🍓
Yavaş yavaş uyanmaya başladığımı hissediyordum. Etraftaki sesleri duymaya başlamıştım. Yavaşça gözlerimi açtığımda birkaç saniye kendime gelmeyi bekledim. Daha sonra yan tarafıma baktım ve Ayaz'ın burada olmadığını gördüm.
Bunu çok umursamadım, sonuçta işi olabilirdi.
Herhalde odasına gitmiştir diye düşünerek yattığım yerde doğruldum ve ayaklarımı sarkıtıp yataktan indim. Saate baktığımda sabah 9 buçuk olduğunu gördüm.
Ellerimle gözlerimi ovuşturarak odadan çıktım ve banyoya doğru ilerledim. Çok şükür içerisi boştu. Hızla girip işlerimi hallettim ve çıktım. Tekrar kendi odama gidecekken kararımı değiştirip Ayaz'ın odasına yöneldim ve kapısını çaldım. Ses gelmemişti. Uyuduğunu düşünüp yavaşça araladım ancak kimse olmadığını görünce şaşırmıştım.
Nereye gitmiş olabilirdi ki?
Aman canım kocaman ev sonuçta her yerde olabilir.
Kapıyı kapatıp odasından uzaklaştım ve merdivenleri inmeye başladım. Bir alt kata geldiğimde ortalıkta kimseleri göremedim. Tekrar aşağı inecektim ki duyduğum seslerle durdum. Ayaz'ın sesi gelmişti.
Sesleri takip ederek bir odanın önüne geldim. Burası Demir'in odası olmalıydı. Acaba bir yerine bir şey mi olmuştu? Burada ne arıyordu?
Tam kapıyı çalacaktım ki işittiğim seslerle elim havada asılı kaldı.
"Bir açığını yakaladın mı?" diyordu Demir'in sesi.
Kimden bahsediyordu?
"Yok abi şu an normal davranıyor. Ama az kaldı biliyorum, bi gün gerçek yüzünü ortaya çıkaracak." bu ses Ayaz'a aitti.
Dehşet içinde elimle ağzımı kapattım. Benden mi bahsediyorlardı?
"Tamam koçum sen ona iyi davranmaya devam et. Yakında bu evden göndereceğiz."
Gözlerimden yaşlar boşalırken arkamı dönüp ilerleyeceğim sırada ayaklarım aceleden birbirine dolandı ve yüz üstü yere yapıştım. "Ahh!"
Tam ayağa kalkmış koşarak buradan uzaklaşacağım sırada "O ses neydi?" diyerek kapıyı açan Ayaz ile yerimde kaskatı kesildim. Bana şüpheci bakışlar atarken ağladığımı gördüğünde sanırım onları dinleyip her şeyi öğrendiğimi anlamıştı.
"Sen bizi mi dinledin?" diye sorduğunda Demir de odadan çıkmıştı.
"H-hayır." diyerek arkamı döndüğümde Demir kolumdan tutup beni geri çekmişti. "Neden bizi dinledin!?" diyerek yüzüme doğru bağırdığında merdivenlerden adım sesleri gelmeye başlamıştı. Kısa süre içinde evdeki herkes yanımıza geldiğinde hepsi bana nefret dolu bakışlarla bakıyordu. Buna Sevgi Hanım ve Kadir Bey de dahildi.
Neler oluyordu?
Ayaz tam önüme geldi ve beni omuzlarımdan tutup sarsmaya başladı. "Madem bizi dinledin o zaman her şeyi öğrenmişsindir! Seni sevmiyorum, hiçbir zaman da sevmedim! Tüm davranışlarım yalandı, sadece rol yapıyordum ve sen de buna saf gibi inandın!" diye yüzüme haykırarak büyük bir kahkaha atmıştı.
Etrafımdaki herkes bana alay dolu bakışlarla bakıyordu. Ayaz omuzlarımdan ellerini çekip beni tüm gücüyle geriye ittirdi. Yere kalçamın üstüne düştüğümde hepsi etrafımda bir çember oluşturmuştu.
"Senden nefret ediyoruz!"
"Hiçbir şeyi haketmiyorsun!"
"Defol git evimizden!"
"Tam bir safsın!"
"Midemizi bulandırıyorsun!"
"Yüzünü görmek istemiyoruz!"
Kafamı ellerimin arasına aldım. "Hayır!"
"Seni asla sevmeyeceğiz!"
