İçeriğe geç

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Abi Terörü ~ Gerçek Ailem

Bölüm 1

1🍓

Selam arkadaslar bu benim ilk gercek ailem kitabim umarim begenirsinizzz

Ayni kitap ayni yazar ismiyle wattpad ve kitappadde de mevcut isterseniz ordan da okuyabilirsiniz

Umarim begenirsiniz iyi okumalarr

🍓

"BİP! BİP! BİP! BİP"

Yattığım yerde rahatsızca yan dönerken beynime adeta matkapla giren sese lanetler okuyordum. "Bu ses ne amına koyayım?!"

Kapalı olan gözlerimle kafamın altından yastığımı çıkarıp kulağıma bastırdım. Birkaç saniye boyunca hâlâ ne olduğuna anlam veremediğim sinir bozucu sesin durmasını bekledim ancak inatla çalmaya devam ediyordu.

"BİP! BİP! BİP! BİP!"

"Ebeni bipleticem ben senin sussana lan!" diye bağırarak kulağıma yasladığım yastığı sesin geldiği tarafa fırlattım. Bir şeyin yere düşme sesini duyduğumda sonunda gözlerimi açıp neler olduğuna bakabilmiştim.

Ekranı açık bir şekilde yerde duran telefonuma uykulu gözlerle bir bakış attım. Ardından gelen büyük aydınlanmayla beraber "Lan!" diye bağırarak yataktan aşağı fırladım.

"Canım telefonum..." diye acıklı bir ifadeyle mırıldanarak yere uzanıp hâlâ öten telefonumu yerden aldım. Alarmı kapatıp kulaklarımı bu işkenceden kurtardığımda telefona hızlıca bir hasar tespiti yaptım.

"Oh çok şükür bir şey olmamış."

Kendi çalışmalarımla almıştım lan ben bu telefonu! Bir şey olsaydı kendimi keserdim.

Telefonu tekrar komidinin üzerine koyarak kendimi sırtüstü yatağa bıraktım. Aniden gelen esnemeyle ağzım gergedan gibi açıldı. Yine bir okul sabahına uyanmıştım.

Yatakta iyice yayılıp yorganı üzerime örterek uyku modunu açtım. Saatin kaç olduğu ya da okul umurumda değildi, uykum vardı.

Rüyamda en son nerde kalmıştım? Heh hatırladım, çilek gezegeninde çilek hanımlar ve çilek beylerle birlikte çilekli süt içerek okuldaki çilek beyinlilerin dedikodusunu yapıyorduk.

Biraz çilek seviyorum.

Yastığıma iyice sarılıp kendimi uykunun sıcak kollarına bıraktığım sırada aniden yükselen sesle yerimde sıçradım. "Ananı satıyım noluyo lan!?"

"BİP! BİP! BİP! BİP!"

Doğru ya her gün tekrar uyumaya karar verdiğim için ikinci bir alarm daha kuruyordum. Ve her sabah bunu unutup tekrar uyuyordum. Bu döngü böyle devam ediyordu.

Sanırım artık kalkmam gerek. Hiç ama hiç istemesem de harika çilekli yorganımın altından uykulu gözlerle yavaşça çıktım. Nolur biri şu an beni arayıp okulun uzaylılar tarafından istila edildiğini ve herkesin uyuması gerektiğini söylesin Allah'ım lütfen!

Tam o sırada alarmı kapatmak için uzandığım telefonumdan farklı bir ses yükseldi. Kulaklarıma dolan galatasaray marşıyla beraber şaşkınlık ve mutluluk içinde aramayı cevaplamak için telefonu elime aldım.

"Allah'ım eğer kabul olacağını bilseydim başka bir şey dilemezdim yine bunu dilerdim!" diyerek kulağıma götürdüm. Bir tanecik arkadaşım Sinem arıyordu.

"Alo Sinem okula gitmiyoruz çünkü okulu uzaylılar istila etti değil mi? Herkesin yataklarına girip uyuması gerek değil mi?"

Hevesle gelecek cevabı beklerken karşı tarafın kurduğu cümleyle tüm hevesim kursağımda kaldı. "Ne diyosun Defne saçmalama ne uzaylısı ne istilası yine ne gördün rüyanda?"

