İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 19 · 12 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 19

19🍓

🍓

Kafamı iyice yastığa bastırdım. Kendimi boğmaya çalışıyordum. Ölmem gerekiyordu.

Alaylı cümleleri aklıma geldikçe daha da gömüyordum kafamı. Delirmek üzereydim. Bence okul değiştirmek en mantıklısıydı.

Nası böyle bi şey yaşamış olabilirim ya yemin ederim çıldırıcam şimdi!

Ciddi ciddi nefes alamadığımı fark ettiğimde kafamı yastıktan kaldırıp soluklandım. Sırtüstü yatağa uzanıp tavanı seyrederken cidden ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.

Sene sonuna kadar kölesi mi olmak zorundaydım yani?!

Derince ofladığım sırada kapım tıklatıldı. Yattığım yerde doğruldum. "Gir!"

Kapı açıldığında içeri Ayaz girdi. Saçları ıslaktı. Muhtemelen duş almıştı.

"Ben geldimm!" diye coşkuyla yataktaki boş yere atlayıp kollarını bana doladı. Moralim bozuktu ama belli etmemeye özen gösteriyordum. Öğrenmesi iyi olmazdı.

Ben de ona sarılıp saçlarını karıştırdım. "Hoş geldin ikizlerin en yakışıklısı!"

Benden ayrılıp yanaklarımı mıncırdı. "Sen de ikizlerin en güzelisin!"

"Şapşik şey yaa!" deyip ben de onun yanaklarını mıncırdım.

Okuldan geldiğim gibi kendimi odama kapatmıştım resmen. Olanları sindirmem gerekiyordu. Dava etse hapse girer miydim ki?

"Annemle babam hepimizi aşağıda bekliyor, bunu söylemek için gelmiştim." dediğinde sorarcasına ona baktım.

"Neden?"

"Bilmem, gel gidelim." diyip yataktan indi. Ben de başımı sallayıp oturduğum yerden kalktığımda aniden önüme geçip eğildi.

"Sırtıma binsene, abilerimi ve Efe'yi kıskandırmak istiyorum."

Güldüm. Çok eğlenceli olabilirdi. "Tamam aşkitom." diyip sırtına atladım.

Ayağa kalkıp odadan çıkarken "Deme şunu ya." dedi ona aşkitom dediğim için. Bundan hoşlanmadığını bildiğim için onu sinir etmek hoşuma gidiyordu.

"Nasıl istersen aşkitom." dememle aniden beni aşağı bırakıyormuş gibi yaptı. Ağzımdan minik bir çığlık kaçtığında "Atarım aşağı haa." deyip güldü. Ben de hafifçe saçını çekip kafasına vurdum.

"Uslu dur." dediği sırada zemin kata gelmiştik. Salona girdiğimizde tüm ev halkının burda olduğunu gördüm. Abi takımının kıskanç bakışları bize dönünce keyifle sırıttım. Oldukça tatmin ediciydi.

Ayaz beni koltuğa yavaşça bıraktığında kendisi de yanıma oturup kolunu omzuma attı. Diğer yanıma hemen Efe tünemişti. O da kendi kolunu omzuma attığında Ayaz ile yine sessiz bir tartışmaya başladılar.

Sonra Kadir bey konuşmaya başladı. "Evet herkes burada olduğuna göre artık iş bölümüne başlayabiliriz."

İş bölümü mü?

"Neyin iş bölümü?" diye sordu Miraç.

"Biliyorsunuz ki yarın tüm anne tarafı Defne ile tanışmaya gelecek. Bu evin temizlenmesi gerekiyor. Biz annenizle dışarı çıkıp yemek yerken siz de evi biz gelene kadar pırıl pırıl yapacaksınız." diye cevap verdi Kadir bey.

Ev dört katlıydı!

"Ya baba-" diye söylenmeler başlamadan bu sefer Sevgi hanım konuştu.

"İtiraz yok, bu ev temizlenecek. Sadece zemin katı yapmanız yeterli. Şimdi herkes karşıma dizilsin iş bölümü yapıcaz." dedi otoriter bi sesle.

