İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 6 · 12 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 6

6🍓

🍓

Bazı sesler duyuyordum ama ne olduğunu algılayamıyordum. Gözlerimi açmak için zorlarken yattığım yerde hafifçe hareketlendim.

"Defne? Demir abi, uyanıyor galiba!" duyduğum ses sanırım Ayaz'a aitti.

Etrafımda birden fazla hareketlilik hissediyordum ancak bir türlü gözlerimi açamıyordum. Göz kapaklarım sanki birbirine yapıştırılmıştı.

Başım feci şekilde ağrırken bu ağrının üzerine bir de boğazımda hissettiğim yoğun yanma hissi eklendi. Hafifçe inledim. En son ne olmuştu? Ben neredeydim?

"Neden ses çıkardı? Canı mı acıyor?" bu da Efe'nin sesiydi.

"Serumuna ağrı kesici ekleyeceğim."

Uzun bir uğraşın ardından sonunda gözlerimi açabildiğimde gelen ışıkla tekrar kapattım. Her yerim ağrıyordu. Ne zamandır uyuyordum?

Gözlerimi tekrar açtığımda bu sefer ışık o kadar fazla rahatsız etmemişti. Işığa alıştığımda etrafımda olanları seçebilmeye başladım. Tam tepemde kafasını uzatmış iki kişi vardı. Biri Ayaz, diğeri ise Efe.

"Ay Kadir uyandı!" diye mutlulukla bağıran Sevgi Hanım'ın sesini duydum. Ardından tepeme başka kafalar da eklenmişti.

Sağ elimi biri tutuyordu ama kim olduğuna bakacak gücü kendimde bulamadım.

"Herkes çekilsin bakalım, hastamla ben ilgileneyim." diyen Demir'in sesini duyduğumda herkes etrafımdan çekilmişti. Ama başım o kadar ağrıyordu ki kafamı oynatmaya cesaret edemiyordum.

Yattığım yatağın sol tarafı çöktüğünde yanıma oturmuş olan Demir'i fark ettim. Endişeyle bana bakıyordu. "İyi misin güzelim?"

Güzelim mi?

Yanan boğazımı göz ardı etmeye çalışarak zorlukla cevap verdim. "Kafamın üzerinde fil tepinmiş gibi."

Güldü bu dediğime. "Ağrı kesici verdim. Birazdan ağrısı azalır, merak etme."

Hafifçe başımı sallayıp anladığımı belirttim ve doğrulmak için serumlu olmayan kolumu yatağa dayayıp kalkmaya çalıştım. Ne yapmaya çalıştığımı anlayan Demir hızla ileri atılıp bir kolunu pikenin altından belime sardı ve yatağa yaslanmama yardım etti.

Bakışlarımı odada gezdirdiğimde hiç kimsenin eksik olmadığını gördüm. Herkes buradaydı. Poyraz seri katili ve Barış gereksizi bile. Elimi tutan kişi ise tahmin ettiğim gibi Ayaz'dı.

"Neden bize tarçına alerjin olduğunu söylemedin? Ölebilirdin farkında mısın?!" diyen Doğan'ın sonlara doğru sesinin yükselmesiyle sinirli bir ifadeyle ona baktım.

"Sanane!? Çok mu önemsiyorsun beni sanki?!" diye hafifçe bağırdığımda gözlerindeki pişmanlıkla beraber susmuştu.

Böyle kalırsın işte!

"Gerçekten Defne, neden söylemedin?" diyen kişi Ayaz'dı. Onu tersleyemezdim tabii ki. Bu yüzden insan gibi cevap verdim.

"Aklıma gelmedi. En son 7 yaşımdayken bunu yaşadığım için tarçına alerjim olduğunu tamamen unutmuşum." anladığını belirten bir mırıltı çıkardı.

Başımın ağrısı gerçekten de biraz hafiflemişti. Ama boğazım hâlâ felaket şekilde yanıyordu. Demir'e döndüm. "Ne zaman çıkacağım buradan?"

