İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 20 · 9 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 20

20🍓

🍓

Gerçekten sinir ve stresten kusmak üzereydim. Köpükler salona kadar ilerlemişti ve bu salak makine hâlâ durmamıştı.

"Biri şu makineyi durdursun!" diye bağırdım. Demir elindeki havlularla makineden çıkmaya devam eden köpükleri engellemeye çalışırken o da bağırdı.

"Durdurdum!"

"Durmamış işte!" sinirden deliye dönmüştüm. Her yerim köpük olmuştu. Saçlarıma bile bulaşmıştı.

"Bu şey cinlenmiş olabilir mi?" dedi yanımdaki Ayaz.

"Birazdan ben cinleneceğim!" diye tekrar bağırdım.

"Defne abicim sen biraz fazla sinirlisin sanki." dedi Demir.

"Aferin zeka küpü nasıl anladın hemen öyle ya!" diye bir daha bağırdım.

Tam o anda bir şey oldu. Bir ses geldi.

ZİL SESİ!

Evet, Sevgi hanımlar gelmişti ve biz gerçekten sıçmıştık. Ayaz ve Demir'le aynı anda birbirimize boku yedik bakışları attık.

Hemen oturduğum yerden kalkıp üzerimdeki köpüklerle kapının yanına gittim. Ben gidene kadar zaten kapı Efe tarafından açılmıştı. Arkamdan Ayaz ve Demir de geldi. Hemen ardından gelen 4lü ile Sevgi hanım ve Kadir beyi karşılamıştık.

İkisi de şok içinde bir bize bir de yerdeki köpüklere bakmaktaydı...

"Sanırım yanlış eve geldik Kadir." dedi Sevgi hanım dehşet içinde kocasına dönerek. Kadir bey de onu onayladı. "Katılıyorum."

Hepimiz teker teker birbirimizle bakışırken en sonunda Sevgi hanım patladı.

"SİZ BU EVE NE YAPTINIZ!?"

🍓

"Allah senin belanı versin Demir." diye isyan ettim elimdeki bezle yerleri silerken. İki saattir Demir'in yemediği beddua kalmamıştı.

Demir karşımda başka bir yeri silerken her seferinde olduğu gibi sesini çıkarmadı. Suçunu biliyordu en azından.

Sevgi hanım ile Kadir bey gelince gördükleri manzara karşısında baygınlık geçirmişlerdi. Suç Demir'in olduğu hâlde hepimiz ceza almış, son iki saattir yerlerdeki köpükleri temizliyorduk. Çok şükür bitmek üzereydi.

"Of bittim ben!" diye elindeki bezi yanına bırakıp yere uzandı Miraç. Onu gören Barış elindeki bezi yerde yatan Miraç'ın suratına yapıştırdı. "Devam et lan!"

"Ya abi!" diyerek yüzüne yapışan bezi alıp Barış'a geri fırlattı Miraç.

"Ya deme abine!"

O ikisi atışırken ben emekleyerek Ayaz'ın yanına gittim. O da yorgunluktan bitmiş durumdaydı. Zaten Efe full telefonundan oyun oynadığı için evin çoğunu o süpürmüştü. Kıyamıyordum aşkitoma.

"Ayaz aşkım." diye seslendim yanına gelince.

"Efendim güzelim?"

"Yiaa güzelin miyim gerçekten?" diyerek iyice yanaştım. Elindeki bezi bırakıp yanaklarımı sıktı. "Öylesin tabii."

Güldüm tatlı tatlı. "Sen çok yorulmuşsundur. Bırak onu burayı da ben yaparım."

Bunu dememi beklemiyor olacak ki şaşırmıştı. "Önemli değil, az kaldı zaten bitanem. Ben yaparım." diyip bezini tekrar eline aldı. Dayanamayıp elinden çektim hemen.

"Seni böyle yorgun görünce üzülüyorum. Bırak ben yapayım, nerdeyse hiç iş yapmadım zaten." diye ısrar ettim.

"E iyi madem." deyip yanağımdan öptü ve çömeldiği yerden kalktı. Ona gülümseyip yerleri silmeye devam ettim.

Bu kıyağımı bi tek Ayaz'a yapardım. İkizim olduğu için onun yeri ayrıydı.

Şanslı şey.

