🍓
Duyduğum şeylerle şokla dudaklarım aralandı.
"N-ne?"
Hayır, bu gerçek değil değil mi? Şaka değil mi?
Kafamda dakikalar önce karşımda oturan çocuğun dedikleri yankılandı.
"Muhtemelen öğrendiğinde şok geçireceksin ve şaka olduğunu düşüneceksin. Hayatında duyacağın en şoke edici şey olabilir hatta o yüzden sakin olmaya çalış."
Bu bir şaka değildi.
Ben gerçekten doğduğum gün yanlış aileye verilmiştim. Karşıdaki ailenin her bir üyesiyle olan benzerliğim de bunu kanıtlar nitelikteydi.
Tamam ben şanssız bir insanım, burnum boktan çıkmıyor ama bu kadarı fazla. Her gün bir belaya bulaşıyorum, bazen kendimi günün sonunda karakolda buluyorum ama bu kadarı gerçekten fazla. Şu an karşıma geçilip bana koskoca 17 yılımın yalan olduğu söyleniyordu!
Peki babam neden buna sevinmiş gibi sırıtıyordu? Beni sevmediğini biliyordum ama 17 yıldır büyüttüğün kızını bırakmak bu kadar kolay olmamalıydı!
Ya annem? Hiçbir şey umurunda değildi. Beni önemsemiyordu. Onun için lazım olan tek şey ev işlerini kilitleyebileceği bir kız çocuğuydu!
Yanımdan gelen sesle kafamı ağır ağır oraya çevirdim. Bakışlarım yaşadığım şok nedeniyle dehşetle doluydu.
"Sanırım yeni ailen sana bundan bahsetmemiş. Şimdi öğreniyor gibisin canım kızım." karşı ailedeki kızı gösterdi. "Baksana gerçek kızım bana ne kadar benziyor. Sonunda senden kurtuluyorum."
Ben babam olacak adamın dediklerini daha sindirememişken bakışlarını benden ayırıp diğer kıza bakarak tekrar konuştu. O da burayı izliyordu. "Buraya gel canım! Kızımı tanımak istiyorum."
Kız gülerek ayağa kalktığı sırada dişlerimi sıkarak sinirden güldüm. Şok üzerine şok geçiriyordum şu an. Bu adam az önce o filli boyaya 'kızım' mı demişti? 17 yıldır bana bir kere bile söylemediği o kelime?
"Ulan..." diyerek oturduğum yerden ayağa kalktım ve daha fazla dayanamayarak yıllarca baba dediğim şerefsizin üzerine atladım. Saçlarına yapışarak var gücümle asıldığımda bir bağırtı koptu.
"Ahh! Bırak saçımı sürt-" o kelimeyi tamamlamasına izin vermeden kafasını arkasındaki duvara gömdüm. Belimde bir çift kol hissettiğimde geri çekilmeye niyetim yoktu. Yılların acısını çıkarmaya çalışıyordum.
Tekrar ve tekrar kafasını duvara tüm gücümle vurduğumda belimdeki kolların sayısı artmış, odanın içi çığlıklarla dolmuştu. En çok da o yellozun sesi geliyordu kulaklarıma. Allah'ın cırtlak seslisi!
"Seni geberteceğim lan pezevenk!" diye bağırarak kanlı kafasına sert bir yumruk attım. Aldığı darbelerden dolayı güçsüz düştüğü için bana karşı koyamıyordu.
Tam bir kere daha vuracağım sırada öyle bir kuvvetle arkaya doğru çekildim ki çığlık atarak yere yapışmamak için beni belimden tutarak çeken kollara tutundum. Beni o adamdan ayırdıklarında yelloz kız ağlayarak babacığına koşmuştu.
Sinirden dolan gözlerimle hâlâ beni tutmakta olan kolları ittirdim. "Bırakın beni!" bakışlarımı arkamdaki aileye çevirdim. "Öldürecektim onu neden beni çektiniz?!"