Ellerimle saçlarımı çekiştirip yolmaya başladım. "Hayır!"
"Hiçbir zaman kardeşimiz olamayacaksın!"
"HAYIR!"
Çığlık atarak yattığım yerde sıçradığımda her tarafım terden sırılsıklam olmuştu. Elimi kalbimin üstüne yaslayarak derin derin nefesler alırken yanımda yatan Ayaz uyanmaya başlamıştı.
Yanaklarımda ve gözlerimin çevresinde hissettiğim ıslaklıkla uyurken ağladığımı ve şu an da devam ettiğimi fark ettim. Ben hızlı hızlı nefesler alıp sakinleşmeye çalışırken Ayaz uyanmıştı. Bakışları bana döndüğünde endişeyle doğruldu. "Defne! Ne oldu?!"
Ellerini yanaklarıma yaslayıp yüzümü kendisine döndürdüğünde gözlerindeki büyük korkuyla bana bakıyordu.
Ya rol yapıyorsa?
"Defne kabus mu gördün?! Neyin var?!" diye endişe içinde sorduğunda sakinleşmeye başlamıştım. Biraz fazla gerçekçi bir kabustu.
Nefes alışverişlerim normale döndüğünde ellerimi yanaklarımdaki ellerinin üzerine koyup yavaşça kendimden uzaklaştırdım. Bana anlamaz gözlerle bakarken yavaş hareketlerle yataktan indim. "Ben bir lavaboya gideceğim. Bekleme beni odana git." konuşurken yüzüne bakamamam normal miydi?
O da hızla yataktan indiğinde kapıyı açmak üzere olan benim yanıma gelip kolumu tuttu. "Defne neyin var, iyi misin sen?"
Kolumu ateşe değmiş gibi çektiğimde zorlamadan bırakmıştı. Ellerini havaya kaldırıp tekrar konuştu. "Defne ne tür bir kabus gördün bilmiyorum ama iyi değilsin, gel konuşalım."
Başımı iki yana salladım. "İyiyim ben, gerek yok." deyip tekrar kapıya yöneldiğimde çevik bir hareketle önüme geçip yolumu kesmişti. Çok yakınımda olduğu için iki adım geriledim.
Tam önümden çekilmesi için bir şeyler söyleyecekken o anahtar deliğindeki anahtarı çevirip cebine koymuştu. Şok içinde ona bakarken kolumu tutup yatağa doğru yürümeye ve beni de beraberinde sürüklemeye başladı.
"Ayaz napıyorsun, bırak."
Yatağımın ucuna oturduğunda beni de tam karşısına oturtup omuzlarımdan tuttu. "Ne gördüğünü ve neden böyle davrandığını anlatana kadar bu odadan çıkmak yok."
Derin bir nefes verdim. "Ayaz gerçekten iyiyim ben." dediğimde başını iki yana sallayıp cıkladı "Değilsin."
Şefkatle yüzümü elleri arasına aldı. "Anlat bana, ne gördün?"
Birkaç saniye tereddütle ona baktım. Sanırım kabusumun gerçekleşmesinden çok korktuğum için söyleyemiyordum. Ya gerçekten rol yapıyorsa?
Saçmalama Defne o Ayaz, senin ikizin olan Ayaz.
Ama içimde bir ses bunun tersini söylüyordu.
Çocuğu kaç gündür tanıyorsun ki? Hakkında ne kadar şey biliyorsun da ona bu kadar güveniyorsun?
İçimdeki sesi yok sayıp konuşmak için dudaklarımı araladım. "Senin bana olan davranışlarının yalan olduğunu ve rol yaptığını gördüm. Evdeki herkes bana düşman gibi bakıyordu."
Bakışları üzüntüyle doldu ve bana büyük bir tebessüm gönderdi. "Defne ben asla öyle bir şey yapmam, sakın endişe etme. Seni gerçekten çok seviyorum ve bu yalan değil. Rol de değil. Bana güvenebilirsin." dedikten sonra yanaklarımın üzerindeki elleri omuzlarıma, oradan da kollarıma inip beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Hemen ona karşılık verdiğimde daha sıkı sarmaladı bedenimi.
Ondan az da olsa şüphe ettiğim için kendime kızıyordum. Sadece bir kabustu ve gerçek değildi. Saçmalamıştım.
Ayaz beni gerçekten seviyordu.
