İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 23 · 19 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 23

23🍓

"Onu mu giyeceksin gerçekten?"

Elimde tuttuğum beyaz cropa ciddi misin sen der gibi bakan Ayaz'a ters bir bakış attım. Ardından cropu yatağımın üzerine fırlattım.

"Evet, ne var bunda?" diye sordum.

Tek kaşını kaldırıp sence? bakışları atarken "Göbeği açık!" dedi itiraz eder gibi. Giymemi istemiyordu.

"Yani?" diye sordum dolabımdan siyah bir pantolon çıkarırken.

Ayaz ofladı. "Canım ikizim lütfen başka bir şey giyer misin?"

Sırıttım. "Hayır."

Kollarını göğsünde kavuşturup arkasındaki duvara yaslandı. "Abilerime ne diceksin acaba?" diye sordu.

Kırmızı ince hırkamı askılıktan alırken göz devirdim. "Bi şey demek zorunda değilim ben onlara."

Yaslandığı duvardan ayrıldı. "İyi sen bilirsin." dedi göz kırparak. Ardından giyinmem için odamdan çıkarken arkasından ters ters bakmayı ihmal etmedim.

AVM'ye gitmek için hazırlanıyorduk. Günlerden pazar olduğu için herkes evdeydi. Sevgi hanım bu muhteşem günü fırsata çevirmek istediği için ailecek bir gezi yapalım demişti. Benim için de iyi olmuştu. Okul için eksiklerim vardı.

Yatağıma bıraktığım giysileri üzerime geçirdim hızla. Ardından saçımı tarayıp düzleştirdim ve makyaj masama oturup makyaj yaptım. Oldukça nadir karşılaştığım bir durum olarak telefonumun şarjı yüzdü. Şaşırtıcıydı.

Telefonumu ve cüzdanımı siyah bel çantama atıp odamdan çıktım. Merdivenlerden inerken aşağıdan sesler gelmeye başlamıştı. Dün akşamdan beri gitmemek için ısrar eden Efe'yi gece beraber uyuma bahanesiyle ikna etmiştim. Efe ve Ayaz olmadan bugün zor geçerdi.

Zemin kata inip salona vardığımda birkaç kişi otururken birkaç kişi de ayakta tartışıyordu ama kalabalık ortamdan dolayı odaya gürültü hakimdi. Benim geldiğimi gördüklerinde bana dönen gözlerle herkes bir anda susmuştu.

Bana bu kadar uzun süre bakmalarının sebebini anlamazken odanın diğer ucunda sırıtan Ayaz'la göz göze geldim. Sonra bir anda koltukta oturan Doğan ayağa fırladı. Zoraki şekilde gülerek yanıma geldi ve elini omzuma koydu.

"Defne bu tişörtün yarısı nerde canım?" diye sormasıyla sonunda olayı çakmıştım.

Yapmacık şekilde gülümseyerek omzuma koyduğu elini ittirdim. "Bu bir crop Doğancığım tişört değil."

Doğan kafasını ya sabır der gibi sağa yatırdığı sırada bu sefer Barış yanıma geldi ve aniden önümde eğilip üzerimdeki kırmızı hırkanın uçlarını kavrayıp önümü kapatmaya çalıştı.

Ellerini iteledim. "Ya bırak napıyosun?!"

"Üşürsün böyle." dedi en sonunda birleştirdiği fermuarı yukarı doğru çekerken. Bir adım geri çekilip fermuarı tekrar indirdim.

"Dışarısı bugün soğuk değil. Üşümem merak etme." dedim sahte bir gülücükle.

Bu sefer Demir girdi araya. "Abicim önünü kapatsan daha çok yakışır bence sana." dedi gülerek. Ben de ona güldüm. "Yok abicim ben böyle daha çok beğendim.

O sırada oturduğu koltuktan kalkmadan bizi izleyen Miraç elleriyle yüzünü sıvazladı. "Bu kız bizi öldürecek."

Göz devirdim. "Abartmayı bırakın, sanki ilk defa crop görüyorsunuz."

Barış kollarını göğsünde kavuşturdu. "Sorun bizim görüp görmememiz değil, başkalarının görecek olması."

Ofladım. "Dışardakiler de ilk defa görmüyor Barış."

O sırada Efe yayıldığı koltuktan konuştu. "Bence ablama çok yakışmış."

Güldüm. "Ya ben seni yerim velet!" dememle sırıtmıştı.

Aniden koltukta sessizce oturan Poyraz ayağa kalktı. Bakışları bende oyalanırken "Çıkalım artık." dedi düz bir sesle.

Yanımdan geçtiğinde arkasından tip bir bakış attım. Tam alışmaya başlıyorum derken yine uyuz uyuz davranışlar sergiliyordu.

Odun.

Herkes ayaklandığı sırada Sevgi hanım mutfaktan seslendi. "Hepiniz hazırsanız arabalara geçin!"