Bana gülümseyerek bakıp cevap verdi. "Bir süre dinlenmen gerek. Hemen ayaklanamazsın, ciddi bir şey atlattın."

Sıkıntıyla ofladım. "Evde dinlensem olmaz mı? Hastane kokusundan nefret ederim."

Çocukluğum hastanede geçmişti çünkü.

İlk önce reddedecek gibi oldu ama ona yalvaran gözlerle baktığımı görünce derin bir nefes verdi. "Tamam, ama serumun bitecek ilk önce." gülümseyerek başımı salladım.

Demir oturduğu yataktan kalkıp diğerlerine döndü. "Benim başka hastalarla ilgilenmem gerekiyor. Bir şey olursa çağırırsınız." herkes ona başını salladığında bana son bir bakış atarak odadan çıktı.

Demir çıktığında Sevgi Hanım ile Kadir Bey hemen yanıma geldiler. İkisinin de gözlerinde hem endişe hem de rahatlama ifadesi vardı.

"Kızım bizi çok korkuttun." dedi Sevgi Hanım gözleri dolu doluyken. Ona bakıp üzgünce tebessüm ettim. "Özür dilerim gerçekten, böyle bir şeyi unutmamalıydım."

Sol elim biri tarafından tutulduğunda o yöne baktım. Kadir Bey tutuyordu. "Bu senin suçun değil canım kızım. Üzerinden 10 yıl geçmiş sonuçta, unutman çok normal."

Ona da büyük bir tebessüm gönderdim. Hemen ardından kulaklarıma Ayaz'ın sesi doldu.

"Çok korktum sana bir şey olacak diye. Bir daha sakın unutma böyle bir şeyi ikiz."

Gülümseyerek ona baktım ve hâlâ elimi tuttuğu elini kendime çekip sıkıca sarıldım. Bunu beklemediği için kaskatı kesilmişti. Gülerek kulağına doğru fısıldadım. "Sen de bana sarıldığında aynı şekilde şaşırmıştım, ödeştik."

Kollarını kırılacak bir şeymişim gibi nazikçe bedenime doladığında bakışlarım omuzunun üstünden abi takımıyla kesişti. Hepsi bana aynı ifadeyle bakıyordu.

Kıskançlık?

Hangi yüzle kıskandıklarını sorgulamayacaktım. İstedikleri kadar kudurabilirlerdi. Eğer pişman oldularsa bana söyledikleri o sözler için özür dilemelilerdi. Gerçi yine affetmezdim. Özellikle o Barış salağını ve Poyraz denen seri katili.

Ayaz'dan ayrıldığımda bu sefer Efe ile göz göze geldim. O da bana pişman ve üzgün bir şekilde bakıyordu. Ondan bakışlarımı çekip önüme döndüm.

Ne zaman bitecek bu serum aq?

🍓

Serum kolumdan çıkarıldığı an sanki 10 yıl boyunca bir kafeste tutulmuşum gibi özgürlüğüme kavuştuğumu hissettim. Yattığım yatakta hızlıca doğrulduğumda başım dönmüştü.

"Dur kızım napıyosun ani hareket etmesene!?" diye telaşla üzerime doğru gelen Sevgi Hanım'a döndüm hemen. "Ben iyiyim Sevgi Hanım, merak etmeyin."

"Olur mu öyle şey, yavaş ol." derken yanıma gelmişti. Kolumdan tutup yatakta oturmama ve ayaklarımı sarkıtmama yardım etti. Ardından önümde eğilip ayakkabılarımı giydirmeye başladı.

"Sevgi Hanım buna gerçekten gerek yok." desem de beni dinlememiş, giydirmeye devam etmişti.

Derin bir nefes verdim ve yataktan inmeden önce odanın açılan kapısından içeri giren kişiye baktım. Ayaz gelmişti. Birkaç dakika önce kantine gideceğini söyleyip çıkmıştı. Elinde tuttuğu şeye baktım.