"Bak şu an yaşadığın şoktan dolayı kendinde değils-" diyen çocuğun sözünü kestim hızla. "Ben gayet kendimdeyim! Bu adamın," dedim elimle kafası kan olmuş piç kurusunu göstererek. "İğrenç ithamlarına ve şiddetine yıllarca katlandım ben! Kendimdeyim!"
Karşı taraftaki kadın hıçkırarak ağlarken kocası da ona yandan sarılmıştı. İkisi de bana özlem ve acıyla bakarken yanlarındaki çocukta da aynı ifadeler vardı. Neyim oluyordu o? Kardeşim mi? Abim mi?
Sinirden güldüm. Daha kim olduklarını bile bilmiyordum. Hiçbirini tanımıyordum. Ama onlar benim ailemdi değil mi?
İlk defa gördüğüm ailem.
🍓
Yine aynı odada oturuyorduk. Tek fark ben iki aileye de uzak bir yere oturmuştum. Kafam çok dağınıktı. Ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum.
Kafasını kırdığımın itinin gerçekten kafasını kırma girişiminde bulunduğum için ayrı bir odada muayene edilmişti ve şu an tekrar yerine oturmuştu. Ancak suratındaki pişkin ifade silinmişti. Gözlerime bakamıyordu bile.
Bütün bunlar olmuşken eskiden annem olan kadın kocasının yanından ayrılmamıştı. O adamın onu taktığı yoktu ama yine de peşini bırakmıyordu.
Şu an içeriye doktorun gelip babalar ve kızlardan kan örneklerini almasını bekliyorduk. Beklerken de odadaki herkesle tek tek bakışıyordum. Filli boya babasını dövdüğüm için şeytan gözleriyle pis pis bana bakıyordu. Bu bakışlara eski annem de dahildi. O adam desek zaten bana bakmıyordu.
Öte yandan karşı aile bana tam tersi bir şekilde sevgi ve özlemle dolu bakışlarla bakıyorlardı. Eski babam ve annem için söylediklerim aslında onlar için de geçerliydi. 17 yıl büyüttükleri kızlarını umursamadan bana bakıyorlardı. Bu durum bu ailenin de benim ailem gibi kötü olduklarını düşünmeme neden oluyordu. Sonuçta kız arkasına bakmadan yeni ailesiyle tanışmaya gitmişti. Belli, kendi ailesini sevmiyordu.
Ha bu arada o çocuk sanırım benim ikizimmiş. Benzerliğimizin nedeni de bu olsa gerek.
Düşüncelerimden sıyrılmamı sağlayan kapının açılma sesiyle hızla kafamı kaldırıp o yöne baktım. Beyaz önlüklü bir doktor içeri giriş yapmıştı. Önceden gelen doktor değildi bu, farklıydı.
Gözlerini sakince odada gezdirip en son bende durduğunda bakışlarındaki ifade gözle görülür bir şekilde değişmişti. Nedenini anlamamıştım ama beni biraz fazla incelemesiyle tek kaşımı kaldırıp sorgularcasına ona baktım. Bunu fark ettiğinde önüne dönmüştü.
"Hepiniz neden burada olduğunuzu biliyorsunuz. O yüzden fazla uzatmadan kan almaya başlayabiliriz." diğer ailedeki adama döndü. "Baba, ilk seninle başlayalım."
Ha ne? Baba mı?
Bu herif benim abim miydi yani?
Bakışlarımı yüzüne çevirip detaylıca incelemeye başladım. Sarı saçları ve mavi gözleriyle babasına çok benziyordu. Sanırım ben de genlerimi biyolojik annemden almıştım. Kahverengi saç ve kahverengi gözlerimle ona baya benziyordum.
Neden saç ve göz genlerimi biyolojik babamdan almadım ki? Renkli gözleri hep sevmişimdir.
Benimkiler neydi peki? Bok rengi.
Kendi kendime gülerek başımı eğdim. Taş gibi genlere sahip babam varmış meğerse ben çürük kalmışım.
"Defne, kızım." diyen bir sesle düşüncelerimden sıyrıldım. Biyolojik annem bana seslenmişti.