Teker teker evden çıkarken arkamdan gelen Doğan sessizce konuştu. "Ciddi soruyorum. Hırkayı kapatmayacak mısın?"

Sırıttım. "Hayır."

Söylenerek önüme geçti. Kudurun.

Evden çıkıp arabalara doğru ilerlerken aniden Demir kolunu omzuma attı ve beni yöneldiğim arabadan uzaklaştırıp öteki arabaya doğru yürütmeye başladı. Öteki araba dediğim araba da abilerle dolu olan arabaydı.

"Şey abi ben diğer arabaya binsem daha iyi olur sanki." dedim gülümsemeye çalışarak. Arkamı dönüp bana bakan Ayaz'a bakmaya çalışıyordum aynı zamanda.

Sırıttı. "Aynı arabada olalım diye abicim."

Bir anda koşsam ne yapabilirdi ki?

Düşüncemi okumuş gibi omzumdaki kolunu sıkılaştırıp beni kendine daha çok bastırdı. Kaderime boyun eğerek Barış'ın binmekte olduğu arabaya baktım mutsuz bir ifadeyle. Bir de onla yan yana oturcaktım sanırım.

Arabanın yanına geldiğimizde yapacak bir şey olmadığı için arka koltuktaki Barış'ın yanına oturdum. Diğer yanıma da Demir geldi. Arabayı Poyraz kullanıyordu ve yanında da Doğan vardı. Miraç diğer arabadaydı.

Oflayarak arkama yaslandım. Daha önce de aynısını yaşamıştık ama artık daha rahattım. Gerçekten abi takımına alışmaya başlamıştım.

Araba hareket etmeye başladığında cam kenarında olmadığım için yola da bakamıyordum. Sinirlerim bozulmuştu.

Aradan birkaç dakika geçmişti ki Barış'tan bir ses yükseldi. "Sıkıldım."

Doğan arkasını dönüp gözlerini devirdi. "Daha yeni çıktık."

"Beş dakika dayanamıyor." diyerek güldü Demir.

Oflayan Barış tekrar konuştu. "Bari müzik falan açın."

Doğan "Poyraz abim açmış ya zaten." diye cevap verdiğinde Barış elini burun kemerine attı. "Müzik mi bu?" diye sordu ciddi misiniz der gibi.

Cidden arabada şu an saçma bir şey çalıyordu. Sözlerini anlamamıştım bile.

"Beğenmiyorsan in." diyen kişi Poyraz'dı. Hafifçe gülümseyip aynadan Barış'a bakıyordu. Ben Poyraz'ın gülümsemesine şaşırırken Demir beni dürttü hafifçe. Ona döndüm.

"Sen açsana bize şarkı." dediğinde keyifle sırıttım. "Tabii ki abicim." deyip çantamdan telefonumu çıkardım ve kısa süre sonra arabanın hopörlerine bağlayıp şarkımı açmıştım. Herkes dikkatle çalacak olan şarkıyı bekliyordu. Derken arabadan bir ses yükseldi.

Sana alkış yok anca finger snap

"Lan bu ne?" diyen Barış'la dayanamayıp bir kahkaha patlattım. "Şarkı açmamı istemediniz mi?" diye sordum gülerek.

"Manifest mi aç dedik?" diyen kişi de Doğan'dı. Yandan göz ucuyla Poyraz'a baktığımda sırıttığını gördüm.

O sırada şarkı çalmaya devam ediyordu.

Sana yakışanı yaptın giderek

"Kulaklarım kanadı." diyerek elleriyle kulaklarını kapattı Barış numaradan. Demir ise elini sormaz olaydım der gibi başına atmıştı. Daha da keyiflendim ve şarkıya eşlik etmeye başladım.

"Yanıma renk renk çiçeklerle gelsen de!"

"Bari sen sus Defne!" diye ağlamaklı bir sesle konuştu Doğan. Onu umursamadım.

"Siz de katılsanıza ya!" dediğimde aynı anda bağırdılar.

"Hayatta olmaz!"

1 dakika sonra

"Kaçma kovalamam senin gibisini çok çok çok gördüm!" diye hep beraber yerimizde tepine tepine şarkıya eşlik ederken Doğan eğilip sesini sonuna kadar açtı. Resmen kendilerinden geçmişlerdi.

"Affedemem hayır sesin gelmiyo hiç yok yok yok bye bye!"

Dördümüz şarkı söylerken Poyraz gülerek başını iki yana salladı. Bu durum hoşuna gitmiş gibiydi.

Yanımdaki Barış daha da coşarak kolunu omzuma atıp beni kendiyle beraber sallamaya başladığında şaşırdım ama ona ayak uydurup söylemeye devam ettim.

En sonunda şarkı bittiğinde gülmekten karnım ağrımıştı. "İki dakika önce bir sürü laf söylediniz ama bakıyorum da sözleri ezbere biliyorsunuz." dedim gülmeye devam ederken. Hiçbiri cevap vermeyince bir anda bağırdım.

