olmamıza rağmen neden tarih gördüğümüzü hâlâ anlamıyordum.

Ayaz'ın iki yana açıp beni karşıladığı kollarının arasına girdim hızla. "Geldim aşkitomm."

"Aşkitom ne yaa?" dedi suratını büzüştürerek benden ayrılırken.

"Neden öyle dedin ki aşkitom?" diye sordum sahte bir üzüntüyle. Onu sinir etmeye çalıştığımı bildiği için gülerek saçlarımı karıştırdı.

Hoca sınıfa girdiğinde konuşmayı keserek ayağa kalktık. Ayaz eğilip kulağıma fısıldadı hızlıca "Bu ders sakın konuşma. Bu kadın var ya aşırı sinirli biri. Tek kelime bile konuşsan sınıftan atar."

"Çüş." dedim ben de fısıldayarak. Sonra sınıf sessizleştiği için başka bi şey konuşmadık.

Hocanın komutuyla yerlerimize oturduğumuzda yoklama bile almadan derse giriş yaptı ve tahtaya bir şeyler yazmaya başladı. Baya uyuz bir hocaydı sanırım.

"Defterlerinizi çıkarıp tahtayı yazmaya başlayın. Konuşan olursa dışarı atarım ona göre."

Ebesinin şeyi yani.

Göt korkusundan hemen defterimi ve kalemimi çıkarıp yazmaya başladım. Deli karı tahtayı hemen ağzına kadar doldurmuştu.

Derken hızlı yazmaktan yorulan ve ağrıyan elim yüzünden kalemim parmaklarımın arasından kayarak yere düştü. Nereye gittiğine bakarken Gökalp ve Tuğra'nın oturduğu sıranın altına yuvarlandığını görünce içimden bir küfür savurdum.

Tam almak için sıramdan kalkacaktım ki Tuğra benden önce davranıp eğildi ve kalemimi yerden alıp bana uzattı. İki saniye boyunca ona gereksiz yere bakakalırken en sonunda kolumu kaldırıp uzattığı kalemimi alabildim.

"Teşekkür ederim." dedim bakışlarımı kaçırarak.

"Rica ederim çilek kız."

Tam yutkunarak önüme dönmüştüm ki "Oğlum!" diye bağıran hocanın sesiyle sıçradım. Yeminne bu kadın deliydi. Ve bize bakıyordu.

"Kızım! İkiniz de kapının önüne, çabuk!" Dalga geçiyor herhalde.

"Hocam kalemim düşmüşt-" diye açıklama yapmama bile izin vermeden tekrar konuştu.

"Bahane dinlemek istemiyorum, hemen dışarı!"

Yapışacan boğazına geberecek en sonunda salak karı.

Sinirle gözlerimi yumdum. Sakinleşmem gerekiyordu. Olay büyümesin diye oturduğum yerden kalktım. Benimle beraber kalkan Tuğra'yla birlikte kapıya doğru yürürken arkamı dönüp Ayaz'a ağlamaklı bir ifadeyle baktım. Hem üzgün hem de eğleniyor gibiydi şapşal şey.

Sınıftan çıktığımda yarım saattir fark edemediğim o şeyi fark ettim. Ben ceza almıştım ama tek başıma değildim. Tuğra ile beraber ceza almıştım.

Stresten götüm tutuşmaya başladı aniden. Az önce bana çilek kız demişti. Yani gerçekten o olduğumu biliyordu.

Of ağlıcam.

Ona bakmamaya çalışarak kapının yanındaki duvara yaslandım. O da diğer yandaki duvara yaslandı. Bikaç dakika boyunca sessizlik oldu. Bu sessizlik iyice garipleşmeye başladığı için hafifçe boğazımı temizledim.

Şey.. Sanırım pek hafifçe olmamıştı çünkü tüm koridorda sesim yankılanmıştı.

Gömün beni buraya!

Tuğra da bir anda boğazını temizledi ama benimki kadar yüksek çıkmamıştı sesi. Sonra aniden konuşmaya başladı.

"Eee çilek kız? Hâlâ çilek kız olduğunu inkar mı edeceksin?"

Yandan göz ucuyla ona baktım ve anlamamış gibi bir ifade takındım.

"Neyden bahsettiğini anlamıyorum maalesef." dedim mala yatarak.

"Çilek kız değilsin yani?" dedi tekrar.

"Değilim." diye direttim. Ama gözüne bile bakamıyor oluşum yalan söylediğimi oldukça belli ediyor olmalıydı.