🍓

Yaklaşık 20 dakika sonra her yer pırıl pırıl olmuştu. Sonunda güzel bir duş alıp çilekli pijamalarımı giyebilmiştim.

Temizlik işi bitince çamaşır makinesinin bozulduğunu öğrenmiştik. Yani o kadar fazla köpük çıkarmasının sebebi Demir değilmiş. Zaten ters giden bir şeyler olduğu belliydi.

Bu minik yanlış anlaşılma için çilekli süt zulamdan bir tane süt alıp Demir'e özür niyetinde verecektim.

Yatağımın altında sakladığım kolinin içinden bir tane süt çıkarıp koliyi yerine koydum. Odamdan çıkıp salona indiğimde Demir'i koltuklardan birinde oturup televizyon izlerken buldum. Hemen yanına adımladım.

Beni görüp göz ucuyla baktı ama umursamadı. Ya da umursamamış gibi davrandı. Ben dahil evdeki herkese tripliydi. Az sövmemiştik sonuçta.

Yanındaki boş yere oturup iyice yaklaştım. "Demir?" dedim harfleri uzatarak. Cevap vermedi. "Demirr?" dedim tekrar ama yine cevap vermedi. Dudaklarını birbirine bastırıyordu. Haklıydı. Ben olsam ben de trip atardım.

"Doktor beyciğim sana çilekli süt getirdim." dedim tatlı bir sesle. Hafifçe gülümsediğini gördüm ama yine cevap vermemişti. Bana bakmamak için çaba gösteriyor gibiydi ama hoşuna gittiğine emindim.

Tabi ben onun moralini nasıl yerine getireceğimi iyi biliyordum. Elimdeki süt kutusunu koltuğun kenarına bırakıp iyice yanına yaklaştım ve gözlerimi kırpıştırdım. Ardından şaşkınlık içinde bana bakmasına neden olacak olan o kelimeyi söyledim. "Abi?"

Bunu söylememle hızla bana dönmüştü. "Ne dedin!?" diye sordu heyecanla.

Mal ayağına yattım. "Ne demişim?"

"Abi dedin!" bunu söylerken heyecanlı bir şekilde oturduğu koltuktan kalkmıştı. Onunla birlikte ben de kalktım.

"Öyle mi dedim?" diye sordum gülerek.

Ancak o beklemediğim bir hamle yaparak aniden bana doğru eğildi ve kollarını bedenime dolayarak beni havaya kaldırdı. "Lan!" diye şaşkınlıkla bağırdığım sırada bir de iki tur etrafında döndürdü.

Bunu yaparken "Allahhh!" diye bağırmayı da ihmal etmiyordu.

Bu kadar fazla tepki vereceğini düşünmemiştim açıkçası.

Beni yere indirirken düşmemek için boynuna doladığım kollarımı çözdüm. O sırada içeri bağırış seslerini duyan evin geri kalanı da doluşmuştu.

"Noluyo lan burda?" diye şaşkınlık içinde sordu Barış. Herkes bize bakarken Demir söze girdi.

"Defne bana abi dedi!"

Herkes aynı anda "Ne?!" diye bağırdı.

"Oha!" dedi Barış.

"Cidden dedi mi?" diye soran da Doğan'dı.

"Ay ne abarttınız ya dedim işte!" diye sesimi yükselttim dayanamayıp. O sırada Miraç direkt yanıma ışınlanıp önümde hafifçe eğildi.

"Bana da de." demesiyle şaşırarak ona baktım. Tam ağzımı açıp cevap vereceğim sırada Demir kolumdan kavrayıp beni kendine çekti. "Rahat bırakın kardeşimi. Sadece bana dedi kudurabilirsiniz."

"Lan oğlum!" diyerek yandaki koltuktan aldığı yastığı Demir'e savurdu Doğan. Demir ise üstün cerrahi yetenekleriyle kendisine atılan yastığı havada yakalayıp tekrar geri gönderdi.

Bunlar olurken Poyraz kenarda duvara yaslanmış, olanları izliyordu. Başımı çevirince göz göze geldik. Artık eskisi kadar korkutucu bakmıyordu. Ama yine de hemen bakışlarımı ondan çektim.

Abi takımının kalanı Demir'e yastık fırlatıp kavga ederken ben Ayaz ile Efe'nin yanına gittim.