"Yoksa siz gizli manifest fanı mısınız!?"

Barış hemen kendini toparladı. "Saçmalama!"

"Ezbere söyledin ama." dedim kaşlarımı kaldırarak.

Doğan araya girdi. "Bir kere dinledik diye fan mı oluyoruz?"

"Bir kere mi?" dedim. "Benden daha iyi söylediniz." diyerek tekrar bir kahkaha attığımda hepsinden homurdanma sesleri gelmeye başladı.

"Bu kadar yeter abicim, hadi arkana yaslan." diyen Demir avuç içini alnıma koyarak beni geri ittirip başımı koltuğa yasladı. Kaşlarımı çatıp geri dikleştim. "Başka şarkı açıcam." diyerek telefonumu elime aldım.

"Aman açma kalsın." diyerek elimdeki telefonu aniden çekti Barış.

"Ya bırak!" diyerek almaya çalıştığımda elini yukarı kaldırdığı için oturduğum yerden ayağa kalkmam gerekmişti. Derken ayağım yanımda oturan Demir'in ayağına takılınca kendimi bir anda koltukta boylu boyunca yatarken buldum. Daha doğrusu bedenimin bir kısmı koltukta, bir kısmı ise Barış'ın kucağındaydı.

Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken alttan alttan Barış'a bakmaya başladım. O da şokla bana bakarken aniden sırıttı. "Bu ikinci oluyor bak. Kucağım çok mu rahat?"

Gözlerim kocaman açılırken hemen yerimde doğruldum ve uzanıp telefonumu elinden aldım. Ona sinirli sinirli bakarken sırıtmaya devam ediyordu. Elimi kaldırıp omzuna vurdum. "Salak!"

"Yerinizde durun bi, geldik sayılır." diyen Poyraz'la herkes suspus olmuştu. Camdan dışarı baktığımda AVM'yi görmüştüm. Daha önce hiç gelmediğim bir yerdi ve gördüğüm tüm AVM'lerden daha büyüktü.

Birkaç dakika içinde AVM'nin otoparkına gelmiştik. Araba durduğunda Demir'in arkasından indim hemen. Eğlenceli bir yolculuk olduğunu inkar edemezdim ama yine de korkunçtu.

Bizden hemen önce gelmiş olan diğer arabaya koşturdum. Ayaz arabanın yanında durup gelmemi bekliyordu. "İkiziimm!" diye bağırdım yanına varmadan hemen önce. Kollarımı beline doladım.

Gülerek bana sarıldığında konuştu. "İkizin yesin seni!"

Efe de arabanın diğer tarafından yanımıza geldi hemen. Kolunu omzuma attığında Ayaz da diğer taraftan kendi kolunu omzuma attı.

Abi takımı yanımıza geldiğinde somurtarak bize bakıyorlardı. Kıskanmışlardı.

O sırada arabaya yaslanmış bizi izleyen Miraç konuştu. "Sizin arabada neden manifest çalıyodu lan?"

Olanlar aklıma geldiğinde tekrar bir kahkaha attım. Miraç kaşlarını kaldırıp bana bakarken elimi salladım.

"Sonra anlatırım." dedim gülüşümü bastırmaya çalışarak.

Barış hemen araya girdi. "Anlatmasan da olur bence." dedi gayet ciddi bir sesle.

Doğan başını salladı. "Kesinlikle."

Demir de kısaca "Gerek yok." dedi.

O sırada Poyraz araya girdi aniden. "Bu dördü bağırarak şarkı söylediler. Başım ağrıdı."

O üçlü ve Poyraz hariç hepimiz kahkaha attığımızda Barış kızgın bir suratla Poyraz'a baktı. "Abi niye söylüyorsun?!"

Onlar kendi aralarında kavga ederken Sevgi hanım ile Kadir bey yanımıza geldi. "E hadi çocuklar neyi bekliyorsunuz?" diye sordu Sevgi hanım.

Ardından hep beraber AVM'nin girişine doğru ilerleyip içeri girdik. İçerden bakınca daha da büyük duruyordu. Ben burda kesin kaybolurdum.

"Dağılmayın." dedi önden Sevgi hanımla beraber yürüyen Kadir bey. 8 tane çocuk olunca işleri zor oluyordu tabii.

"Nerden başlıyoruz?" diye sordu Miraç. Sevgi hanım söze girdi. "Önce Defne'nin ihtiyaçlarını kapatmalıyız. Sonra mağazaları gezeriz."

Ardından eliyle bir mağazayı işaret edip. "Buraya gelin." dediğinde hepimiz oraya yöneldik.

Sanırım önce bana mayo alacaktık. Çok istemesem de..