Ellerimi saçına daldırıp karıştırdığım sırada benden ayrıldı. İkimiz de birbirimize gülümseyerek bakarken söze girdim. "Hadi kahvaltıya inelim, Kurt gibi acıktım."
Başını salladığında yatağımdan kalktık ve elini cebine atıp anahtarı çıkardı. Bi dakika çıkarmadı. Neden çıkarmadı?
"Anahtar nerde lan?" diye kendi kendine mırıldandığında panikle ona baktım. "Cebine koymamış mıydın?"
"Koymuştum da yok." diyerek bana döndü. "Allah Allah nereye gitti ki?"
"Aman boş ver bir şey olmaz. Balkondan çıkalım, senin odanla birleşik değil miydi?" dediğimde güldü. "Doğru ya unutmuşum onu."
Elimden tutup balkona doğru yürüdü. Ellerimize bakarken ben de onunla birlikte yürümeye başladım. Balkona çıkıp oradan onun odasına girdiğimizde hızla dışarı çıkmıştık.
Yemek odasına gitmek için merdivenlerden inerken Demir ile karşılaştık. İkimize gülümseyip bana göz kırptığında aklıma rüyamdaki hâli gelmişti. Yüzümdeki tebessümü silip bakışlarımı kaçırdım.
Ya rol yapıyorsa?
Derin bir nefes verdim. Bakışlarını üzerimde hissediyordum ama ona bakmadım. Merdivenler bitince yemek odasına gelmiştik. Tüm bakışlar bize ama en çok bana döndüğünde hepsi ellerimizi görmüştü.
İçerisi kıskançlık kokuyordu.
Onları umursamadan boş duran iki sandalyeye Ayaz ile yan yana oturduk. Üzerimdeki bakışlarla beraber önümdeki yemeğe döndüğümde kulaklarıma Kadir Bey'in sesi doldu.
"Defnecim kimlik işini hallettim, alabilirsin." diyerek elindeki kimliğimi bana uzatıyordu. Hemen aldım. "Artık sen de bir Demirkan'sın kızım."
Kimliğe baktım. Soyadım artık Korkmaz değildi. Artık o Hakan şerefsizinin kızı değildim. Artık başka bir ailem vardı.
Dudaklarımda oluşan hafif tebessüm gelen bir sesle bıçak gibi kesildi. "Bunu yapmak zorunda mıydın baba? Bu kız bizim ailemizden olamaz."
Kim olduğunu söylememe gerek yok diye düşünüyorum. Adı lüzumsuz, baş harfi Barış.
Titrek bir nefes verdim. Zaten hâlâ gördüğüm rüyanın etkisindeydim. Bir de bununla uğraşamazdım. Hızla oturduğum sandalyeden kalktım. "Ben doydum, size afiyet olsun."
"Kızım hiçbir şey yemedin bile ne doyması?!" diyen Sevgi Hanımı umursamadan kapıya yöneldim. Ancak biri kolumdan tutmuştu. Dönüp baktım. Ayaz'dı.
"Defne oturup yemeğini yer misin? Dün akşam yemeği de yemedin çok açsındır." dediğinde başımı iki yana salladım. "Ben gayet tokum." dedim bakışlarım Barış gereksizine dönerken. Bana umursamaz bir ifadeyle bakıyordu.
Kolumu Ayaz'dan kurtarıp odadan çıkarken bir sandalye çekilme sesi duydum. Ardından Demir'in "Sen dur Ayaz, ben hallederim." diyen sesini.
Merdivenlere yöneldiğimde arkamdan adım sesleri geliyordu. Adımlarımı hızlandırdım. Ondan şüphe ederken yüzüne bakmak zor olacaktı.
Merdivenlere varmadan hemen önce "Defne." diyerek kolumdan tutmuştu. Ona döndüm hemen. "Bak eğer bana Barış'a karşı anlayışlı olmam gerektiği ve önceki kızdan dolayı önyargılı davrandığı saçmalığını anlatacaksan hiç boşuna yorulma. Umurumda değil." deyip kolumu ondan kurtardım.
Ensesini kaşıdı. "Tam olarak öyle söylemeyecektim.."
Ofladım. "Yemek falan yemeyeceğim, ikna etmeye çalışma lütfen." dedikten sonra arkamı dönüp merdivenleri çıkmaya başladım. Ancak yine kolumdan tutmasıyla tekrar ona döndüm. Tam konuşacakken sözümü kesti.