Bir dakika kızım mı? Bana kızım mı demişti?
Beni kabul etmiş miydi yani?
İlk defa biri bana bu kelimeyi kullanıyordu. Ve bu kişi benim gerçek annemdi.
Yine düşüncelere daldığım için ne dediğini anlamamıştım ama sanırım sıranın bana geldiğine dair bir şeyler söylemişti.
Doğru ya kan alınıyordu.
Karşımdaki biyolojik abim olan doktora baktığımda bana bir koltuğu gösterdi. Ayağa kalkıp o koltuğa oturdum ve sol kolumu açıp öne doğru uzattım. Kısa süre içinde kan alma işlemi bitmişti.
Doktor abi "Sonuçlar birkaç saate çıkar." deyip gittiğinde herkes birbiriyle bakışmaya başladı. Ayağa kalkıp kimseyle göz göze gelmeden kapıyı açtım ve odadan çıktım.
Hadi ama birkaç saati bu havasız odada o şerefsizle aynı ortamda geçirecek değilim!
Aynı evde 17 yıl geçirmiş olsam bile.
Kapıyı kapattığım gibi saatlerdir akmamak için direnen gözyaşlarımı serbest bıraktım. Elimin tersiyle anında ıslanan yanaklarımı silerken merdivenlere doğru ilerliyordum.
Hayatım bok gibiydi!
Her gün daha kötü başıma ne gelebilir diye soruyordum ama sorduğum her seferde daha kötüsü başıma geliyordu!
Kader, insanın karşısına aniden hiç beklemediği şeyler çıkartabiliyordu. Bunu çok iyi anlamıştım artık.
Hastanenin bahçesine vardığımda binaya en uzak banka doğru ilerleyip oturdum. Milyonda bir yaşanabilecek bir olay nasıl benim başıma gelebilmişti aklım almıyordu gerçekten. Bi yandan eski ebeveynlerimden kurtulacağım için sevinsem de bi yandan 17 yıl boyunca çektiğim tüm acılar boşa olduğu için üzülüyordum. Ama hâlâ şaşkındım. Üzüntü ya da mutluluktan daha çok bu duygu vardı içimde.
Nasıl bu kadar şanssız bir insan olduğuma şaşırıyordum.
Ağlamam derin iç çekişlere dönüştüğünde önüme bir gölge düştü. Yavaşça başımı kaldırdığımda hastane odasındaki çocukla göz göze geldim. Sanırım ikizimdi.
Aslında küçüklüğümden beri hep bir kardeşim olsun isterdim. Çevremdeki çocuklar kardeşleriyle el ele gezerken onlara hep imrenerek bakardım.
"Yanına oturabilir miyim?"
Çocuğun konuşmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Ona dönüp başımı hafifçe aşağı yukarı salladığımda yanıma gelip oturdu.
Bir süre konuşmadan sessizliği paylaştık. Sanırım ikimiz de konuşmaya nasıl başlayacağımızı bilmiyorduk. İlk defa tanıştığım ikizimle yan yana oturuyordum ve daha adını bile bilmiyordum. Harika!
"Biraz kendini tanıt istersen. Adın ne mesela?" dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. Derin bir nefes aldım. "Defne. Senin?"
"Ayaz."
"İyiymiş."
"Aynen, seninki de."
Siktir ya bu yaşadığım stres ve heyecan da neyin nesiydi?!
Terleyen avuç içlerimi pantolonuma sürerek bakışlarımı ondan çektim. Fazla heyecanlanmıştım. Neden böyle olmuştu?
"Nelerden hoşlanırsın? Bir hobin var mı?" yine ilk o konuşmuştu.
"Çilek severim. Hatta bayılırım. Çilekli olan her şeyden hoşlanırım." dedim hevesli bir şekilde. Bu tepkime güldüğünde ben de ona karşılık gülmüştüm. "Ben de çilek severim ama senin kadar değil sanırım."
Kimse çileği benim kadar sevemez aslanım!