🍓

Yaklaşık yirmi dakikanın sonunda kendime kırmızı çilek rengi bir mayo seçmiştim. Denemeye üşendiğim için denememiştik. Zaten bedenimi tanıdığım için gerek yoktu.

Şimdi ise Sevgi hanımın ısrarıyla büyük, ferah bir kıyafet mağazasındaydık. Burda daha çok elbise tarzı şeyler vardı. Yani bana göre değildi.

Umarım Sevgi hanım kendisi için bizi buraya getirmiştir diye düşündüğüm sırada bu düşüncemi anında bozarak yanıma geldi. Yüzünde güller açıyordu. Bana elbise denetmek için çok meraklı olmalıydı.

Beni kolunun altına alarak döndürdü. "Biz Defne'yle elbise bakıcaz. Siz de abileri olarak puanlayacaksınız. En güzellerini alacağım kızıma."

"Sevgi hanım ben-" diye söze başlamıştım ki beni aniden pastel tonlarında bir sürü elbisenin bulunduğu bir reyona sürüklemeye başladı. Mecburen ayak uydurdum. Çok heves ettiği için kırmamam daha iyi olurdu.

Gördüğü tüm elbiseleri eline alıp bana göstermeye başladı. Her seferinde "Bu nasıl?" diye soruyordu ve ben de "Fena değil." ya da "Güzelmiş." gibi cevaplar veriyordum.

Bu sırada da diğerleri arkamızdan ördek yavruları gibi ilerliyordu. Bu mağazada bulundukları için utandıkları bakışlarından belliydi. Arkadan bir ses yükseldi. "Aa Barış hocam burada ne arıyorsunuz?" diyen ince bir kız sesiydi.

Dudaklarımı ısırarak gülüşümü engellemeye çalıştım. "Barış kim. Ben Barış değilim."

"Nasıl yani hocam?"

Gülüşüm büyürken Sevgi hanım beni başka bir yöne sürükledi. Onlar arkada gülüşüp tartışırken benim iki kolum da askılık gibi elbise dolmuştu. Dayanamayıp konuştum.

"Sevgi hanım bu kadar yeter bence." dedim gülümseyerek. Durup bana döndü ve kollarımdaki elbiselere baktı. Cidden fazla olduğunu fark edince o da gülümsedi. "Evet bu kadar yeterli sanırım."

Elimizdekilerle beraber giyinme kabinlerine vardığımızda abi takımı da yanımızda bitti. Doğan söze girdi. "Anne biz bu mağazada ne arıyoruz? Gelen geçen bize bakıyor."

"Puanlayacaksınız dedim ya." diyerek ona cevap verdi Sevgi hanım. Ardından bana dönüp elimdeki bir yığın elbiseyle beni kabine yolladı.

Elimdekileri yere bırakıp ağrıyan kollarımı ovaladım. Ben bunların hepsini deneyene kadar sabah olurdu. Birkaçını burda saklasam fena olmazdı.

Elbiselerden rastgele bir tanesini aldım. Beyaz bir elbiseydi ve dizlerimin üzerine geliyordu. Belden aşağı doğru genişleyen türdendi. Üstelik askılıydı.

Eğer bir elbise giyecek olsam kırmızıyı ya da pembeyi tercih ederdim çünkü çileğe benziyordu.

Kendi kıyafetlerimi çıkarıp kabindeki askılığa astım ve elbiseyi hızla üzerime geçirdim. Tam olmuştu.

Kabinden yavaşça çıktığımda hepsinin bakışları bana döndü. Sevgi hanımın gözleri ışıldarken abi takımı için aynı şeyi söyleyemeyecektim.

Poyraz kaşlarını her zamankinden daha çok çattı. Doğan'ın ağzı sonuna kadar açıldı. Demir ellerini dertli dertli başına götürdü. Barış hızla etrafına bakınıp kimse görmesin diye benim önüme geçti ve Miraç da ona katıldı. Ayaz ellerini yüzüne kapatırken Efe ise onların bu haline gülüyordu.

Noluyo be!?

"Anne bu ne, kıza ne giydirmişsin?!" diye hızla konuştu Doğan.

Sevgi hanım cevap verdi. "Ay neden? Bence çok güzel olmuş."

O sırada karısıyla beraber yanımızdan geçen bir adama doğru bağırdı Barış. "Bakma lan buraya! Önüne dön!"

Adam neye uğradığını şaşırdığında karısı bulaşma şu delilere der gibi kolundan tutup sürükledi adamı.

Demir yanıma gelip beni tekrar kabinin içine ittirdi ve perdeyi kapatıp dışardan seslendi. "Abicim hemen o elbiseyi üzerinden çıkarıyorsun!"

Dayanamayıp perdeyi tekrar açtım. Abartıyorlardı. O kadar da kısa değildi.

"Çıkma!" diye bağırdılar aynı anda. Derken bir şey oldu. Yandan geçen genç bir adam bu hayatta asla yapmaması gereken bir şey yaptı. bana bakarak ıslık çaldı.