"Sana bir şey soracağım Defne. Bugün merdivenlerde bana öyle korkarak bakmanın sebebini söyleyebilir misin?" dedi tek kaşını kaldırarak.
Az önceki hâlim bir anda silinirken kabusum yine aklıma gelmişti. Yutkunarak bakışlarımı kaçırdım. Ya söyledikten sonra aynı sahne yaşanırsa?
"Yok bir şey yanlış görmüşsündür." deyip kolumu çektim ancak bırakmadı ve acıtmayacak şekilde daha sıkı kavradı. Kolumu tutan eline bakarken bir anda üzerime eğildi. "Korktuğun şey ne?"
Sinirli bir nefes verdim. "Kabus gördüm tamam mı bu!" diyerek kolumu kendime çektim ancak yine bırakmadı. "Ne gördün?" diye sordu.
Bakışlarımı tavana çevirip ya sabır der gibi bir ifade takındım. Sakinleşmeye çalışarak tekrar ona döndüm. "Bana çilek verirsen anlatırım."
Şaşkın bir bakış attı. "Çilek mi?"
"Evet"
"Nereden bulacam ben çileği bu mevsimde, saçmalama." dedi kolumu bırakırken. Omuzlarımı silktim. "Çilek yoksa anlatmak da yok."
Bu sefer o ya sabır dercesine bakışlarını tavana dikmişti. Tekrar bana döndüğünde komik bir ifadeyle bakıyordu. "Çilekli süt olur mu?"
Sırıttım. "Anlaştık."
Gülerek saçlarımı karıştırdığında elini ittim. "Bozmasana!"
"Yarım saate hazırlanıp aşağı in, markete gidiyoruz." dediğinde kaşlarımı çattım. "Ben de mi geliyorum?"
"Kendime mi alıyorum sütü? Geleceksin tabii ki."
Ofladım. Hiç dışarı çıkasım yoktu ama çilekli süt için her şeyi yapardım. "İyi tamam." diyerek merdivenleri çıkmaya başladım. Odamın önüne geldiğimde kolu çevirdim ancak açılmadı. Neden açılmadı?
Gerizekalı, anahtar kayıp ya!
Derin bir nefes aldım. Ah Ayaz, ah!
Odanın kapısını zorlamayı bırakıp yandaki kapıyı açtım ve Ayaz'ın odasına girdim. Oradan balkona, oradan da kendi odama geçtiğimde hâlâ dolaba yerleştirmediğim kıyafetlerimin bulunduğu koliye doğru ilerledim. İçinden beyaz bir sweatshirt ve gri bir eşofman çıkarıp hızla üzerime geçirdim. Saçımı tarayıp açık bıraktım ve tekrar balkondan dolanarak odamdan çıktım.
Eve geldiğimde Ayaz'a o anahtarı zorla buldurtacaktım. Gerizekalı nasıl kaybettiyse.
Hazırlanmam yarım saatten daha kısa sürdüğü için salona geçip koltuklardan birine oturdum. O sırada yemeklerini bitirmiş olan abi takımı da salona geçiyordu. Ayaz beni gördüğünde hemen yanıma oturdu. Ardından elimden tutup beni kaldırmaya çalıştı. "Hadi canım, biraz yemek ye yoksa bayılacaksın açlıktan."
Başımı iki yana salladım. "Demir ile markete gidecez, gelince yerim belki." diyerek onu reddettim.
Bakışları değişti. "Demir ile mi? Neden benimle değil?"
Güldüm. Yanaklarını sıkarak "Kıskanma canım. Sen her zaman favorim olacaksın." dediğimde güldü ve ellerimi yanaklarından çekerek kendini kurtardı. Bu hareketi sevmiyordu.
O sırada salona giriş yapan Demir'i gördüğümde bakışları bana döndü ve hadi dercesine gülümsedi. Ayaz'ın yanaklarını öpüp oturduğum yerden kalktım ve onun yanına ilerledim. Kolunu omzuma attığında beraber evin çıkışına doğru yürümeye başladık.
Ayakkabılıktaki beyaz spor ayakkabılarımı giydiğimde o da giymişti. Evden çıktığımızda o arabasına doğru ilerleyince durdum. "Yürüyerek gitmeyecek miydik?"
O da durup bana döndü. "En yakın market buraya 2 kilometre uzaklıkta. Arabayla gitsek daha iyi olur."