"Boş ver benim rüyamı okul var mı yani şu an?"

"Neden olmasın zaten seni uyanamamışsındır belki diye uyandırmak için aradım." aldığım cevapla kafamı yanımdaki duvara vururken cevap verdim.

"Bana giderken çilekli süt almazsanız okula gelmem." Sinem'in Sinan adında bir ikiz kardeşi vardı ve okula beraber geliyorlardı.

Karşıdan hafif bir kıkırtı yükseldi.

"Şu an kasadaki dört tane sütle sıra bekliyoruz."

Sevinç içinde ayağa kalktım. "Benim bir anda uykum kaçtı sanki en iyisi okul için hazırlanayım."

Gülerek cevap verdi Sinem. "Tabii canım hazırlan sen, okulda görüşürüz."

"Görüşürüz kankaların bir tanesi!" diyerek telefonu kapattım.

Çömeldiğim yerden kalkıp derin bir esneme eşliğinde kendimi banyoya attım. Aynanın karşısına geçip kendime baktım. Saçlarım kuş yuvasına dönmüştü. Az önce uykumun açıldığından bahsetsem de bakışlarımdan uyku akıyordu. En son dün babamın attığı tokatın yanağımda bıraktığı iz kendini hâlâ belli ediyordu.

Şerefsiz nasıl vurmuşsa artık amel defterimi kapatmıştı.

Kızaran yerin rengi çilek rengine benzediği için fazla şikayet etmeden hızla yüzümü yıkadım. Ardından dişlerimi de fırçaladım ve banyodan çıkıp odama doğru ilerledim.

Okulumda forma zorunluluğu olmadığı için dolabımın kapağını açıp içindekilere bir bakış attım. Fazla kıyafetim yoktu, olanları da ya ben ya da arkadaşlarım almıştı. Babama kalsa benim için para harcayacağına hiç giyinmiyim daha iyi.

Askılıktaki kıyafetlerimin arasından kırmızı ve üzerinde tatlı bir çilek resmi olan tişörtümü çıkardım. Yaz mevsimi bitmişti ve havalar soğumuştu bile ama hasta olmayı fazla takmıyordum. Çok üşüyen bir insan değildim o yüzden birkaç hafta daha tişört giymeye devam edicektim.

Daha fazla düşünmeyerek siyah bol paça bir kot pantolon çıkarıp ikisini üzerime geçirdim. Ardından odamdaki boy aynamın karşısına geçip kendimi süzdüm.

Off şu güzelliğe bak fıstık gibiyim be! Aynaya doğru kendime öpücük attım.

Omuzlarımın çok az aşağısına gelen kahverengi saçlarımı taradım ve kahküllerimi düzelttim. Şimdi önceki kuş yuvası görüntüsünden uzaklaşmıştı.

Telefonumu cebime koyup çantamı sırtıma taktım ve odamdan çıktım. Karnım açlıktan yüksek sesle gurulduyordu ama yine de hiçbi şey yemeyecektim. Sabahları gram iştahım olmuyordu. Herhangi bir yiyeceğin kokusunu alsam anında kusasım geliyordu.

Çilek ve çilekli olan her şey hariç tabii ki.

Merdivenlerden inmeye başlarken söyleniyordum. "Neden bu kadar erken saatte kalkmak zorundayız ki. Bu öğrencilerin çektiğ- AHH!

Aniden ayağım boşluğa geldi ve küçük bir çığlık eşliğinde zemine birkaç basamak kala yere yuvarlandım. "Off belim!"

Bir elimle ağrıyan belimi ovuştururken diğer elimle ise duvara tutunup ayağa kalktım. Aynı zamanda da gözlerim vücudumu tarayıp bir şeyim olup olmadığına bakıyordu.

Bende bu sakarlık varken kafamı da kırardım götümü de.

Neyse ki bu seferlik bir yerime bir şey olmadan yırtmıştım. Haftada en az bir kere bu merdivenden, en az iki kere de okul merdiveninden düştüğüm için artık aşırı normal geliyordu. Rutin gibi bir şey olmuştu benim için.