Nee çilekli süt mü?

"Oha Ayaz nesin sen en sevdiğim ikizim falan mı?" dediğimde minik bir kahkaha atarak yanıma geldi. "Tek ve en sevdiğin ikizinim." dedi elindeki sütü bana uzatırken. Hemen kaptım tabii ki.

"Thank you very much twin."

Bana tekrar güldüğünde elimdeki çilekli sütü hiç beklemeden açtım ve içmeye başladım. Bu sırada Sevgi Hanım ve Kadir Bey kenarda gülümseyerek ikimizi izliyorlardı. Abi takımı ise somurtarak.

Onları takmadan keyifle sütümü içmeye devam ettim. Ne bok yiyorlarsa yemeye devam edebilirlerdi.

Sütüm bittiğinde biraz ilerdeki çöp kutusuna baktım. Elimdeki süt kutusunu oraya fırlattığımda tam ortasından içine girmişti. "Yes be!"

Birkaç gülme sesi geldiğinde abi takımından geldiği için umursamadım ve Ayaz'a döndüm. "Ayaz gel benim kalkmama yardı-" diyerek kolumu uzatıyordum ki bir angut sesi sözümü kesti.

"Ayaz hadi koçum arabaya git sen biz geliyoruz şimdi." evet, bu angut sesi Doğan'a aitti. Ona hayırdır der gibi baktım.

Noluyoruz? Bir kıskanmalar falan.

"Ama abi-" diyecekken bu sefer Barış onun sözünü kesti. What? Sen ne alaka?

"Hadi hadi arabaya geliyoruz biz."

Mal bir bakış attım ona. Dediklerinden pişman olmaları için benim başıma bir şey mi gelmesi gerekiyordu yani?

Ayaz bana üzgün bir şekilde bakınca hemen ona gülümsedim. Son bir bakış atıp odadan çıktığında gülüşüm bıçak gibi kesildi ve sinirli bir ifadeyle abi takımına döndüm. Ancak bir şey söylemeden tekrar önüme dönüp kalkmak için ayaklarımı yere değdirdim. Tam bir adım atacakken bir anda bedenime dolanan kollarla küçük bir çığlık attım.

Beni aniden kucağına alan kişiye baktım. Doğan malıydı.

"İndir beni gerizekalı!" diye bağırıp kucağında tepinmeye başladım. Üstten üstten yüzüme bir bakış atıp sırıtmıştı. "O biraz zor güzelim."

Güzelim mi? Wtf?!

"Ne güzelimi be ben senin güzelin müzelin değilim indir beni beyinsiz!" diye bağırmaya devam ettim. Bu sırada da eşyalarım toplanmış, odanın kapısına doğru ilerliyorduk.

"Demir sana dediğinde niye böyle bir tepki vermedin lan?!" diye sordu kıskançlık dolu sesiyle.

Alayla gülerek ona baktım. "Demir ile sen aynı kişi misiniz sence?" dediğimde somurtarak susmuştu. Ama benim susmak gibi bir niyetim yoktu.

"İndir beni bak tam dibimdesin gömerim kafamı suratına."

Söylediğim şeyle şaşkınlık içinde bana baktı. İnanmaz gözlerle bakarken şaşkınlığını yüzünden sildi. "Sen mi bana kafa atacaksın? Güldürme beni." diyerek alay etmişti.

Meydan okur gibi bir bakış attım. "Deneyelim istersen?"

Yutkundu. "Gerek yok."

Güldüm. "Ben de öyle düşünmüştüm." deyip önüme döndüm.

Beni bırakmayacağını anladığımda arabaya varana kadar susmayı tercih ettim. En sonunda geldiğimizde omzuna vurdum. "İndir beni."

"Hemen indiriyorum..." deyip Ayaz'ın bulunduğu arabayı geçip sonrakine yöneldi. Siktir sürücü koltuğunda oturan kişi Poyraz mıydı?!