"Annecim benim çok önemli bir proje ödevim var. Maalesef size katılamıc-" diyen Efe'yi Kadir bey susturdu.

"Sonra yaparsın ödevini Efeciğim. Eve geldiğinden beri telefondan oyun oynuyorsun demek ki acelesi yok."

Efe'nin yüzü düşünce sırıttım. Ben zaten temizlik yapmaya alışık biri olduğum için çok sorun değildi. Hemen hallederdim.

Hepimiz Sevgi hanımın karşısında sıraya dizildik. Sevgi hanım elindeki temizlik malzemelerini tek tek elimize tutuşturmaya başladı.

"Poyraz ve Doğan, siz camları ve kapıları sileceksiniz. Demir sen mutfağı temizleyeceksin, Ayaz ve Efe yerleri süpürecek ve son olarak da Barış ve Miraç yerleri silecek." diyip konuşmasını tamamladığında tüm odada yoğun bir oflama dalgası yükseldi.

Ee ben ne yapacaktım?

Tam Sevgi hanıma bunu soracağım sırada Barış malından bir ses yükseldi. "Defne neden hiçbir şey yapmıyor anne? Ona da iş verin."

"Katılıyorum ona neden iş verilmedi?" diyen de Doğan'dı.

Ya sabır.

Sevgi hanım gülümsedi. "O da sizi gözlemleyip yanlış yaptığınız her işi düzeltip doğrusunu yapacak."

"Bunların doğru yaptığı bir iş var mı ki?" diye bu sefer ben laf söyledim. Hepsinin ters bakışları bana döndü.

"Asıl sana sormalı." dedi Barış.

Tam cevap vereceğim sırada Sevgi hanım konuştu. "Ben kızıma güveniyorum. Bence bu ev onun sayesinde tertemiz olacak."

Kendi kendime gülümsediğim sırada Barış tekrar bir şey söyleyecek gibi olmuştu ki Ayaz yanıma gelip kolunu omzuma attı. "Karışmayın ikizime. Annem ne derse o." deyip saçıma bir öpücük kondurdu.

Ama ben bunu yerim.

Bunu gören Efe de kıskandığını belli ederek diğer yanıma geçip bana sarıldı. " Evet, rahat bırakın benim ablamı."

Abi takımı en uyuz bakışlarıyla bizi izlerken Kadir bey söze girdi. "Herkes yapması gerekeni anladıysa biz artık gidiyoruz."

Herkesten onaylayan mırıltılar yükselince beş dakika sonra evde yalnız kalmıştık. Bana verilen net bir iş olmadığı için kendimi koltuğa bıraktım.

"Rahatlığa bak nasıl oturuyo." diyen Barış'a en sinir bozucu gülüşümü gönderdim. Daha da delirmişti ama bi şey diyemedi.

Poyraz katili benimle hiç ilgilenmiyordu. Yüzüme bakmıyordu bile. Açıkçası böylesi daha iyiydi. Korkutucu bakışları üzerimde olunca geriliyordum.

Demir ise bana verilen işten hiç şikayetçi değil gibiydi. Seviyordum o şapşiği.

Miraç'ın ise bu iş bölümü hiç hoşuna gitmemiş gibiydi ama daha yeni ona kendisini affettiğimi söylediğim için bana bulaşmaktan kaçınıyordu.

Kısa süre sonra herkes eline bir şey almış, temizliğe başlamıştı. Ben de daha fazla oturmak istemediğim için evin içinde dolanarak hepsini inceliyordum.

Şu an sorun yok gibiydi.

Mutfağa girip Demir'in yanına gittim. Bulaşıkları sudan geçirip makineye diziyordu. Kendisi doktor olduğu için yaptığı işi incelikle yapıyordu.

Benim dikkatle onu izlediğimi görünce güldü. "Hata yapmamı mı bekliyorsun?" diye sordu.

"Evet." diye cevap verdim.