Islık sesi kulaklarımda yankılanırken etraf buz kesti. Ortamda ölüm sessizliği hakimken bu sessizliği ilk Poyraz bozdu. Hızla ileri atılıp adamın üzerine çullandı. "Lan seni öldürürüm!" diye bağırdığı sırada diğerleri de ona katıldı. Adam ise neye uğradığını şaşırmıştı.

Sonra bir anda ortalık karıştı. "Abi-" diyen adam sözünü tamamlayamadan Poyraz'dan gelen yumrukla sağ tarafına doğru savruldu. Ardından Poyraz onu yakasından tutup kaldırdığı gibi kafasını suratına gömdü.

Ellerim ağzımda şaşkınlıkla olanları izlerken Efe yanıma gelip beni kabine hızla ittirdi. "Abla giyin yoksa bunların siniri asla geçmez."

Giyinmek yerine perdeyi aralayıp onları izlemeye devam ettim. Adam abi takımından sırayla yumruk yerken güvenlik görevlileri koşarak buraya gelmişti.

AVM'den atılmazsak şanslıydık.

🍓

Şanslıymışız. AVM'den atılmak yerine mağazadan atılmıştık. Güvenlik görevlileri geldiğinde bile bu salaklar durmamıştı. Adamlar bana ıslık çalan adamı kurtarmak için 10 kişi birden doluşmak zorunda kalmışlardı.

Adamın yüzü dayaktan pert olmuştu ama şikayetçi olmayacağını söyleyince konu kapanmıştı. Öyle demesinin sebebi de abi takımının kendisine attığı tehditkar bakışlar olsa gerekti.

Hâliyle Sevgi hanımın seçtiği tüm o elbiselerin hiçbirini alamamıştık. Sevgi hanım başka mağazaya gitmek istese de abi takımı direkt reddedince susmak zorunda kalmıştı. Bir olay daha yaşansın istemiyordu.

Cidden bir günüm olaysız geçmiyor aq.

"Şerefini siktiğim pezevengi!" diye sinirle konuştu yanımda yürüyen Doğan.

"Yavşak piç!" diyerek ona katıldı Barış.

Elimi başıma attım dertli dertli. Mağazadan çıktığımızdan beri sövüyorlardı. Şu an AVM'nin oturma yerlerinde oturup abi takımının sakinleşmesini bekliyorduk.

"Biraz fazla tepki vermediniz mi?" diye çekinerek sordum.

"Az bile." dedi Miraç. Başka bir şey söylemedim.

Sevgi hanım başını iki yana salladı. “Ben bir daha sizi topluca bir yere götürmüyorum.” dedi.

“Anne abartma” dedi Doğan.

“Abartmıyorum” diye karşılık verdi. “Mağazadan kovulduk, farkındasınız değil mi?”

Kadir bey hafifçe gülümsedi. “En azından AVM’den atılmadık.”

Bir süre konuşmadık. Hâlâ sinirlilerdi. Şu an beni bile dövebilirlerdi.

"Neyse!" diyerek ayağa kalktım bir anda. "Karnım acıktı. Yemek yiyelim."

Ayaz da bana katılıp ayaklandı ve kolunu omzuma attı. "Evet hadi yemek yemeye gidelim."

Ayaz'ın omzuma attığı koluna tip bakışlar atan abi takımı somurtarak kalktığında hepimiz yemek katına doğru ilerlemeye başladık. Ben bu AVM'yi bilmediğim için diğerlerini takip ediyordum sadece.

Bir üst kata, yani yemek katına çıktığımızda kalabalık direkt yüzüme çarptı. Neredeyse adım atacak yer yoktu.

“Offf burası ne böyle ya?” diye söylendi Efe etrafına bakınarak.

“AVM işte ne bekliyordun?” dedi Miraç omzunu silkerek.

Efe bir anda boş masalardan birini fark edip koştu. “Burayı kapıyorum!” diye bağırarak kendini sandalyeye attı.

“Lan tek başına mı yiyeceksin?” diye seslendi Doğan arkasından.

Efe yan masalara uzanıp sandalye çekmeye başladı. “Çabuk gelin, millet kapacak!”

Demir kaşlarını çatarak yanına geldi. “Efe bırak o sandalyeyi. Hepimiz buraya sığmayız.”

“Sığarız ya, biraz sıkışırız olur biter.” dedi Efe inatla bir sandalyeyi daha çekerek.

Alaycı bir sesle araya girdim. “On kişi sıkışırız diyorsun yani?”

“Abimler zaten az önce adam dövdü, biraz da burada dövüşürler yer için.” dedi Efe umursamazca.

“Komik değil.” diye tersledi Poyraz. Hâlâ siniri geçmemişti.

Demir Efe'ye dönüp tekrar konuştu. “İki masaya ayrılıyoruz. Bu kadar basit.”