"Aaa bırak beni ben Ayaz ile aynı arabada olmak istiyorum!" diye feryat figan bağırdığımda o yüzünü buruşturup. "Başlarım Ayaz'ına!" demişti.

"Kardeşin o senin salak!" diye tekrar bağırdım.

O ise ısrarlarımı umursamadan beni Poyraz katilinin ve Demir hariç diğer tüm abilerin bulunduğu arabaya bindirdi. Demir hastanede işi olduğunu söyleyip bizimle gelmemişti.

Beni arka koltuğa oturtup kendisi de yanıma oturduğunda artık kaçmam imkansızdı. Diğer yanımda oturan kişiye baktım. Barış'tı.

Allah'ım sen bana sabır ver ya rabbim!

Aynadan Poyraz ile göz göze gelince bakışlarımı hemen kaçırdım. Götüm terlemeye başlamıştı.

Biri beni buradan alsın!

Araba hareket ettiğinde ortamda tam olarak ölüm sessizliği vardı. Hepsi bana kaçamak bakışlar atarken ben onlara bakmamak için götümü yırtıyordum.

Bir süre sessizce yolda ilerlemenin ardından sürücü koltuğunun yanındaki koltuktan bir öksürük sesi yükseldi. Miraç'tı. Sanırım bu rahatsız edici sessizliği biraz olsun dağıtmak istemişti. Bunun üzerine ben de öksürdüm.

"Şarkı açsana, şarkı." dedi yanımda oturan Barış, Miraç'a.

Miraç da bu isteği ikiletmeden dediğini yapıp radyodan bir şarkı açmıştı. Kulaklarıma dolan müzik sesiyle ortam biraz daha çekilir hâle gelmişti.

Bazen bana gelir, gider seni dert etmeler

Seni rüyalarımda hapsetmeler

Yıldızların hırsızları mı var?

Tutamam, tutamam, hep yeni bir gün doğar

Çok sıkılmıştım. Cam kenarında da değildim ki dışarıyı izleyeyim. Normalde bir araca bineceksem mutlaka cam kenarına geçerdim. Cam kenarı en iyi yerdi.

Sessiz geçen bir yolculuğun ardından eve varmıştık. Kapı açılıp Doğan yanımdan indiğinde sonunda özgürlüğüme kavuşmuştum. Hızla aşağı atladım ve bizden hemen önce duran arabanın yanına ilerledim. Ayaz arabadan inmişti.

"Ayaaz aşkıım canım ikizim seni çok özledim!" diye bağırarak arkasından sırtına atladım. "Lan!"

İlk başta sendeleyip düşecek gibi olsa da daha sonra kahkaha atarak ellerini arkasından baldırlarıma yaslayıp beni sırtına sabitlemişti. Kollarımı boynuna dolayıp çenemi başının tepesine yasladım.

"Hadi beni odama götür çok hastayım." diyerek güldüğümde o da güldü.

"Emrin olur Defne Hanım."

Arkama dönüp ailenin diğer üyelerine baktığımda Sevgi Hanım ve Kadir Bey çok mutlu şekilde ikimize bakarken abi takımı ve Efe kıskançlıktan kudurmuş bakışlarla bakıyorlardı.

Bok yesinler.

Kapıyı açan Ayşe abla ikimize şaşkınlıkla bakarken biz ise hâlâ gülüyorduk. "Hoş geldiniz çocuklar." deyince ona tebessüm ettim.

"Hoş bulduk ablam."

İçeri geçtiğimizde Ayaz direkt merdivenlere yönelip üst kata çıkmaya başladı. Odamızın bulunduğu kata gelince benim odama yöneldi ve vardığında kapıyı açıp içeri girdi. Yatağımın önüne geldiğimizde arkasını dönüp beni resmen fırlattı.

"Ayy!" diyerek minik bir çığlık eşliğinde üzerine düştüğüm dağınık yatağımın yorganıyla boğuştum. Bu yatakta yatmamıştım ama yine de dağınıktı. Çünkü gün içinde yatakta oturup uzanmayı seven biriydim. Sabahları yatak toplamaktan nefret ederdim. Biraz pasaklı bir kız olduğum doğrudur.

