İçeriğe geç

°_Oyun Bozan_°

Bölüm 5 · 7 dk okuma

°_Oyun Bozan_°

Bölüm 5

Hapishane

(Lavinya Güneş)

Ellerimde kelepçeler vardı. Duvarlar nem kokuyor, boyaları sökülmüştü. Burası resmen bir işkenceydi. O günü hatırlamıyorum, silik bir şekilde birkaç yeri hatırlıyorum sadece, annemin beyninin patlamasını ve... Ve benim katil olmam.

Bu haberin kasabada çoktan yayıldığına eminim. Paradise Purgatory, yani Cennet Arafı. Cehennem ve cennet arasında süren işkence demek. Kasaba halkı yıllardır işkence çekiyor, kendilerini cennete layık görmek istiyor fakat bu sadece istemekle sınırlı kalıyor. Ama ben kendimi hiçbir zaman cennete layık görmedim. Fakat cehenneme gitmek de istemedim. Ben sadece kabullendim cehennem ve cennet arasında süren işkenceyi. Çünkü ne cehenneme aittim ne de cennete.

Düne kadar. Düne kadar işkenceyi kabullenmiş, cehennem ve cennet arasında gidip geliyordum. Ama artık cehennem bana kapılarını açtı. Artık bir yere sahiptim. Bu mutluluk vericiydi fakat sahip olduğum yer buna pek izin vermiyordu. Ben cehenneme layık görülen bir günahkardım. Evet, ben buydum.

Hücrenin demir parmaklıkları açıldı. Hızlıca ayağa kalktım. Yine sorguya çekileceğimden emindim. Çünkü katil geldiğinden beri bu sistem çok değişmişti. Önceden insanlar benim kaldığım durumda kalsaydı sorgu ile uğraşmazlardı ve müebbet hapis verilirdi. Ama kasabada yakalamaları gereken bir seri katil olunca ve sonradan başka bir katil ortaya çıkınca iş birliği olasılığını göz ardı edemezlerdi.

Kadın yanıma yaklaşmadan söyledi, "Yürü, sorgu var." Şaşırmadım. Kadın sağ ve adam sol koluma girdiler. Bu sefer oda biraz daha fazla aydınlıktı çünkü ortada duran masanın üstünde küçük bir lamba vardı. Sandalyeye oturdum ve saatler sürecek olan sorunun başlamasına neden oldum.

(Yazel Alin)

"Baba nasıl olabilir ya, benim niye haberim yok olanlardan?" diye bağırıyordum. Aynı gün içinde hem Lavinya'nın hem de Almina'nın hayatı kararmıştı. Ve ben bunu okul müdürü babamdan değilde okuldaki dedikodulardan öğrenmiştim.

"Çık odamdan Yazel." dedi tiksinerek. Hiçbir zaman umurunda olmamıştım. Gözyaşlarım akmaya başladı. Hayır, her olayda ağlamaktan nefret ediyorum...

"Senden nefret ediyorum." dedim normal bir şekilde ve kapıya doğru yürüdüm. Tam kapıyı açıp çıkacakken tekrar o adamın sesini duydum. "Duygularımız karşılıklı. Defol." Duymamış gibi yapmaya çalışarak kapıyı açtım. Gözyaşlarım durmuştu ama makyajımın aktığına emindim.

Ah, baba... Makyajımın akmasına değmeyecek bir karakterin var. Senin için değil, kendim için akıttım makyajımı. En çokta yaşadıklarımıza akıttım..

Lavaboya gittim ve makyajımı sildim. En baştan yapacak kadar vaktim olmadığı için sadece dudağıma nemlendirici sürdüm ve hızlıca çıktım.

Eğer oyun oynuyorsak ve kurallar hiçe sayılıyorsa bende kuralsız oynardım. Okuldan hızlıca çıkarken tüm gözler üzerimdeydi ve fısıltılar çoğalıyordu. Grubum dağılmıştı. Ve ben dimdik durmak zorundaydım. Arabama bindim ve hastane yolunu tuttum. Okul da, hastane de kasabanın merkezinde olduğu için ulaşmam on beş dakika sürmedi.