"Beni değil de Barış ile Miraç'ı izle o zaman. Burdan sana iş çıkmaz."

Öyle miymiş der gibi baktım. "Bu özgüven biraz fazla değil mi doktor bey?" dedim alayla.

Yandan bana bir bakış attı. Doktor bey demem hoşuna gitmiş gibiydi.

"Yılların emeği diyelim." diyerek sırıttı.

"Peki madem öyle olsun." deyip imalı bir şekilde gülümsedim ve mutfaktan çıktım.

Poyraz ve Doğan'ı izlemeye gitmem gerekiyordu sanırım ama Poyraz'ı görünce götüm tutuşuyordu.

Belki de abartıyorumdur.

Bahçe camını silen Doğan'ın yanına gittim bu sefer. Yerler sırılsıklamdı. Bu salak bezin suyunu hiç sıkmamış mı?

Yanına geldiğimi görünce durdu. "Eee nasılım? Ceza kesecek misin bana?" diye sordu alayla.

Güldüm ve elinde tuttuğu bezi çekip aldım. "O senin görevin komiser. Dinle beni şimdi." deyip ıslanan yerleri gösterdim.

"Bu ne?" diye sordum.

"Su." dedi aşırı normal bir şeymiş gibi.

"Vay be seni tebrik ederim gerçekten, ben bilmiyordum!"

Cevap vermeden bana ters bir bakış attığında göz devirdim. "Niye ıslak burası? Bezi ıslattıktan sonra suyunu sıkman lazım." dedim. Daha sonra yerdeki su dolu kovaya eğilip bezi ıslattım ve suyunu sıktım gözüne soka soka. "Anladın mı?"

Ters ters baktı. Bezi elimden çekip önüne döndü. "Anladım. Başımıza amir kesildin şimdi."

Yanından sırıtarak ayrılmadan önce "Sil o yerleri de şimdi." diyip uyardım. Arkamdan söylendiğini duydum ama umursamadım.

Salona geçtiğimde Barış ve Miraç'ın yerleri sildiğini gördüm. Sildikleri yere baktığımda elimle dertli dertli alnımı ovuşturdum.

Yerler ıslak değil, çamur gibiydi.

Benim bakışlarımı fark eden ikili durup bana bakmaya başladılar.

"Ne oldu?" diye sordu Miraç.

Elimle yeri işaret ettim. "Bu ne?"

"Siliyoruz işte." diye ters ters cevap verdi Barış. Ya sabır!

"Siz buna silmek mi diyorsunuz gerçekten?" diye sordum alayla.

Barış gözlerini devirdi. "Çok biliyorsan sen yap bakalım." dedi elindeki bezi bana uzatırken. Sırıttım. Ben de bunu demesini bekliyordum.

Yüzüme çok bilmiş bir ifade kondurup uzattığı bezi aldım ve eğilip kovada ıslattım. Bezin suyunu bir güzel sıktıktan sonra az önce onların sildiklerini söyledikleri pis yerin üzerinden bir güzel geçtim. Şimdi tertemiz olmuştu.

Elimle şimdi sildiğim yeri işaret ettim. "Temizlik diye buna denir."

Miraç dudaklarını büzdü etkilenmiş gibi. "Fena değil."

Barış ise ters ters bakmaya devam ediyordu. Sorunları olabilirdi.

Tam arkamı dönmüş, bir adım atmıştım ki ayağım ıslak zemine değince aniden kaydım. Minik bir çığlık eşliğinde sırtüstü yere yapışacağım sırada bir el kolumdan yakalamıştı. Kim olduğunu anlamadan kalkmaya çalıştım ama ayaklarım hâlâ kaymaya devam ettiği için hâlâ aynı pozisyonda resmen havada çırpınıyordum.

Benim tek başıma kalkamayacağımı anlayınca kolumdaki el belime kayıp kavradı ve beni kendine çekip ayaklarımın üstünde durmamı sağladı. Sonunda başımı kaldırıp bakabildiğimde o kişinin Barış olduğunu gördüm.