"Bu arada," diyerek tekrar söze girdi. "Annem ve babam seninle tanışmak için hastanenin kantinine çağırıyor. İstemezsen anlarım ama çok heyecanlılardı."
Düşünmeden cevapladım. "Peki, gidelim." dedim ve ayağa kalkıp kırışan üstümü düzelttim. O da benimle beraber ayağa kalktığında yan yana hastaneye doğru yürümeye başladık. Binadan içeri girdiğimizde Ayaz yolu bildiği için benim önüme geçti. Ben de onun hemen arkasından takip ederek ilerledim.
Kantine vardığımızda etrafa baktım ve biyolojik annem ile babamı bir masada otururken gördüm. Sonra ise bakışlarım onların yanındaki masaya değdi. Üvey anne, baba ve filli boya gülerek sohbet ediyorlardı.
Bütün bunlar şaka olmalı! İlk defa gördüğü kızı nasıl bu kadar çabuk benimsemişti??
17 yıldır büyüttüğü kızını hâlâ benimsememişti üstelik..
Bakışlarımı ondan ayırdım. Umursamamalıydım. Ben onların umurunda değilsem onlar da benim umurumda olmamalıydı.
Derin bir nefes alarak kendimi toparlamaya çalıştım. Yavaş adımlarla ilerleyerek masaya vardığımızda Ayaz'ın oturduğu sandalyenin yanındaki sandalyeyi çekip oturdum. Aynı zamanda da biyolojik annemin karşısındaki sandalyeydi.
Stresten kahküllerimle oynamaya başladığımda biyolojik anne konuştu. "İçecek bir şey ister misin kızım?" tam onu reddedeceğim sırada Ayaz oturduğu sandalyeden ayağa kalktı. "Ben bir şey alıp gelirim."
"Oğlum bir kıza ne istediğini sorsaydın!" diye arkasından seslenen kişi biyolojik babamdı ama Ayaz onu dinlemeden masadan uzaklaştı. Bir süre sessizce birbirimize baktığımızda biyolojik anne söze girdi. "Kızım ben annen Sevgi Demirkan." yanında oturan kocasını gösterdi. "Bu da senin baban, Kadir Demirkan. "
Gülümseyerek karşılık verdim. "Ben de Defne. Memnun oldum."
"Bize biraz kendini tanıtır mısın Defnecim?" Kadir Bey'e bakarak başımı salladım. "Ben Defne, 17 yaşındayım ve 11. Sınıfa gidiyorum. Alanım sayısal ve mimarlık okumak istiyorum. Hobi olarak eskiden keman çalıyordum ama parmaklarım su toplayınca sürekli çalmayı bıraktım. Hâlâ evimde bir tane var ve canım istedikçe çalıyorum."
İkisi de gülererek bana bakmaya başladığında yanımdaki sandalye çekildi. Aynı zamanda da önüme bir şişe bırakılmıştı. Ne bu, gazoz mu?
Kağıdına baktığımda çilekli soda olduğunu gördüm. "Oha çilekli." diye kendi kendime mırıldandığımda hafifçe güldüğünü duydum. Ona çilek sevdiğimden bahsettiğim için bana bunu almıştı.
Bana böyle gelin.
Ona dönüp "Teşekkür ederim." dediğimde bana göz kırpmıştı. İtiraf etmek gerekirse gerçekten yakışıklı bir çocuktu. E yani bana benziyor sonuçta, bir zahmet yakışıklı olsun.
"İkizinle tanıştın mı kızım?" diye soran Sevgi Hanım'a başımı salladım. Hakkında bildiğim tek şey ismiydi ama yine de tanışmış sayılırdım.
Biz tekrar sohbet etmeye başlamıştık ki kantinden içeri giren beyaz önlüklü biyolojik abiyi gördüm. İlk önce yan masaya gidip bir şeyler söylediğinde masadakiler kalkıp kantinin çıkışına doğru ilerlemeye başlamışlardı. Ardından bizim oturduğumuz masaya geldi ve bakışlarını bana çevirdi.