Adımlarım o kadar hızlıydı ki yanından geçtiğim kişiler bana dik dik bakıyordu. Bir doktoru durdurdum ve "Almina Hell'in odası ne tarafta?" diye sordum. "Ziyaretçi almıyoruz." dedi. Sorun çıkarması gereken kişi bendim, o nasıl bana sorun çıkarabilirdi? "Tamam, odasını söyleyin sadece." dedim. "Koridorun sonunda sağ tarafta." dediğinde şaşırmıştım doğrusu.

Hızlıca kafeteryaya yöneldim. Doktor orada beklerken içeriye girebileceği i düşünecek kadar düşüncesiz değildim. Doktor başka hastaları olduğu için sürekli oda değiştiriyordu. Saat en son 10.53'tü, hızlı olmam gerekiyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum, ama Almina kesinlikle biliyordu, tabii olaylardan haberi varsa.

Doktor en sonunda daha uzak bir odaya gittiğinde gerçekten koşarak Almina'nın odasına gittim. Kapıyı zorlanmadan açtığımda aksiyonum tavam yapmıştı.

"Almina?" gözleri açıktı ve oldukça sıkılmışa benziyordu. Yanaklarını hava ile doldurmuştu ve çok tatlı görünüyordu. "Yazel?" Başına gelen onca şeyden sonra çok sakin görünüyordu. Olanları anlatmam uzun sürebilirdi, çantamı daha sıkı kavradım.

(Almina Hell)

Yazel anlattıkça nefesim kesiliyordu. Üst üste yutkundum. Derin nefesler almaya çalışıyordum ama olmuyordu. "Ve sonra polisler gelmiş... Bunu kim yaydı bilmiyorum ama bütün okul öğrendi Almina... Hem seni hem Lavinya'yı öğrendi..." Onun ise gözyaşları durmuyordu. Aramızda psikolojik olarak en güçsüz kişi Yazel idi.

"Yazel. Bana bak, ağlamanın sırası değil. Bana kıyafet getir sonr-" derdekn sözümü kesti. "Çantamda kıyafet var Almina.. Ne olursun Lavinya'yı kurtaralım."

İşte, içindeki intikam duygusunu en çok sevdiklerin harlar.

(1 saat sonra)

Üstümü giyindim ve camdan dışarıya baktım. Planımız oldukça basitti, ben hastaneden kaçınca Yazel okulda, hapishane de ve dedektif bürosunu hackleyerek yangın alarmını devreye sokacak ardından hızlıca okulda çatıya çıkıp kutu büyüklüğünde olan taşı aşağıya atacaktı ve en sonunda kırmızı boya dökecekti. Ama bunlardan önce kamera sistemlerini bozacaklardı. Bozacaklardı derken, futbol takımının lideri Kuzey bize yardım edecekti çünkü onunla da en az birbirimiz kadar yakındık.

Camdan atladım. Saçlarımı kulağımın arkasına attım.

Oyun başlıyor, Almina Hell.

Koşmaya başladım. Kimseye haber vermeyecektim çünkü Kuzey okula çok yakın olan bir mağazanın önünde duracak, beni gördüğü an harekete geçip kameraları bozacaktı. Yazel'in babası bu saatlerde okulda olmayacaktı, bir toplantıda olacağı kesindi.

Daha da hızlandım. En sonunda Kuzey'i gördüm ama görmemiş gibi koşmaya devam ettim. Dün yaşadıklarımdan sonra bu koşu bir hiç gibi göründü gözüme, her ne kadar ayağımda oluşan yaralar daha kabuk bağlamadan yenileri eklense de.

Hapishane karakola yakın ve o kadar da büyük değildi. Hapishanenin önünde güvenlik görevlileri vardı. Onlar tarafından görünmeden geçmem imkansızdı bu yüzden daha hızlı koştum, hapishaneyi de geçince durdum ve geriye döndüm. Sessizce yürümeye başladım. Hapishane duvarları neredeyse benim dört katımdı. Nasıl çıkacağımı düşünmedim, Kuzey oraya bir halat yerleştirmişti. Bana sadece oraya halat bağlayabileceğini söylemişti, sorgulamasam da kurtulunca soracaktım.

Halata baktım. Yapabilecek miydim? Ah... Ne düşünüyorum ben? Lavinya hem babasını hem de onun adamını öldürürken elinin bile titremediğine eminim.