"Dikkat etsene." dedi.

Bir anlık duraksadım ama sonra hemen ondan uzaklaştım. "Yeri düzgün silseydiniz kaymazdım."

"Kesin öyledir." diyen Barış'a ters bir bakış atıp arkamı döndüm ve bu sefer daha yavaş ve dikkatli bir şekilde salondan çıktım.

Bu evden sağ çıkarsam kendime çilekli süt alacağım.

Sıradaki durağım Ayaz ve Efe'ydi. Elektrikli süpürge sesinin geldiği yere gittiğimde ikiliyi misafir odasında buldum. Ancak karşılaştığım manzara hiç iç açıcı değildi.

Ayaz elindeki süpürgeyle yerleri rastgele şekilde süpürüyordu. Efe ise hiç oralı değildi. Odadaki yatağın üstünde oturup telefonundan oyun oynuyordu.

Kapının pervazına yaslandım. "Çok yoğun çalışıyorsunuz maşallah."

Ayaz bana bakıp kafasıyla Efe'yi işaret etti. "Gördüğün gibi."

Efe başını bile kaldırmadı. "Ben denetmenim."

Ofladım. "Aynen, tembelim demiyor da."

Efe'den cevap gelmeyince Ayaz'ın elindeki süpürgeyi alıp yataktan sarkıttığı ayaklarına doğru tuttum. En sonunda kafasını telefondan kaldırabilmişti. "Abla napıyosun ya!?"

"İş yap velet." diyip elimdeki süpürgeyi daha yukarılara kaldıracakken hızla yataktan fırladı.

"Of tamam ya!" dedikten sonra telefonunu cebine soktu. Elimi kaldırıp avuç içimi ona doğru uzattım.

"Ne? Ne var?" dedi anlamazca.

"Telefonunu ver bakayım."

"Ya abla!" diye itiraz etmeye başlayınca havadaki elimi salladım. "Ver dedim hadi."

"İyi be." deyip telefonunu avucuma bıraktı. Zaferle sırıttım.

Elimdeki süpürgeyi Ayaz'a geri vermeden önce dürtüp bana bakmasını sağladım. "Yanlış süpürüyorsun aşkitom. Bak böyle yapacaksın." deyip az önce süpürdüğü yerlerin güzelce üstünden geçtim. Bu ailedeki herkes mi böyle kötü iş yapıyordu anlamıyordum ki.

"Sen karışma ikiz, ben hallederim." diyen Ayaz elimdeki süpürgeyi aldı.

"Bu ev bana emanet canım. Düzgün süpür tekrar gelicem." deyip arkamı döndüm ve odadan çıktım.

Bu iş hoşuma gitmeye başladı derken aklıma bir anda Poyraz'a hiç uğramadığım geldi. Uğramasam olmaz mıydı?

Korkumu yenmenin tek yolu korkumun üzerine gitmektir diyerek yavaş adımlarla Poyraz'ın bulunduğu odaya girdim. Cam silmeye devam ediyordu. Odaya birinin geldiğini fark edip yavaşladı ama durmadı. Arkasına dönüp kim olduğuna da bakmadı.

Boğazımı temizledim ben olduğumu anlasın diye. Hızını hiç değiştirmedi. Bana dönüp bakmadı. Yavaşça yanına adımladım ve sildiği camı inceledim.

Tekrar boğazımı temizledim. "Yanlış yapıyorsun." durdu ve yavaşça bana döndü.

"Ne?" diye sordu. Öldürür müydü? Bence tam şu an 15 yerimden bıçaklayabilirdi.

"Daire daire siliyorsun, iz bırakır." dedim. Bir elindeki beze bir de sildiği yerlere baktı. Derin bir nefes alıp elimi uzattım ve bezi onun elinden aldım. Bakışları bana dönmüştü ancak yüzüne bakamadığım için ifadesini bilmiyordum.