Efe oflayarak sandalyeyi yerine bıraktı. “İyi ya.”

Kadir bey araya girip ortamı toparladı. “Tamam tartışmayı bırakın. Herkes istediğini alsın, sonra burada buluşuruz.”

“Ben burger alacağım.” dedi Ayaz hemen.

“Her buraya gelişimizde burger alıyorsun. Biraz farklı şeyler dene.” diye laf attı Barış.

“Of sanane abi.” diye karşılık verdi Ayaz.

"Abine sanane mi diyon lan sen?" diyerek Ayaz'ın kulağını çekip avuç içiyle kafasına bastırdı şakasına.

"Abi bırak!" diye çırpınmaya başlayınca en sonunda bırakmıştı. Güldüm.

Sevgi hanım başını salladı. “Ben salata alacağım. Siz de biraz sağlıklı şeyler yiyin arada.”

"Salatayla kim doyar anne ya." dedi Miraç.

Onların konuşmalarını izlerken araya girdim. "Ben yemek almaya gidiyorum." dediğimde başlarını salladılar.

"Kaybolma ha." deyip göz kırpan Demir'e gülümsedim.

"Merak etme doktor bey." diyerek arkamı döndüm ve kalabalığa karışıp ilerlemeye başladım. Canım dürüm çekiyordu.

Etrafıma bakarak dürümcü aramaya başladım. Sağlı sollu dizilmiş mekanların önünden geçerken burnuma karışık kokular geliyordu. Izgara, baharat, kızartma… Hepsi birbirine girmişti. Açlığım bir anda iki katına çıktı.

“Of..." diye mırıldandım kendi kendime. “Hepsinden yemek istiyorum.”

Bir dürümcü tabelası gördüm en sonunda. Çok şükür fazla kalabalık değildi. Hızlanıp sıraya girdim.

Önümde iki kişi vardı. Telefonumu çıkarıp oyalanmaya başladım. Whatsappa girdim, çıktım. İnstagramı açtım, iki story izledim.

Arkamdan geçen insanların konuşmaları, tabak sesleri, çocuk bağırışları… Ortam baya gürültülüydü ve canım çilek çekiyordu.

“Ne alacaksınız?” diye sordu tezgahtaki adam önümdeki kadına. Kadın ona cevap verirken etrafıma bakınmaya başladım sıkıntıdan. Sonra tekrar telefona bakacakken gözüm bir yere takıldı.

Tanıdık yüzler vardı. Ayaklarım olduğum yere çivilendi. Yaklaşık 5 metre ilerimde gördüğüm kişiler Ayza ve eski ailemdi. Üvey babam Ayza'ya gülümseyerek bir şeyler söylüyordu. Bana hayatında bir kere bile gülümsememişti.

"İlerleyecek misin artık?" diye bana seslenen adamla dikkatim dağıldı ve bakışlarım ona döndü. Tam "Pardon." deyip ilerleyeceğim sırada adamın bana bağırışını duyan Ayza ve eski ailemin buraya baktıklarını fark ettim. Bana bakıyorlardı

Bir iki saniye bakışmanın ardından üvey babam yüzündeki sinsi sırıtışla hızla bana doğru ilerlemeye başladı. Yanında üvey annem ve Ayza da geliyordu.

Şok içinde bulunduğum yerden ayrılıp geldiğim yönün tersine doğru koşar adım ilerlemeye başladım. Neden kaçtığımı bilmiyordum. Onlarla konuşmak istemiyordum. İçimde bir şeyler oluyordu. Onları öyle görünce canım acımıştı.

Kalabalığın arasına karıştım. İnsanlara çarpa çarpa ilerliyordum. Normalde asla kaçmaz, onlara gereken cevabı verirdim ama şu an aklıma gelen tek şey kaçmaktı.

Hızı adımlarla yürümeye devam ederken birine çarptım tekrar. Arkamdan "Önüne baksana!" diye bağırmıştı ama umursamadım. Farklı yönlere girerek ilerlerken arkama baktım.

Hâlâ geliyorlardı.

Tam tekrar önüme dönüp hızlanacağım sırada birinin göğsüne çarptım. Burnumu acıtacak kadar sertti. Kafamı kaldırıp özür dileyip yanından geçmeyi planlamıştım ama gördüğüm yüzle ikinci bir şok daha yaşadım.

"Çilek kız?"

Lan bunun burda ne işi var!?

Şaşkınlığımı hızla bir kenara bırakıp arkamdan gelen embesillere görünmemek için hemen parmak ucumda yükseldim ve elimi önümde dikilen Tuğra'nın ağzına kapattım. Onu çekip sırtını yandaki wc girişinin bulunduğu duvara yaslarken şaşkınlık içinde suratıma bakıyordu.

İyice dibine girip saklanırken yavaşça başımı çıkardım ve nereye gittiklerine baktım. Çok şükür beni görmemişlerdi. Etraflarına bakarak önümüzden geçip gittiklerinde rahatlamış bir nefes verdim.