Hızlıca çıkmaya başladım. Düşündüğümden daha kolay olmuştu. Bir anda alarm ötmeye, kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı. Kahkaha attım, sesim duyulmazdı. "Devam et." diye mırıldandım kendi kendime. Bütün güvenlikler ve gardiyanlar koşuşturmaya başladı. Belime bağladığım ceketi kafamın üstüne tutup hem azıcık ıslanmayı engelledim hem de yüzümün görünmesini. Lavinya'nın hücresinin en sonlarda olduğu kesin olduğu için hızımı artırdım

Bir anda birine çarpınca durmak zorunda kaldım. Kafamı kaldırdığımda Dedektif Kaya tam karşımdaydı. Hayır, hayır, hayır... Bir sen eksiktin.

Hızlıca yanından geçmeye çalıştım ama beni belimden tutup tekrar önüne çekti. "Dedektif, yangın var! Ölmek mi istiyorsun?" diye sessizce bağırdım. Neden sessizce bende bilmiyorum. "Çok zayıfsın." dedi birden. Ne diyor bu adam? "Şu an konumuz bu mu? Öleceğiz!" Hayır, sorun çıkarma işte, git başımdan be adam!

"Neden buradasın?" diye sordu. Tekrardan yanından geçip gitmeye çalıştım ama tekrardan belimden tuttu. Bu sefer elini çekmeden konuştu. "Lavinya'nın hücresi o tarafta değil." dedi. "Evet, değil. Sen neden buradasın?" Ne diyorum ya ben? Hayır, birkaç dakika sonra alarm duracak! Bu soruma güldü.

Bir anda öyle bir baktı ki, gözlerimi gözlerinden ayıramadım. Saçlarından damlalar düşüyordu. Dudağımı ısırdım. Gözleri dudaklarıma kaydı. (merak etmeyin, öyle bir sahne yok, hikayenin tadı kaçar şdlfşdlfşflg)

Dur! ne yapıyorum ben? Kaşlarımı çattım. Hayır, Dedektifin suçu. Orada kaç saniye bakıştık bilmiyorum ama hızlıca yanından geçtim ve koşmaya başladım. Kahretsin, zaman kaybettim.

Lavinya ellerini demire dolamış gelmemi bekliyordu. Hızlıca konuşmadan anahtar deliğini bozmaya çalışırken bir anda durdum. Yutkundum. Hayır, o günü unut Almina. Hayır, hayır, hayır... Elimdeki kapıyı açmaya çalıştığım eşyalar yere düştü. Nefes alış verişim bir anda düzensizleşti. Hayır, şu an sırası değil, unuttun o günü, geride kaldı...

Lavinya soğukkanlılığını koruyarak hızlıca eğilip eşyaları aldı. Elini dışarıya çıkardı ve zorlanmadan kilidi bozdu. Ellerimi duvara koydum. Sanki akan su o gün olduğu gibi bir anda kaynamaya başlamıştı. Tekrardan o gün ki gibi yüzüm yanmaya başladı.

Lavinya elimi tuttu. Koşmaya başladık. Nefesim daha da düzensizleşmeye başladı. Ceketimi ona uzatmaya çalıştım yüzünü saklaması için.

Bu sırada yavaş yavaş düzelmeye başlamıştım. Yolu bilmediği için bu sefer önüne ben geçtim. Kurtuluyorduk! Hiçbir şekilde konuşmamıştık daha. Halatı elimle gösterdim. İlk önce o indi, ardından ben indim ve yarısına vardığımda atladım. Tekrardan koşmaya başladık. "Kurtuluyoruz. " diyerek kahkaha attım.

Ardından bir ses geldi ve aynı anda durmak zorunda kaldık. Kurtuluşumuz bir dakika bile sürmeden sona ermişti. Yandan Lavinya'nın sesini duydum. "Ha siktir." Arkadan gelen kırmızı mavi ışık ve az önce ayağımızın dibine ateş eden silah, özgürlüğümüzün sonuydu.

Senin için oyun bir kez daha bitti, Almina Hell.

Senin için oyun bir kez daha bitti, Almina Hell.

SON

Arkadaşlar zaten demiştim bir hata yüzünden bölüm neredeyse tamamen değişti diye, o yüzden çok betimleme yapamadım ve bazı yerler karışık oldu. Bunun için özür dilerim...

Zaten bir sonra ki bölüm daha detaylı anlatırım, çünkü Lavinya'nın olan bitenden çok haberi yok, karakterlerimiz ona anlatırken size de anlatmış olur :)

Çok hatalı bir bölüm oldu, çok özür dilerim...

Bölüm sonu

5 yorum