O bu hâlime kahkalarla gülerken bacağına tekme attım. "Ne atıyosun beni lan!"

"Sinirlenince çok tatlı oluyorsun." dedi gülmesi yavaşlarken. Bu sözle kalbim ponçik gibi olurken tam bir şey diyecektim ki aklıma gelenle susmak zorunda kaldım. "Eyvah ikizler! Hemen onlara ne olduğunu anlatmam lazım."

Elim hızla cebimdeki telefona uzandı ve çıkarıp hemen whatsapp'a girdim. Özelden ve gruptan bir sürü mesaj varken arama hiç yoktu. Sanırım ben sakın aramayın dediğim için aramamışlardı.

Grubu görüntülü arayıp yatağıma uzandım ve Ayaz da yanıma uzandı. Arama anında cevaplandığında kulaklarıma Sinem'in tiz sesi doldu.

"Defneeeeee!"

Evet onları saatlerce habersiz bıraktığım için yine ağzıma sıçılacaktı.

🍓

"O şerefsizler sana yine salak saçma şeyler derse nereye geleceğini biliyorsun aşkım." dedi Sinem.

"Aynen kardeşim sana hep kapımız açık biliyorsun."

Sinem ve Sinan'a sevgiyle gülümsedim. İkisine abi takımının mallıklarını anlatmıştım. Hemen gelip beni burdan almak istemişlerdi, hatta Sinem resmen benim için bavul hazırlamıştı ama onları net bir dille reddedip zaten pişman olduklarını söylemiştim.

Yani kıskançlıkla bize baktıklarına göre pişman olmuş olmalıydılar. Yoksa beni umursamıyorlarsa niye kıskansınlar di mi?

"Çok teşekkür ederim çocuklar, siz olmasaysınız ben bu orangutanların arasında ne yapardım?" deyip Ayaz'a döndüm. "Sen üstüne alınma bebeğim." dedikten sonra saçlarını karıştırdım.

Hepimiz güldüğümüzde Sinem konuştu. "Ayaz sana Defne'yi koruma konusunda güveniyoruz aslanım. Bu kızın başına abileri tarafından bir şey gelmesin tamam mı?"

Ayaz hızla başını salladı. "Defne'yi canım pahasına koruyacağıma söz veriyorum."

Biraz daha gülüşüp sohbet ettikten sonra vedalaşıp aramayı sonlandırmıştık. Ayaz'a döndüm. "Sen beni canın pahasına koruyacan he?" diyerek yanaklarını sıktım. Yüzünü buruşturup ellerimi tuttu ve yanaklarını kurtardı.

"Yapma şunu ya acıyo." deyip parmaklarımı kendi elleriyle açıp avuç içlerimi öptü.

Ay bana bi şeyler oluyor!

Benim şaşkın hâlime gülerek yatağımdan indi. Onun ardından ben de indim. "Çok aç değilsen bugün akşam yemeği yeme, yatıp dinlen. Bir de abilerimle uğraşmanı istemiyorum."

Ona gülümsedim. "Bugün bana aldığın çilekli süt yeterince karnımı doyurdu zaten koçum." diyerek omzuna vurdum.

"Ben gidiyorum o zaman. Sen de uyu bak dinlenmen lazım."

"Tamam canım, hadi baybayy." diyerek kışkışladım. Bu haraketime kaşlarını çattı. "Sen beni odandan mı kovuyorsun?"

Ensesine geçirdim bi tane. "Yaa hiç öyle bi şey yapar mıyımm!?"

Homurdanarak ensesini ovuşturdu. "İyi ben gideyim o zaman." deyip arkasını döndü. "Git ama geri gel!" diye seslendiğimde güldüğünü duydum.