Çok yakınımdan bir boğaz temizleme sesi geldi. Hemen başımı çevirip varlığını bir anlığına unuttuğum Tuğra'ya baktım. Bir elim ağzına kapanmışken bir elim onu duvara ittirdiğim için göğsündeydi. Ve gereğinden fazla yakındık.

Hemen ondan ayrılıp uzaklaştım. Aramıza bir adımlık bir mesafe koyduğumda tek kaşını kaldırarak bana baktı. "Ne oldu az önce? Ne yapıyorsun sen, kimden kaçıyordun?"

Art arda sorduğu sorulara karşılık gözlerimi devirdim. "Seni ilgilendirmez."

Yanından geçmek için bir adım attığımda aniden önüme geçti ve ikinci defa sert göğsüne çarptım. Geri çekilip başımı kaldırdım. "Ne yapmaya çalışıyorsun sen?!" diye sordum sinirle.

Kollarını göğsünde kavuşturdu. "Asıl sen ne yapmaya çalışıyorsun?"

Derin bir nefes aldım. "Seni ilgilendirmez dedim." Bir adım attım ona doğru. "Çekil önümden."

Birkaç saniye boyunca bana bakıp en sonunda kenara çekildi. Yanından geçtim hızlıca. Etrafıma bakındım. Yakınlarda olabilirlerdi.

Tam birkaç adım atmıştım ki fark ettiğim gerçekle adımlarım durdu.

Ben neredeydim?

Geldiğim yolu hatırlamak adına etrafıma baktım. Büyük bir kalabalık vardı. Kaçarken merdiveni kullanıp kullanmadığımı bile hatırlamıyordum.

Ben mal gibi bakınırken arkamdan bir ses yükseldi. "Yolunu mu kaybettin çilek kız?"

Sinirle ona döndüm. "Rahat bıraksana beni!" dedim hızla.

Sırıttı. "İnkar etmediğine göre gerçekten kaybolmuşsun."

"Sanane?" deyip ona bakmadan rastgele bir yöne ilerlemeye başladım. Arkamdan geldiğini hissedebiliyordum.

"Gitmen gereken yeri tarif edersen seni bırakabilirim." dediğini duyduğumda adımlarım yavaşladı. Dalga geçtiğini düşünerek yürümeye devam ettim.

"Ciddiyim. O kadar da kötü bir insan değilim. Seni böyle bırakmaya vicdanım el vermez." dediğinde bu sefer durup ona baktım. Zaten uzun bacaklarıyla benden yavaş yürümesine rağmen direkt dibimdeydi.

"Ama bir şartım var tabii ki." dediğinde göz devirdim.

"Yine kölem ol tarzı bir şeyse siktir olup gidebilirsin, yolumu kendim bulurum." deyip tekrar önüme dönüp bir adım attığımda kolumdan tuttu.

"Kimden kaçtığını söylersen seni götürürüm." demesiyle yüzüne bakakaldım. Cidden bu kadar fazla mı merak etmişti?

Gerçi ben olsam ben de ederdim.

En azından sadece kim olduklarını sormuştu. Ofladım ve bakışlarımı kaçırdım. "Ayza ve eski ailem. Karıştırıldığım haberini biliyorsundur zaten." dediğimde kolumu bıraktı.

"Neden kaçıyordun?" diye sordu bu sefer. Kaşlarımı çattım. "Sadece bir soru." dedim sinirle.

"Tamam tamam kızma." diyerek güldü ve önüme geçti. Yürümeye başladığında tekrar konuştu. "Nereye gitmek istiyorsun?"

"Yemek katına." dedim arkadan koşar adım ona yetişmeye çalışırken. Boyum kadar bacağı vardı.

Ona cevap verdiğimde yavaşlayıp kafasını hafifçe çevirdi ve bana baktı. "Cidden buradaki yüzlerce insandan birine sormak yerine şartımı kabul mu ettin?" diye sordu alaycı ve şaşkın bir sesle.

Lan.

Çok doğru ben neden rastgele birine sormamıştım? Mal mıydım?

Rezil olduğumu hissedip önüne dönmesi için sırtına vurdum. "Sus!"

Gülerek önüne döndüğünde arkasından ters bakışlar atarak ilerliyordum.

Birkaç dakika içinde yemek katına gelmiştik. Bir kat yukarı çıkmıştık. Gözüm abi takımını ve diğerlerini ararken karşımda sinirli ve endişeli bir ifadeyle etrafına bakan Poyraz'ı gördüm. Rahatlamış bir nefes verdiğimde beni gördü. Bakışlarındaki endişe dağıldığında yanıma gelmek için birkaç adım attı ancak arkamdaki Tuğra'yı görünce kaşlarını hızla çattı.