Üstüme başıma çekidüzen verip kapıya doğru ilerledim. Ancak aniden arkamdan gelen gür sesle adımlarımı hızlandırdım. "Sabahın bu saatinde çığlık atmanın nedenini çok merak ediyorum, bana anlatmak ister misin!?"

Babamın kızgın çıkan sesiyle hızla kapıyı açıp ayakkabılarımı giydim ve inadına en sertinden çarparak geri kapattım.

Uykun haram zıkkım olsun! Kabuslar görüp uyuyama inşallah!

Klostrofobim olduğu için asansörü es geçip merdivenlerden seke seke inmeye başladım. Bir süre sonra basamakları tek tek inmeyi bırakıp trabzanın üzerine oturdum ve kayarak devam ettim.

Hayatta yapmaktan en keyif aldığım şey olabilir. Çok zevkliydi lan!

Neşe içinde hiç düşmeden tüm merdivenleri bitirmiştim ki tam ineceğim esnada yüz üstü yere yapıştım. Tüm kemiklerim sızlarken hafifçe inleyerek yattığım yerden kalktım.

"Bu sakarlığım bi gün beni öldürecek."

Hiçbir şey olmamış gibi apartmandan çıktım ve okula doğru yürümeye başladım. Sabahtan beri hiç saate bakmamıştım, muhtemelen geç kalmıştım ama fazla umurumda değildi. Hatta işime geliyordu çünkü ilk ders kimyaydı.

Evet en nefret ettiğim ders olur kendisi.

Sırf ilk dersi kaçırmak için kaplumbağa adımlarıyla yürürken yanımdan geçmekte olan bir bisiklet omzumu delerek beni resmen yere savurdu. Aldığım darbeyle günün üçüncüsü olarak yüz üstü yere yapıştığımda dudaklarımdan küçük bir çığlık kaçtı.

Daha ilk dakikalardan üçüncü kez düşüyordum. Bugün kesin şanssız günümdeyim.

Bok kokusu alıyorum, bir şey olacak.

"Önüne bak angut!" diye kendimi yırtarak bağırdığımda kafasından kaskını çıkaran çocuk aceleyle dönüp bana baktı. "Özür dilerim, seni görmedim! İyi misin?"

Yanıma gelip bana elini uzattığında ters bakışlarımla tutup ayağa kalktım. "He ya aşırı iyiyim. Alt tarafı beynim etrafa dağıldı." hafifçe güldüğünü görür gibi oldum. "Gerçekten üzgünüm. Çok dalgındım, bilerek olmadı."

Üzerimi silkelerken çocukla göz göze geldik. Kahverengi saçları ve kahverengi gözleriyle biraz bana benziyordu sanki.

Birazı geç lan benim aynım bu çocuk!

O da bunu fark etmiş olmalı ki bakışları tuhaflaştı. Bir şeyleri sorgular gibi baktı ve ardından bakışlarını kaçırdı. "Neyse, iyiysen sorun yok." diyerek bisikletine doğru ilerledi. Rengi ne güzelmiş onun öyle kırmızı kırmızı. Çilek gibi.

Tam kaskını takıp ilerleyeceği sırada tekrar bana döndü. "İstersen seni gittiğin okula bırakabilirim."

Tam onu reddedeceğim sırada çalan telefonumla hızla cebime uzandım. Sinan arıyordu. Açıp kulağıma götürdüm. "Ne var Sinan? Okula gel diyeceksen eğer kimya dersine girem-" derken sözümü kesti. "Kanka acil okula gelmen gereken konular var. Burada bir aile var ve seni arıyorlarmış sanırım. Ne için bilmiyorum ama hemen gelmen lazım."

Noluyo lan, ne ailesi?

Tam cevap vereceğim sırada bu sefer telefondan Sinem'in sesi duyuldu. "Defne bunlar çok kötü bakıyor. Bence gelme ne istiyorlar belli değil."

"Öğrenelim bakalım ne istiyorlarmış. Beş dakikaya ordayım." diyerek telefonu kapatıp geri cebime koydum. Hâlâ beni bekleyen çocuğa döndüm. "Nerde kalmıştık? Hah evet bisiklet diyordun. Kabul ediyorum. Hbval anadolu lisesine gidelim."