Arkasından kapıyı kapattığında ışığı kapattım ve yatağıma uçarak zıpladım. Uykum vardı, uyuyacaktım. Ama önce telefonumu şarja takmam lazımdı.

Oflayarak tekrar yataktan kalktım ve telefonumu alıp şarja taktım. Şimdi uyuyabilirdim.

Kendimi yatağa atıp yorganı üzerime çektim. Hâlâ pijamalarımlaydım. Bu yüzden değiştirmeye gerek duymadım. Gerçi üzerime hastane kokusu sinmişti ama tekrar kalkmaya üşeniyordum.

Sıcak yatakta iyice mayıştığımda çok geçmeden uyuyakaldım.

🍓

Altıma işemek üzereydim. Kesinlikle işeyecektim.

Hızla gözlerimi açtım. Çok uykum vardı ama tuvalete gitmem gereken konular da vardı. Yattığım yerde doğrulduğumda yanımdaki bedeni fark ettim. Ayaz'dı.

Yiaa bu şapşik ben uyurken yanıma mı yatmış!

Bunu çok düşünmeden yataktan indim ve duvardaki saate baktım. Gece 3 buçuk civarıydı. Hemen odadan çıkıp kapıyı arkamdan kapattım. Bu katta bulunan tuvalete ilerledim ve kapıyı açtım. Ama açılmadı. Neden açılmadı?

Sanırım içeride biri vardı. Bu saatte uyanık olan kimdi bilmiyordum ama fazla umursamayacaktım çünkü ben de bu saatte uyanıktım.

Bir alt kata inmek için merdivenlere yöneldim. Aşağı inip tuvalete vardığımda çok şükür bu sefer boştu.

İçeride hızlıca işlerimi hallettim ve çıktım. Ancak ben çıkar çıkmaz başka bir odadan biri daha çıkmıştı. Karanlık koridorda seçmekte zorlansam da bunun Barış malı olduğuna emindim.

Beni görünce adımları durdu. Kaşları çatıldı ve üzerime yürümeye başladı. "Ne işin var senin bu katta?" diye sordu tam önümde durduğunda. Ona ters bir bakış attım. "Sanane?"

Demek ki pişman olmamış. O zaman niye gerizekalı bir ergen gibi kıskanıp ters ters bana bakıyor mal amk.

"Ne demek sanane? Burası benim evim ve benim bulunduğum kattasın, tabii ki beni ilgilendirir!" dediğinde gözlerimi devirdim.

Sanki evin tapusu bunda aq.

Onunla fazla muhatap olmak istemediğim için kısa kesiyordum. "Aynen, senin evin. Ve senin olduğu kadar benim de evim."

Başka bir şey demesini beklemeden merdivenlere ilerledim. Ancak arkamdan seslendiğinde dediği şeyleri duymuştum. "Burası senin evin değil ve hiçbir zaman da olmayacak. Sen asla bu eve ait olmayacaksın! Asla seni kardeşim olarak görmeyeceğim!"

Dediklerini siklemediğim bir ifade takınarak ona döndüm. "Tamam."

Ama kesinlikle sikliyordum.

Merdivenleri çıkıp odama girdiğimde derin bir nefes aldım. Başıma ağrı girmişti. Abi takımından birinin yüzünü görmek bile midemi bulandırıp başımı ağrıtmaya yetiyordu.

Ayaz'ı uyandırmamak için yavaş hareketlerle yatağıma uzandım. Ne kadar kendime bile itiraf edemesem de Barış'ın ve diğer salakların dediklerine alınmıştım. Her ne kadar öyle hissetmesem de sonuçta onlar benim öz kardeşlerimdi.

Yorganı kafama kadar çektim ve kendimi uyumaya zorladım. Birkaç dakika önce gözümü kapattığım gibi uyuyabileceğim kadar uykum vardı ancak şu an Barış malı tüm uykumu sömürmüştü.

Derin bir nefes aldım ve sol gözümden akan bir damla yaşla beraber kendimi uykuya teslim ettim.

🍓

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.