"Biricik ikizim Demir abimi abisi olarak kabul ettikten sonra umarım beni unutmaz." dedi Ayaz kolunu omzuma dolarken.

"Aynen beni de." diyen de Efe'ydi.

"Saçmalamayın isterseniz." diyerek ikisine de öpücük yolladım. "Siz ayrısınız."

Demir'in gönlünü aldığıma göre işlem tamamlanmıştı.

Üçümüz beraber yukarı çıktığımızda Efe söze girdi. "Film izleyelim mi?"

Hemen başımı iki yana salladım. "Ben çok yorgunum biraz uyucam sanırım."

Ayaz eğilip başımın tepesine bir öpücük kondurdu. "Tamam canım sen git uyu."

Ona gülümsedim ve parmak ucumda yükselip yanağından öptüm. Ardından Efe'ye doğru dönüp onu da yanağından öptüm. Bunu beklemediği için şaşırmıştı. Bir şey demeden odama girdim.

"Offf!" diyerek kendimi yatağıma fırlattım. Gerçekten bugün çok yorucu geçmişti. Üstelik yarın tüm anne tarafı beni görmeye gelicekti. Çok stresliydim.

Ama şu an düşünmem gereken başka bir konu daha vardı. Mesela Tuğra gibi..

Gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum, sıkışıp kalmıştım.

Acaba birinin burnunu kırmanın cezası ne kadardır?

Aklıma gelen şeyle hemen yatakta doğruldum. Doğan polisti. Ona sorabilirdim. Ama direkt sorarsam bir şeyler olduğunu anlardı.

Neyse bir şekilde hallederim.

Hemen yatağımdan inip odamdan çıktım ve merdivenlere doğru ilerledim. Zemin kata inip salona girdiğimde Doğan'ı elinde telefonla koltukta otururken buldum. Karşısında da Barış oturuyordu. Başka kimse yoktu.

Yavaş adımlarla ilerleyip Doğan'ın yanına oturdum. Yandan bana bir bakış attı ve ardından tekrar telefonuna döndü. Hafifçe başımı eğip bakışlarının beni bulmasını sağladım. Anlamazca suratıma bakarken ne yapmaya çalıştığımı sorguluyordu. Kaşlarını çatmıştı.

"Doğan?" diye söze girdim.

Tekrar telefonuna döndü ve "Yoğun bir insanım, randevu alman lazım." dedi.

Derin bir nefes aldım. "Bir şey soracağım."

"Hayat tavsiyesi vermiyorum."

"Kanun soracağım."

Bu sefer ilgisini çekmiştim. Yavaşça başını kaldırıp "Ha?" dedi.

Kollarımı bağladım, gayet normalmiş gibi konuşmaya çalışarak "Birinin burnunu kırmanın cezası ne?" diye sordum.

Bunu beklemiyordu. Birkaç saniye bana baktı ve ardından gözlerini kıstı. "Ne yaptın?"

"Ben bi şey yapmadım." diye yalan söylemeye çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur.

"Sen değilsen kim?" diye sordu şüpheci bir sesle.

"Bir arkadaşım." diye cevap verdim.

"Yalan."

Gözlerimi devirdim. "Of ya! Her şeyin altından bir şey çıkarmak zorunda mısın?"

"Sen sorunca evet." dedi sakin sakin.

Bir an sustum. Sonra omuz silktim. "Arkadaşım eski sevgilisinin burnunu kırmış. Senin abilerinden biri polisti, ona sorsana dedi." diyerek detay eklemeye çalıştım. Daha inandırıcı olmalıydı.

"O kişinin sen olmadığına emin misin?" diye tekrar sordu.

"Değilim dedim ya!"

"Tamam, anlat bakalım." dedi ama hâlâ şüpheli bakıyordu.

"İşte bunun cezası ne?"

Doğan derin bir nefes aldı ve bakışlarını benden çekip düşünüyormuş gibi yaptı. Sonra tekrar bana döndü.

"1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası olabilir. Ama bir sürü değişken var tabii ki." dedi.

Merakla ona yanaştım. "Ne bu değişkenler?" diye sordum.

Gözlerini kıstı. "Pek arkadaşın için soruyormuş gibi durmuyorsun." demesiyle hemen ifademi düzelttim.

"Yok onun için soruyorum ama merak ettim tabii ki." dedim rahat bir ifade takınmaya çalışarak.