Çocuk şaşkınlıkla bana baktı ancak bir şey söylemeden başını salladı. Kaskını kafasına takıp bisikletin ön kısmına bindi ve arkasına oturmam için bekledi. Tanımadığım biriyle onun bisikletine binmem ne kadar doğruydu bilmiyorum ama ona karşı tuhaf bir şey hissediyordum. İlk defa görmeme rağmen anlamsız bir güven duygusu vardı içimde.

Daha fazla kurcalamadan arkasındaki küçük bölmeye oturdum. Bisiklet ilerlemeye başladığında düşmemek için omuzlarını tuttum.

İnşallah bu yolun sonu bok yoluna çıkmazdı.

🍓

"Geldik." diyen çocuğu duyduğumda başımı sırtından kaldırıp etrafa baktım. Ne ara gelmiştik lan.

Dikkatlice bisikletten inip kırışan tişörtümü düzelttim ve ona döndüm. "Teşekkür ederim, seni de uğraştırdım. Önemli bir şey olmuş olmasaydı kendim giderdim." hafifçe tebessüm etti. "Sorun değil, benim acelem yok zaten."

Ona son kez bakıp gülümsedim ve arkamı dönüp okulun içine doğru yürümeye başladım. Beni arayan aile ne istiyor acaba. Umarım kötü bir şey olmamıştır.

Lan yoksa babam beni evlatlık mı verdi?!

Yapar mıydı, yapardı. Sonuçta şerefsizdi.

Tedirginlikle alt dudağımı dişledim. Okul binasının içine girdiğimde hızla merdivenleri tırmandım ve sınıfıma doğru ilerledim. Kapıyı çalıp açtığımda etrafta gezinen ve anırarak bağıran sınıf arkadaşlarımla karşılaşmayı beklemiyordum. Sanırım ders boştu.

"Defne!" diye seslenen Sinan'ın sesini duyduğumda hızla o tarafa doğru yürüdüm ve ikizlerin arkasındaki sırama yerleştim. Tek başıma oturuyordum.

"Ne oldu, ne ailesi?" diye merakla sorduğumda Sinem cevap verdi. "Müdürün odasına gitmen gerekiyor. Hemen şu an."

Allah Allah noluyo ya?

"Ne istiyorlar oğlum benden? Nerden tanıyorlar?" diye endişeyle bir soru daha yönelttim.

"Nerden bilelim Defne, belki sen tanıyorsundur. İyi bak yüzlerine daha önce gördün mü?" kafamı salladım Sinan'a. "Şu an hâlâ okuldalar mı?" ikisi de 'bilmiyoruz' dercesine omuzlarını silkti.

"Öğrenelim o zaman." diyerek ayağa kalktım. "Çilekli sütlerimi içmeyin, gelince alıcam ona göre."

Gülerek başlarını salladılar. Ben de hızlı adımlarla sınıftan çıkıp merdivenlere yöneldim. Okul merdivenleri uzun olduğu için çok güzel kayılıyordu. Bu fırsatı kaçıramazdım.

Trabzanın üzerine oturarak kendimi bıraktığım sırada arkamdan bir bağırtı geldi. "Kızım! Napıyorsun sen, okuldasın?! Tehlikeli hareketler yapma!" siktir bu kimyacı!

Ona bakmadan merdivenlerden uçmaya devam ettim ve bir alt kata indiğimde hızlıca müdür odasının önüne geldim. Arkamdan söylenme sesleri geliyordu.

Bu kadın bana kafayı takmıştı yemin ederim. Her hareketimi görüyordu.

Önümdeki kapıyı tıklatıp içeri girdim ve tek başına oturan müdürle karşılaştım. E hani aile maile yok burda?

"Merhaba hocam, sanırım beni soran bir aile gelmiş okula. Arkadaşlarım buraya gitmemi söyledi." diyerek konuştum. Müdür başını sallayıp beni onayladı ve neredeyse burnunun ucuna kadar indirdiği gözlüklerini düzeltti.