İkimiz de birbirimizi birkaç saniye inceledikten sonra önüne döndü ve tüm masaya hitaben konuştu. "Sonuçlar birazdan açıklanacak, yukarı çıkın. Ben eve geçiyorum hastanede işim bitti." diyerek Sevgi Hanım ile Kadir Bey'e bakmıştı.
"Tamam oğlum, biz de işimiz bitince yeni kardeşinizle beraber geliriz." dedi Sevgi Hanım. Bu cümlenin üzerine doktor abi bana bakıp hafifçe gülümsemişti. Ben de ona aynı şekilde karşılık verdim.
Umarım daha fazla kardeşim yoktur.
🍓
"Ayza Demirkan'dan alınan kan örneği ile, Hakan Korkmaz'dan alınan kan örneği %99.9 uyuşmaktadır. Defne Korkmaz'dan alınan kan örneği ile, Kadir Demirkan'dan alınan kan örneği %99.9 uyuşmaktadır. Hepinizden geçmişte yaşanan bu karışıklık için özür dileriz. Geçmiş olsun." deyip odadan çıkan doktorun arkasından birkaç saniye baktım. Belliydi zaten biliyordum onların kızı olduğumu ama yine de birkaç saniye kendime gelememiştim.
"Ben gerçek ailemle gitmek istiyorum!" diyen cırtlak bir ses kulaklarıma dolduğunda bakışlarımı kapıdan çekip adının Ayza olduğunu öğrendiğim yelloza döndüm. Eski ailesi ona nefretle bakarken eski babam ona kollarını açmıştı. İkisi sıkıca sarıldığında bu manzaraya daha fazla katlanamayacağımı anlayıp odadan çıkmak için ayağa kalktım.
Tam kapıyı açmış çıkacaktım ki arkamdan Sevgi Hanım'ın sesini duydum. "Defne, bizimle gelmeyecek misin kızım?"
Ona bakıp gülümsedim. "Biraz olanları sindirip düşünmeye ihtiyacım var. Beni hastanenin bahçesinde bekleyebilirsiniz, tuvalete gideceğim."
Onlar da bana gülümsediğinde Kadir Bey konuştu. "Seni bizimle gelmen için zorlamayacağız kızım. Reşit olmasan bile kendi kararlarını verebilme hakkın var."
Gülümsedim. "Teşekkür ederim."
Daha fazla durmayıp odadan çıktığımda tuvaletin yerini aramaya başladım. Baya büyük bir hastaneydi. Bulmam biraz zor olmuştu.
Tuvalete girdiğimde hızla lavaboya ilerleyip yüzüme art arda su çarptım. Başım çok pis ağrıyordu. Yaşadığım şeyleri aklım almıyordu. Ben gerçekten bebekken karıştırılmıştım. Peki üvey ailem? Onlar bunu biliyorlar mıydı? Bildikleri için mi bana 17 yıl boyunca böyle davranmışlardı?
Yok ya bilselerdi benden kurtulmak için bu kadar beklemezlerdi.
"Kendine gel Defne." diyerek yüzümü ellerim arasına alıp aynaya baktım. Gözlerimin içi ağladığım için hâlâ kızarıktı. Altları ise her zaman olduğu gibi mosmordu.
"Bu sana koymaz, kızım. Sen nelerin üstesinden geldin. Kendine gel." diyerek kendimi teselli etmeye çalışıyordum.
"Şimdi kendini toparla ve onlarla git. Kimse daha fazla üzülmesin. Onlar öz kızlarından ayrı kalmasın, sen de gerçek ailenden." dedim ve yandaki peçeteyle yüzümü kuruladım. Islanıp dağılmış saçlarımı düzeltip üstüme başıma çekidüzen verdim. Son bir kez aynaya baktım ve tuvaletin çıkışına doğru ilerledim.
Tuvaletten çıkıp merdivenlere doğru ilerlerken biraz ötemde gördüğüm manzarayla adımlarım durdu. Üvey ailem ve Ayza, kahkaha atarak yürüyorlardı. Ayza ikisinin ortasındaydı ve el ele tutuşuyorlardı.