Tekrar telefonuna dönerken söylendi. "O arkadaşına söyle googleden araştırsın o zaman."

Kaşlarımı çattım. Çok mantıklıydı.

"İyi be, bi şey soralım dedik şu tavırlara bak." diyerek oturduğum koltuktan kalktım. Salondan çıkarken arkamdan adımı seslendi.

"Defne!"

Ona döndüm sorarcasına.

"Umarım başını belaya sokmamışsındır."

Anlamamazlıktan geldim. "Niye sokayım ki?" diye sordum. Yüzüme birkaç saniye tuhaf bir ifadeyle bakıp telefonuna geri döndü.

Noluyo buna be?

Çok üstünde durmadan merdivenleri tırmanıp odama geri döndüm. Doğan'ın dediği gibi googleden araştırmak daha mantıklıydı. Neden mal gibi gidip ona sormuştum ki?

Masanın üzerinde duran telefonumu alıp yatağıma uzandım ve araştırmaya başladım.

🍓

Yazarın Anlatımıyla

Doğan, Defne'nin arkasından bakıp, gittiğine emin olana kadar bekledi. Ardından önündeki koltukta oturup telefonundan dizi izleyen Barış'a seslendi.

"Barış." dedi ama kulağındaki kulaklıklardan dolayı Barış onu duymadı ve izlemeye devam etti.

Doğan tekrar seslendi. "Barış!"

Yine duymamıştı.

En sonunda Doğan yanındaki yastığı alıp kardeşinin kafasına fırlattı. Ne olduğunu anlamayan Barış şaşkınlıkla elindeki telefonu koltuğun üzerine düşürdü.

"Ne oldu lan?" diye sordu anlamadan.

Doğan cevap verdi. "Lan mal! Çıkar şu kulağındakileri belanı sikerim senin!"

Bu sefer duymuştu Barış. Aceleyle kulağındaki kulaklıklarını çıkardı. "Ne var abi?" diye sordu şaşkınlıkla.

"Defne az önce bana ne dedi?" dedi Doğan.

Barış anlamazca suratına bakmaya devam etti. "Ne Defne'si? Defne burda mıydı?"

"La havle!" diye burun kemerini sıktı Doğan. Üzerinde bazı endişeler olduğu için sinirliydi. "Şu ekrandan uzaklaşıp temiz hava al biraz! O beynin matematiğe nasıl basıyor hiç anlamıyorum gerçekten."

"Diyene bak." dedi Barış.

Doğan bu söz üzerine kardeşine tekrar bir yastık fırlattı. "Ne varmış lan bende?!"

Korktu Barış. Sonuçta abisi polisti. Dövebilirdi. "Hiçbi şey abi."

Derin bir nefes aldı Doğan. "Neyse. İyi dinle beni."

Barış ona dikkat kesildi ve dinlemeye başladı. "Defne az önce yanıma gelip bana dedi ki birinin burnunu kırmanın cezası ne."

Barış gözlerini kırpıştırdı. "Ee ne var bunda. Merak etmiş işte."

"Oğlum sen şaka mısın? Kız niye durupdururken böyle bir şeyi merak etsin?" diyerek sakin olmaya çalıştı Doğan. Barış sessiz kalmayı tercih edince devam etti.

"Demek ki Defne birinin burnunu kırmış ama bana arkadaşım soruyo diyerek yalan söyledi."

Barış tekrar gözlerini kırpıştırdı. "Yalan söylediğine emin misin? Bana gayet mantıklı geldi de."

"Ya sabır ya Allah!"

"Tamam sinirlenme ya."

Doğan tekrar burun kemerini sıktı. Sonra Barış'a dönüp söze girdi. "Okulda Defne'nin muhatap olduğu kişileri incele. Şüpheli bir davranış görürsen hemen bana söyle."

Barış hemen başını salladı. "Tamam abi."

Doğan oturduğu koltuktan ayağa kalkıp salonun çıkışına doğru ilerledi. Kapıdan geçmeden önce tekrar Barış'a döndü.

"Unutma bak."

Barış başını salladı.

Doğan salondan çıkıp asansöre doğru ilerlerken kardeşlerinin ne kadar salak olduğu hakkında söyleniyordu.

Zeki olmak zordu.

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.