Canım o kadar mesafeyi yürüyerek gitmek istemediği için başımı salladım ve yanına adımladım. O sürücü koltuğuna oturduğunda ben de yanındaki koltuğa oturmuştum. Araba hareket ettiğinde her gün olan çilek krizlerim için nasıl markete gideceğimi düşünüyordum. Ayaz'ı ikna edip 2 kilometre yürütebilirdim mesela.
Yola çıkalı birkaç dakika geçmesinin ardından Demir konuştu. "Defne. Evdekilerin dedikleri seni ne kadar etkiliyor?"
Böyle bir soru beklemediğim için afalladım. Ne kadar etkiliyordu? Bu sorunun cevabını ben biliyor muydum ki?
Eve ilk geldiğimde açıkçası çok umursamamıştım. Sonuçta hepsini ilk defa görüyordum, hiçbirinin kalbimde bir yeri yoktu. Ama şu an onların öz abilerim olduğunu daha çok kabullendiğim ve hepsini benimsediğim için dediklerine alınıyordum. Etkisi ne kadar bilmiyorum ama kabus gördüğümü de düşünürsek biraz etkilenmiştim.
Ona yandan bir bakış attım. "Onları umursamıyorum." deyip yola odaklandım. O ise bana inanmamış gibiydi. "Bugün umursadığını çok belli ettin ama."
Derin bir nefes verdim. Tam bir şey daha diyeceği sırada sözünü kestim. "Bu konuyu kapatsak mı?" çilekli süt almaya giderken moralimi bozmamalıydım.
Bana bir bakış attı. "Sen bilirsin."
Önüme döndüğümde marketi görmüştüm. Araba yanına yanaşıp durduğunda hızla indim. Demir de indiğinde ikimiz beraber markete girdik. Ben direkt süt reyonuna ilerlerken o da arkamdan geliyordu.
Elimi çilekli sütlere uzatıp tek tek almaya başladım. On tane falan aldığımda kucağımdaki sütlerle arkamda bana şaşkınca bakan Demir'e döndüm.
"Bir tane almayacak mıydın?" dedi şaşkınlığını silip.
Güldüm. "Yoo sayı söylemedim ki."
Gülerek kafasını iki yana salladı ve ben kasaya doğru ilerlerken peşimden geldi. Kasiyer abla sütlerin hepsini geçtiğinde para çıkarmak için cebime uzandım. Tam çıkarmış, kasiyere uzatıyordum ki Demir bileğimden tuttu. "Ne yapıyorsun sen?"
Mal bir bakış attım. "Ödeme yapıyorum."
"Onu anladık da sen değil ben yapacağım." dediğinde hızla başımı iki yana salladım. "Hayır tabii ki ben ödeyeceğim." diyip parayı tekrar uzattım. Abla tam almak üzereydi ki Demir gerizekalısı elimi itip kendi parasını uzattı.
Ona gıcık olmuş bir bakış atınca kaşlarını çattı. "Böyle anlaşmamıştık yalnız. Bana çilek al dedin, ben de alıyorum parayı sen verince benden istemenin ne anlamı var?"
Ofladım. Bi tık haklıydı.
Sütleri poşete doldurup marketten çıktık ve arabaya doğru ilerledik. Yerlerimize oturduğumuzda Demir arabayı çalıştırdı. Ben de poşetten bir süt çıkarıp açtım ve içmeye başladım.
"Eee?" dedi birkaç dakikanın ardından. İkinci kutuyu içerken yandan ona baktım. "Ne eee?"
"Bana bir şey anlatacaktın sanki?" dediğinde kaşlarımı çattım. "Ne anlatacaktım?"
Ya sabır der gibi baktı. "Kabusunu anlatacaktın ya hani."
"Hee doğru lan unutmuşum." diyerek tekrar sütü içmeye başladım. Bir on saniyenin ardından tekrar konuştu. "E anlat hadi!"
Ters ters baktım. Keşke hiç anlatıcam demeseydim.
"Ayaz ve senin bana olan davranışlarınızın aslında yalan olduğunu öğreniyordum. Sevgi Hanım ve Kadir Bey de dahil hepiniz bana düşman gibi bakıyordunuz. Bu kadar işte mutlu musun?"
Araba yavaşladı ancak durmadı. Derin bir nefes aldığını duydum ama ona bakmadan yolu izlemeye devam ettim.