"Evet kızım, olayı ben de tam anlamadım ama senin Özel Demirkan Hastanesine gitmeni istediler. Ailene de haber verildi." demesiyle şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. "Hastane mi?"

Başını salladı. "Evet. İzin kağıdını hazırladım. Çıkabilirsin."

Müdüre teşekkür edip odadan çıktım ve kapıyı kapattım. Burada neler olduğunu bilmiyordum ama iyi şeyler olmadığı kesindi. Bi boklar dönüyordu.

Benim hastanede ne işim var? Bir hastalığım yok ki.

Acaba benim bilmediğim bir rahatsızlığım falan mı vardı. Üzülmeyeyim diye annem ve babam söylememiş falan.

Aynen, Defne. Baban üzülme diye sana söylemicek, aynen.

Umarım kanser değilimdir ya da beynimde tümör yoktur. Ayrıca hasta olsam başka bir aileyle ne ilgisi var ki?

Yok ya hasta falan değilimdir. Sapasağlamım lan ben!

Bunları düşünürken okuldan çıkmıştım. Müdürün bahsettiği hastanenin yerini bilmiyordum. Bu yüzden telefonumdan konumuna baktım.

İyi bari çok uzak değilmiş. Otobüsle 10 dk'da vararım.

Otobüs durağına doğru yürürken telefondan ikizlerle olan ortak grubumuza mesaj attım. İyi olduğumu ve olanları sonra anlatacağımı yazmıştım.

Durağa vardığımda otobüsü beklemeye başladım. Umarım yediğim tüm çilekler bir yerlerimde patlamazdı. Pek iyi şeyler olacağını sanmıyorum çünkü.

Bir günüm olaysız geçmiyor anasını satayım!

🍓

Hastaneye varmıştım. Ancak nereye gideceğimi bilmiyordum. Annemi ya da babamı mı aramam gerekiyordu?

Hastanenin girişine geldiğimde kapının önünde duran simaya gözlerim takıldı.

Lan bunun burda ne işi var?

Bu sabah beni bisikletiyle okula bırakan çocuktu. Göz göze geldiğimizde bakışlarından bariz bir şaşkınlık geçti. Sanırım o da beni burada gördüğüne şaşırmıştı.

Yavaş adımlarla ilerlerken yanından geçecektim ki aniden konuştu. "Sen misin?" anlamaz gözlerle ona baktım. "DNA testi için mi geldin?"

DNA testi mi?

"Aslında buraya ne için geldiğimi bilmiyorum." dedim kafamı kaşırken. "Okuluma bir aile gelmiş ve benden bu hastaneye gelmemi istemiş ama neden bilmiyorum."

Minik bir aydınlanmayla bana baktı ve bakışları hüzünlendi. "Sensin o zaman..."

Soru sorarcasına ona baktım. "Ben... Anlamıyorum, ne oluyor?"

Hafifçe gülümsedi ve "Beni takip et." diyerek hastanenin içine doğru yürümeye başladı. "Birazdan öğreneceksin."

Ne oluyor amına koyayım?!

"Birazdan öğrenmek yerine şimdi öğrenmeyi tercih ederim." diyerek tam yanında adımlamaya başladım. Yandan bana bir bakış attı. Hâlâ gülümsüyordu. "Muhtemelen öğrendiğinde şok geçireceksin ve şaka olduğunu düşüneceksin. Hayatında duyacağın en şoke edici şey olabilir hatta o yüzden sakin olmaya çalış."

Ne diyor lan bu çocuk?

"O kadar kötü mü...? Yoksa beynimde tümör mü var?! Ya da kanser miyim?! Ne kadar ömrüm kaldı?! Hayır YKS'ye girmeden ölemem, hayır!" diyerek kafamı ellerim arasına alıp yürümeyi bıraktığımda çocuk bana uzaylı görmüş gibi bakmaya başladı. "Ne saçmalıyorsun, ne tümörü, ne kanseri? Öyle bir şey değil bu!"

Elimi maratona girmiş gibi atan kalbimin üzerine koydum. "Oh be bi an gerçekten öleceğim sanmıştım."

Çocuk gülerek kafasını iki yana salladı. "Merak etme ölmüyorsun."