"Allah Allah. Halbuki burnumu kıran kızın yüzünü tam olarak hatırladığımı sanıyordum." dedi sahte bir şaşırmışlıkla.

Boku yemişke.

"Ahaha ben kimsenin burnunu kıramam zaten. Kesinlikle karıştırıyorsun." dedim terden enseme yapışan saçlarımı çekip ellerimle yüzüme yelpaze yaparken.

"Hmm öyle mi? Peki neden kışın ortasında, bu sıcakta bu kadar terliyorsun?" diye sordu. Kesinlikle benimle alay ediyordu.

Hemen ellerimi indirdim. "İlk defa ceza aldım da. Stres oldum biraz." dedim sahte bir gülücükle.

Sanki benden bu cevabı bekliyormuş gibi hiç beklemeden cevapladı. "Öyle mi? Ama ben senin okula geldiğinden beri üç farklı kavgaya karışıp ceza aldığını duymuştum."

Rezillik üstüne rezillik. Yer yarılsa da içine girsem keşke!

Daha fazla dayanamadım. Açıkça benimle dalga geçiyordu ve ben de enayi gibi buna müsaade edip fırsat veriyordum.

Aniden yaslandığım duvardan ayrılıp bedenimi tamamen ona çevirdim. Elimle terlemeye devam ettiğim için enseme değen saçlarımı ittirdim ama terleyen ellerime saçlarımın yapışıp dolanması şu an için en son isteyeceğim şeydi. Resmen saçımı yolarak elimi kurtarmanın ardından birbirine girmiş saçımla konuşmaya başladım.

"Ay tamam be! Ne istiyosun benden napıcaksın?! Burnunu kırdım diye sen de benimkini mi kıracaksın? Telefonunu bozdum diye benimkini mi bozacaksın?! Ya da malum yerine tekme attım diye sen de beni mi döveceksin?!"

Oh be rahatladım.

Zafer kazanmış gibi gülümsedi. Benim sinirime ve stresime karşılık bu kadar rahat olması daha da delirmeme sebep oluyordu. Sanki suçlu ben değilmişim gibi..

"Ben senin gibi şiddete meyilli biri değilim çilek kız. Kimsenin burnunu kırmam ya da tekme atmam."

Yüzümü buruşturup en ters bakışlarımdan atmaya devam ettim. "Para mı istiyorsun?"

Güldü. "Hayır."

Tek kaşımı kaldırdım. "Ne istiyorsun o zaman?" diye sordum ters ters.

"Seni dava mı etsem acaba?" derken kendi kendine düşünür gibi yapıyordu.

Nee dava mı!?

"Hayır!" diye aniden bağırdım. İstemsizce olduğu için o da ben de beklemiyorduk.

"Sessiz ol istersen, hoca bu sefer bizi okulun dışına da atmasın." dedi sessiz bir şekilde.

Sesimi alçaltıp "Yani hayır demek istedim." dedim.

"Neden hayır?" diye sordu tek kaşını kaldırıp.

"Yani neden dava edesin ki sonuçta parasını verebilirim ahaha." diye saçmalamaya başladım göt korkusundan.

Bu ona oldukça komik gelmiş olmalı ki dudağını ısırdı. "O zaman..." dediğinde merakla ona odaklandım. "Kölem olacaksın."

Ne?

"Ne?"

Şaşkınlık içinde ona bakakaldım. "Ne kölesi lan kaçıncı yüzyıldayız?" dedim hafifçe sesimi yükselterek.

"Öyle değil çilek kız, sadece okulda bazı küçük ayak işlerimi yapacaksın." demesiyle sinirden güldüm.

"Dalga geçiyorsun herhalde." dedim garip bir ifadeyle gülerek.

"Yoo gayet ciddiyim."

Yüzümdeki ifadeyi bir anda değiştirip önüme döndüm. "Siktir git anca rüyanda görürsün."

Hiç durmadan sırıtıyordu. "Sana pazartesi gününe kadar süre veriyorum. Kararını ver. Ya dava ederim ya da sene sonuna kadar kölem olursun." derken teneffüs zili çaldı. Zaman baya hızlı geçmişti.

Ben ona tüm duyguları içeren bir yüz ifadesiyle bakarken o bana bakmadan yanımdan sırıtarak geçti ve sınıfa girdi. Gittiği gibi gözlerimi kapatıp kafamı arkamdaki duvara yasladım ve yavaşça yere çöktüm.

Napıcaktım ben yaa!

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.