Yavaşça cama dönüp düz hareketlerle silmeye başladım. Tam yanımda yaptığım işi izliyordu. "Böyle." deyip bezi tekrar ona uzattım. Elimden aldığında hemen kenara çekildim.

Bana yandan bir bakış atıp aynı gösterdiğim gibi silmeye başladı. Bikaç saniye sildikten sonra hafifçe bana döndü. "Böyle mi?"

Sormasını beklemediğim için bocaladım. "E-evet. Yani, şey... Çilek.."

Çilek mi?

ÇİLEK Mİ?!

İnanamıyorum kendime ben az önce çilek mi dedim?!

Gözlerim japon balığı gibi belerdiğinde bir adım geriledim. O ise tek kaşını havaya kaldırmıştı. "Çilek?"

Elimi saçıma atıp stresle kaşıdım. "Ee şey yani.." derken aklıma ilk gelen şeyi söyledim. "Motivasyon!"

"Motivasyon?" diye sordu şaşırmış gibi.

“Evet.” dedim hızlı hızlı. “Ben… şey… işleri iyi yapanlara böyle diyorum. Çilek gibi olmuş yani… güzel, temiz… falan…”

Dudağının bir kenarı hafifçe yukarı kalktı. "İlginç." dedi eğlenir gibi bir ifadeyle.

Poyraz güldü mü yoksa ben mi yanlış gördüm.

"Ahaha aynen. Çok ilginç. Ben en iyisi gideyim." deyip hemen arkamı döndüm ve koşarak odadan çıktım.

Odadan iyice uzaklaştığımda duvara yaslanıp soluklandım. Ben az önce ne yaşamıştım öyle?

Motivasyon nedir ya?!

Ayrıca Poyraz gülmüştü! Hem de bana!

"Hay senin çileğine..." diye kendi kendime mırıldanırken aniden Demir'in sesini duydum.

"Defne!" diye seslendi hemen önümde bana doğru hızlı adımlarla ilerlerken. Yaslandığım duvardan ayrılıp doğruldum. İfadesi hiç hayra alamet değildi.

Tam önüme geldiğinde soluklandı. "Ben de seni arıyordum. Nerdeydin?" diye sordu aceleci bi tavırla.

"Poyraz'ın yanındaydım, ne oldu?" dedim anlamazca. Hemen bileğimden tutup beni sürüklemeye başladı.

"Demir noluyo?" diye sordum.

"Defne yardımın lazım ben yanlış bi şey yaptım!" demesiyle şaşkınlıkla güldüm.

"Yılların emeğine ne oldu?"

"Geç dalganı sen geç." diyerek beni mutfağa sokmuştu. Gördüğüm manzarayla gözlerim faltaşı gibi açıldı.

Çamaşır makinesi çıldırmış gibi sallanıyordu ve her yerinden köpükler çıkıyordu! Neredeyse mutfağın tamamını köpüklü su basmıştı!

"Lan sen ne yaptın?!" diye bağırdım dehşet içinde.

"Ben de bilmiyorum vallahi!" dedi panikle.

Bir saniye donup kaldıktan sonra “Sen bu makineye ne koydun?” dedim yavaşça.

Demir gözlerini kaçırdı.

"Deterjan...”

“Ne deterjanı?”

“Deterjan işte.”

Gözlerimi kıstım.

“Bulaşık deterjanı mı?”

Sessizlik.

Demir bana baktı ben Demir’e baktım.

"Köpüren o zaten...” dedi kısık sesle.

Ağzım açıldı. “LAN SEN MANYAK MISIN?!”

Kafama elimle vurdum. “Bu çamaşır makinesi! Bulaşık makinesi değil! Tabii köpürür!"

Makine o sırada güüm güüm diye sesler çıkararak sallandı. İkimiz de aynı anda ona döndük.

“Patlamaz di mi?!” dedi Demir.

Hemen ileri atıldım. “Fişi çek fişi!”

Demir hemen koşup fişi çekti. Makine yavaşladı ama köpükler durmadı. Yerden resmen dalga dalga köpük geliyordu.

“Harika.” dedim. “Evin içi çilekli latte oldu."