Başımı başka tarafa çevirerek yürümeye devam ettim. Bunun beni yıkmasına izin vermeyecektim. Merdivenlerden inip kendimi dışarı attım ve etrafa baktım. Biyolojik ailem uzak bir köşede beni bekliyorlardı.
Onlara doğru ilerleyip yanlarına vardığımda içimde kopan fırtınalara inat gülümsedim. Bakışlarımı hepsinde gezdirerek söze girdim. "Sizinle geleceğim."
Hepsi güler yüzle bana baktığında Sevgi Hanım hızla koluma girdi ve ultra güzel bir zengin arabasının önüne getirdi. Hepimiz arabaya bindiğimizde hâlâ gülüyorlardı.
Tamam, az önce gördüklerini unut ve birkaç saat önceki hâline geri dön Defne.
Ayaz ve ben arka koltukta yan yana oturuyorduk. Arabayı ise Kadir Bey sürüyordu.
"Eve gidince tanışman gereken birileri var canım kızım." dedi Kadir Bey birkaç dakikanın ardından.
Canım kızım mı?
Sanırım buna alışmam zaman alacak.
"Kimler? Başka kardeşlerim de mi var? Ya da akrabalar falan mı?"
"Abilerin." dedi Ayaz. Şaşkınlıkla ona döndüm. "AbiLERin derken? Kaç tane var tam olarak?"
Güldü bu tepkime. "Gidince görürsün." deyip sustu.
Ona ters bir bakış atıp önüme döndüm. Kaç tane olabilir ki? En fazla 2 tane hadi bilemedin 3 tane.
3 de fazla ya of Allah'ım sıçtım.
"Hiç kız kardeşim var mı?" diye sordum ortaya.
Sevgi Hanım başını iki yana salladı. "Hayır kızım, tek kız çocuk sensin."
Lan napıcam ben onca erkeğin arasında?!
Ellerimle yüzümü sıvazladım. Umarım kötü insanlar değillerdir.
🍓
Araba bir saray yavrusunun önünde durduğunda ağzım beş karış açıldı. Arabadan inip etrafıma baktığımda gerçekten burada yaşayıp yaşamadığımızı sorguluyordum.
Ayaz yanımda durduğunda avuç içini çeneme yaslayıp ittirdi ve açılan ağzımı kapattı. Gülerek yanımdan geçerken ters ters arkasından bakıyordum.
Rezil oldum.
Birinin koluma girdiğini hissettiğimde o yöne baktım ve Sevgi Hanım'ın gülümseyen yüzüyle karşılaştım. "Hadi kızım, içeri girelim." deyip kendisiyle beraber beni de yürütmeye başladığında ona ayak uydurup ilerlemeye başladım.
Bahçe kapısına geldiğimizde kapıyı açan iki tane izbandut gibi adama şaşkınlık içinde baktım. Zenginmişim de haberim yokmuş anasını satayım.
Ev kapısının önüne geldiğimizde Sevgi Hanım kapıyı çaldı. Kapı açıldığında açan kişiye baktım. 40'lı yaşlarında duran bir kadındı. Muhtemelen evin çalışanıydı.
"Hoşgeldiniz." dedi herkese hitaben. Sonra bana baktı. Olaydan haberi olmalı ki hiç şaşırmadı. "Sen de hoşgeldin kızım." gülümsemesine ben de gülümseyerek karşılık verdim. "Hoşbuldum abla."
Hepimiz içeri geçtiğimizde kulağıma birkaç erkek sesi doldu.
"Lan! Oğlum benim tişörtümü niye giyiyosun lan pezevenk!?"
"Niye öyle diyorsun abiciğim? Bu tişört benim tiş-"
"Lan kulağımı siktiniz! Bir susun lan!"
Sesler devam ederken salon olduğunu düşündüğüm bir odaya girdik. Bakışlarımı içerde gezdirirken karşılaştığım manzarayla ağzım az öncekinden daha çok açıldı. Durumu ise çok güzel özetledim.
"Hasiktir bok!"
🍓