Yanımıza geldiğinde direkt söze girdi. “Neredesin sen?!” dedi sert bir sesle. “Biz her yerde seni arıyoruz, sen burada sevgilinle mi takılıyorsun!”

Kaşlarım çatıldı. “Ne-” demiştim ki Tuğra benden önce araya girdi. “Sözlerinize dikkat edin.” dedi sakin ama uyarıcı bir tonla.

Poyraz’ın gözleri ona kaydı. Kaşları hızla çatıldı. “Sen kim oluyorsun lan!?” dedi ters bir şekilde. “Kes sesini!"

“Poyraz-” dedim araya girmeye çalışarak ama dinlemedi.

"Defol burdan velet!" diye Tuğra'ya doğru bağırdı.

“Sevgilim değil-” dedim bu sefer daha hızlı açıklamaya çalışarak. “Yanlış anladın ben-”

Cümlemi bitiremeden kolumdan sertçe tuttu ve “Yürü.” dedi dişlerinin arasından.

“Poyraz bırak-”

Dinlemedi.

Beni hızlı adımlarla sürüklemeye başladığında “Bir saniye dinle-” dedim arkasından ama faydası yoktu.

Arkamdan bir hareketlilik hissettiğimde refleksle başımı çevirdim. Tuğra bize doğru gelmek için bir adım attığında ona sen karışma her şey yolunda der gibi bir bakış attım. Kararsız kaldığı bakışlarından belliydi ama beni dinlemeyi seçti.

Tekrar önüme döndüğümde Poyraz beni yemek yiyeceğimiz masaya getirmişti ama kimse yoktu. Sanırım beni arıyorlardı. Gözlerim masanın üstündeki telefonuma kaydı.

Lan ben bunu burda mı unutmuşum?

Poyraz kolumu bıraktığında ovuşturdum. Sıktığı için canımı acıtmıştı. Telefondan diğerlerini arayıp beni bulduğunu söylediğinde aramayı kapattı ve bana döndü sinirli bir ifadeyle. Beyni olmayan bir insana açıklama yapmayacaktım. Beni dinleyip ön yargılı davranmasaydı olayı anlardı.

Birkaç dakika sonra “Defne!” diyen Sevgi hanımın rahatlamış sesi yükseldi. Hızla o tarafa döndüm. Herkes burdaydı. Yanıma geldiklerinde konuştu. “Neredeydin sen?”

“Lan kızım kayboldun sandık!” dedi Doğan. Kaybolmuştum zaten ama neyse.

“Telefonunu da unutmuşsun!” diye ekledi Barış. Hepsinin yüzünde derin bir rahatlama ifadesi vardı.

Ardından Ayaz hızla bana koşup sarıldı. "Neredeydin?" diye sordu benden ayrılıp.

"Ben söyleyeyim." diye araya girdi aniden Poyraz.

Herkesin bakışları ona döndüğünde konuştu. "Biz her yerde onu arayıp endişelenirken hanımefendi sevgilisiyle buluşmuş. Muhtemelen her yeri dolaşmışlardır bile."

Yok artık ya! Cidden evin en büyük çocuğu nasıl aynı zamanda en aptalı da olabiliyordu?

“Ne?” dedi birkaç kişi aynı anda.

“Yok artık.” dedi Miraç.

“Saçmalama lan.” dedi Doğan.

“Ablam öyle bir şey yapmaz.” dedi Efe net bir şekilde.

Bakışlar bir anda bana dönmüştü. Hepsi bana bakıyordu ve bir açıklama bekliyordu. İnanmış gibi durmuyorlardı ama yaptım desem çoğu direkt inanacak gibi bakıyordu.

Derin bir nefes aldım. “Sevgilim falan değil.” dedim direkt. "Sınıf arkadaşım." diyerek devam ettim.

"Kayboldum. Sonra onunla karşılaştım. Bana yolu gösterdi, hepsi bu kadar. Açıklamaya çalıştım ama Poyraz bey sürekli sözümü kesip beni sürüklediği için konuşamadım bile."

Ters ters Poyraz malına bakarken bakışları tereddütle dolmuştu. Gerizekalı.

Herkes kaşlarını çatıp Poyraz'a döndüğünde çenesi gerildi. Bakışlarını benden çekerken Demir yavaşça onun yanına gidip konuştu. "Abi biz seninle bir konuşalım."

Doğan ve Barış da peşlerinden gittiğinde muhtemelen Poyraz'ı bu saçma ön yargısı konusunda uyaracaklardı. Bakışları kızgın bakıyordu.

Ayaz'ın en başından beri elimi sıkıca tutan elini bırakmadan masada unuttuğum telefonumu alıp çantama koydum. "Benim iştahım kaçtı. Yorgunum, eve gidelim." dediğimde diğerleri de bunu bekliyormuş gibi bana katıldı. Hepsinin üzgün olduğu bakışlarından belliydi

Bir günüm daha boka dönmüştü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.