"Merdivenlerde benden şüphe mi ettin?" diye sorduğunda hafifçe başımı salladım.
Bir eliyle direksiyonu tutarken diğeriyle yüzünü sıvazladı. "Bu diğerlerinin suçu. En baştan sana öyle davranmasalardı çok mutlu bir aile olabilirdik. Hepsini on kere uyardım, özellikle de Barış'ı ama anlamadılar."
Derin bir nefes verdim. "Sorun değil. Zaten artık umurumda değiller."
Eve gidene kadar hiç konuşmadık. Arabadan indiğimizde ise o konuştu. "İçeride bir şeyler ye. Akşam yemeğine daha var, aç kalırsın."
Başımı salladım ve ikimiz de eve girdik. Ayakkabılarımı çıkarırken merdivenlerden inen Ayaz'ı gördüm. Koşarak bana doğru geliyordu.
"İkizimm seni çok özlediim!" diye bağırarak resmen üzerime atladığında beni belimden tutup bir tur etrafında döndürdü. Minik bir çığlık atarak omzunu yumrukladığımda beni yere bıraktı. Başım döndüğünde koluna tutundum. "Salak napıyosun!?"
Gülerek kolunu omzuma attığında yere bıraktığım market poşetini aldım ve merdivenlere doğru ilerlemeye başladık. "Sen beni özlemedin galiba." dedi yapmacık bir üzüntüyle. Bu sefer ben güldüm ve elimi kaldırıp yanağından makas aldım. "Özlemez olur muyum? Hasretinden üçüncü sütümü içmeyi unuttum."
Yandan garip bir bakış attı. "Öyle bakma, benim için çilekli süt içmeyi unutmak tahmin ettiğinden daha önemli bir şey."
Gülerek elimdeki poşete baktı. "Versene bana da bi tane." eli poşetime uzandığında hızla geri çektim. "Benim bunlar elleme!"
Somurtarak önüne döndü. Sırıtarak ensesine yapıştırdım. "Şaka yaptım şapşik." deyip poşetten bi tane süt çıkarıp ona verdim. Gülerek aldığında odamın önüne gelmiştik. Kapı kolunu çevirdim ancak açılmadı. Neden açılmadı demeyecektim çünkü artık biliyordum.
Sinirli bir ifadeyle Ayaz'a döndüm. "Ayazcım ağzına çilek sokmamam için geçerli bir neden söyle."
Gülerek elini cebine attı ve bir anahtar çıkardı. Wtf! Ne?!
"Bi dk sen-" derken sözümü kesti anahtarı deliğe sokarken. "Evet, aslında kaybetmemiştim. Odada kilitli kaldık şakası yapacaktım ama benim aklıma gelmediği hâlde balkonlarımızın ortak olduğu senin aklına geldi."
Kapıyı açıp içeri girdiği sırada bacağına tekme attım. "Gezekalı mısın sen Ayaz?"
"Ahh! Noldu yaa?" dedi eliyle tekme attığım bacağını tutarken. "Bir de noldu mu diyorsun? Hayatımın sonuna dek senin odandan dolaşıcam sandım!"
"Oha abartma." dedi ben kapıyı kapatırken. Anahtar şu an delikteydi çok şükür.
"Neyse ben biraz dinleneyi-" derken çalışma masamın üstünde gördüklerimle sözüm yarım kaldı. Lan bu yemekler ne?
"Ayaz bunlar ne, bana yemek mi yaptın? Sen yemek yapmayı biliyor muydun ki?"
Boş bir bakış attı. "Ben ne anlarım yemek yapmaktan? Ayşe abla yaptı. Açsın diye getirdim ben de."
Gülerek sırtına atladım. "Yaaa şapşikk! Sen beni mi düşündünn?" diyerek kafasına vurdum.
"Lan! Kızım napıyorsun yaa, in tepemden!" gülerek sırtından indim. Sandalyeye oturup yemekleri yemeye başladığım sırada söze girdi.
"Defne, babam seninle konuşmak istiyormuş. Yemek yedikten sonra sana odasını gösteririm." ağzımdaki lokmayla ona baktım. "Ne konuşacakmış benimle?" diye sorduğumda bilmiyorum dercesine dudaklarını büzdü. Fazla takmadan yemek yemeye devam ettim.
Kim bilir konu neydi de beni yanına çağırıyordu. Umarım kötü bir şey değildir.
🍓