Tekrar yürümeye başladığımızda asansörün yanına geldiğimizi fark edip durdum. Dönüp bana baktı. "Şimdi ne oldu?" dedi. Sesinde bıkmışlık yoktu.

"Sen asansörle çık, ben merdivenleri kullanıcam." diyerek ona arkamı döndüm ancak kolumu tuttu. "Hangi kat olduğunu bile bilmiyorsun. Korkuyorsan ben de senle çıkayım." deyip kolumu bıraktı ve önüme geçip merdivenleri çıkmaya başladı. Ben de bir iki saniye durup onu takip etmeye başladım.

İki kat çıktıktan sonra bir odanın önünde durmuştuk. Açmadan önce bana döndü. "Annen ve baban da içeride. Hemen onların yanına otur, birazdan ne olduğunu öğreneceksin."

Stresten tırnak etlerimi yolarken başımı aşağı yukarı salladım. Ne olduğu hakkında zerre fikrim yoktu. Bu yüzden meraktan ve endişeden kafayı yemek üzereydim.

Çocuk kapıyı açtığında ilk benim girmemi bekledi. Kapıdan içeri girdiğimde odada bulunan insanları inceledim.

Odanın bir tarafında annem ve babam oturuyordu. İkisinin ortası boştu ve anlamadığım bir şekilde babam pis pis bana bakarak sırıtıyordu. Annem ise her zaman olduğu gibi umursamaz görünüyordu. Onların karşısında ise başka bir aile vardı. Muhtemelen okula gelen aileydi. Benim yaşlarımda olan ama yüzündeki on kilo makyajla 25 yaşında gibi görünen bir kız vardı. Havanın soğuğuna rağmen giydiği pembe crop ve pembe etekle pavyon süsüne benziyordu. 10 cm uzunluğundaki protez tırnaklarından bahsetmiyorum bile.

Onun iki yanında ise ebeveynleri olduğunu düşündüğüm bir kadın ve bir adam vardı. Kadın anlamadığım bir şekilde bana çok benziyordu.

"Oturmayı düşünüyor musun artık?" diyen bir sesle düşüncelerimden sıyrıldım. Ne ara karşı taraftaki koltuklardan birine oturduğunu anlamadığım çocuktu konuşan.

Ona cevap vermeden annem ve babamın arasındaki boş koltuğa oturdum. Babam hâlâ mal mal sırıtıyordu.

Odadaki kimseden çıt çıkmıyordu. Bir süre boyunca oturmaya devam ettik ve ben de bu süre içinde karşı tarafı incelemeye devam etmiştim. Filli boya kız elindeki telefonda bir şeyler yazıyordu. Kadın ve adam ise bana anlamadığım bir ifadeyle bakıyorlardı. Bu belirsizlik artık beni delirtmeye başlamıştı.

Canım çilek çekiyordu.

Bir süre daha sessizce oturmanın ardından odanın kapısı açıldı ve içeriye beyaz önlüklü bir doktor girdi. Bakışları kısa süre odada gezindiğinde konuşmaya başladı. "Hepiniz DNA testi için buradasınız. Yıllar önce hastanemizde yaşanan karışıklıktan dolayı hepinizden özür diliyorum. Bu hataya sebep olan hemşireye gerekli ceza verilecek."

Ne karışıklığından bahsediyordu bu adam?

"Kendi hastanemde böyle bir hata nasıl yapılabilir?! Eğer o hemşireye gerçekten hakettiği cezayı vermezseniz hepinizi şikayet ederim!" diye sinirli bir ifadeyle konuşan kişi karşı ailedeki adamdı. Kendi hastanemde demişti. Yani bu hastane ona mı ait?

"Gerçekten üzgünüm efendim. Ceza alacağından hiç şüpheniz olmasın. Hepiniz biliyorsunuz ki 17 yıl önce bu hastanede doğan iki kız bebek yanlış aileye verildi. Onlar sizsiniz." diyerek karşıdaki kız ile bana bakmıştı. "Bundan emin olmak için bir DNA testi yapacağız."

Duyduğum şeylerle şokla dudaklarım aralandı.

"N-ne?"

🍓

Umarim begenmissinizdirr

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.