Demir saçını karıştırdı. “Ben az koydum aslında…”

“NEYE GÖRE AZ? ŞİŞENİN YARISINI MI DÖKTÜN?”

“Biraz geçti elimden...”

“Biraz mı?! Titanic batmadı bu kadar köpükle!”

Tam o sırada kapıdan Efe’nin sesi geldi. “Ablaaa su bize doğru geliyo!”

Arkamı döndüm.

KÖPÜKLER SALONA DOĞRU GİDİYOR!

“GELİYORUM!” diye bağırdım ve ardından Demir’e döndüm.

“Bunu durdurmamız lazım yoksa hepimiz çileği yeriz!”

“Ne yapıcaz?” diye sordu korku içinde.

Beynim turbo moda geçti.

“Bez! Havlu! Ne varsa getir!” diye bağırdım hemen.

Demir koştu. Ben ise dizlerimin üstüne çöküp köpüğü geri itmeye çalışıyordum. Ama bu köpük asla itilmiyordu.

“BU GERİ GELİYOR LAN!”

O sırada Ayaz, Barış, Miraç ve Doğan kapıya doluştu ve 4’ü de aynı anda “Lan bu ne?!” diye bağırdı.

Kafamı kaldırıp sinirle bağırdım. “SPA merkezi açtık, görmek istemez misiniz?”

Barış bana baktı. “Defne…”

“Ben yapmadım!” dedim direkt. Parmağımla kucağında havlu ve bezlerle mutfağa giren Demir’i gösterdim.

“Hepsi bunun suçu!”

Demir ise ağlamaklı bir ifadeyle konuşamadı bile.

Miraç eğilip köpüğe dokundu. “Bu baya köpük lan…” dedi kendi kendine.

"Aferin süper zeka, biz bilmiyorduk aydınlattığın için sağ ol!" diye bağırdım.

"Nasıl oldu bu?!" diye sordu Barış.

“Dahi doktorunuz bulaşık deterjanını çamaşır makinesine dökmüş!”

3 saniye sessizliğin ardından herkes bir anda patladı. Öyle ki Ayaz gülmekten yerlere yatmıştı.

“Gülmeyin lan yardım edin!” diye bağırdı Demir.

Tam o sırada arkamdan bir gölge düştü. İçimden eyvah deyip yavaşça başımı çevirdim.

Poyraz kapıda duruyordu.

Önce yere baktı.

Sonra makineye.

Sonra bana.

“Vallahi masumum." deyip ellerimi havaya kaldırdım ve Demir'i işaret ettim. Gözleri Demir’e kaydı. Demir ise hemen savunmaya geçti.

“Yanlışlıkla oldu!”

Poyraz başını hafifçe salladı. “Görüyorum.”

Birkaç saniye boyunca oluşan kaos ortamını izledim. Demir ağlamaklı bir ifadeyle makineden hâlâ çıkmaya devam eden köpükleri siliyor, Doğan, Barış ve Miraç üçlüsü köpüklerin salona ulaşmasını ellerindeki havlu ve bezlerle engellemeye çalışıyor, Efe abilerinin peşinden koşturarak onlara daha fazla havlu götürüyor, Poyraz bunların hepsi mal havasıyla duvara yaslanmış yaşananları uzaktan izliyor ve son olarak da ben ve Ayaz yerde dizlerimizin üzerine çökmüş, dalga dalga gelen köpükleri ellerimizle ittirip geri göndermeye çalışıyorduk.

En sonunda kafamı toparlayarak yanımda duran Ayaz'a tutundum ve kaymamaya dikkat ederek yavaşça ayağa kalktım.

Kollarımı sıvadım. “Operasyon başlıyor!”

Hepsi bana baktı.

“Ne operasyonu?” dedi Ayaz.

“Çilek kurtarma operasyonu.”

Efe arkadan bağırdı.

“ABLA KÖPÜKLER SALONA GELDİ!”

İşte şimdi iş çığırından çıkmıştı.

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.